- Bu konu 1 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
21 Kasım 2009: 20:35 #658391
Anonim
“Şahs-ı Âdem’e talim-i esmâ ünvanıyla nev-i benî-Âdeme ilham olunan bütün ulûm ve fünunun talimini ifade eder.”
Sözler
Talim-i esmâ, “isimlerin öğretilmesi”, “Cenâb-ı Hakk’ın, Hz. Âdem’e isimleri öğretmesi” demektir. Allah, yerde bir halife yaratacağını meleklere bildirdiğinde, onlar bunu hayretle karşılarlar ve bu ilâhî iradenin hikmetini, kendilerine mahsus bir lisanla sorarlar. Bunun üzerine Cenâb-ı Hakk, Âdem peygambere bütün isimleri öğretir ve melekleri onunla bir imtihana tâbi tutar.
Bu hadise ilâhî Fermanda şöyle haber verilir:
“Ve Âdem’e bütün esmâyı talim eyledi. Sonra (varlık âlemlerini) melaikeye gösterip, ‘haydi davanızda sadık iseniz, bana şunları, isimleriyle haber verin’ dedi” (Bakara Sûresi, 31)
Âyet-i kerimede geçen “biesmâi” ifadesini çoğu âlimlerimiz “isimlerini” şeklinde açıklamışlar, ancak Hak Dini Kur’an Dili tefsirinde bu ibare “isimleriyle” şeklinde tercüme edilmiştir. Her iki tercüme de doğru olmakla birlikte, bu ikincisinde daha geniş bir mânâ söz konusudur. “İsimleriyle” denilince, o varlıkların sadece isimlerinin değil, daha başka şeylerinin de sorulduğu anlaşılmaktadır. Nitekim Nur Külliyatında bu ifade, “kâinatın ihtiva ettiği bütün nevilerin isimlerini, sıfatlarını, hassalarını beyan” (İşarât-ül İ’caz) şeklinde yorumlanmış ve bir başka risalede de, şöyle buyrulmuştur:
“Şahs-ı Âdem’e talim-i esmâ ünvanıyla nev-i benî-Âdeme ilham olunan bütün ulûm ve fünunun talimini ifade eder.” (Sözler)
Yine Nur Külliyatında, Hz. Âdem’e öğretilen isimlerin icmalî olduğu, yani çekirdek mânâsında öz bilgilerden meydana geldiği, bu isimlerin ahirzaman Peygamberinde ise tafsilatlı ve mükemmel şekilde tahakkuk ettiği şöylece ifade edilir:
“Hazret-i Âdem’e (aleyhisselâm) icmalen talim olunan bütün esmânın bütün meratibiyle tafsilen mazharı (aleyhissalâtü Vesselâm)…” (Sözler)
Eşyanın isimlerini, yahut fizikî özelliklerini bilmekten daha önemli olan bir ilim vardır: O da o eşyada tecelli eden ilâhî isimleri bilmek, eserde sanatı okumak, nimette ihsan ve ikramı görmek ve onlardan ilâhî isimlere intikal etmektir.
21 Kasım 2009: 20:57 #760602Anonim
.
Cenâb-ı Hak, talim-i esmâ unvanı ile, Hazreti Âdem’in halife olduğunu göstermiştir.Arzın edîm’inden, yani, yerin yüzünden alınan maddelerle yaratılan ve Âdem ismiyle yâd edilen Hazreti Âdem, Muhyiddin İbn Arabî’nin Fusûsu’l-Hikem’inde anlattığı gibi, Allah’ın (celle celâluhu) yeryüzünde halifesi ve makam-ı cem’in sahibidir.
Eşyaya Âdem merceği ile bakılırsa, “vahdet-i vücud” görülür. İnsan yeryüzünde Allah’ın matmah-ı nazarı ve Onun câmi-i esmâıdır. Makam-ı fark’ın değil, makam-ı cem’in sahibidir.
Allah, bu önemli mansıbın Hazreti Âdem’e ihsanını, talim-i esmâ unvanıyla ifade etmiştir.
Demek oluyor ki, Allah, Hazreti Âdem’e bütün ilimlerin hulâsasını ilham etti.
Bu sayede Hazreti Âdem bir taraftan dinî hakikatlerin hulâsasını, diğer taraftan kimya, fizik, astronomi, tıp gibi ilim ve fenlerin hulâsasını vahyen öğrendi. Yani, bu mevzudaki temel kaide ve esas prensipleri; yoksa, ilim ve fenlerin nihayet hududuna kadar tafsilâtını değil.
Bu itibarla, Hazreti Âdem’e isimleri öğretti demek, dolayısıyla isimlerin delâlet ettikleri şeyleri de talim etti demektir.
Hazreti Âdem’e icmâlen öğretilen isimlerin tafsilini Allah, Hazreti Muhammed’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) talim buyurmuştur.
Evet, Hazreti Âdem’e okutulan fihristin bir kitap olarak tafsilatı Peygamberimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) anlatılmıştır.
Cenâb-ı Hak, kâinattaki mücmel hakâiki Hazreti Âdem’e talim etti.
Ve bu talim, gelişe gelişe olgunlaştı, kemale erdi ve Kâmil-i Mutlak, Makam-ı Mahmud’un Sahibi Hazreti Muhammed’de (sallallâhu aleyhi ve sellem) noktalandı. O, öğretilecek her şeye mazhar olması cihetiyle Muhammed, Ahmed, Mahmud ve Hâmid oldu.
Yani her şeyi ile hamd ü senâya giden yolların ayrımında yol gösteren ve etrafı aydınlatan bir zât olarak zuhur etti.
[FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]96-ALAK:[/FONT]
[FONT=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]1 – Yaratan Rabbinin adıyla oku! [/FONT]işte bu emirle
bütün eşyayı, Allah’ın isimlerinin tecelligâhı olarak en kâmil mânâda okumuş ve iman, marifet, muhabbet, takva ve salih amelde enyüksek mertebelere çıktığı gibi, tefekkür, hayret, tespih ve hamd gibi ulvî vazifeleri de en ileri seviyesiyle icraya muvaffak olmuştur.21 Kasım 2009: 21:10 #760603Anonim
peki bizler allahın isimleri kamil manada okumuş olan hz Muhammedin ümmeti olarak diyebilirmiyiz ?
allahın esmalarını kainatta okuyoruz çünki önümüzde ki her varlık ayrı bir esmasını tanıtır bize.Ezel Ebed Sultanı olan Rabb-ül Âlemîn için, Rubûbiyetinin mertebelerinde ayrı ayrı, fakat birbirine bakar şe’n ve namları ve Uluhiyyetinin dairelerinde başka başka, fakat birbiri içinde görünür isim ve nişanları ve haşmet-nümâ icraatında ayrı ayrı, fakat birbirine benzer temessül ve cilveleri ve kudretinin tasarrufatında başka başka, fakat birbirini ihsas eder ünvanları var.
Ve sıfatlarının tecelliyatında başka başka, fakat birbirini gösterir mukaddes zuhûratı var. Ve ef’alinin cilvelerinde çeşit çeşit, fakat birbirini ikmâl eder hikmetli tasarrufâtı var. Ve rengârenk san’atında ve mütenevvi’ masnuatında çeşit çeşit, fakat birbirini temaşa eder haşmetli Rubûbiyeti vardır.
Bununla beraber kâinatın herbir âleminde, herbir taifesinde, Esmâ-i Hüsnâdan bir ismin ünvanı tecelli eder. O isim o dairede hâkimdir.
Başka isimler orada ona tâbidirler, belki onun zımnında bulunurlar. Hem mahlukatın herbir tabakasında az ve çok, küçük ve büyük, has ve âmm herbirisinde has bir tecelli, has bir Rububiyyet, has bir isimle cilvesi vardır.
Yâni, o isim herşeye muhit ve âmm olduğu halde öyle bir kasd ve ehemmiyetle bir şeye teveccüh eder; güya o isim yalnız o şeye hastır.
Hem bununla beraber Hâlık-ı Zülcelâl, herşeye yakın olduğu halde, yetmiş bine yakın nuranî perdeleri vardır. Meselâ: Sana tecelli eden Hâlık isminin mahlukıyetindeki cüz’î mertebesinden tut, tâ bütün kâinatın Hâlıkı olan mertebe-i kübrâ ve ünvan-ı âzama kadar ne kadar perdeler bulunduğunu kıyas edebilirsin.
Ve insan olan bir insandan sor.
Bak nasıl bütün Esmâ-i Hüsnâyı okuyor ve cephesinde yazılı. Sen de dikkat etsen okuyabilirsin. Güya kâinat, azîm bir musika-i zikriyyedir. En küçük nağme, en gür nağamata karışmakla, haşmetli bir letafet veriyor. Ve hâkezâ kıyas et.
Fakat çendan insan bütün esmâya mazhardır, fakat kâinatın tenevvüünü ve melâikenin ihtilâf-ı ibâdâtını intac eden tenevvü-ü esmâ, insanların dahi bir derece tenevvüüne sebeb olmuştur.
. Enbiyânın ayrı ayrı şeriatleri, evliyanın başka başka tarîkatları, Asfiyanın çeşit çeşit meşrebleri şu sırdan neş’et etmiştir. Meselâ: İsa Aleyhisselâm, sâir Esmâ ile beraber Kadîr ismi onda daha galibdir. Ehl-i aşkta Vedud ismi ve ehl-i tefekkürde Hakîm ismi daha ziyade .
sözler(24. söz)
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.