- Bu konu 0 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
12 Eylül 2009: 13:03 #656855
Anonim
“Akşama erdiğinizde ve sabaha kavuştuğunuzda Allah’ı tesbih edin. • Göklerde ve yerde olanların hamd ve senâsı Ona mahsustur. Gündüzün sonuna doğru ve öğle vaktine erişince de Allah’ı tesbih edip namaz kılın. • Ölüden diriyi, diriden ölüyü O çıkarır. Ölümünden sonra yeryüzünü O diriltir. Siz de kabirlerinizden böyle çıkarılacaksınız.”
(Rûm Sûresi: 17-19.)DÜNYAYI KALBEN TEK ETMEK
Hayat kitabımız olan Kur’an’ı mü’cizül Beyanda yukarıdaki ayetin benzeri birçok ayet mevcut. Bu ayetler biz insanoğullarına geçici dünya hayatını baki olan ahiret hayatını kazanma yolunda sarf etmemizi öğütlüyor.
Bu konuda muazzez üstadımız Bediüzzaman Said Nursi’nin şu tesbitlerine kulak verelim:
“İ’lem eyyühe’l-aziz!(bil ki ey aziz kardeşim)
Dört şey için dünyayı kesben değil, kalben terketmek lâzımdır:
1. Dünyanın ömrü kısa olup, sür’atle zeval ve guruba(bitmeye doğru) gider. Zevalin(bitişin) elemiyle, visalin(buluşmanın) lezzeti zeval buluyor.
2. Dünyanın lezâizi(lezzetleri) zehirli bala benzer. Lezzeti nisbetinde elemi de vardır.
3. Seni intizar(beklemekte) etmekte ve senin de sür’atle ona doğru gitmekte olduğun kabir, dünyanın ziynetli, lezzetli şeylerini hediye olarak kabul etmez. Çünkü dünya ehlince güzel addedilen şey, orada çirkindir.
4. Düşmanlar ve haşerat-ı muzırra(zararlı böcekler) arasında bir saat durmakla dost ve büyükler meclisinde senelerce durmak arasındaki muvazene(karşılaştırma), kabirle dünya arasındaki aynı muvazenedir. Maahaza(bunun gibi), Cenab-ı Hak da bir saatlik lezzeti terk etmeye davet ediyor ki, senelerce dostlarınla beraber rahat edesin. Öyleyse, kayıtlı ve kelepçeli olarak sevk edilmezden evvel, Allah’ın davetine icabet et.”
(Mesnevi-yi Nuriye/habbe)
Evet bu dört madde bizler için bir mikyas(ölçü) olabilir. Etrafımızda her gün gerçekleşen ölümler bize bir sonun olduğunu göstermektedir. Mü’min bir kişi aslında biten bu dünya hayatının, gelecek olan ahiret hayatına bir mukaddime olduğunu bilir. Yine mü’min için kabrin diğer tarafında dost ve ahbablarla buluşulacağını bilir. Yine dünyayı kalben terk etmemizin diğer bir nedeni ise; dünya lezzetleri aslında zehirli bal hükmündedir. Her ne kadar bize anlık lezzetler verse de sonu hüsrandır. Buradaki güzel gördüğümüz hoşlandığımız şeyler ahiret yurdunda kerih görülebilir. İşte bir saatlik dünyevi lezzetleri terk etmenin karşılığı senelerce sevdiklerinle hoş ve güzel beraberlikler geçirmektir. Öyleyse ölüm kapıya dayanmadan Allah’ın davetine icabet etmek gerekir.
İşte bu nokta da Cenab-ı Hakkı tesbih etmek gerekiyor ki; hem emanet olarak bize bu hayatı ve cesedi veriyor, hem de istediği şekilde kullandığımız takdirde tekrar ödüllendiriyor. Bakınız üstadımız bunu nasıl dile getiriyor:
“Fesübhanallah, Cenab-ı Hakkın insanlara fazl ve keremi o kadar büyüktür ki, insana vedia(emanet) olarak verdiği malı, büyük bir semeni ile(para karşılığında) insandan satın alır, ibka(sonsuzlaştırmak) ve himaye(korumak) eder. Eğer insan o malı temellük(kendine mülk etmek) edip Allah’a satmazsa, büyük bir belâya düşer. Çünkü o malı uhdesine almış oluyor. Halbuki kudreti taahhüde kâfi gelmiyor. Çünkü, arkasına alırsa, beli kırılır, eliyle tutarsa, kaçar, tutulmaz. En nihayet meccânen fena olur gider, yalnız günahları miras kalır.” (Mesnevi-yi Nuriye/habbe)
İşte aczmizin farkına varıp Allah’a emanet ettiğimizde yukarıda üstadımızın belirttiği olumsuzluklarla da karşılaşmamış olacağız.
Sonuç olarak dünyanın geçici lezzetlerine aldanmamalıyız. Her an ahiret yurdu için hazırlıklı olmalıyız. Bunu da ancak şuurlu Müslüman olduğumuz anda başarabiliriz. O yüzden üstadımızın şu tenbihini hiç akıldan çıkarmamak gerekiyor: “Ey uykuda iken kendilerini ayık zannedenler! Umûr-u diniyede(dini işlerde) müsamaha veya teşebbühle(şüpheye düşerek) medenîlere yanaşmayın. Çünkü, aramızdaki dere pek derindir; doldurup hatt-ı muvasalayı(eşit hale) temin edemezsiniz. Ya siz de onlara iltihak edersiniz, veya dalâlete düşer, boğulursunuz.” (Mesnevi-yi Nuriye/habbe)
Bir dahaki yazıda görüşmek üzere Allah’a emanet olun.
HİKMET VAKFI
RİSALE-İ NUR ARAŞTIMA GRUBU13 Eylül 2009: 00:33 #755253Anonim
cok güzel aciklamisiniz tesekkür ederiz
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.