• Bu konu 5 yanıt içerir, 5 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
7 yazı görüntüleniyor - 1 ile 7 arası (toplam 7)
  • Yazar
    Yazılar
  • #655779
    Anonim

      Sevgiliyi unutmak, ayrı durmak, gönül diyarını kendi haline terketmekti.
      Gönül diyarını terk edemiyordu, Salebe -bin Abdurrahman-. O’nun nazarları altında hizmetinde kusur etmiyordu.

      Ensar… Nebi (A.S.)’ın Medine’ye hicretinde, bütün müminlere kucak açan
      gönül erleri… İslâm toplumunun iki temel direğinden biri…

      Yurtları ise, Medine… Madde ve mana dünyasının aleme yansıyan yönü. Dünya
      ve ahiretin denge taşlarının konulduğu şehirlerin anası Mekke’de doğan ALLAH
      Rasulü’nün müminlere bu dünyada son kez tebessüm ettiği kutlu şehir.

      Medine… O şehir ve halkı daha ilk günden meftun olmuştu Sevgili Resul’e…
      Kainatın en sevgilisini bağrına basmak için can atardı büyüğüyle, küçüğüyle.
      İnsanları Nebi (A.S.)’a tutkun, Efendimiz (A.S.) onların gönlüne hakimdi.
      İnsanların gönül dünyasındaki hürriyet, bu tutsaklığın ardından geldi.

      Medine’li müminler, kainatın serveri Efendimiz’i kalplerine yerleştirirken
      boyunlarını bükmüş, O’nun nazarlarının aydınlığında ağaçların meyveye
      durması gibi olgunlaşırlarken, Sevgili Peygamberimiz’in gönlünde de özel bir
      yer edinmişlerdi. Bir gün şu sözler dökülmüştü mübarek dudaklarından: “ALLAH
      biliyor ki, ben sizi seviyorum.” (İbnu Mace)

      Bakış . . . !

      İşte bu şehrin insanıydı, Salebe bin Abdurrahman. Sevgili Peygamberimiz
      (A.S.)’ın sevgisinde eriyor, O’nun bir dediğini iki etmiyor, asla yanından
      ayrılmıyordu. Her zaman Efendimiz’in hizmetinde idi. Gönlünü sevgiyle
      doldurmuş, sevgisini aşka boyamıştı.

      Sevgiliyi unutmak, ayrı durmak, gönül diyarını kendi haline terketmekti.
      Gönül diyarını terk edemiyordu, Salebe. O’nun nazarları altında hizmetinde
      kusur etmiyordu.

      İslâm, dünya ve ahiret hayatının toplamıydı. Müslüman, dünyada ahireti için
      çabalayan, ahirette ise bu çabaların karşılığını devşirendi. Bu dünya
      ahiretin tarlasıydı. Sevinçler, kederler, sıkıntılar bu dünyaya mahsustu.

      Derken, birgün Sa’lebe bin Abdurrahman, komşusunun evinin önünden geçerken
      bir an istemeden gözü evde yıkanan bir kadına takıldı. Ardından bir daha
      baktı. Gözlerine hakim olamamıştı. Kendini toparladığında ise pişmanlık
      bütün benliğini sarmıştı.

      Cümle kapısı

      Gözler, sarayların cümle kapılarına benzer. O kapılar, sarayların da,
      surların ardındaki bir şehrin de ilk göze çarpan görkemli mimari
      yapılarıdır. Bazen insan, şaheserin daha içini görmeden o kapılara tutulur
      kalır. İnsanın da güzelliği gözlerden başlar.

      Bakışları çok görkemli insanlar vardır; saf, duru, akpak gönüllerini
      yansıtan. Gönül sarayı tertemizdir onların. Zira o sarayın tahtına
      oturttukları Yüce Sevgili, kalplerini tertemiz istemiştir:

      “Rasulüm! Mümin erkeklere, gözlerini harama dikmemelerini söyle.” (Nur/30)

      “Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) korusunlar.”
      (Nur/31)

      Medine’li Salebe bin Abdurrahman, kendi tertemiz gönül sarayının daha cümle
      kapısında, ALLAH’ın yasakladığı bakışı ile o an, kendini belki de yapayalnız
      hissetti. Yüce Sevgili’nin rıza göstermediği haram bakış, müminin gönül
      sarayında sevgilisiz kaldığı, heva ve heveslerin hakimiyet kurduğu
      yalnızlığı doğurur.

      İhtimal, Salebe bu yalnızlığın neticesinde Rasulü Ekrem (A.S.)’e vahiy
      gelmesinden korktu. Belki, bu korku en çok sevdiği ALLAH ve Rasulü’nü
      kaybetmek endişesinden kaynaklanıyordu. Mahzundu. Medine ve Mescid-i Nebi
      artık ona dar gelmeye başlamıştı. Kolay değildi, Efendimiz’in bakışları
      arasında büyümek. Ve…

      Medine’den ayrıldı. İlahi irade bir hakikati daha ispatlayacaktı. Salebe
      belki Efendimiz’in nazarından uzaklaşmıştı ama O’nun tasarrufatıyla günahını
      kendine dert edinmişti. İşte bu yüzden derdini içinden söküp atamıyordu.
      Sevmesine rağmen, günahkârdı. ALLAH’a yöneldi ve Cenab-ı Hak, Salebe’ye
      tevbe kapısını açtı. Salebe, derdinin ancak Alemlerin Rabbi tarafından
      çözüleceğine inanmıştı bir kere. Yönelecekti En Yüce Sevgili’ye. Zira O:

      “ALLAH, bir adamın içinde iki kalb yaratmadı.” (Ahzab/4) demiyor muydu?
      Kalbin sahibi ALLAH, buna güç yetirirdi.

      Nebi (A.S.), mescidde Salebe’yi göremeyince Sahabe-i Kiram’a onu sordu.
      Salebe terketse bile O, sevdiğini bırakmazdı. Zira o eli ALLAH için
      tutanların tek sahibi Cenab-ı Hak’tı:

      “Muhakkak ki, sana biat edenler, ancak ALLAH’a biat etmişlerdir. ALLAH’ın
      eli onların elleri üzerindedir. Kim verdiği sözü bozarsa, ancak kendi
      aleyhine bozmuş olur.” (Feth/10)

      Dünya ve ahiret hayatında denge istiyordu, kainatı yaratan… Belki de bu
      dengenin kilidini gözlerde gizlemişti. Salebe bin Abdurrahman, gönülleri
      ateşleyen Muhammedî nurun; bir türlü unutamadığı o bakışların derin
      manalarıyla boynunu Allahu Tealâ’ya büktü.

      ALLAH’a boyun eğenler ne zaman yükselmedi ki?!… Ve Cebrail (A.S.) Sevgili
      Peygamberimiz’e durumu haber verdi:

      “Ey Nebi! Ümmetinden biri Medine dağlarında, ALLAH’ın azabından, yine
      ALLAH’a sığınıyor!”

      Sevgi ve muhabbet asla karşılıksız bırakılmaz. Resulü Ekrem (A.S.) Hz.Ömer
      ve Selman-ı Farisi’yi, Sa’lebe bin Abdurrahman ‘ı bulup getirmekle
      görevlendirdi. Dosttu bunlar; tanıştıkları günde cankardeşi olmuşlardı.
      Salebe’yi bulup derdini çözmeliydiler. Zira ellerini ALLAH için tutup gönül
      verdikleri O Sevgili Resul:

      “Mümin, kardeşini zor durumda bırakmaz.” (Buharî, Müslim) diyordu.

      Züfafe

      Züfafe… Medine dağlarında koyun otlatırdı. Hz. Ömer ve arkadaşı, Züfafe’ye
      Sa’lebe’yi sordular:

      “Buralarda, dağlarda yaşayan bir genç biliyor musun?”

      “Herhalde siz cehennemden kaçanı soruyorsunuz.”

      “Cehennemden kaçtığını nereden biliyorsun?”

      “Gece yarısı olunca şu taraftan ağlayarak gelir ve ‘Keşke ruhum bu iki
      alemden ayrılmasaydı…’ diye feryat eder.”

      Züfafe kaç kere görmüstü Salebe’yi, Alemlerin Rabbi’ne yalvarırken… Gece
      yarısına doğru Salebe aynı sözleri söyleyerek geldi. Hz Ömer gence yaklaştı.
      Hz. Ömer’i görünce Salebe:

      “Rasulullah’a benim ne tür bir günah işlediğim bildirildi mi?!..” diye
      sordu. Hz.Ömer:

      “Bilmiyorum. Rasulullah bizden seni getirmemizi istedi.” dedi.

      “Senden birsey istiyorum: Bilal kamet getirip, Resulullah tam namaza
      başladığında mescide girelim. Zira ben, Rasulullah’dan çok utanıyorum.”

      “Haydi gidelim.” dedi Hz.Ömer. Dostumuz

      Saf olmustu Mescid-i Nebi’de müminler. Salebe, Efendimiz (A.S.)’ın namazdaki
      kıraatini işitince bayılıverdi. Kendine gelince Rasulullah (A.S.)’ın yanına
      getirdiler. Buyurdular:

      “Benden niçin uzaklaşıyorsun?”

      “Ya RasulAllah! Senden çok utanıyorum.” dedi

      “ALLAH hata ve günahları bağışlar…”

      Ve… Sevgili Peygamberimiz (A.S.), Salebe’ye evine gitmesini söyledi.

      Salebe gitti ama aradığı huzuru bir türlü bulamıyordu. Hastalanmıştı ve
      günler geçtikçe günahının ağırlığı artıyor gibiydi.

      Sahabe-i Kiram’ın durumu haber vermesi üzerine, Nebi(A.S.) Salebe bin
      Abdurrahman’ın evini şereflendirdi. Bu, Mevlâna Hazretleri’nin “O geliyor
      O!… Dostumuz, Yarimiz geliyor!…” dediği gibi bir gelişti bu.

      Rasullullah (A.S.), Salebe’nin yatağına oturdu. O’nun başını dizlerine
      yasladı. Şefkat nazarlarını, Salebe’ye lutfettiler. Salebe:

      “Ey ALLAH’ın Rasulü, o baş günahlarla dolu. Sizin tertemiz teninize layık
      değildir!” deyince Efendimiz:

      “Peki Salebe. Sen ne istiyorsun?” diye sordu.

      “Ey ALLAH’ın Rasulu! Sadece RABBİMin beni affetmesini istiyorum.” dedi.

      “Salebe! Cebrail sana RABBİMin selamını söylüyor. Ve O’nun, ‘Kulum dünya
      dolusu hatayla bile bana kavuşursa, ben onu dünya dolusu mağfiretle
      karşılarım.’ buyurduğunu söylüyor.”

      O anda Salebe sükûnete kavuştu. Aradığı huzuru bulmuştu. Ve o huzurla
      günahlarından arınmış tertemiz bir mümin olarak Rabbine kavuştu.

      Cenaze namazını, Efendimiz (A.S.) kıldırdı ve onu defnetti. Kabirden
      dönerken parmaklarının ucuna basarak yürüyordu. Sahabe-i Kiram nedenini
      sorunca:

      “Salabe’yi karşılayan melekler o kadar çok ki, onların kanadına basmamak
      için bu şekilde yürüyorum” buyurdu. (Ebu Nuaym, İbnu’l Esir, İbnu Hacer)

      İşte günah… İşte samimiyetle yapılan bir tevbe… Ve işte Rahman ve Rahim
      olan ALLAH’ın verdiği karşılık:

      “Ey kendilerinin aleyhinde (günahta) haddi aşan kullarım! ALLAHın
      rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü ALLAH bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki
      O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir” (Zümer/53)

      “Ey iman edenler! Samimi bir tevbe ile ALLAH’a dönün. Umulur ki Rabbiniz
      sizin kötülüklerinizi örter; Peygamber’i ve iman edenleri utandırmayacaği
      günde, ALLAH sizi içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyar. Çünkü onların
      nurları, önlerinden ve yanlarından koşar da, ‘Ey RABBİMiz! Nurumuzu tamamla,
      bizi bağışla. Çünkü sen her şeye kadirsin.’ derler.” ( Tahrim/

      #751443
      Anonim

        ne kadar çok ders var içinde ..


        üstadımız diyor ya; “kırk dakikada bir Sahabenin kazandığı fazîlete ve makama, kırk günde, hattâ kırk senede başkası ancak yetişebilir.”
        ne kadar doğru ..
        Allah’ın rahmet deryaları boşalsın üstüne, mübareğin gözü iki kere harama baktı diye ne kadar pişmanlık yaşamış ne kadar tövbe etmiş ..

        bizim üzerimize dakikada yüzer günah hücüm ediyor birisinden kaçsak ötekine yakalanıveriyoruz ..

        ama ne olursa olsun, hiç vazgeçmememiz emrediliyor
        vazgeçmeyene mükafaat ne kadar büyük .. elhamdulillah ..

        “Ey kendilerinin aleyhinde (günahta) haddi aşan kullarım! ALLAHın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü ALLAH bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki
        O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir” (Zümer/53)

        “Ey iman edenler! Samimi bir tevbe ile ALLAH’a dönün. Umulur ki Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter; Peygamber’i ve iman edenleri utandırmayacaği
        günde, ALLAH sizi içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyar. Çünkü onların nurları, önlerinden ve yanlarından koşar da, ‘Ey RABBİMiz! Nurumuzu tamamla,
        bizi bağışla. Çünkü sen her şeye kadirsin.’ derler.” ( Tahrim/8 )

        iman yolu ne kadar geniş, ne kadar çok mertebe, aşabileceğimiz ne kadar çok basamak var ..
        Rabbim en üstlere tırmanabilenlerden ve oralardayken emaneti teslim edenlerden eylesin .. amin ..

        Allah razı olsun Gul-l YaReN ..

        #751665
        Anonim

          Cumlemizden razi olsun abla…

          #751725
          Anonim

            Allah razı olsun çok etkilendim gerçekten çok ders var içinde biz onların tırnağı olamayız Allah bizlere o sonsuz rahmetiyle mağfiret buyursun amin amin..

            #751752
            Anonim

              Amin…Amin…Amin…
              Ecmain olsun.

              #751775
              Anonim

                Allah razı olsun gül-i yaren kardeşim çok güzel bir kıssa:)

                #751841
                Anonim

                  Ecmain olsun kardesim…
                  Okudugunuz için tesekkur ederim:)

                7 yazı görüntüleniyor - 1 ile 7 arası (toplam 7)
                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.