- Bu konu 2 yanıt içerir, 3 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
23 Kasım 2009: 14:07 #658415
Anonim
Kul rabbini nasıl bilirse öyle muamele mi görecek ?
Soru
-Âhirete inanmayan ehl-i inkâr ve dalâlet için, bir idam-ı ebedî kapısı, yani hem kendisini, hem bütün sevdiklerini idam edecek bir darağacıdır. Öyle bildiği için, cezası olarak aynını görecek- bundan yola çıkarak birisi ahireti ebedi yokluk olarak görürse öyle mi muamele görecek yani?
Değerli Kardeşimiz;
Bu manayı teyid eden çok tespitler vardır. mesela ikinci lemada; Maddî musibetleri büyük gördükçe büyür, küçük gördükçe küçülür. Meselâ, gecelerde insanın gözüne bir hayal ilişir. Ona ehemmiyet verdikçe şişer, ehemmiyet verilmezse kaybolur. Hücum eden arılara iliştikçe fazla tehâcüm göstermeleri, lâkayt kaldıkça dağılmaları gibi, maddî musibetlere de büyük nazarıyla, ehemmiyetle baktıkça büyür. Merak vasıtasıyla o musibet cesetten geçerek kalbde de kökleşir, bir mânevî musibeti dahi netice verir, ona istinad eder, devam eder. Ne vakit o merakı, kazâya rıza ve tevekkül vasıtasıyla izale etse, bir ağacın kökü kesilmesi gibi, maddî musibet hafifleşe hafifleşe, kökü kesilmiş ağaç gibi kurur, gider.
Bu hakikati ifade için bir vakit böyle demiştim: Allah, zannımıza göre bizimle muameler ediyor demektir. güzel gören güzel düşünür .güzel düşünen hayatından lezzet alır. veciz ifadesi de bu hakikata işaret etmektedir.
Selam ve dua ile…
Sorularla Risale-i Nur Editör23 Kasım 2009: 14:25 #760659Anonim
Cenab-ı Allah’ın bize nasıl muamele etmesini istiyorsak, Allah’ı öyle bilmeliyiz. Allah hakkında hüsnü zan beslemeliyiz ki Allah bize iyi muamele etsin.
Peygamber (sav) : “Kul ne hal üzere ölürse o halde dirilecektir.” Buyurmuştur.Bir hadislerinde de: “Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz öyle dirilirsiniz” buyurmuştur
Cenab-ı Allah bir kutsi hadiste şöyle buyurur:
– “Ben kulumun zannına göreyim. Beni nasıl düşünürse ben öyleyim. O beni andıkça ben onunla beraberim. O beni içinden anarsa ben de onu öylece anarım. O, beni bir topluluk içinde anarsa, ben de onu daha hayırlı kimseler arasında anarım.” (Buhari, Tevhid:35)
Bir hadis-i kudsîde Cenâb-ı Hak buyurmuş: اَناَ عِنْدَ ظَنِّ عَبْدِى بِى1 Yani, “Kulum Beni nasıl tanırsa, onunla öyle muamele ederim.” İşte bu bedbaht adam, sûizan ve akılsızlığıyla, gördüğünü adi ve ayn-ı hakikat telâkki etti ve öyle de muamele gördü ve görüyor ve görecek. Ne ölüyor ki kurtulsun, ne de yaşıyor; böylece azap çekiyor.
Hem o bedbaht kendi kendine zulmetmiş. Gündüz gibi güzel bir hakikati ve parlak bir vaziyeti, basiretsizliğiyle kendisine muzlim ve zulümatlı bir evham, bir cehennem şekline getirmiş. Ne şefkate müstehaktır ve ne de kimseden şekvâya hakkı vardır. Meselâ, bir adam, güzel bir bahçede, ahbaplarının ortasında, yaz mevsiminde, hoş bir ziyafetteki keyfe kanaat etmeyip kendini pis müskirlerle sarhoş edip kendisini kış ortasında, canavarlar içinde, aç, çıplak tahayyül edip bağırmaya ve ağlamaya başlasa, nasıl şefkate lâyık değil, kendi kendine zulmediyor, dostlarını canavar görüp tahkir ediyor. İşte bu bedbaht dahi öyledir.
Ve şu bahtiyar ise, hakikati görür. Hakikat ise güzeldir. Hakikatin hüsnünü derk etmekle, hakikat sahibinin kemâline hürmet eder, rahmetine müstehak olur. İşte, “Fenalığı kendinden, iyiliği Allah’tan bil” 1 olan hükm-ü Kur’ânînin sırrı zâhir oluyor.
Daha bunlar gibi sair farkları muvazene etsen, anlayacaksın ki, evvelkisinin nefs-i emmâresi ona bir mânevî cehennem ihzar etmiş. Ve ötekisinin hüsn-ü niyeti ve hüsn-ü zannı ve hüsn-ü hasleti ve hüsn-ü fikri, onu büyük bir ihsan ve saadete ve parlak bir fazilete ve feyze mazhar etmiş.
Ey nefsim! Ve ey nefsimle beraber bu hikâyeyi dinleyen adam!
Eğer bedbaht kardeş olmak istemezsen ve bahtiyar kardeş olmak istersen, Kur’ân’ı dinle ve hükmüne mutî ol ve ona yapış ve ahkâmıyla amel et.
Şu hikâye-i temsiliyede olan hakikatleri eğer fehmettinse, hakikat-i din ve dünya ve insan ve imanı ona tatbik edebilirsin. Mühimlerini ben söyleyeceğim; incelerini sen kendin istihrac et.İşte, bak: O iki kardeş ise, biri ruh-u mü’min ve kalb-i salihtir. Diğeri ruh-u kâfir ve kalb-i fâsıktır. Ve o iki tarikten sağ ise, tarik-i Kur’ân ve imandır. Sol ise, tarik-i isyan ve küfrandır.
Ve o yoldaki bahçe ise, cemiyet-i beşeriye ve medeniyet-i insaniye içinde muvakkat hayat-ı içtimaiyedir ki, içinde hayır ve şer, iyi ve fena, temiz ve pis şeyler beraber bulunur. Âkıl odur ki, “Huz mâ safâ, da’ mâ keder” kaidesiyle amel eder, selâmet-i kalble gider.
sekizinci sözden
24 Kasım 2009: 00:29 #760680Anonim
Çok hoş yüreklere ferahlık veren bir konuyu gayet güzel incelemişsiniz.Teşekkürler.
Ben bu konu ile alakalı şu hikayeyi anlatmak isterim.Teşbihte hata olmaz,kusurlarımız affola.
Gayet günahkar,kötülüklerle dolu bir hayat yaşamış bir kul hesap gününde Allah ın c.c huzuruna getirilir.Uzunca bir hesaptan sonra Allah c.c kulunun cehenneme gönderilmesine hükmeder.Melekler kulu huzurdan alıp gideceği yere götüreceklerken,kul Allah’a c.c bir manalı bakış bakar ve Allah c.c hemen sorar.”Ey kulum neden bana öyle baktın”.
Kul şu cevabı verir.”Ey şanı yüceler yücesi,merhametlilerin en merhametlisi Rabbim.Ben çok haram yedim çok günah işledim.Bu kabahatlerimin karşılığınında cehennem olduğunu biliyordum.Fakat yine de senin merhametine güveniyor,beni bağışlayacağını umuyordum.Hükmünü verdikten sonra hiçbir umudum ve güvencem kalmadı çaresizlik ve hayal kırıklığı ile baktım”.Der.
Allah c.c “Ben kulumun beni bildiği gibiyim.Beni nasıl tanırsa ona o şekilde davranırım”.Diyerek günahkar kulun tüm günahlarını bağışlayarak meleklerine onu cennete götürmelerini emreder.
İnşallah bizlerde Allah’ın c.c merhametinden nasibini alarak cennete giden kullarından oluruz.
25 Kasım 2009: 07:29 #760715Anonim
@kırımlı 167796 wrote:
Çok hoş yüreklere ferahlık veren bir konuyu gayet güzel incelemişsiniz.Teşekkürler.
Ben bu konu ile alakalı şu hikayeyi anlatmak isterim.Teşbihte hata olmaz,kusurlarımız affola.
Gayet günahkar,kötülüklerle dolu bir hayat yaşamış bir kul hesap gününde Allah ın c.c huzuruna getirilir.Uzunca bir hesaptan sonra Allah c.c kulunun cehenneme gönderilmesine hükmeder.Melekler kulu huzurdan alıp gideceği yere götüreceklerken,kul Allah’a c.c bir manalı bakış bakar ve Allah c.c hemen sorar.”Ey kulum neden bana öyle baktın”.
Kul şu cevabı verir.”Ey şanı yüceler yücesi,merhametlilerin en merhametlisi Rabbim.Ben çok haram yedim çok günah işledim.Bu kabahatlerimin karşılığınında cehennem olduğunu biliyordum.Fakat yine de senin merhametine güveniyor,beni bağışlayacağını umuyordum.Hükmünü verdikten sonra hiçbir umudum ve güvencem kalmadı çaresizlik ve hayal kırıklığı ile baktım”.Der.
Allah c.c “Ben kulumun beni bildiği gibiyim.Beni nasıl tanırsa ona o şekilde davranırım”.Diyerek günahkar kulun tüm günahlarını bağışlayarak meleklerine onu cennete götürmelerini emreder.
İnşallah bizlerde Allah’ın c.c merhametinden nasibini alarak cennete giden kullarından oluruz.
AMİN …
allah razı olsun çok güzel bir kıssaBen bu konudan şunuda anladımki Yüce yaradanı hakkıyla bilemiyoruz bilmediğimiz içinde bizlere emanet olan yavrulara rabbimizi tanıtamıyoruz.
Yakar ,cehenneme atar taş olursun buna benzer kelimelerle allahı cc merhametini değilde azabını öne çıkartıyoruz.
Halbuki bu güzel dinin temsilcisi efendiler efendisi hz Muhammed s a v her insanın anlayacığı şekilde allahın varlığını bize isbat etmiştir.
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.