- Bu konu 0 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
21 Haziran 2009: 07:15 #654786
Anonim
Dünya pazarı açılır, okuma programlarından sonra…
Bediüzzaman Hazretleri, talebelerine yazdığı bir mektupta, kendisinde ve talebelerinde şuhûr-u muharreme ve mübarekeden sonra bir yorgunluk geldiğini beyan eder ve bunun sebebi ile çarelerini açıklar. O mübarek aylarda, himmetlerin âhirete dönmesiyle mânevî hava temizlenir ve herkes derecesine göre istifade eder. Bu mübarek ayların gitmesiyle beraber, “ahiret ticaretinin meşheri ve pazarı değiştiği gibi, dünya sergisi açılmaya başlıyor.”
Son okuma programında bu mânâları tahattur etme imkânı buldum. İnsanlardan uzak, havası temiz, suyu güzel bir yaylada, kâinatla başbaşa kalma imkânı bulduk bu sefer. Dağda ve bağda yazılmış Risâleleri yine dağlarda ve bağlarda okumak, ağaçların üzerinde tashih edilmiş eserleri ağaçların üzerinde müzakere etmek çok feyizli oldu. Nazarımızı âfâka dağıtacak hiçbir sebebin olmaması Risâlelere odaklanmamızı sağladı.
Zaten oldum olası şu kalabalık şehirlerde, binâ içinde yapılan okuma programlarına alışamamıştım. Gürültüler, havanın kirliliği gibi etkenlerden dolayı okumalarımız istediğimiz gibi olmuyordu. Akşamüzeri de bulunduğumuz şehri gezmeye çıkınca, sabahtan akşama kadar kazandığımız feyzi bir anda yok edebiliyorduk! Âhirzamanın cazibedar caddelerindeki tehlikeler nazarımızı dünyaya çekiyordu! O yüzden bu gibi sıkıcı binalarda yapılan okuma programlarında en çok yapılan hareketin ‘kaylûle’ olduğunu fark etmiştim! Bu yüzden artık yavaş yavaş beton yığınlarının terk edilerek, okuma programlarının risâlelerin yazıldığı yerlere benzer fıtrî mekânlarda yapılması gerektiğine inanıyorum.
Öte yandan Kur’ân’da ve Risâle-i Nur’da geçen Tevhid delillerini gizliyordu şehirler. Dağları, taşları, ağaçları, kuşları, yıldızları, çekirdekleri, tohumları, lâtif çiçekleri, mânidar bulutları… Birçok tevhid mührünü göremiyorduk, şehir diyordu ki: ‘Sadece bana bakın! Kalabalık alış veriş mekânlarımı gezin! Büyük apartmanların arasında kaybolun! Fani olduğunuzu hatırlamayı unutun!’ Attar’ın dediği gibi ‘Dünyadan nasibimiz arttıkça, kâinattan nasibimiz azalıyordu.’
Ama burası… Ama bu mekân… Öyle bir mekân ki, burada insanların fani işlerle uğraşırken çıkardığı garip bağırışlar yoktur. Ağaçların başında asrı temâşâ eden Üstadı selâmladık çamların başından. Çiçekleri kokladık, nur kokan risâleleri okurken. Yıldızları seyrettik, Yıldıznâme’yi dinlerken. Sinesini bize açan dağları, taşları mekân edindik, kâinatın yaratılış hikmetlerini ararken. Emaneti reddeden bu dağlar değil miydi? İlâhî heybetten parçalanmış taş parçalarını seyrettik, Allah’a karşı ne derece taşlaşmış kalplerle yöneldiğimizi hissederken. Birbirimize Hâlık’ımızın san’atlarını görüp gösterdik, bulutları seyrederken. Güneşin altında, ebediyete gülümsedik. Uçurumlarda, ebedî hayatımızın uçurum misâli tehlikelerini gördük. Esen rüzgârla, ötelerden gelen ulvî mânâları soluduk. Tefekkürü hatırladık, bize ne kadar çok nimet verildiğini anladık…
Kâinatla iç içe olan bu mekânda olmak Risâle okumalarımızı arttırmıştı. 7-8 günde çoğu arkadaşımız Risâlelerden bir büyük eseri bitirmeye muvaffak olmuştu. İşte bu derûnî mânâlardan, lâtif hislerden sonra ‘dünya pazarlarının’ açıldığı şehirlere dönecektik. İçimi öyle garip bir his kapladı ki, tarifi imkânsız. Sanki dağlardan değil, sanki çam ağaçlarından değil, en yakın akrabalarımdan ayrılıyordum! Mânâyla mezc olmuş ruhumuz nasıl kaldıracaktı, maddenin saltanatını?
Her okuma programından sonra bu hislerin yaşandığını düşünüyorum. Zirâ okuma programlarına katılanlar, şu maddî kesafetlerden sıyrılıp ebediyete menfezler açarlar. Okumalar, dersler, tefekkürler…Ondan sonra ise bir çok kardeş hayat-ı içtimâiyeye döner. Hayat-ı içtimâiye ise dünya pazarlarının sonuna kadar açık olduğu yerlerdir. Bu durumda kardeşleri ciddî bir belirsizliğin ve ikilemin karşıladığını düşünüyorum.
Çâre ise, Üstadımızın yıllar önce, mübarek aylardan sonra fütur getirenlere verdiği çârede gizli. Ancak Risâle-i Nurlar’ı ciddî bir biçimde okumakla elde edilebilen, olayları ve hadiseleri ‘Risâle’ bakışıyla değerlendirme… Böylece okuma programlarında kazanılan mânevî feyizlerin kaybolması önlenecektir. Dünyayı Kur’ânî bakışla ahiret pazarına değiştirebilme temennisiyle…Zübeyir ERGENEKON
21.06.2009
Yeniasya31 Aralık 2009: 08:43 #763351Anonim
@HuSeYni 137757 wrote:
Çâre ise, Üstadımızın yıllar önce, mübarek aylardan sonra fütur getirenlere verdiği çârede gizli. Ancak Risâle-i Nurlar’ı ciddî bir biçimde okumakla elde edilebilen, olayları ve hadiseleri ‘Risâle’ bakışıyla değerlendirme… Böylece okuma programlarında kazanılan mânevî feyizlerin kaybolması önlenecektir. Dünyayı Kur’ânî bakışla ahiret pazarına değiştirebilme temennisiyle…
Zübeyir ERGENEKON21.06.2009
YeniasyaAllah razı olsun…
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.