• Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #654816
    Anonim

      Evlere atılan silahların hesabını kim soracak ?

      Önümüzdeki dönemde Ak Parti ve Gülen Cemaatine yönelik uygulanacak senaryoların belgesi ortaya çıkarken, belgeyi oluşturan senaryonun aynısının 1990’lı yıllarda özellikle Doğu ve Güneydoğu’da inançlı insanlara karşı oynandığını daha önce deşifre etmiştik.

      Genelkurmay’a ait “İrticayla Mücadele Eylem Planı” çerçevesinde dindar insanlara yönelik gerçekleştirilecek provakasyonları içeren belgenin Ergenekon iddianamesinde deşifre olması büyük yankı uyandırdı. Oysa daha 1990’lı yıllarda özellikle Ergenekon zanlısı Levent Ersöz’ün görev yaptığı dönemi kapsayan zaman diliminde başta İdil ve Cizre olmak üzere onlarca köyde yerleşik dindar insanların evlerine benzer şekilde silahlar atılarak tutuklanmaları sağlanmıştı. Askerlerin bu tür komplolarına maruz kalarak haksız yere tutuklanıp cezaevlerinde süründürülen mağdurlardan M. Nuri Genç, İhsan Tekin, Bilal Aşkın ve Abdullah Gül, geçen aylarda gazetemize yaptıkları açıklamalarla bu tür komploları gözler önüne sermişlerdi.

      Komplolara maruz kalan mağdurlardan M. Nuri Genç, İdil ilçe merkezi ve ilçeye bağlı 10 köyü kapsayan eşzamanlı operasyonlarda inanç ve düşüncelerinden dolayı hedef seçilen onlarca kişinin evine bırakılan silahlardan bahsederken sirnakta-ele-gecirilen-silahlar.jpgmaruz kaldıkları asker komplosunun detayları hakkında da şok edici sözler sarf etmişti. Mermisiz, şarjörsüz ya da mekanizmaları tamamen bozuk silahların yanı sıra biksi ve çoğu patlamayacak şekilde boş veya arızalı lav ve roketatar silahların seçilen hedef kişilerin evlerine atılarak operasyon için zemin hazırlandığını belirten Genç, kardeşleriyle beraber yedi adet ruhsatlı silahları var iken bir çuval dolusu çalışamaz durumdaki silahların da ahırlarına atıldığını belirtmiş ve şunları söylemişti: “Operasyondan önce İlçe Jandarmadan M.T isimli astsubay, benden kendilerine yardımcı olmam gerektiğini, üst rütbedeki komutanların böyle istediklerini, aksi halde bunun sonuçlarına katlanmam gerektiğini, belirtmiş, yardım niteliği olarak da kelle getirmem istenmişti. Bunu reddedince de evime bir çuval silah atılarak tutuklanmam sağlandı.”
      Bunun yanısıra daha birçok kişinin evine askerce yerleştirilen bombalar ve silahlarla ilgili birçok kişi tutuklanarak yıllarca cezaevlerinde kalmaları sağlanmış, yine Abdullah Gül’e ait olduğu iddia edilen silahlar gerekçe gösterilerek cezalar kesilmişti.

      Yine mağdurların neredeyse tümünün şiddetle reddettiği ve askerler tarafından konuldu dediği kirli/bozuk silahlar için savcılıklarca yapılan inceleme ve yazışmalar sonucunda atılı silahların askeri birliklerin envanterine kayıtlı silahlar olduğu ortaya çıkmıştı. Bunun üzerine yetkililer hakkında soruşturmalar açılması gerekirken o dönemde uygulanan garip uygulamalar neticesinde silahlar askeri birliklere teslim edilirken komplolara maruz kalan insanların neredeyse tümüne ağır hapis cezaları verilerek kirli senaryonun yargı ayağı da tamamlayıcı unsur olmuştu.
      Bugün ele geçirilen bu eylem planı belgesi ile ilgili ciddi tepkiler veren bir kısım medyanın 90’lı yıllarda Doğu ve Güneydoğu’da komploya uğrayan ve mahkemelerce silahların ve bombaların kendilerine ait olmadığı ispat edilmesine rağmen, bölgedeki inançlı insanlara yönelik bu mağduriyeti görmezlikten gelmeleri şaşkınlıkla karşılanmıştı. Ancak bir süre sonra, bugün asker içerisinde kümelenen kirli yapılanmanın evlere silah bırakabileceği ihtimalini dikkate bile almayan bazı medya organlarının, atılı silahlardan yola çıkarak, dindar insanların Ergenekon bağlantısı temelinde olaya yaklaşmaları ve mağdur edilmiş insanları olmadık suçlamalarla itham etme konusunda haber yarışı başlatmaları büyük tepkileri de beraberinde getirmişti.

      Mağdurlar ne demişti? —- İhsan Tekin: “Evimde bulunan söz konusu bomba ve silahın bana ait olmadığı ispatlandı. Zahmet edip mahkeme tutanaklarına baksalardı bu gerçeği görürlerdi”
      İddiaların odağında bulunanlardan biri olan Abdullah Gül: “Düşünebiliyor musunuz, bir sürü olayda kullanıldığı söylenen silahlardan yargılanıyorum. Sonra da silahlar konusu kapanıyor ve sadece örgüt üyeliği ile cezalandırılıyorum. Oysa o silahlar bana ait olsaydı, o kadar şahsın da o silahlarla öldürülmesi göz önüne alındığında cezamın salt üyelik olmaması gerekmez miydi?”

      Diğer bir mağdur olan Bilal Aşkın ise; “Annem, babam ve iki küçük yeğenimle beraber hepimizi bir odaya kapattılar. Sonra beraberlerinde getirdikleri paslı silahları eve yerleştirip arama yaptılar. Bu şekilde beni gözaltına aldılar. Sonra öğrendim ki bizim köyden on üç arkadaşa daha aynı komployu kurmuşlar.”
      Belgeye kapılan medya gerçekleri görür mü? “Ak Parti ve Gülen Cemaatini bitirme planı”nı içeren belge üzerinden süren tartışmalarda aynı planların uygulandığı Güneydoğu’da olayı, mağdurların Ergenekon bağlantısına indirgeyerek haber yarışı yapan bazı medya organlarının sözkonusu belge karşısında takındığı tavır, acaba bir empati duygusu geliştirir mi bilinmez; ama gerektiğinde askerlerin bu tür komplolarda bulunabileceklerini anlamış olmaları yine de önemlidir. Düşünebiliyor musunuz, kimi öğrenci evlerine üstelik eylemlerde kullanılmış silahlar bırakılıp akabinde “suçüstü” yapılsaydı, neler olurdu? Bir anda bir camia “terör örgütü” kapsamına alınacak ve tıpkı Güneydoğu’daki dindar insanlara yapıldığı gibi resmen bir cadı avı başlatılacaktı.
      İşte o zaman gerek gazete olarak, gerekse bu tür senaryolara aşina olan bölge halkı olarak “yeni sahnelenen eski film” üslubuyla durumu değerlendirip kim olursa olsun iğrenç oyunlarla, çirkin senaryolarla karalanmak istenen kesimlerin maruz kaldıkları hokkabazlıkların iç yüzünü yazma gayretinde bulunacaktık.
      Ama şunu merak etmiyor da değiliz: Acaba bugün için ortaya çıkan şeytani belge karşısında haklı olarak avazı çıktığı kadar bağıran bazı medya organları, daha çetin komplolara maruz kalan insanların karşılaştıkları mağduriyetleri bir nebze de olsa anlayabildiler mi? Ya da bir nasihat için illa da bin musibet mi gerek?
      Geçen zaman içerisinde devlet kurumlarında kümelenen karanlık odakların yaptıkları hukuk dışı uygulamaların üzerine daha ciddi bir tavırla gidilseydi, acaba bugün hâlâ bu tür “iş bitirme” belgelerini hazırlama cüretinde bulunan klikler ortada cirit atar mıydı?
      DOĞRUHABER

    1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
    • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.