• Bu konu 0 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
  • Yazar
    Yazılar
  • #658398
    Anonim

      Bismillahirrahmanirrahim


      Bu gidişâta, icraata bak!

      Nasıl en fakir, en zayıftan tut, tâ herkese mükemmel, mükellef erzak veriliyor, kimsesiz hastalara çok güzel bakılıyor.

      Hem, gayet kıymettar ve şâhâne taamlar, kaplar, murassâ nişanlar, müzeyyen elbiseler, muhteşem ziyâfetler vardır.
      Bak, senin gibi sersemlerden başka herkes vazifesine gayet dikkat eder, kimse zerrece haddinden tecavüz etmez. En büyük şahıs, en büyük bir itaatle, mütevâziâne bir havf ve heybet altında hizmet eder.

      Demek, şu saltanat sahibinin pek büyük bir keremi, pek geniş bir merhameti var; hem, pek büyük izzeti, pek celâlli bir haysiyeti, nâmusu vardır.

      Halbuki, kerem ise in’âm etmek ister, merhamet ise ihsansız olamaz, izzet ise gayret ister, haysiyet ve nâmus ise edebsizlerin tedibini ister.

      Halbuki, şu memlekette o merhamet, o nâmusa lâyık binden biri yapılmıyor; zâlim izzetinde, mazlum zilletinde kalıp, buradan göçüp gidiyorlar.

      Demek bir mahkeme-i kübrâya bırakılıyor. (Sözler, Onuncu Söz, s. 54)

      Bediüzzaman Said Nursi

      SÖZLÜK:
      HAVF : Korku, korkma.
      İN’AM : Nîmet vermek, ihsan etmek.
      KEREM : Cömertlik, lütuf, ihsan, inâyet, izzet, şeref.
      MAHKEME-İ KÜBRÂ : En büyük mahkeme; âhirette kurulacak olan büyük mahkeme.
      MURASSÂ : Kıymetli taşlarla, sırmalarla süslenmiş.
      MÜZEYYEN : Süslü.
      TAAM : Yemek, yiyecek, gıdâ.
      TE’DİB : Edeplendirme, terbiye verme, cezalandırma, haddini bildirme.

      risalehaber.com

      #760628
      Anonim

        57262.jpg

        Bismillahirrahmanirrahim

        Bu gidişâta, icraata bak!

        Nasıl en fakir, en zayıftan tut, tâ herkese mükemmel, mükellef erzak veriliyor, kimsesiz hastalara çok güzel bakılıyor.
        Hem, gayet kıymettar ve şâhâne taamlar, kaplar, murassâ nişanlar, müzeyyen elbiseler, muhteşem ziyâfetler vardır.
        Bak, senin gibi sersemlerden başka herkes vazifesine gayet dikkat eder, kimse zerrece haddinden tecavüz etmez. En büyük şahıs, en büyük bir itaatle, mütevâziâne bir havf ve heybet altında hizmet eder.

        Demek, şu saltanat sahibinin pek büyük bir keremi, pek geniş bir merhameti var; hem, pek büyük izzeti, pek celâlli bir haysiyeti, nâmusu vardır.

        Halbuki, kerem ise in’âm etmek ister, merhamet ise ihsansız olamaz, izzet ise gayret ister, haysiyet ve nâmus ise edebsizlerin tedibini ister.

        Halbuki, şu memlekette o merhamet, o nâmusa lâyık binden biri yapılmıyor; zâlim izzetinde, mazlum zilletinde kalıp, buradan göçüp gidiyorlar.

        Demek bir mahkeme-i kübrâya bırakılıyor. (Sözler, Onuncu Söz, s. 54)

        Bediüzzaman Said Nursi

        SÖZLÜK:
        HAVF : Korku, korkma.
        İN’AM : Nîmet vermek, ihsan etmek.
        KEREM : Cömertlik, lütuf, ihsan, inâyet, izzet, şeref.
        MAHKEME-İ KÜBRÂ : En büyük mahkeme; âhirette kurulacak olan büyük mahkeme.
        MURASSÂ : Kıymetli taşlarla, sırmalarla süslenmiş.
        MÜZEYYEN : Süslü.
        TAAM : Yemek, yiyecek, gıdâ.
        TE’DİB : Edeplendirme, terbiye verme, cezalandırma, haddini bildirme.

      2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
      • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.