- Bu konu 3 yanıt içerir, 4 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
29 Aralık 2010: 23:25 #657090
Anonim
Nurları, enfüsî aleminde sorgulaması olan ve hakikati arayanlar okur. Bu niteliklere sahip her yaştan ve her baştan insan okuyor zaten. Anlamak için lügatlere bakıyor, bilmediklerini soruyor ve istifade ediyorlar. Bu o kadar açık ki delil bile istemiyor. İnsanlar daha çok namaz kılsınlar diye caminin dışına seccade sermekle namaz kılanların sayısı artar mı?
Hemen her Nurcunun zaman zaman karşılaştığı, Risale-i Nurların hal-i hazırda cemiyetin kullandığı (ki on senede bir ciddi tebeddülata uğrayan) lisana çevrilmesi suallerine bir kardeşimiz ve ağabeyimizin istifadeye medar olacak, çok istifade ettiğimiz güzel bir cevabı. Allah ondan razı olsun, amin. AbdulalimNUR RİSALELERİ NİÇİN SADELEŞTİRİLEMEZ/SADELEŞTİRİLMEMELİ?
Sevgili Dostum,
Mektubunuzu dikkatle okudum. Meramınızı anladım. “Yeni nesiller Nur Risalelerini anlayamıyorlar. Bu nurlu kaynaktan yararlanabilmeleri için kitapların dilini sadeleştirmek istiyorum.” diyor, bu konuda benim fikrimi soruyorsunuz. Bu “hizmet” için bir de ekip kurmuşsunuz. “Çalışmalar başladı” diyorsunuz. Bazı örnekler de göndermişsiniz, onları da itina ile inceledim.
Ekip kurulduysa, çalışmalara başladıysanız, sadeleştirme büyük bir hızla devam ediyorsa bana mektup yazmanızın ve kanaatimi sormanızın ne mânası var, pek anlayamadım. Yine de bu husustaki fikirlerimi açıkça söylemek niyetindeyim. Madem sordunuz, madem düşüncelerime değer veriyorsunuz, öyleyse sözüme kulak veriniz. Size hoş gelmeyecek tâbirlerle karşılaşırsanız gücenmeyiniz.
Birincisi: Nur Risalelerini sadeleştirme hakkını nereden ve kimden alıyorsunuz? Bir müellifin eserlerinden istifade etmek, okuyucuya, onun kitaplarında tasarruf etme yetkisini verir mi?
İkincisi: Nur Risaleleri zengin bir kelime kadrosuna sahiptir. Ben lûgatini hazırladım ve yeni nesillerce bilinmeyen on bini aşkın kelime buldum. Bilinenleri de sayarsak kelime sayısı en az ikiye katlanır. Oysa, sade dille yazınca okumalarını ve anlamalarını umduğunuz insanlar azamî bin kelime kullanıyorlar. Bu durumda, lisan ve lûgat ilmine vâkıf olan herkes bilir ki, mânaları zâyi etmeksizin sadeleştirme yapmak muhaldir. İnsafla düşün, yirmi bin kelimeyi bin kelimeyle ifade etmek mümkün olabilir mi hiç?
Üçüncüsü: Erbabına malumdur ki, dil ile düşünce arasında paralellik vardır. İnsan, sahibi olduğu kelimeler kadar düşünebilir. Risale diline sahip olmak demek, aynı zamanda tefekkür alanını genişletmek demektir. Bu kıymetli eserlerin önemli faydalarından biri de budur. Bu hikmeti kesip atmak zulüm olmaz mı?
Dördüncüsü: Risalelerde Bediüzzaman Hazretleri’nin kendine has bir üslûbu vardır. Belagat, fesahat, cezâlet ve selâsetten süzülen fevkalâde müessir bir üslûb. Hem akla, hem de kalbe tesir ediyor. Bu bedi’ üslûbu parçalamak ve tesirini kırmak cinayet olmaz mı?
Beşincisi: Lisanımız bir asırdır sadmelerle sarsılıyor. Kırpıla kırpıla fakir bırakıldı, tefekkür dili olmaktan uzaklaştırıldı. Nur Risalelerinin bir hizmeti de lisanı muhafaza etmek ve ortak bir dil kurmaktır. Siz aksi istikamette hareket etmekle yıkıcıları sevindirmiş olmuyor musunuz?
Altıncısı: Siz de bilirsiniz ki, her ilmin kendine has ıstılahları, terimleri, kavramları vardır. O ilmi elde etmek isteyen adam, bu kelimeleri öğrenmek zorundadır. O ilmi bilme, terimleri sindirmekle mümkündür. Risalelerde de iman ilmi anlatılıyor. Onun da terimleri var. Bu terimlerin günlük dilde karşılıkları yoktur ki yerine konabilsin. Risalelerin dili, imanın dilidir. İmanın dili tercüme edilebilir mi, edilirse ruhu incinmez mi?
Yedincisi: Bazı kimseler Risaleleri okumak istiyorlar da anlamakta zorlandıkları için mi okumuyorlar sanıyorsun. Hayır! Nurları, enfüsî aleminde sorgulaması olan ve hakikati arayanlar okur. Bu niteliklere sahip her yaştan ve her baştan insan okuyor zaten. Anlamak için lügatlere bakıyor, bilmediklerini soruyor ve istifade ediyorlar. Bu o kadar açık ki delil bile istemiyor. İnsanlar daha çok namaz kılsınlar diye caminin dışına seccade sermekle namaz kılanların sayısı artar mı?
Sekizincisi: Sadeleştirme örneklerini inceledim, hakiki metinden hiç de daha anlaşılır olmadıklarını gördüm. Risalelerin anlaşılıp anlaşılamaması sadece kelimelerle ilgili değil ki. Ortada derin ve ince bir ilim var, dikkat ve itina istiyor. Zengin kelime kadrosu onun sadece bir yönü. Bazı kelimelerin yerine başkalarını koymakla, belki bir derece bilinen kelimelerin sayısını artırmışsın, ama esas dokuyu bozmakla da onu daha karışık bir hale getirmişsin. Bunun neresinde sadelik?
Dokuzuncusu: Risalelerin şiirli bir dili vardır. Ahengi ruhlara tesir eder, kalbin en derin ve ince hislerini lerzeye getirir. İnsan da sadece akıldan ibaret değildir. Akla iyilik edeceğim diye kalbe darbe vurmak akıllılık mıdır? Sadeleştirme unvanı altında bu harika, sanatlı, revnaklı, fasih ve selis üslubu tahrip etmek nurlara en büyük zararı vermektir. Mâlum ya, bazen gafil dost düşmandan ziyade zarar verebilir!
Onuncusu: Kaldı ki, Nurlardan istifade ettikten sonra, sizin gibi kalem erbabı zâtlar, bu hakikatleri yazabilir, her edebi türde eserler verebilirler. Buna hiçbir engel yoktur. Nurlar, yazılarınıza ruh olmak kaydıyla roman, hikaye, inceleme, deneme, şiir ve saire yazmanıza ne mâni var? Risalelere hemen muhatap olamayanlar sizin eserlerinizi okur, istifade eder, hakikati bulabilirler. Daha fazlasını isteyince de Nurları okumaya başlarlar. Nitekim böyle de oluyor. Nice Nur Talebesi yazar var dünyada. Kitapları basılıyor, satılıyor, okunuyor. Sizin de madem ilminiz ve edebi kabiliyetiniz var, gösteriniz, işte meydan! Bu yazarlar kendileri adına yazıyor ve konuşuyorlar. Nurlara halel getirmeleri söz konusu olmuyor. Çünkü Risaleler adına konuşmuyor ve yazmıyorlar.
Onbirincisi: Muarızlar, Nurların önüne perde çekmek ve insanları onu tanımaktan alıkoymak için her yolu denediler, ama muvaffak olamadılar. Siz ise, Nurların sadesi, lügatlisi, meâllisi ve saire derken araya perdeler koyuyorsunuz ve koyacaksınız. “Kötü para iyi parayı kovar” misali, sizin yapay dilinizle yazılanlar Nurlara perde oluyor ve olacak. Zamanla bu perdeler hem daha da artacak, hem de daha fazla kalınlaşacak. Hakiki Nurlar, zaman zaman hatırlanan birer mübârek yadigâr haline gelecek!
Onikincisi: İnsanları zıvanadan çıkaran mühim âmillerden biri de para hırsıdır. Bu mübarek eserler iyi de alıcı buluyor, çünkü herkesin ihtiyacı var. Sade basım, yalın yayım derken korkarım ki, bazı paracıların iştahını kabartırsınız. Cevşen ticareti meydanda! O zaman her bezirgan, canı nasıl isterse ve ne kadar isterse o kadar basar ve satar. Biliyorum ki, siz bu çalışmayı para için yapmazsınız, ama başkalarına kötü örnek olmaktan korkmuyor musunuz? Mâlum, “sebep olan yapan gibidir” diye bir düsturumuz var!
Onüçüncüsü: Sizin Risale neşir hakkınız yok diye biliyorum. Var da ben mi bilmiyorum. Sahi, siz Risale basma ve yayma hakkını kimden aldınız? Muhterem müellifin vâris tayin ettikleri mâlum. Siz de onlardan mısınız? İzniniz yoksa bu fiilinizin hesabını nasıl vereceksiniz? Biliyorum ki, vârislerden hiç biri yaptıklarınızı uygun bulmayacak. Öyleyse siz ne hakla ve hangi hukuka dayanarak bu eserleri bastırıp yaymayı düşünebiliyorsunuz!
Ondördüncüsü: Mesele sadece sadeleştirme de değil. Kimi sayfanın altına meal koyuyor, kimi metnin yanına sözlük yerleştiriyor, kimi kitabın önüne önsöz, takdim, biyografi ekliyor! Öyle ya, bu mübarek Kur’an tefsirine herkes ne isterse yapabilir! Yeter ki aslını kaybetsin! Her yol mubah! Bunları yapmak için kimden fetva alınıyor, merak ediyorum! Bu hususlardan Üstadımızın ve sadık Nur Talebelerinin kanaatini gayet güzel özetleyen bir mektubu iktibas edeyim. Mektup Zübeyr Ağabey tarafından yazılmış, Üstadımızın varislerinden olan beş sadık talebenin imzasıyla neşredilmiştir. İlgili bölümünü aynen alıyorum: “İkinci mübarek ve müjdeli mektubunuzu aldım. Bugünkü neslin bilmediği, fakat ihtiyacına binaen öğrenmek zaruretinde olduğu kelimeleri, Üstadımızın harikulade üslub ve belagatını ve hakikatleri ifade sadedinde istimal ettiği lügatleri aynen muhafaza etmekle hepimiz mükellef bulunmaktayız. Hem, merhum ve muazzez Üstadımızın sağlığında, bu hususlarda, ya sahife sonlarında veya satır içinde lügatlerin yanına parantez içinde yazılıp yazılmayacağına veyahut bir Risale-i Nur mecmuasının sonuna lügatçe ilavesine dair istenilen müsaderelere, Mübeccel Üstadımız izin vermemiştir. Bir defasında şöyle buyurmuşlardı: “Bu, Risale-i Nuru tahriftir. Bir zaman birisi yapmak istedi, çok zarar verdi. Okuyanlar biraz zahmet çeksinler, lügatlerden arayıp bulsunlar.”
Onbeşincisi: Tercümeleri kendinize delil yapıyorsunuz. Böyle kıyas mı olur, insaf ediniz! Hiç lisan bilmeyenlere tercüme etmek bir zarurettir. Zaruret ise haramı bile helâl kılar. Açlıktan ölme tehlikesi geçiren adam haram etten doymayacak kadar yiyebilir. Ama başkası bu ruhsattan istifade edemez. Bu misali meselemize tatbik ediniz! Türkî lisan bilmeyenler, muztar adamlardır. Sizin muhataplarınız böyle mi? Muhataplarınız yabancı değil, muhataplarınız bu dile yabani. Onları buraya getirmek gerek. Yoksa bunu oraya taşımak için derisini yüzmek akıl kârı değildir. Müfsitler de dil uygulamalarıyla bunu yapmak niyetindeydiler zaten. Ezanı ve namaz surelerini tahrif için az mı didindiler! Nurlarda dil ve üslub canlı deri gibidir. Elbise gibi olsa, belki onu soyar, kendi modanıza göre bir libas giydirebilirdiniz!
Onaltıncısı: Evet, Risalelerde manası hemen kavranamayan bölümler vardır. Ama hepsi böyle mi? Kolayca anlaşılan, sezilen, sevilen bölümler de var. Nurlara yeni muhatap olan bunlardan başlamalı. Sonra öbürlerini de okur, onlardan da faydalanır.
Onyedincisi: Risalelerin bir gazete yazısı gibi basit olmayışından dolayı bir câzibesi var. O bezme ancak lâyık olanlar girebilir. İhtiyacını hisseden ve iştiyak duyanlar talebe olabilir. Onu arayanlar bulabilir, bulmalıdır. O, popüler bir meta değildir. Biraz istek, biraz talep, biraz da gayret lazım. Ucuz bir mal olmamalı Nurlar. Hemencecik tüketilememeli. Tüketim kültürü yaygınlaştı. Bu kültürün etkisinde kalanlar kolay elde ettiklerinin kıymetini bilmezler. Pahalı olan ve zor elde edilen daha değerlidir. Bu sakat kültürün aktörü mü olmak istiyorsunuz? Olabilir, sözüm yok, ama yeter ki bunu Nurlarla yapmayın!
Onsekizincisi: Nurlardaki derin meseleleri anlamak ve tam feyiz almak için toplu okumalar ve müzakereler yapılır. Talebeler, birbirinin anlayışından ve uygulamasından istifade ederler. Mesleğimizin mühim bir esası da budur. Zaman cemaat zamanıdır. Bu hususa ne kadar ehemmiyet verilse azdır. İlminiz ve iktidarınız varsa buraya sarf ediniz!
Ondokuzuncusu: Bu biçare kardeşiniz Risaleleri üniversitede tanıdı. Ne arabî bilirdi, ne farisi. Nurun talebelerinden etkilendi ve anladı ki, onları böyle yapan Kur’an Nurlarıdır. Okumaya başladı. Anlamakta biraz zorlandı. Ama önemine inanmıştı okumanın. Yüzünde ve hayatında nur parlayan talebeleri görüyordu. Şevke geldi, gayret etti. Nurlar kapılarını ona da açtı… İşte fıtrî yol budur. Risaleler, kalbime iman, aklıma nur, dilime söz ve elime kalem verdi. Herkese de verebilir. Siz de aynı yollardan geçmediniz mi? Öyleyse bu bidat niye? Öyle ya, bidat her sahada olabilir. Her bidat mebdede cazip görünür. Oysa, devamı ve neticesi vahimdir. Sonra nedamet cehenneminde yanarsınız, ama kâr etmez!
Yirmincisi: Dehşetli bir zamandayız. Her tarafta dalalet selleri akıyor. Bidat fırtınaları esiyor. Nurun duvarlarında delikler açmak akıl kârı değildir. Dalalet hücumuna karşı en son kale Nur Risaleleridir. Bidat fırtınalarını neticesiz bırakan da yine odur. Niyetiniz ne olursa olsun, yaptıklarınızla bu son kaleyi de içeriden tahrip ediyorsunuz!
Hazer ediniz! Kırık dökük kelimelerinize ve dünyevîlik sinmiş tâbirlerinize güvenmeyiniz. Nefsiniz sizi aldatmasın. Size ve bize düşen onun aslını titizlikle korumaktır. Her ilave ve her noksan ona vurulmuş bir darbedir. Ehil olmayanlara kapı açmaktır. Yağmacılara zemin hazırlamaktır. Ne niyetle olursa olsun her tahrif bir tahriptir. Aslını bozar. Sûretini yırtar. Özünü zedeler. Tesirini kırar… Meslek bozulur. Cemaat çözülür. Nur Risalelerinin cazibesi kendini okutmaya kâfidir. O ruhları ilham yağmurlarıyla serinletir. Gönülleri velâyet nesimiyle ferahlatır. Onun üslubu harikadır. Dili zengindir. Anlatımı fıtrîdir. Her harfine ihlas ve samimiyet kokusu sinmiştir. Her noktasının altında feragat nuru vardır. Nurların dilini ve üslubunu bozup insanlara göstermek, “İşte nur budur” demek hak mıdır, adalet midir, hizmet midir, yoksa tahrif ve tahrip midir? İnsafınıza havale ediyorum!30 Aralık 2010: 05:22 #783421Anonim
@aczmendi reşha 228886 wrote:
NUR RİSALELERİ NİÇİN SADELEŞTİRİLEMEZ/SADELEŞTİRİLMEMELİ?Yedincisi: Bazı kimseler Risaleleri okumak istiyorlar da anlamakta zorlandıkları için mi okumuyorlar sanıyorsun. Hayır! Nurları, enfüsî aleminde sorgulaması olan ve hakikati arayanlar okur. Bu niteliklere sahip her yaştan ve her baştan insan okuyor zaten. Anlamak için lügatlere bakıyor, bilmediklerini soruyor ve istifade ediyorlar. Bu o kadar açık ki delil bile istemiyor. İnsanlar daha çok namaz kılsınlar diye caminin dışına seccade sermekle namaz kılanların sayısı artar mı?
Ondokuzuncusu: Bu biçare kardeşiniz Risaleleri üniversitede tanıdı. Ne arabî bilirdi, ne farisi. Nurun talebelerinden etkilendi ve anladı ki, onları böyle yapan Kur’an Nurlarıdır. Okumaya başladı. Anlamakta biraz zorlandı. Ama önemine inanmıştı okumanın. Yüzünde ve hayatında nur parlayan talebeleri görüyordu. Şevke geldi, gayret etti. Nurlar kapılarını ona da açtı… İşte fıtrî yol budur. Risaleler, kalbime iman, aklıma nur, dilime söz ve elime kalem verdi. Herkese de verebilir. Siz de aynı yollardan geçmediniz mi? Öyleyse bu bidat niye? Öyle ya, bidat her sahada olabilir. Her bidat mebdede cazip görünür. Oysa, devamı ve neticesi vahimdir. Sonra nedamet cehenneminde yanarsınız, ama kâr etmez!
Kardeşiniz
Allah razı olsun. Sadece bu iki şık bile yeterlidir sadeleştirmemek için. Ben anlamıyorum diyenlere söylenecek tek söz var o da anlamayanlar okumayanlardır. Akıl haricindeki hislere de hitap ediyor sadece akıldan ibaret değiliz diyor Üstadımız. Bu hiç anlamıycaz anlamına da gelmiyor tabiki. Bir kitap olsun, baştan sonuna kadar anlamaya çalışarak, okuyupta hiç bişey anlamadım diyenin insafından şüphe ederim.
30 Aralık 2010: 09:39 #783342Anonim
Allah Razı Olsun Baya İstifade Ettim Paylaşımınızdan Benim İçimdeki Bi Çok Soruyada Cevap Oldu.Rabbim Hakkıyla Anlayıp İstifade Edip Hayatımıza Tatbik Edebilmemizi Nasip EYler İnş.Bu Güzel Nurları.Amin
30 Aralık 2010: 10:53 #783340Anonim
ve bihi nesteinu
..Kamus her kelimenin kaç manaya geldiğini yazıyor. Ben de bunun aksine olarak her manaya kaç kelime kullanıldığını gösterir bir kamus vücuda getirmek merakına düştüm, cevabında bulundu..(Tarihçe-i Hayat)
Sormak lazım: sadeleştirmek isteyenler,kaç manaya kaç kelimenin geldiğini biliyorlarsa hangisini koyacaklar kaldırdıklarının yerine?Risale-i Nurların ilham-ı Rabbani olarak vucud bulmasıda nazara alınırsa,risale-i nuru değil sadeleştirmek,tek noktasına ilişmeye ihtiyaçta yoktur..!
Risale-i nur,alem-i insanlığın ve hasseten islamın maddi ve manevi,ruhi,kalbi,akli,gibi maddi ve manevi tüm letaif ve cihazatlarının programları..! dersleri..!gıdaları..! olduğu gibi..! İslamiyyeti tekrar sıfırdan alıp devlet ve imparatoprluk sevyesine götürecek MEHD-İ AZAM VE CEMAATİ NURANİSİNİN TATBİK EDECEĞİ bir program olduğunu beyan edende üstadımızdır..!
Sikke-i tasdik-i gaybi eserinde demiş
”“Şark tarafından bir nur zuhur edecek, bid’alar zulümatını dağıtacak.” Ben, böyle bir nurun zuhuruna çok intizar ettim ve ediyorum. Fakat çiçekler baharda gelir. Öyle ise o kudsî çiçeklere zemin hazır etmek lâzım gelir. Ve anladık ki,bu hizmetimizle o nuranî zâtlara zemin ihzar ediyoruz..Ümmetin beklediği, âhirzamanda gelecek zâtın üç vazifesinden..
.Bu hakikattan anlaşılıyor ki; sonra gelecek o mübarek zât, Risale-i Nur’u bir proğramı olarak neşr ve tatbik edecek.
O zâtın ikinci vazifesi, Şeriatı icra ve tatbik etmektir.
Birinci vazife, maddî kuvvetle değil, belki kuvvetli itikad ve ihlas ve sadakatle olduğu halde;
bu ikinci vazife, gayet büyük maddî bir kuvvet ve hâkimiyet lâzım ki, o ikinci vazife tatbik edilebilsin.
O gelecek zâtın ismini vermek, üç vazifesi birden hatıra geliyor, yanlış olur. !
Sikke-i Tasdik-i Gaybi
31 Aralık 2010: 13:50 #783482Anonim
ve bihi nesteinu
İmam gazali (r.a) düşünmede doğru yöntem” adlı eserinde diyorki:Bir lisan ile,ilim ile iştigalini artırdıkça,o lisan ve ilimde sana suhulet verilir ve meleke oluşur sende,anlamanda kolay olur..!(bilmana)
Risale-i nurları ilk okuduğumuz günlerde..! Biraz islami bilgisi ve HAMİYETİ olupta,Risale-i nur okumamış bazıları gelip derdi” risale-i nurun dili ağırdır,osmanlıca ve arabcadır,ANLAMAK ZORDUR..ile ahir.!
Risale-i nurda ise Üstadımız(r.a) ısrar ile Risale-i nurların okunmasını,okuyan çocukların bile,hatta HAYVANLARIN BİLE,risale-i nur derslerinden istifadelerini dinlemelerini gösteriyordu..!
Risale-i nuru USÛLu ile okuyanlar, aldıkları ve anladıkları DOĞRU DERSLER ile emredilen amellere sarılıp maddi ve manevi hayatlanırken, ruhlarında, kalblerinde, akıllarında,nefslerinde, letaiflerindeki HALETLER İLE ALLAH’A şükrediyorlar,ŞÜKREDİYORUZ..! -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.