- Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
8 Kasım 2009: 16:06 #658058
Anonim
Bireysel, toplumsal ve kurumsal hayatımızda sanatı ve sanatçıyı öncelemedikçe kalıcı başarılar elde etmek, bugünü yakalayıp geleceğe kalmak oldukça güçtür. Sanattan mahrum olanlar, güçleri bittiğinde sahneden çekilirler. Çünkü maddî güç “zamanla” mukayyettir. Zaman gücü eritir, hatta gücüne güvenenleri maskaraya çevirir. Nice kimseler bu yüzden kısa zamanda yok olup gitmişlerdir.
Hayatını yüce bir gayeye adayanlar ya da kalıcı olmayı hedefleyenler sanata ve sanatçıya yatırım yapmak zorundadır. Medeniyet sanatla oluşur. Başka bir ifade ile sanat medeniyetin ürünüdür yani medenî toplumlar sanat eseri üretebilir. Sanat ve sanatın bir yansıması olan “eser, ürün”, sanatı ve sanatçıyı kalıcı kılar.
Medeniyet meydanında, “Ben medeniyim” diyerek medenî olunmuyor. Medeniyet bir yaşam tarzıdır, uzun zaman içerisinde kuşaklar boyu oluşan bir olgudur. Bunun için zamana, sürece, imkânlara, kültüre, hâsılı bir hayat felsefesine ihtiyaç vardır. Yolu medeniyet değirmenine düşürmek gerek
.
Köyde doğmuş ve köy ortamında yetişmiş, “Köy kokusu”nu hâlâ üstünden atamamış kişilerin şehre gelip kısa zamanda alavere dalaverelerle birtakım maddî imkânlara kavuşup kravat takması onları medenîleştirmez. Onlar, “Dün köyden gelmiş” kişilerdir mâşerî vicdanında
.
Sanat bir şeyi en güzel şekilde yapma ve ifade etme tarzı oluşunun yanı sıra bu özelliği kendine hayat felsefesi olarak seçmeyi ve bizzat yaşamayı da ifade eder. Sanat veya ilim adına hareket eden bir insanın yazdıkları ve yaptıkları başka, yaşadıkları bambaşka ise burada ahlâkî bir sorun var demektir. Bu durum aynı zamanda “Sanat”ın içselleştirilemediğinin bir göstergesidir.
Sanat kişinin yaşam tarzı olmalıdır ki, gerçek bir sanatkâr olabilsin. Yoksa yalancı pehlivanlar gibi ortaya çıkıp peşrev çekmek, cazgırlık yapmak sanatkârlık değildir. Toplumda sanatçı veya ilim adamı olarak geçindiği halde, konumlarını rahatça ranta çevirebilenler mevcuttur. Mâlum dilimizde bunların yaptığı işe “Fırsatçılık”, yapanlara da “Fırsatçı” deniyor.
İşin ehli olmayan kimselerin yaptığı “İş”ten hayır gelir mi? Bir kere bunlar işin ehli değildir, ikinci olarak büyük bir vebali sorumsuzca üstlenebilmiştir, üçüncü olarak da yaptığı işte sanatsal bir kaygı yoktur. Oysa bir sanat eserinde öncelikle “İyi niyet” olmalıdır. Böyle bir eksikliğin ardından sağlamlık, estetik, kullanılabilirlik gibi hususları saymak abesle iştigal olur.
Hani meşhur sözdür, “Şair olunmaz, şair doğulur” diye
. Şairliğe özenip şiir yazabilirsiniz ama şair olamazsınız. Elli yıl boyunca başka şeylerle meşgul olacaksınız, Ellisinden sonra sanat eseri yazmaya / yapmaya kalkacaksınız, işte bu olmaz. Böyle bir durumda sadece kendinizi kandırırsınız. Çevremizde bunların örneklerini görmekte zorlanmayız.
İlimde dikiş tutturamayanlar, ilim tüccarlığı yapmaya başlıyorlar. Mâlum bir meseldir ilmin kuma kabul etmediği
. Oysa birçok kişi vardır ilmin yanında başka alanlarda at koşturan
. Meselâ bazı kişiler görürsünüz çevrenizde; adam hem bir alanda uzmanı olarak geçinir, ardından burnunu sokmadığı iş kalmaz: Gazetecidir, köşe yazarıdır, romancıdır, hatiptir, panelisttir, kurul üyesidir hatta belediyecidir.
Eğer kendinizi ilim adamı olarak niteliyor ve halkın önünde de “İlim adamı” olarak geçiniyorsanız, ilim de kuma kabul etmediğine / etmeyeceğine göre sizin yaptığınız nedir? Hani bir kâğıt oyununda her kâğıdın yerine geçen bir “joker” vardır. İlim ve sosyal hayatımızda da böyle joker kişiler vardır. Hangi taşı kaldırsanız altından bunlar çıkar.
“Galile”nin yıllar önce seyrettiğim bir tiyatro oyununda sarfettiği sözünü hatırlıyorum: “Kahramanlara ihtiyacı olan toplumlara yazıklar olsun” diyordu.
Zoraki kahramanlar üreterek bir toplumu aydınlığa çıkarabilir misiniz? Oysa zoraki kahramanlar “hokkabaz” tiplerdir. Bunlar kıvraklıkları / cinlikleri sayesinde hak etmedikleri bir hayatı yaşarlar. Birileri de bu hokkabazlar sayesinde arka planda yapması gerekenleri yapar. Aslında esas “sanatçı!” onlardır. Çünkü onlar, ne yaptıklarını bilmektedirler.
Gerçek bir sanatçı hokkabazlık yapar mı? Onun sanatına, ilmine, kendine saygısı vardır. Böyle bir kişinin içinde bulduğu ortam hemen elde ettiği bir ortam değildir. Onda babasının, dedesinin, babasının dedesinin hâsılı geçmişinin, yetiştiği ortamın ve yetiştirenlerin büyük emeği vardır. Bunun için sorumluluk sahibi bir kişi bütün bu kazanımları tek başına riske edemez. O hem bireysel hem de ailevî sorumluluk şuuru taşır. İşte asalet budur.
Böyle bir bağlamdan gelmeyen ve kaybedecek bir şeyi olmayan insanlardan hep korkmuşumdur. Onlar her şeyi yaparlar, her şeye alet olabilirler. İlim, irfan, sanat, eser yazmak hokkabazlık için bir vasıtadır. Onların karakterleri buna çok müsaittir. Çünkü oluşmamış bir karakterdir. Asalet pazarda satılmıyor ki para verip alasın.
Bütün bunların yanı sıra kültürsüzlüğün bir sonucu olarak, ilim ve sanat hokkabazlarına gösterilen ilgi, ilme de sanata da zarar vermektedir. Çünkü ilim ve sanat bezirgânları, gerçek ilim ve sanata karşı insanların kayıtsızlığına sebep olmaktadır.Dr. İhsan Alperen – Milli Gazete
08/11/2009 -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.