- Bu konu 0 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
3 Temmuz 2009: 12:21 #655196
Anonim
İslam devleti ve toplumunun bulunmadığı bir ortamda gerçek anlamda İslamî bir hayat yaşanıyor denilemez. Şayet Müslümanlar içerisinde yaşadıkları toplumu değiştirmek için çaba sarf etmiyorlarsa bunun cahiliye yaşantısından pek bir farkı olmaz.
Zira Allah-u Teâla şöyle buyurdu:
“Yoksa onlar (İslâm öncesi) cahiliye idaresini mi arıyorlar? İyi anlayan bir topluma göre, hükümranlığı Allah’tan daha güzel kim vardır?” (Maide 50)
Bu konuda Resul (sav) şöyle buyurmuştur:
“Kim boynunda bir biat olmadan ölürse cahiliye ölümü ile ölmüş olur.” (Müslim)
Dolayısıyla Hilafet Devleti’nin olmadığı bir bölgede sürdürülen ve değiştirilmesi için çaba sarf edilmeyen bir yaşam cahiliye hayatının kendisidir.
İslamî hayat ise, içerisinde bazı İslamî motiflerin olduğu hayat değildir. İslamî hayat, hayatın tamamında İslam’ın bir bütün olarak hakim olduğu hayattır. Yani İslamî hayat; Allah-u Teâla’dan başka ilahın tanınmadığı ve onun nizamının hüküm sürdüğü bir hayattır. Bunun dışındaki bir hayat İslamî olmayan cahiliye hayatıdır. Heva ve heveslere göre ilahların seçildiği, egemenliğin insanın kendisine verildiği ve kula kulluğun yapıldığı bir hayattır. Bu hayat, insanı inebileceği en alt seviyeye indirir ve zelil kılar. Sadece yaratıcıya kullukla imtihan edilecek olan insanı ebedi azaba layık kılar ve akıbetini hüsranla sonuçlandırır. Peki ne oldu da, Müslümanlar bu duruma düştüler?
Allah-u Teâla şöyle buyurdu:
“Bu da, bir millet kendilerinde bulunanı (güzel ahlâk ve meziyetleri) değiştirinceye kadar Allah’ın onlara verdiği nimeti değiştirmeyeceğinden dolayıdır. Gerçekten Allah işitendir, bilendir.” (Enfal 53)
Müslümanlar dün izzet, şeref, haysiyet, maddi refah ve üstünlük nimetini nefislerine yerleştirdikleri bir hayata sahiptiler. Bu ise İslamî hayattı. Müslümanlar o zamanlar İslam’a inanmakla yetinmeyip onu hayatlarına bir ölçü yapmışlardı. Kısaca İslam fert ve toplum olarak Müslümanların yaşam bünyesinde fiilen vardı. Müslümanlar İslam’ın hayır dediğine hayır, şer dediğine şer, kötü dediğine kötü, iyi dediğine de iyi olarak bakmışlardı. Bunun neticesi olarak da Allah-u Teâla’dan nimet olarak izzetli bir hayat buldular. Ancak nezamanki Müslümanların duygu ve düşünceleri değiştirilmeye başlandı, ümmet içerisine fitne atıldı, işte o zaman Müslümanların şahsiyetinde gevşemeler oldu. Hatta batı kültürü, nizamı ve fikirleri ümmetin bünyesinde yer etmeye başladı. İyi ile kötü, güzel ile çirkin, doğru ile yanlış İslam açısından değil de fert ve toplumun heva ve hevesiyle belirlenmeye başlandı. İslam kardeşliği yerine milletçilik ve vatancılık duygularına yer verildi. Toplumsal ilişkilerde laiklik akidesine göre hareket edildi, Şer-i Hüküm’lerden uzaklaşıldı. Dolayısıyla içerisinde bulunduğumuz bu zelil ve perişan ortam oluştu. Kısaca, ümmetin hastalığının sebebi Müslümanların şahsiyetlerini yitirmeleri ya da en azından yitirmeye başlamalarıdır. Bu durum ümmetin bir an önce kurtulması ve İslamî hayatı yeniden başlatması için bir ölüm kalım meselesidir. Aksi halde dünyada zillet içinde yaşamak, ahirette ise azaba mahkum olmak vardır. O halde bu iki yönlü kayıptan, hüsrandan kurtulmak için tek çare İslamî hayata dönmektir.
Allah-u Teâla şöyle buyurdu:
“…Bir topluluk nefislerindekini değiştirmedikçe, muhakkak ki Allah o topluluğun halini değiştirmez…” (Ra’d 11)
Fert ve top-lum olarak İslam’la yeniden yapılan-mamızın manası, İslam’la bağlantımızı teorik konum-dan pratiğe dönüş-türmemizdir. İsla-mî fikir, mefhum ve nizamını hayatımıza hakim kılmamızdır. İslam toplumunu ve devletini oluşturarak İslamî hayatı fiilen tekrar başlatmamızdır. Kısaca İslam risaletini aleme tatbik, tebliğ ve cihat yoluyla nur ve hidayet meşalesi olarak taşıyacak olan Hilafet Devleti’ni kurmamız gerekir.
Şu halde Hilafet Devleti’nin kurulması Müslümanlar olarak hepimiz için ölüm kalım meselesidir ki, içerisinde bulunduğumuz vahim konumdan kurtulabilelim. Başka çıkar yol yoktur. İnsanlık bugün bir refaha ve huzura muhtaçtır. O halde bu kurtuluş aynı zamanda bütün insanlığın kurtuluşudur. Zira insana alternatif olarak sunulan bütün beşeri ideolojiler iflas etmiş durumdadır. Buna rağmen batılı fikir adamları kapitalizmi “yeni dünya düzeni” adı altında süsleyerek yeniden yapılandırmak istemektedirler. Ancak kapitalizm öylesine köhnemiştir ki, artık dikiş tutmamaktadır. Bunun gibi diğer fikirler, mefhumlar, cumhuriyetçilik, milliyetçilik, vatancılık ve insan hakları maskesi altında sunulan bütün demokratik palavraların da artık faydası kalmamıştır. Müslümanlar bütün bu zararlı fikirlerin ümmeti hüsrana uğrattığını artık fark eder olmuştur. İnsanı kurtuluşa erdirecek olan ise onun fıtratına uygun olan İslam fikridir. Bu durumda Müslümanların yapması gereken İslam’ı iyi anlayıp hayatlarına ölçü olarak benimsemeleridir.3 Temmuz 2009: 12:43 #749471Anonim
Allah razı olsun kardeşim. Ne yazıkki Kuranı bilmeyen bir toplum kendi kendine kurallar uydurup bir de bu kurallara bağlı kanunlar yapıyorlar. Sonra da acı içinde zulumat içinde kıvranıyorlar. Allah ın hidayeti olmasa maalesef biz de bu zulumat içinden zor çıkardık. Allah razı olsun bu güzel,gafleti dağıtan paylaşımınız için.
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.