- Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
9 Ağustos 2009: 11:08 #656115
Anonim
Risâle-i Nur’u, İngiliz Turistten Duydu…
Takdim
* Risâle-i Nur eserleriyle nasıl tanıştınız?
Risâle-i Nur’u, üniversite son sınıfta okurken tanıdım. Bir dil kursuna gidiyordum. Aynı kursa katılan bir İngiliz de, Türkçe öğrenmek maksadıyla gelmişti. Onun elinde gördüğüm bir İngilizce Risâle-i Nur, bu eserlerle tanışmama vesile oldu. Dil kursunun Ünye’deki şubesinde yaşandı bu tanışma hadisesi. Aynı zamanda kursta çalışan Ünyeli bir hocamız da vardı. “Dil öğrenmek açısından siz de kursa gelin” diye bizi teşvik ederdi. Sanırım 2000 yılı, Haziran ayıydı. Biz kursta İngilizce dersleri alıyorduk, yabancılar da Türkçe dersleri alıyorlardı.Orada İngilizce Risâle-i Nur okuyan bir ‘yabancı’, bana Risâle-i Nur’la ilgili bir soru sordu. Tabiî onun okuduğu kitap İngilizce olduğu için, kitabın ne olduğunu bilmiyordum. Ben de, “Her halde okuduğu kitabı anlayamadı, yorumlayamadı. Onun için bana soruyor” diye düşündüm. Elindeki kitabı ne maksatla okuduğunu da bilmiyordum. Hatta “Bu kitap ne anlatmak istiyor?” diye sordum. O, benim konuştuğum İngilizce’ye nisbetle, Türkçe’yi daha iyi konuştuğu için aramızda Türkçe konuşuyorduk. O kişinin elindeki kitabın ismini tam olarak hatırlamıyorum, ama kitabın kapağında “Bediüzzaman Said Nursî” yazıyordu. Bu ismi duymuştum, ama kim olduğunu bilmiyordum… Ne Risâle-i Nur’dan, ne de Bediüzzaman’dan hiçbir haberim yoktu. O bana elindeki bu eserle ilgili bir şeyler sorunca, “Ben bu ismi ve kitabı tanımıyorum, bilmiyorum” diye cevap verdim.
“Niçin bu kitabı okuyorsun?” diye sordum. “Sen tanımıyor musun? Bu İslâm filozofudur, âlimdir. Biz bunu onun felsefesini tanımak için okuyoruz” dedi. Ben de “Hayır, ben tanımıyorum” dedim.
Bunun üzerine, “Sen Müslüman değil misin yoksa?” diye sordu. Bu soru üzerine hem sinirlendim, hem de utandım doğrusu. “Valla, çok sayıda İslâm âlimi duydum, tefsirlerden de haberimiz var ama bunu duymadım” dedim. Peki “Sen Müslüman mısın?” dedim. “Hayır, ben Katolik bir Hristiyanım. Annem Polonyalı, babam İngiliz….” dedi. Bu karşılaşma sonrası ben, “Artık bu Bediüzzaman Said Nursî’nin kim olduğunu ve kitaplarını da tanımam gerekir. Zira bir daha soran olursa ‘Evet, biliyorum, kitaplarını okudum’ diyebileyim ve böyle zor durumlara düşüp mahcup olmayayım.” şeklinde karar verdim kendi kendime.
O anki kararım, sadece bu kitapları bulmak ve biri bana sorduğunda “Haberim var, bu ismi ve kitapları tanıyorum” diyecek kadar bir bilgilenme arzusu ve niyetiydi. Tabiî Ünye merkezde kitapçılık yapan Mehmet Kartal Bey vardı. Ona gidip “Mehmet Ağabey, başıma böyle bir iş geldi. Bu kitaplardan (Risâle-i Nur) sende var mı? Nerede buluruz?” diye sordum. O da, “Bende yok, ama o kitapları Yeni Asya gazetesi promosyon olarak veriyor. Git, Yeni Asya bürosundan iste” diye beni Ünye Yeni Asya Bürosuna yönlendirdi. Ben de Ünye’deki büroya gittim ve Ekrem Ağabeye “Siz, Risâle-i Nur’ları promosyon olarak veriyormuşsunuz. Ben acilen alıp okumam gerekiyor” dedim. Beni heyecanlı gören Ekrem Ağabey “Otur, bir tanışalım bakalım, sen nereden haber aldın? Buraya kim yönlendirdi?” derken başımdan geçen hadiseyi anlatıp bu eserleri almak istediğimi söyledim.
Yanlış hatırlamıyorsam o zaman Sözler ve Mektûbât gazete ile birlikte promosyon olarak okuyuculara verilmişti. Bürodaki Ekrem Ağabey, “Sen gazeteye abone ol. Yeni çıkan kitapları bu şekilde alırsın. Önceki kitapları da biz sana ulaştırırız. Ama bu kitapları öyle bir haftada okuyup anlamak kolay değil. Dikkatli ve anlayarak okumaya çalışmak lâzım” diye tavsiyelerde bulundu. Ben de “Bu niyetle geldim, ama hele bir okumaya başlayayım” dedim.
Tabiî ben Risâle-i Nur’u tek cilt bir kitap olarak düşünüyordum. Karşıma kocaman bir külliyat çıkınca, biraz çaba harcamam gerekeceğini sezmeye başladım. Ama merak duygum, her zorluğu yenecek güçteydi.
Ekrem Ağabey bana ayrıca, “Bunları anlamak için biz bir araya gelip okuyoruz. İstersen sen de müsait olduğun zamanlar gel, hem çay içer, hem de bu kitapları okuruz” dedi. O güne kadar böyle bir çevreden gelmediğimden, şüpheyle ‘Kendim okumalıyım’ düşüncesindeydim. Dâvete nazikçe teşekkür ettim. Ekrem Ağabey, benim İrfan ve Dursun Ağabeylerle tanışmamı da istedi. İkisi de Ünye’de tanınan ve sevilen insanlar.
İrfan Beyle tanışmak için yanına gittiğimde hiç beklemediğim bir ilgiyle karşılandım. Allah razı olsun. Ben o ilgiden çok etkilendim. Benimle ilgilenmek yerine, bana “Al kardeşim, bunu oku” dese hayatta okumazdım. Bu vesile ile Risâle-i Nur’u okumaya başladım, ama “Bitirebildiniz mi?” derseniz, “Bitmeyeceğini anladım” diyebilirim…
* Risâle-i Nur’u okuduğunuz ilk aylarda, size orijinal gelen, bir anlamda sizi çarpan bölümler, konular oldu mu?
Risâle-i Nur’u anlamak bana en başta çok zor geldi. Bu sebeple ilk aylarda gazetedeki yazıları dikkatli bir şekilde okumaya ağırlık verdim. O günlerde gazetenin siyasî yönünü hiç beğenmiyordum, çünkü başka bir siyâsî anlayışa sahiptim. Ama yazarları beğeniyordum. Siyasî yönüne kızsam da gazeteyi hiç bırakmıyordum…Farklı düşündüğüm konularda da gazeteye mesajlar gönderiyor, yazılar yazıyordum. Sanki bu yazılarım dikkate alınıyormuş hissi uyanıyordu bende. Bir taraftan da düşünüyordum ki, “Yahu, senin yazına, mesajına kim bakar?”
Meselâ, ben o günlerde ekonomiyle çok ilgileniyordum. “Bir gazetede mutlaka iyi bir ekonomi sayfası olmalı” diye düşünüyordum ve mektup yazmıştım. Bir zaman sonra baktım ki, ekonomi sayfası yayına başlamıştı… Ben de “Bu kadar duyarlı ve okuyucusuna saygılı bir gazete okunmaya değer” diye karar verdim. Hâlen de okumaya devam ediyorum.
Bana orijinal gelen, 23. Söz olan iman bahsidir. Aslında kıymetinizi kendinizde bulmanız kolay değildir ya. İşte size kıymetinizi buldurur 23. Söz. Etkilendiğim çok konular oldu, ama en etkilisi sanırım buydu.
Sözler’in namazla ilgili bölümleri ve 8. Söz de etkilendiğim bölümler arasında. Sözü uzatırsak, sanırım Sözler’in tamamını sayacağım. Ama, ‘Konferans’taki bölümler de çok etkilidir.
* Risâle-i Nurla tanışmanız, hayatınızı nasıl etkiledi?
Tabiî, Risâle-i Nur’u okuyunca şahsî hayatımda ciddî değişiklikler oldu, şükürler olsun. Ama değişiklik bir anda olmadı. Üniversitede okurken biraz mutaassıp düşüncelerim vardı. Toplumun genelindeki Müslümanlık nasıl ise, öyleydik. Yani tahkikî düşünce ve anlayış yoktu. ‘Bazı şeyler günah ve sevap’tan ibaret bir din anlayışıyla yaşamaya çalışıyordum. Bir mânâda örfî bir Müslümanlık diyebilirim.Ama Risâle-i Nur’u okuduktan sonra şüphe kalmıyor. Hatta aklınıza gelmeyen veya düşünemeyeceğiniz soruların bile cevaplarını bulabilmeniz gibi harikulâdelikler yaşıyorsunuz. Aslında okumak da yetmiyor, hayata tatbik gerekiyor. Hata yapınca Risâle-i Nur sizi uyarıyor. Bu bakımdan sohbetler çok önemli. Eğer siz, nitelikli bir çevreye dâhil olmazsanız; niteliksiz bir çevre sizi kendisine dâhil eder. Derslerin, sohbetlerin, irtibatın, birlikte okumanın faydası burada… Bunu kendi hayatımda yaşadım ve derslere gitmeyi önemsedim. Bu şekilde İslâma bakış açımın değiştiği kanaatindeyim.
* Yakın çevreniz bu değişimi nasıl karşıladı?
Şaşırdılar tabiî. Risâle-i Nur’u okumaya başlayınca yakın çevremden çok tepkiler de aldım. Önceden cemaat mensubu bir çevremiz olmadığından, “Nereye gidiyorsun? Neler yapıyorsun? Bak, başına işler gelir ha!” türü çok tepkiler ve sorularla karşılaştım. Onlar da kendilerince haklılar, beni kötülükten koruyacaklar…
Bir defasında Karadenizli tarafım baskın geldi ve dedim ki, “Ben sizin cemaatinize karışıyor muyum?” Onlar da, “Ne cemaati, bizim cemaatimiz yok ki?” dediler. Ben de, “İyi ama gidip kahvede oturuyorsunuz ve orada bir araya geliyorsunuz. Orası da sizin cemaatiniz!” dedim. Ondan sonra karar aldılar ve “Bunu rahat bırakalım, istediği yere gitsin” dediler. Bu şekilde ‘mahalle baskısı’ndan kurtulmuş oldum. Risâle-i Nur’un herkese ulaştırılması gerektiğine inanan bir kişiyim. Bunu anlatmanın sınırı yok. Herkes kendini ve çevresini bildiğinden Karadeniz’de de çok büyük ihtiyaç olduğunu düşünüyorum.
* Daha sonra o İngiliz ile bir haberleşme imkânınız oldu mu?
Hayır, o İngiliz ile bir daha karşılaşma imkânım olmadı. Zaten biz de kısa bir süreliğine İngilizcemizi geliştirmek için o kursa gitmiştik…07.08.2009
Elif-Yeniasya -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.