- Bu konu 3 yanıt içerir, 5 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
12 Haziran 2009: 06:42 #654383
Anonim
Bir çiçek, bir de melek muhabbeti
5 yıllık Risâle geçmişi olan biriyim. Külliyatı defalarca devrettim. Bu okumalarım esnasında, Risâlenin en çok önem verdiği hususun “tevhid” olduğunu fark ettim. Hassaten Âyetü’l-Kübrâ, 33. Söz ve Tabiat Risâlesi sürekli bu hususa vurgu yapıyor, çiçekten böceğe, seradan süreyyaya kadar kâinatta Rabb’imizin varlığına ve birliğine işaret eden noktaların altını çiziyordu. Ne var ki bu durumla ilgili olarak, bazı Müslüman kardeşlerimizden “Nurcular çiçek böcek muhabbeti yapıyor” gibi Risâle mesleğini tahfif edici ifadeler duyabiliyorduk.
Hayli zaman sonra bu soruya bir cevap bulabildim. Evet Kur’ân’da da “çiçek, böcek muhabbbeti” yapılıyor, ekinden öküze, balıktan bakara envâî çeşit varlıktan bahsediliyordu. Bu durum bazen öyle bir raddeye geliyordu ki, bazı sûrelerin adları bazı hayvanlarla anılıyordu. Kur’ân bize, kâinatta yaratılan her bir varlığın bir yaratılış gayesi olduğunu, her varlığın kendi dilince Rabb’ini andığını, sineğin şedit bir kâfirin ölümüne sebep olduğunu, karıncanın kâfir saraylarını yerle bir ettiğini, her varlığın kendi dilince küfür ve kâfirle mücadele ettiğini hatırlatarak, bizi tefekküre, şükre ve harekete dâvet ediyordu.
Kur’ân’ın bir tefsiri olan Risâle için de benzer bir durum söz konusuydu. O da çiçekten, böcekten bahsediyor, insanın kâinatın yegâne varlığı olmadığının, insanın aklının kâinata mühendis olmadığının, bilâkis kâinattaki her varlığın kendi lisan-ı hâliyle Rabb’ini zikrettiğinin, Rabb’ine karşı kulluğunu yerine getirmeyen kişinin çiçekten böceğe kadar her şeye borcu olduğunun altını çiziyordu. Yine Rabb’e güzel bir kul olunduğunda, yani hakikî iman elde edildiğinde kâinata meydan okunabilecek bir güce ve kudrete ulaşılacağını ifade ediyordu.
Kur’ân ve Risâle’nin bu çiçek ve böcek muhabbetinden anlamıştım ki, bu asrın mü’minleri bizler tevhide ne kadar vurgu yaparsak yapalım yine de azdır. Zira, bize Rabb’imizi tanıtan, kulluğumuzu hatırlatan tevhid delilleri olan çiçekten böceğe milyonlarca varlığın yaratılış hikmetini bilmiyoruz. Bu hikmeti anlayamadığımız için bazılarımızın anladığı mânâda bir türlü kâinata meydan okuyacak bir imana ulaşamıyoruz. Zaten bu gün mü’minlerin ve İslâm dünyasının hali hazır durumu da bize bunu göstermiyor mu?
Elhamdülillah, şimdi Risâledeki çiçek böcek muhabbeti yapılan bahisleri okurken aklımda yukarıda bahsettiğim vecihle sorunlar, sıkıntılar yaşamıyorum. Ama yakın döneme kadar tevhidin bir başka erkânı olan meleklere iman bahsi hakkında benzer sorunlar yaşadım. Âlem-i şehadet dünyasında yaşadığını düşünen ben, kafamda âlem-i gaybdaki varlıklar gibi duran meleklere iman etmenin neden bu kadar önemli olduğunu uzun süre anlayamadım. Niçin bu kadar önemliydi ki, “meleklere iman” rüknü, imanın altı erkânından biri olarak sayılmıştı? Sahi meleklere imanın bizim dünyamıza bakan tarafı ne olabilirdi ki? Siyâsî, içtimâî, iktisadî ve askerî sahada bütün dünyada bu kadar sancılar varken meleklere iman etmek niye bu kadar anlamlıydı?
Şu satırların yazarı olarak, yıllardır Risâle okusam da, şu yakın zaman kadar meleklere iman bahsini bir türlü kafamda oturtamamıştım. Fakat, Elhamdülillah, bu yakınlarda bir Risâle dersinde meleklere imanın benim dünyamda ne kadar da önemli olduğunu anlayabildim. Melekler çok durağan, statik, pasif varlıklardı benim zihnimde. Ne var ki hâlihazır okunan Risâle dersi öyle demiyordu. Meleklerin pasif, suya sabuna dokunmaz, etliye sütlüye karışmaz varlıklar olmadıklarını, bilâkis hayatımızın tam merkezinde yer aldıklarını, kâfirle ve şeytanla bir mücadele içinde olduklarını söylüyordu. İşte o an bozuldu kafamdaki algı. İşte o zaman anladım iman esaslarından nispeten yoksun ama fetih ve füruç hareketini önemseyen bizlerin meleklere ne kadar da haksızlık ettiğimizi.
O dersten sonra dönüp geriye baktığımda hatırladım ki başta Bedir olmak üzere birçok fetih hareketinde melekler bizatihî görev almış. İstanbul fethedilirken de Fatih’e melekler yardım etmişlerdir elbet. Daha yedi yaşında camideki melekleri görecek bir maneviyata ulaşan bir komutana, Peygamberimizin (asm) “İstanbul muhakkak fetholunacaktır. Onu fetheden asker ne güzel askerdir, onu fetheden komutan ne güzel komutandır” meâlindeki hadis-i şerifine nâil olmak için yardım ettikleri çok güçlü ihtimaldir. Belki “melekler şehri İstanbul” fethedilirken Osmanlı askeri meleklere iman bahsini okuyordu, Bizanslılar ise meleklerin cinsiyetini tartışıyordu!
Ve İstanbul’un fethinden hareketle bildiğimiz bir şey var ki, meleklere iman etmeden hiçbir fetih ve füruc gerçekleşmiyor.
mustafaoral74
12.06.2009
Genç Kalemler
Elif-Yeniasya
12 Haziran 2009: 22:02 #746716Anonim
bu konu 5 günde 4 defa gündeme geldi demek ki iyi anlamam lazım
ALLAH razı olsun abi
13 Haziran 2009: 04:32 #746736Anonim
Kur’ân ve Risâle’nin bu çiçek ve böcek muhabbetinden anlamıştım ki, bu asrın mü’minleri bizler tevhide ne kadar vurgu yaparsak yapalım yine de azdır. Zira, bize Rabb’imizi tanıtan, kulluğumuzu hatırlatan tevhid delilleri olan çiçekten böceğe milyonlarca varlığın yaratılış hikmetini bilmiyoruz. Bu hikmeti anlayamadığımız için bazılarımızın anladığı mânâda bir türlü kâinata meydan okuyacak bir imana ulaşamıyoruz. Zaten bu gün mü’minlerin ve İslâm dünyasının hali hazır durumu da bize bunu göstermiyor mu?
Allah razı olsun
13 Haziran 2009: 07:30 #746739Anonim
çiçek böcek muhabbeti yapmak ..
evet insan kainat’ın en değerli varlığıdır,
evet insandır kainatın hulâsası olan,
evet insandır halife-i arz,
evet insandır akılla zenginleştirilen,ve iman nuru ile görünüyor çiçeğin böceğin içine gizlenmiş esma, gaye, hikmet .. ve bu nur gösteriyor bu gayeyi, hikmeti, esmayı bulmaya, görmeye, anlamaya çalışmanın ne kadar kıymetli olduğunu ..
yaratılış noktasında, ubudiyet noktasında kainatla eş olduğumuzu, o sinekle aynı seviyede olduğumuzu iman nuru gösteriyor bize..
ama türlü desiselere kanıp, vartalara düşünce, nefis girince işin içine, nur yavaş yavaş kaybolmaya başlayınca, kendisine verilen bu değeri, kendisini kibir kabrine hapsetmek için kullanıyor insan ..
ve kibir setredince kalp gözünü, sineğin kanadındaki sanatı, o sanatta tecelli etmiş esmayı, o esmadaki vahdeti göremiyor, o vahdetten tevhide sıçrayamıyoruz .. önem sırası değişiveriyor, bambaşka şeylere kayıyor dikkat .. “ben” oluyor pergelin iğne ucu, kainat kalem oluyor, pergeli ne kadar açsak da merkezinde “ben” olan daireler çiziyoruz ..
muhakkak daha çok hikmetler, anlamlar gizli bu konu içinde .. mana deryasından şimdilik sadece bu katre değmiş an’a .. Rabbim hepimize, her yere yazdığı esma’sını görmeyi, okumayı, anlamayı nasip etsin ..
Allah Razı olsun HuSeYni Ağabey ..
10 Haziran 2011: 16:07 #792947Anonim
@nurhadimi 135493 wrote:
bu konu 5 günde 4 defa gündeme geldi demek ki iyi anlamam lazım
ALLAH razı olsun abi
@Ali Said 135523 wrote:
Kur’ân ve Risâle’nin bu çiçek ve böcek muhabbetinden anlamıştım ki, bu asrın mü’minleri bizler tevhide ne kadar vurgu yaparsak yapalım yine de azdır. Zira, bize Rabb’imizi tanıtan, kulluğumuzu hatırlatan tevhid delilleri olan çiçekten böceğe milyonlarca varlığın yaratılış hikmetini bilmiyoruz. Bu hikmeti anlayamadığımız için bazılarımızın anladığı mânâda bir türlü kâinata meydan okuyacak bir imana ulaşamıyoruz. Zaten bu gün mü’minlerin ve İslâm dünyasının hali hazır durumu da bize bunu göstermiyor mu?
Allah razı olsun
@Zuhr 135542 wrote:
çiçek böcek muhabbeti yapmak ..
evet insan kainat’ın en değerli varlığıdır,
evet insandır kainatın hulâsası olan,
evet insandır halife-i arz,
evet insandır akılla zenginleştirilen,ve iman nuru ile görünüyor çiçeğin böceğin içine gizlenmiş esma, gaye, hikmet .. ve bu nur gösteriyor bu gayeyi, hikmeti, esmayı bulmaya, görmeye, anlamaya çalışmanın ne kadar kıymetli olduğunu ..
yaratılış noktasında, ubudiyet noktasında kainatla eş olduğumuzu, o sinekle aynı seviyede olduğumuzu iman nuru gösteriyor bize..
ama türlü desiselere kanıp, vartalara düşünce, nefis girince işin içine, nur yavaş yavaş kaybolmaya başlayınca, kendisine verilen bu değeri, kendisini kibir kabrine hapsetmek için kullanıyor insan ..
ve kibir setredince kalp gözünü, sineğin kanadındaki sanatı, o sanatta tecelli etmiş esmayı, o esmadaki vahdeti göremiyor, o vahdetten tevhide sıçrayamıyoruz .. önem sırası değişiveriyor, bambaşka şeylere kayıyor dikkat .. “ben” oluyor pergelin iğne ucu, kainat kalem oluyor, pergeli ne kadar açsak da merkezinde “ben” olan daireler çiziyoruz ..
muhakkak daha çok hikmetler, anlamlar gizli bu konu içinde .. mana deryasından şimdilik sadece bu katre değmiş an’a .. Rabbim hepimize, her yere yazdığı esma’sını görmeyi, okumayı, anlamayı nasip etsin ..
Allah Razı olsun HuSeYni Ağabey ..
Amin, Allah cümlemizden razı olsun. Biraz geç oldu ama idare edin artık 🙂 -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.