- Bu konu 15 yanıt içerir, 7 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
1 Kasım 2009: 11:12 #657838
Anonim
İnsanın fıtratındaki şiddetli merak ve hararetli muhabbet ve dehşetli hırs ve inatlı talep ve hâkezâ şedit hissiyatlar, umur-u uhreviyeyi kazanmak için verilmiştir.
O hissiyatı şiddetli bir surette fâni umur-u dünyeviyeye tevcih etmek, fâni ve kırılacak şişelere bâki elmas fiyatlarını vermek demektir.
Dokuzuncu Mektub‘tan alıntıdır.
Allah cc. insanın fıtratında çeşit çeşit hissiyatları dercetmiştir. Yukarıda da belirtildiği gibi bunların insan fıtratına dercediliş sebebi en başta, ahirete yönelik işlerde istihdam etmemiz içindir. Şimdi burada bahsedilen şiddetli merak, hararetli muhabbet, dehşetli hırs, inatlı talep ve şiddetli hissiyatlarımıza örnekler vererek; bunları nasıl ahirete müteveccih edebilileceğimizi ve dünya için bunları kullandığımızda; dünya ve ahiret için olabilecek muhtemel sonuçları konuşalım. Haydi buyrun.
Ders başlıyor…
1 Kasım 2009: 12:47 #759286Anonim
Aşk, şiddetli bir muhabbettir. Fâni mahbuplara müteveccih olduğu vakit, ya o aşk kendi sahibini daimî bir azap ve elemde bırakır. Veyahut o mecazî mahbup, o şiddetli muhabbetin fiyatına değmediği için, bâki bir mahbubu arattırır; aşk-ı mecazî, aşk-ı hakikîye inkılâp eder.
İnsan ibadetler hususunda çok hırslı olmalı, asla tavize yanaşmamalıdır. Peygamberimiz (sav): “İnsanlann üzerine öyle bir zaman gelecek ki, onların içinde dini (nin icaplarını yerine getirme) üzerinde tahammül gösteren, avucunun içinde ateş parçası tutan gibidir” buyurur. (27)
Ebu’d Derda’nın (r.a.) rivayet ettiği bir hadisi şerifte de dini hususlar için sabır ve tahammül etmenin gerekliliği şu şekilde ortaya konulur:
“Paramparça edilsen ve (ateşte) yakılsan bile! Allah’a hiçbir şeyi ortak etme. Ve hiçbir farz namazı bile bile bırakma. Çünkü kim bir farz namazı kasıtlı olarak bırakırsa zimmet (yani ilahi teminat) kendisinden uzaklaşmış olur. İçki de içme, çünkü içki her şerrin anahtarıdır.”
İşte Allah yolunda hırslı, sabırlı, sebatlı ve kararlı olmanın gereğini ortaya koyan bir ikaz…
Acaba bu duygumuz hep böyle güzel, hep böyle olumlu mu kullanılıyor? “Bununla beraber Allah kullarına rızkı bol bol seriverse, arzda azar ve taşkınlık ederlerdi. Velâkin Allah dlediği kadar bir miktar ile indiriyor.Bu duygu, dünyalık, makam, mevki elde etmeye yönelik olursa, işte o zaman tehlike sinyalleri vermektedir. Hani Peygamberimizin (s.a.v) buyurduğu şekliyle: “Dünya sevgisi her çeşit hatalı davranışların başıdır. Bir şeye olan sevgin seni kör ve sağır yapar.
İnsanoğlu ne kadar yaş-lansa da, madde hırsı içinde canlı kalır.Bu hırs duygusu, madde sevgisi doyuma ermeyecek bir mahiyettedir:
“İnsanoğlu iki vadi dolusu altına kavuşsa bir üçüncüyü arayacaktır. Hatta dünya dahi verilse “Yeter” demeyecektir, onun; gözünü ancak toprak doyuracaktır.
İslam mütefekkirleri dünyayı, kınanan, yerilen dünyayı şöyle tarif ediyorlar:
Hz. Mevlana: Dünya nedir? Dünya ne kumaş, ne para, ne kadındır. Dünya insanı Allah’tan gafil bırakan şeydir, diyor.
Yani, denizde geminin yüzmesi gibi kulun dünya nimetleri içinde bulunduğu halde onların sevgisini gönlüne yerleştirme-mesidir.
Çünkü gemi suyun içinde yüzer, fakat su geminin içine girecek olursa gemi batar. Kulun eşyaya, servete sahip olması gerekir, servet ve eşyanın kula hizmetçi olması icab eder.
Çünkü bunlar, insanın hizmetine verilmiş şeylerdir. Kişinin kendi hizmetçilerinin hizmetçisi ve kölesi haline gelmesi ne kadar gülünçtür?
Abdulkadir Geylani Hazretleri:
“Dünyayı kalbinden çıkar, onu elinde tut veya cebine koy; zira o haliyle dünya sana zarar vermez.” diyor.Dünyanın şerli, zararlı, çirkin, menfur, değersiz ve tahkire layık yönü; insanın, dünyanın, dünyalıkların, eşyaların kulu-kölesi haline gelmesidir. Övülen, sevilen ve tasvib edilen yanı ise; kişinin dünya hayatını ve malını bir fırsat bilerek, Allah yolunda çalışması, Allah için harcaması, kendi ahireti için hazırlık yapması ve geçici şeylere al-danmamasıdır Dünyayı kalben değil, kesben sevmelidir. Dünyayı kesben değil, kalben terketmeli-dir.
Çünkü ahirette bu dünyada kazanılmaktadır. “Dünya ahiretin tarlasıdır.” (32) İstenilen, Allah’ın rızası için yarışların yapıldığı, hayırlı ve sa-lih işlerin yapıldığı dünyadır.
Hadis-i şeriflere göre istenilmeyen, bütün hataların başı, belaların sebebi, ahlaksızlığın kaynağı, ahirete zıt olan bir dünya anlayışıdır, sapıkların ve dünyaperestlerin dünyasıdır.
Dünyaya müslümanlar sahip çıkmaz ve görevlerini yapmazlarsa, dünyaya Karun ruhlular sahip olur ve bozarlar. İnsanlara kötü örnek olurlar. Müslüman dünya için çalışır, dünyadan nasibini unutmaz, ancak dünyayı gaye haline getirmez. Dünyayı ahiret hazırlığı için fırsat görür ve değerlendirir, kulluğunu gerçekleştirir. Hırsını hak yolda, hak için, hakkın hakimiyeti için kullanır…1 Kasım 2009: 12:51 #759287Anonim
@HuSeYni 164280 wrote:
İnsanın fıtratındaki şiddetli merak ve hararetli muhabbet ve dehşetli hırs ve inatlı talep ve hâkezâ şedit hissiyatlar, umur-u uhreviyeyi kazanmak için verilmiştir.
O hissiyatı şiddetli bir surette fâni umur-u dünyeviyeye tevcih etmek, fâni ve kırılacak şişelere bâki elmas fiyatlarını vermek demektir.
Dokuzuncu Mektub‘tan alıntıdır.
Allah cc. insanın fıtratında çeşit çeşit hissiyatları dercetmiştir. Yukarıda da belirtildiği gibi bunların insan fıtratına dercediliş sebebi en başta, ahirete yönelik işlerde istihdam etmemiz içindir.
Şimdi burada bahsedilen şiddetli merak, hararetli muhabbet, dehşetli hırs, inatlı talep ve şiddetli hissiyatlarımıza örnekler vererek; bunları nasıl ahirete müteveccih edebilileceğimizi ve dünya için bunları kullandığımızda; dünya ve ahiret için olabilecek muhtemel sonuçları konuşalım. Haydi buyrun.
Ders başlıyor…
çok inatci bir insan oldugum söylenir ,buna binaen ilk önce “inatli talep” konusunu ele almak isterim 🙂
Bildiginiz gibi inat duygusu he insanda vardir.
Yurt disina cikincada ozellikle turkler inatci karakterleriyle taninirlar.
Inat oyle bir hissyattirki insanlari birbirine dusurur, ve resmen bir canavara donusturebilir ve kisileri ön yargiya sürükler.Hatta bir ata sozumuz vardir:Zengini hayırsız evlat, çiftçiyi kuru inat batırır derler 🙂 …
Gunumuzdeki menfi tartismalarin arkasinda bile inadin menfi tesiri gorulmektedir.
Dis görünüsü itibariyle baktigimiz zaman, inat duygusunun oldugu yerde siddet ve hiddet kaçinilmazdir .
Lakin Ustad hz.belirttigi gibi :
İnsanın fıtratındaki şiddetli merak ve hararetli muhabbet ve dehşetli hırs ve inatlı talep ve hâkezâ şedit hissiyatlar, umur-u uhreviyeyi kazanmak için verilmiştir.
yani insana belli bir gaye ve hikmete binaen verilmistir.
Mesela Inat duygusu Hakki savunma adina, Ilahi Kelimetullahi duyurma adina, israrci ve dayanikli ve kararli olma yolunda çok önemli bi unsurdur.
Inat duygusu olmasaydi sayet, az sikinti verilen , baski yapilan herkes Hak ve Hakikatten donebilir, ihanet edebilirdi.
Demek ki bu inat duygusunu müsbete, uygun islere, irca ettigimiz zaman cok guzel neticeler almamiz mumkundur.Gorunus itibariyle, musbet olan inat duygusu uhrevi hayati kazanma yolunda bir basamak olarak kullanilabilir.
Selam ve dua ile…1 Kasım 2009: 13:01 #759288Anonim
@Fezapilotu 164363 wrote:
çok inatci bir insan oldugum söylenir ,buna binaen ilk önce “inatli talep” konusunu ele almak isterim 🙂
Bildiginiz gibi inat duygusu he insanda vardir.
Yurt disina cikincada ozellikle turkler inatci karakterleriyle taninirlar.Inat oyle bir hissyattirki insanlari birbirine dusurur, ve resmen bir canavara donusturebilir ve kisileri ön yargiya sürükler.Hatta bir ata sozumuz vardir:Zengini hayırsız evlat, çiftçiyi kuru inat batırır derler 🙂 …
Gunumuzdeki menfi tartismalarin arkasinda bile inadin menfi tesiri gorulmektedir.
Dis görünüsü itibariyle baktigimiz zaman, inat duygusunun oldugu yerde siddet ve hiddet kaçinilmazdir .
Lakin Ustad hz.belirttigi gibi :
İnsanın fıtratındaki şiddetli merak ve hararetli muhabbet ve dehşetli hırs ve inatlı talep ve hâkezâ şedit hissiyatlar, umur-u uhreviyeyi kazanmak için verilmiştir.
yani insana belli bir gaye ve hikmete binaen verilmistir.
Mesela Inat duygusu Hakki savunma adina, Ilahi Kelimetullahi duyurma adina, israrci ve dayanikli ve kararli olma yolunda çok önemli bi unsurdur.
Inat duygusu olmasaydi sayet, az sikinti verilen , baski yapilan herkes Hak ve Hakikatten donebilir, ihanet edebilirdi.
Demek ki bu inat duygusunu müsbete, uygun islere, irca ettigimiz zaman cok guzel neticeler almamiz mumkundur.Gorunus itibariyle, musbet olan inat duygusu uhrevi hayati kazanma yolunda bir basamak olarak kullanilabilir.
Selam ve dua ile…
Rahman razi olsun kardesim cok güzel yorumlamisiniz..
Yurt disina cikincada ozellikle turkler inatci karakterleriyle taninirlar.
bunu hic bilmiyordum ..kendim yurtdisinda ikamet ediyorum..
bendede inatlik var..ama kötü inatlik degil…:dft012:
konu icin Rabbim razi olsun..1 Kasım 2009: 13:33 #759291Anonim
@_bamteli_ 164365 wrote:
Rahman razi olsun kardesim cok güzel yorumlamisiniz..
Yurt disina cikincada ozellikle turkler inatci karakterleriyle taninirlar.
bunu hic bilmiyordum ..kendim yurtdisinda ikamet ediyorum..
bendede inatlik var..ama kötü inatlik degil…:dft012:konu icin Rabbim razi olsun..
ecmain olsun kardes, malesef ! oyle biliniyoruz 🙂
Rabbim onlarada bu duygularin gaye ve hikmelerini gosterip, hidayet versin.amin1 Kasım 2009: 13:38 #759292Anonim
@Fezapilotu 164378 wrote:
ecmain olsun kardes, malesef ! oyle biliniyoruz 🙂
Rabbim onlarada bu duygularin gaye ve hikmelerini gosterip, hidayet versin.aminamin ecmain insallah…..:gül:
1 Kasım 2009: 13:41 #759294Anonim
hepinizden Allah razı olsun sizin gbi anlatabilsem neler anlatcamda anlatamıom istee :dft001::041:
aklımda bi vecize var onu yazaim bari kambersiz olmaz die:dft001:Biz dîni severiz. Dünyâyı da yine din için severiz.1 Kasım 2009: 13:43 #759296Anonim
@Garib 164381 wrote:
hepinizden Allah razı olsun sizin gbi anlatabilsem neler anlatcamda anlatamıom istee :dft001::041:
aklımda bi vecize var onu yazaim bari kambersiz olmaz die:dft001:Biz dîni severiz. Dünyâyı da yine din için severiz.allah razi olsun…
1 Kasım 2009: 13:58 #759297Anonim
@HuSeYni 164280 wrote:
İnsanın fıtratındaki şiddetli merak ve hararetli muhabbet ve dehşetli hırs ve inatlı talep ve hâkezâ şedit hissiyatlar, umur-u uhreviyeyi kazanmak için verilmiştir.
O hissiyatı şiddetli bir surette fâni umur-u dünyeviyeye tevcih etmek, fâni ve kırılacak şişelere bâki elmas fiyatlarını vermek demektir.
Ders başlıyor…
Siddetli Merak
Hararetli muhabbet
dehsetli hirs
inatli talep
..Sedit hissiyatlar…
seklinde siralamis Ustad hz…
___________________________Dehsetli hirs duygusunu ele almaya calisalim simdi …
Hirsli insanlar, durmadan yukselme sevdasi içerisinde olanlar, mevki makam sahibi olma adina hirslananlar…
Sanirim bir cogumuzun yabanci olmadigi bir duygu dehsetli hirs duygusu…ve insanoglunun en buyuk zaaflarindan biri.
Lakin mürşit insan ,bu duygunun, Ustad hz dile getirdigi gibi “umur-u uhreviyeyi kazanmak için” verildiginin farkina varmalidir.
Insana bu duygunun verilmesiyle hedeflenen bir ufuk vardir.
Hoca efendinin Irsad ekseninde geciyordu buyuk bir ihtimal, : Hirs duygusunun insana cennet mertbelerinden en zirvesine ulasabilmesi icin verilen bir hissiyat oldugunu dile getiriyordu.
Sadece uhrevi olarak degil de, bu dunyadaki faziletli islerimiz açisindanda olaya batigimiz zaman, aslinda varmak istedigimiz en yuksek noktaya , yine bu dehsetli gorunen hirs duygusu ile erisebecegimizin farkina variyoruz.
Bu duygulari hakkiyla hissedebilmek,gafletten uyanip, hidayete erisebilme noktasinda, aslinda bir nevi muminin en guclu silahlarindan biridir.
1 Kasım 2009: 14:18 #759298Anonim
@HuSeYni 164280 wrote:
İnsanın fıtratındaki şiddetli merak ve hararetli muhabbet ve dehşetli hırs ve inatlı talep ve hâkezâ şedit hissiyatlar, umur-u uhreviyeyi kazanmak için verilmiştir.
O hissiyatı şiddetli bir surette fâni umur-u dünyeviyeye tevcih etmek, fâni ve kırılacak şişelere bâki elmas fiyatlarını vermek demektir.
Dokuzuncu Mektub‘tan alıntıdır.
Allah cc. insanın fıtratında çeşit çeşit hissiyatları dercetmiştir. Yukarıda da belirtildiği gibi bunların insan fıtratına dercediliş sebebi en başta, ahirete yönelik işlerde istihdam etmemiz içindir. Şimdi burada bahsedilen şiddetli merak, hararetli muhabbet, dehşetli hırs, inatlı talep ve şiddetli hissiyatlarımıza örnekler vererek; bunları nasıl ahirete müteveccih edebilileceğimizi ve dünya için bunları kullandığımızda; dünya ve ahiret için olabilecek muhtemel sonuçları konuşalım. Haydi buyrun.
Ders başlıyor…
hararetli muhabbet
hem de ne muhabbet.. bu muhabbetin derecelerini üstad hazretleri 3. lem’a da şöyle ifade ediyor;
İnsan, mahiyet-i câmiiyeti itibarıyla, mevcudatın hemen ekserîsiyle alâkadardır. Hem insanın mahiyet-i câmiasında hadsiz bir istidad-ı muhabbet derc edilmiştir. Onun için, insan da umum mevcudata karşı bir muhabbet besliyor. Kocadünyayı bir hanesi gibi seviyor. Ebedî Cennete bahçesi gibi muhabbet ediyor.fiziksel vücudumuz, duygularımız, ruhumuz, düşüncelerimiz her birisi ait oldukları alemlerle alakadar ve onlarla ilgili istekleri, onlara karşı muhabbetleri var.
her bir parçamız farklı alemlerden getirilmiş ve kainatın çekirdeği hükmünde bir varlık oluşturlmuş.bu camid varlığı sadece dünyaya müteveccih kılmak, onun şiddetli ilgi ve muhabbetini sadece fani dünyaya, geçici ilişkilere, geçici işlere yöneltmek, diğer kısımların aç kalmasına sebebiyet veriyor. doyum sadece dünyadan beklenince, bu sonsuz muhabbet hissi, sonlu dünyaya sığmadığı ve onunla yetinemeyeceği için, bizi sıkıntılara düçar ediyor.
Halbuki, muhabbet ettiği mevcudat durmuyorlar, gidiyorlar. Firaktan daima azap çekiyor. Onun o hadsiz muhabbeti, hadsiz bir mânevî azaba medar oluyor.sorunun teşhisi, çözümü ve kazançlar da hemen arkasından geliyor,
O azabı çekmekte kabahat, kusur ona aittir. Çünkü kalbindeki hadsiz istidad-ı muhabbet, hadsiz bir cemâl-ı bâkiye mâlik bir Zâta tevcih etmek için verilmiş. O insan sûiistimal ederek o muhabbeti fâni mevcudata sarf ettiği cihetle kusur ediyor, kusurunun cezasını firâkın azabıyla çekiyor.içimize hadsiz bir muhabbet var ve bunu nereye kanalize edeceğimizi bulamazsak bizi en zelil, en rezil hallere düşürecek kadar kuvvetli bir duygu.
seviyorum diye sokakalara dökülen, kendini parçalayan, karşı tarafı tartaklayan insanları; işimi, çalışmayı çok seviyorum deyip kendilerine verilen en değerli emanetlerden olan çocuklarını boşlayan anne babaları, para sevgisiyle dağılan yaşamları … -örnekler çoğaltılabilir- gördükçe bunu daha net görebiliyoruz.ve bu muhabbetin sonsuzluğa olan özlemini ve derecelerini yine ilerleyen bölümlerde şçyle ifade ediyor üstad;
“Hattâ denilebilir ki, âlem-i bekànın ve ebedî Cennetin bir sebeb-i vücudu, şu mahiyet-i insaniyedeki o şiddetli aşk-ı bekàdan çıkan gayet kuvvetli arzu-yu bekà ve bekà için fıtrî, umumî duadır ki, Bâkî-i Zülcelâl, o şedit, sarsılmaz, fıtrî arzuyu, o tesirli, kuvvetli, umumî duayı kabul etmiştir ki, fâni insanlar için bâki bir âlemi halk etmiş.”bu derece kuvvetli muhabbet, Cenab-ı Hak’kı tanımakla O na yöneldiğinde, hem varlığımızda aç kalan her bir parçamız doyuma ulaşıyor, dünyevi huzuru mutluluğu yakalayabiliyoruz, hem de ahiretimizi kurtarabiliyoruz inşaAllah.
Rabbimizi, efendimizi (sav) dinimizi, ibadetlerimizi, din kardeşlerimizi, kulluğumuzu sevmek için verilen bu şiddetli cihazı hak yolda kullanabilenlerden olanlardan eylesin .. amin..
1 Kasım 2009: 14:18 #759299Anonim
Hararetli Muhabbet duygusunuda, Fatmatoy kardesin yazisinda belirttigi gibi,
Bediuzzaman hz. nin en guzel su sözleri ifade ediyor :
Aşk, şiddetli bir muhabbettir. Fâni mahbuplara müteveccih olduğu vakit, ya o aşk kendi sahibini daimî bir azap ve elemde bırakır.
Veyahut o mecazî mahbup, o şiddetli muhabbetin fiyatına değmediği için, bâki bir mahbubu arattırır;
aşk-ı mecazî, aşk-ı hakikîye inkılâp eder.1 Kasım 2009: 18:10 #759315Anonim
MERAKİnsanın bebeklikten çocukluğa, çocukluktan gençliğe, gençlikten ihtiyarlığa olan hayatının her aşamasında merak vardır. Bu histen müsbet yönde faydalanabileceğimiz gibi, doğru kullanılmadığımız takdirde, başımıza menfî sonuçlar açması kaçınılmaz olacaktır. Aynı zamanda merak, hem dünyamız ve hem de ahiret hayatımız için saadet vesilesi olabileceği gibi; dünyamızın ve ahiretimizin batışına da sebep olabilen bir histir. 1
Üstad Bedîüzzaman Saîd Nursî Hazretleri Lemeât adlı eserinde “Meraksa, ilme hocadır” 2 ve Mektubât adlı eserinde de “Merak ilmin hocasıdır” 3 buyuruyor. Sorduğumuz her soru merakın dile yansımasıdır. Öğrendiğimiz şeylerin veya edindiğimiz tecrübelerin büyük kısmı merak sayesinde olmuştur. Birçok insan merak ettiği birşeye ömrünü, servetini feda etmiştir. “Yahu! Hakaik ve garaibi keşif için insanlarda öyle bir şevk, öyle bir merak vardır ki, garip bir hakikati keşif yolunda canlarını, mallarını feda ediyorlar.” 4 Gerçekten de merak, hayatımızdaki en esaslı muallimlerdendir. Mesela henüz bilinci tam oturmamış bir çocuğa dersiniz: “Sobaya yaklaşma, yanarsın” Fakat çocuk, henüz yanmanın ne olduğunu bilmediği için ısrarla o sobaya değmeyi, ona elini sürmeyi tercih eder. Onu bu davranışa sevkeden meraktır. Ve sobaya değdiği anda yanmanın ne olduğunu da bizzat öğrenir. Merak ona hoca olmuştur. Mesela; matematiği merak etmeyen bir insan matematikçi, tıbbı merak etmeyen biri doktor, resim çizmeyi merak etmeyen biri de ressam olamaz. Bir meselede ilim sahibi olmak için, merak olmazsa olmaz şartların başında gelmektedir. Aynen bunun gibi; kendini ve mahiyetini merak eden de kendini bilir, kendini bilen insan ise Rabbini bilir.
Allah cc. kainatın içinde, varlığına ve birliğine delil olabilecek hadsiz eşyayı, mevcudatı yaratmıştır. Ve bunları temaşa, mütalaa, tefekkür edebilecek olan insana da, merak hissini vermiştir. Bunu doğru kullandığı takdirde, merak hissi insanı “Nereden geliyorum ? Neyim ? Neciyim ? Nereye gideceğim ? Burada benden istenen şeyler nelerdir ? Bu mevcudat neyi ifade ediyor ? Neden yaratılmışlar ? Kim yaratmış ?” gibi soruların cevabını aramaya sevkeder. Bu meraklı sorularının neticesi ise ilme, ilmi ibadete ve ibadeti de ebedi saadete dönüşür. Allah’ı cc. tanımanın zevki ve şevki ise tartışılmayacak kadar lezzet ve sürur vericidir. Bu dünyada dahi lezzettir. Açılan her perdenin arkasında tarifi imkansız bir huzur vardır. “İşte, mahiyet-i insaniyedeki merak ve taleb-i hakikat cihetinden gelen nihayetsiz ıztıraptan kurtaracak, yalnız tevhid-i Hâlık ve marifet-i İlâhiyedir.” 5
Yine aynı merak doğru kullanılmadığı takdirde, insanın hem dünyadaki huzurunun kaçmasına, hem de ahiret hayatının mahvolmasına sebep olur. Mesela musibet ve hastalıklara merak göstermek, “Acaba bu hastalığı daha ne kadar çekeceğim? Neden hala düzelemedim ? Kullandığım ilaçlar neden tesir etmiyor ? Neden bir başkası değil de ben ? Yoksa Allah cc. –haşa- beni sevmiyor mu ?” gibi meraklı sorular, hastalıkların ve maddi musibetlerin artmasına sebeptir. Çünkü hastalıklara veya musibetlere, merakla mukabelede bulunan insan, başına gelen bu musibeti büyüttükçe büyütecek, ona gereğinden çok fazla ehemmiyet verecek, tabiri caizse hastalık hastası olacaktır. “Maddî musibetleri büyük gördükçe büyür, küçük gördükçe küçülür.” 6 “…musibete giriftar olan adam, itirazkârâne şekvâ ve merakla onu karşılamak, musibeti ikileştiriyor.” 7 Halbuki hastalıklar ve musibetler, bu fani ömür ağacımıza takılan, Allah’ın lütfettiği baki meyvelerdir. Fakat merak hissinin yanlış kullanılması sebebiyle, aynı hastalıklar-musibetler, eleme ve şekvaya dönüşmektedir. Bu da Allah’ın rızasına muhalif bir davranış olduğundan ötürüdür ki; insanı hem bu dünyada, hem ahirette azaba müstehak eder. Bununla ilgili şu tavsiyelere de kulak verilmelidir.
“Ey lüzumsuz merak eden hasta! Sen hastalığın ağırlığından merak ediyorsun. O merakın senin hastalığını ağırlaştırır. Hastalığın hafifleşmesini istersen, merak etmemeye çalış. Yani, hastalığın faydalarını, sevabını ve çabuk geçeceğini düşün, merakı kaldır, hastalığın kökünü kes……Merak, hastalığı ziyade ettiği gibi, hikmet-i İlâhiyeyi ittiham ve rahmet-i İlâhiyeyi tenkit ve Hâlık-ı Rahîminden şekvâ hükmünde olduğu için, aksi maksadıyla tokat yer, hastalığını ziyadeleştirir.” 8
“…Daha büyüğünü düşünüp, küçükteki derece-i nimeti görüp, Allah’a şükretmeli. Yoksa, isti’zâm ile üflense şişer, merak edilse ikileşir; kalbdeki misali, hayali, hakikate inkılâp eder, o da kalbi döver.” 9
Merak hissi, dünyanın malayani işlerine sarfedildiği takdirde de, hem dünya da hem ahirette maddi ve manevi azapları netice verir. Küçük bir kainat hükmünde olan kendi mahiyetini merak etmeyen insan; dünyanın siyasetine, futboluna, müziğine, eğlencesine vs. ziyade merak ederek, kısa bir zaman içinde, onların zeval ve firakını görecek ve ruhu bu dünyada dahi azap içinde kalacaktır. “İnsan ise, eğer dalâlet ve gaflete düşmüşse, hazır lezzetine, geçmişten gelen hüzünler ve gelecekten gelen endişeler, o cüz’î lezzeti cidden acılaştırıyor, bozuyor. Hususan gayr-ı meşru ise, bütün bütün zehirli bir bal hükmündedir.” 10 Hatta lezzetli sandığı günahının içinde bile, bir nevi manevi cehennemi hisseder.
Sonuç olarak merak hissi; Allah cc. isteği doğrultusunda kullanıldığı takdirde, hem bu dünyada, hem ahirette saadete vesiledir. O’nun isteğinin aksine kullanıldığı takdirde ise, iki dünya saadetini kaybettirebilecek mahiyette bir histir diyebiliriz.
1.Dokuzuncu Mektub s.60
2.Sözler s.985
3.Hakîkat Çekirdekleri s.675
4.Mesnevi-i Nuriye s.41
5.Otuz Üçüncü Söz s.902
6.İkinci Lem’a s.37
7.İkinci Lem’a s.37
8.Yirmi Beşinci Lem’a s.337-338
9.Mektubat s.674
10.Sözler s.2112 Kasım 2009: 07:13 #759337Anonim
“Nereden geliyorum ? Neyim ? Neciyim ? Nereye gideceğim ? Burada benden istenen şeyler nelerdir ? Bu mevcudat neyi ifade ediyor ? Neden yaratılmışlar ? Kim yaratmış ?”
işte bütün mesele bu!
allah razı olsun2 Kasım 2009: 22:39 #759420Anonim
@HuSeYni 164280 wrote:
dehşetli hırs
Hırsın Neticelerinden Birkaçı:
Ehâdis-i şerifede gelmiş ki:“Âhirzamanın Süfyan ve Deccal gibi nifak ve zındıka başına geçecek eşhâs-ı müdhişe-i muzırraları, İslâmın ve beşerin hırs ve şikakından istifade ederek, az bir kuvvetle nev-i beşeri hercümerc eder ve koca âlem-i İslâmı esaret altına alır.”
Yirmi İkinci Mektup s.383
EY EHL-İ İMAN! Sabıkan, adâvet ne kadar zararlı olduğunu anladın. Hem anla ki, adâvet kadar hayat-ı İslâmiyeye en müthiş bir maraz-ı muzır dahi, hırstır.
Hırs, sebeb-i haybettir ve illet ve zillettir; ve mahrumiyet ve sefaleti getirir. Evet, her milletten ziyade hırsla dünyaya saldıran Yahudi milletinin zillet ve sefaleti, bu hükme bir şahid-i kàtı’dır.
Evet, hırs, zîhayat âleminde en geniş bir daireden tut, tâ en cüz’î bir ferde kadar sû-i tesirini gösterir….
….Hem hayvânat dairesi içinde zaaf ve acz lisan-ı haliyle tevekkül eden yavruların meşru ve mükemmel ve lâtif rızıkları hazine-i rahmetten verilmesi; ve hırsla rızıklarına saldıran canavarların gayr-ı meşru ve pek çok zahmetle kazandıkları nâhoş rızıkları gösteriyor ki,hırs sebeb-i mahrumiyettir; tevekkül ve kanaat ise vesile-i rahmettir.
Yirmi İkinci Mektup s.385
Hem meselâ, gecede uykun kaçmış; sen yatmak istesen, lâkayt kalsan, uykun gelebilir. Eğer hırsla uyku istesen, “Aman yatayım, aman yatayım” dersen, bütün bütün uykunu kaçırırsın.
Hem meselâ, mühim bir netice için birisini hırsla beklersin. “Aman gelmedi, aman gelmedi” deyip, en nihayet hırs senin sabrını tüketip, kalkar gidersin. Bir dakika sonra o adam gelir; fakat beklediğin o mühim netice bozulur.
Şu hâdisâtın sırrı şudur ki: Nasıl ki bir ekmeğin vücudu, tarla, harman, değirmen, fırına terettüp eder. Öyle de, tertib-i eşyada bir teennî-i hikmet vardır. Hırs sebebiyle, teennî ile hareket etmediği için, o tertipli eşyadaki mânevî basamakları müraat etmez; ya atlar, düşer veyahut bir basamağı noksan bırakır, maksada çıkamaz.
İşte, ey derd-i maişetle sersem olmuş ve hırs-ı dünya ile sarhoş olmuş kardeşler! Hırs bu kadar muzır ve belâlı birşey olduğu halde, nasıl hırs yolunda her zilleti irtikâp ve haram-helâl demeyip her malı kabul ve hayat-ı uhreviyeye lâzım çok şeyleri feda ediyorsunuz; hattâ erkân-ı İslâmiyenin mühim bir rüknü olan zekâtı, hırs yolunda terk ediyorsunuz? Halbuki, zekât, her şahıs için sebeb-i bereket ve dâfi-i beliyyattır. Zekâtı vermeyenin, herhalde elinden zekât kadar bir mal çıkacak; ya lüzumsuz yerlere verecektir, ya bir musibet gelip alacaktır.
Yirmi İkinci Mektup s.387
DÖRDÜNCÜ SUALİNİZ: اِنَّ اللهَ مَعَ الصَّابِرِينَ “Şüphesiz, Allah sabredenlerle beraberdir.” Bakara Sûresi, 2:153; Enfâl Sûresi, 8:46. de hikmet ve gaye nedir?
Elcevap: Cenâb-ı Hak, Hakîm ismi muktezası olarak, vücud-u eşyada, bir merdivenin basamakları gibi bir tertip vaz etmiş. Sabırsız adam, teennî ile hareket etmediği için, basamakları ya atlar düşer veya noksan bırakır, maksut damına çıkamaz. Onun için hırs mahrumiyete sebeptir.
Yirmi Üçüncü Mektup s.396
Şükrün mikyâsı kanaattir ve iktisattır ve rızadır ve memnuniyettir. Şükürsüzlüğün mizanı hırstır ve israftır, hürmetsizliktir, haram-helâl demeyip rast geleni yemektir.
Evet, hırs, şükürsüzlük olduğu gibi, hem sebeb-i mahrumiyettir, hem vasıta-i zillettir.
Yirmi Sekizinci Mektup s.508
Ey divane baş ve bozuk kalb! Zanneder misin ki Müslümanlar dünyayı sevmiyorlar veyahut düşünmüyorlar ki fakr-ı hale düşmüşler; ve ikaza muhtaçtırlar, tâ ki dünyadan hissesini unutmasınlar?
Zannın yanlıştır, tahminin hatadır. Belki hırs şiddetlenmiş; onun için fakr-ı hale düşüyorlar. Çünkü mü’minde hırs sebeb-i hasârettir ve sefalettir.
1اَلْحَرِيصُ خَائِبٌ خَاسِرٌ “Hırs, hasaret ve muvaffakiyetsizliğin sebebidir.” bk. İbni Kays, Kura’d-Dayf 4:301; el-Meydânî, Mecmeu’l-Emsâl 1:24. durub-u emsal hükmüne geçmiştir.
On Yedinci Lem’a s.214
YEDİNCİ NÜKTE
İsraf, hırsı intaç eder. Hırs üç neticeyi verir:
BİRİNCİSİ: Kanaatsizliktir. Kanaatsizlik ise sa’ye, çalışmaya şevki kırar. Şükür yerine şekvâ ettirir, tembelliğe atar. Ve meşru, helâl, az malı (HAŞİYE) “HAŞİYE İktisatsızlık yüzünden müstehlikler çoğalır, müstahsiller azalır. Herkes gözünü hükûmet kapısına diker. O vakit hayat-ı içtimaiyenin medarı olan san’at, ticaret, ziraat tenakus eder. O millet de tedennî edip sukut eder, fakir düşer.” terk edip, gayr-ı meşru, külfetsiz bir malı arar. Ve o yolda izzetini, belki haysiyetini feda eder.
HIRSIN İKİNCİ NETİCESİ: Haybet ve hasârettir. Maksudunu kaçırmak ve istiskale mâruz kalıp teshilât ve muavenetten mahrum kalmak, hattâ
2اَلْحَرِيصُ خَائِبٌ خَاِسرٌ yani, “Hırs, hasâret ve muvaffakiyetsizliğin sebebidir” olan darbımesele mâsadak olur.Hırs ve kanaatin tesiratı, zîhayat âleminde gayet geniş bir düsturla cereyan ediyor. Ezcümle, rızka muhtaç ağaçların fıtrî kanaatleri, onların rızkını onlara koşturduğu gibi, hayvânâtın hırsla meşakkat ve noksaniyet içinde rızka koşmaları, hırsın büyük zararını ve kanaatin azîm menfaatini gösterir.
Hem zayıf umum yavruların lisan-ı halleriyle kanaatleri, süt gibi lâtif bir gıdanın, ummadığı bir yerden onlara akması ve canavarların hırsla noksan ve mülevves rızıklarına saldırması, dâvâmızı parlak bir surette ispat ediyor.
On Dokuzuncu Lem’a s.247
ÜÇÜNCÜ NETİCE: Hırs, ihlâsı kırar, amel-i uhreviyeyi zedeler. Çünkü, bir ehl-i takvânın hırsı varsa, teveccüh-ü nâsı ister. Teveccüh-ü nâsı mürâât eden, ihlâs-ı tâmmı bulamaz. Bu netice çok ehemmiyetli, çok câ-yı dikkattir.
On Dokuzuncu Lem’a s.249
Ehl-i hidayeti, ulüvv-ü himmetten sû-i istimale ve dolayısıyla ihtilâfa ve rekabete sevk eden, âhiret nokta-i nazarında bir haslet-i memdûha sayılan hırs-ı sevap ve vazife-i uhreviyede kanaatsizlik cihetinden ileri geliyor. Yani, “Bu sevabı ben kazanayım, bu insanları ben irşad edeyim, benim sözümü dinlesinler” diye, karşısındaki hakikî kardeşi ve cidden muhabbet ve muavenetine ve uhuvvetine ve yardımına muhtaç bir zâta karşı rekabetkârâne vaziyet alır. “Şakirtlerim niçin onun yanına gidiyorlar? Niçin onun kadar şakirtlerim bulunmuyor?” diye, enâniyeti oradan fırsat bulup, mezmûm bir haslet olan hubb-u câha temayül ettirir, ihlâsı kaçırır, riyâ kapısını açar.
İşte bu hatanın ve bu yaranın ve bu müthiş maraz-ı ruhanînin ilâcı şudur ki:
Cenâb-ı Hakkın rızası ihlâs ile kazanılır; kesret-i etbâ’ ile ve fazla muvaffakiyetle değildir. Çünkü onlar, vazife-i İlâhiyeye ait olduğu için, istenilmez, belki bazan verilir. Evet, bazan birtek kelime sebeb-i necat ve medar-ı rıza olur. Kemiyetin ehemmiyeti o kadar medar-ı nazar olmamalı. Çünkü bazan birtek adamın irşadı, bin adamın irşadı kadar rıza-yı İlâhîye medar olur.
Hem ihlâs ve hakperestlik ise, Müslümanların nereden ve kimden olursa olsun istifadelerine taraftar olmaktır. Yoksa, “Benden ders alıp sevap kazandırsınlar” düşüncesi, nefsin ve enâniyetin bir hilesidir.
Ey sevaba hırslı ve a’mâl-i uhreviyeye kanaatsiz insan! Bazı peygamberler gelmişler ki, mahdut birkaç kişiden başka ittibâ edenler olmadığı halde, yine o peygamberlik vazife-i kudsiyesinin hadsiz ücretini almışlar. Demek hüner, kesret-i etbâ’ ile değildir. Belki hüner, rıza-yı İlâhîyi kazanmakladır. Sen neci oluyorsun ki, böyle hırsla “Herkes beni dinlesin?” diye, vazifeni unutup vazife-i İlâhiyeye karışıyorsun? Kabul ettirmek, senin etrafına halkı toplamak Cenâb-ı Hakkın vazifesidir. Vazifeni yap, Allah’ın vazifesine karışma.
Yirminci Lem’a s.257-258
3 Kasım 2009: 07:11 #759444Anonim
9 Mektup’tan bir bölüm:
Görüyorum ki:
Şu dünya hayatında en bahtiyar odur ki:
Dünyayı bir misafirhane-i askerî telakki etsin ve öyle de iz’an etsin ve ona göre hareket etsin Ve o telakki ile,
en büyük mertebe olan mertebe-i rızayı çabuk elde edebilir Kırılacak şişe pahasına,
daimî bir elmasın fiatını vermez; istikamet ve lezzetle hayatını geçirir Evet dünyaya ait işler, kırılmağa mahkûm şişeler hükmündedir;
bâkî umûr-u uhreviye ise, gayet sağlam elmaslar kıymetindedir İnsanın fıtratındaki şiddetli merak ve hararetli muhabbet ve dehşetli hırs ve inadlı taleb ve hâkeza şedid hissiyatlar,
umûr-u uhreviyeyi kazanmak için verilmiştir O hissiyatı, şiddetli bir surette fâni umûr-u dünyeviyeye tevcih etmek,
fâni ve kırılacak şişelere, bâkî elmas fiatlarını vermek demektir. -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.