• Bu konu 0 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
  • Yazar
    Yazılar
  • #658462
    Anonim

      “Ay geç kaldım!” diye fırlar yataktan. Telaşla oğ­lunu uyandırıp hazırlar. Kahvaltıya zaman kalmamıştır. Baba bir taraftan söylenir:

      Şöyle bir sabah erken kalkıp bizlere bir kahvaltı hazırlasan, biz gittikten sonra uyusan olmaz mı?” Anne cevabı yetiştirir:

      “Sanki ben evde oturuyorum! Bütün gün çalışıyorum… Haydi bakalım geç kalıyorsunuz!”

      Babayla oğul kahvaltı etmeden evden çıkar. Anne sinirle işe koyulur. Akşamdan toplanmayan sofrayı toplar, evi silip süpürür. Çocuğun odasında hayli sinirlenir:

      “Oda değil mübarek, savaş alanı! Şuna bak: Pijamanın altı nerede, üstü nerede! Ne kadar dağınık bir çocuk böyle… Tıp­kı babası! Evi yakıp yıkıp gidiyorlar. Ondan sonra temizle ba­kalım… Sanki burada hizmetçileri var!”

      Anne yorulur. Yorulduğu için sinirli olur. Okuldan dönen oğluna söylenmeye başlar:
      “Sakın evi dağıtma! Ortalığı toplayana kadar canım çıktı Düzenli ol bakalım.”

      Çocuk üstünü değiştirip annesinin yanına koşar. Anne dizi film seyrederken bağırır:
      “Televizyonun başından kalk da dersinin başına geç!” Çocuk itiraz eder:
      “Anne, filmin en meraklı yerinde kalk diyorsun! Bakalım ne olacak? Biraz şunun sonunu seyredeyim…”
      “Filmin sonundan sana ne? Sen dersine bak.” “Ama sen de seyrediyorsun! Sen niye kalkmıyorsun?” “Benim çalışacak dersim yok. Koş bakalım dersinin başına….”

      Çocuk kapıyı çarpıp odasına gider, ama aklı filmdedir. An­nesi hazır filme dalmışken, sokağa fırlar.
      Anne, çocuk ders çalışıyor havasıyla filmini seyretmeye de­vam eder.
      Biraz sonra komşu, kapıyı çalar. Şimdi de sıra, komşular çekiştirmeye gelmiştir. Filan şunu yapmış, falanca şöyle et­miş… Ya da filan artistin elbisesi, sevgilisi falan filan!

      Aksam olur, komşu eve gider. Annenin aklına çocuk gelir. Odasınır kapısını araladığında çocuğu yerinde göremeyince sinirle so­kağa fırlar, çocuğu bulup gelir. Bir güzel paylar:
      “Seni tembel! Milletin çocuğu ders çalışırken sen sokaklar­da top oyna… Sonra da gelsin karnede zayıflar! Nedir benim senden çektiğim! Neden arkadaşın gibi başarılı değilsin? Onun annesi ne kadar şanslı… Ne kadar akıllı ve efendi çocu­ğu var… Ya sen? Okuldan gelip, kitabı fırlatıp sokağa dalıyor­sun. Böyle giderse o okuyup adam olur, sense bir hiç!”

      Akşam olur. Baba eve gelir. Sofrada derin bir sessizlik… Ba­ba yorgundur. Yemeğini yer yemez televizyonun başına geçer. Haberleri seyreder. Sonra açık oturum ya da maç…

      Bu arada anne söylenir:
      “Oğlun okuldan gelip sokağa çıkıyor, ders çalışmıyor. Bu oğlanın adam olacağı yok. Sen de bir şey demiyorsun.”
      Baba konuşulanları duymaz bile… O kadar kendinden geç­miştir ki, kendini televizyonun içine hapsetmiştir. Anne sinirlenir:
      “Oğlunla ilgilenmiyorsun, onunla ilgilen!”

      Suskunluğunu bozan baba:
      “Sen ne güne duruyorsun? Ben bütün gün işteyim, sen ev­desin. Televizyon seyredip komşularınla çene çalacağına, otur da çocuğunu eğit! Hem sonra çocuğu ana eğitir, baba değil.
      Anne baba kavga eder. Çocuk sessizce dinler. “Yine kavga­ya başladılar!” diyerek, gidip yatağına girer. Kavga sesini duy­mamak için yorganını iyice başına çeker…

      *****

      Ahmet’in annesi sabah namazına uyanır. Eşini ve oğlunu namaza kaldırır. Bir yandan da sofrayı hazırlar. Neşeyle kah­valtıyı yapan Ahmet, anne babasıyla vedalaşarak okula gider.
      Anne alış verişten sonra mutfağa girip yemek yapar.

      Seb­zeleri yıkarken, Cenab-ı Hakk’ın kendileri için ne kadar güzel nimetler yarattığını tefekkür eder. Bunu bulamayanların hâli­ne acır ve lütfedip verdiği için Allah’a şükreder. Yemekleri ya­parken Cenab-ı Hakk’ın Rahman ve Rezzak isimleri aklına gelir. “Ben nasıl çocuğuma yemek yapıyorsam, Cenab-ı Hak da Rez­zak ve Rahman ismiyle bütün canlıları besliyor.” diye düşünür.

      Sonra evi süpürür. Bu arada: “Ben nasıl evimi temizliyor­sam, Cenab-ı Hak da Kuddüs ismiyle kainatı temizliyor. Öyley­se yaptığım iş, ibadet.” der.

      O da yorulur. Fakat namazını kılan bir kadının yaptığı bü­tün işlerin ibadet olduğunu, ibadet sevabı kazandığını düşü­nüp yorgunluğunu unutur, mutlu olur.
      Oğlu gelmeden önce masasını hazırlar. Onu neşeyle kapı­da karşılar. Birlikte sofraya otururlar.

      Anne sorar:
      “Günün nasıl geçti evladım? Anlat bakalım, okulda neler oldu?”
      Çocuk anlatır, anne çocuğun anlattıklarını ilgiyle dinler. Tepkisini “evet-hayır” ya da “öyle mi” sözleriyle belli eder.

      Sonra anne eline okumak için bir kitap alırken, çocuk da odasına gidip dersini çalışır. Dersi bittikten sonra biraz sokağa çıkıp döner. Anne ve Ahmet, babayı beklerler. Babayı kapıda karşılayan ana oğul, baba gelmeden sofrayı hazırlamışlardır.

      Birlikte yemeğe oturulur. Sohbet ederek yemeklerini yer­ler. Baba da yorgundur. Ama evdeki bu sıcak atmosferden âdeta yorgunluğunu unutmuştur.
      Baba televizyondan sadece haberleri seyredip kapatır. Bir­likte yatsı namazını kılarlar.

      Namazdan sonra küçük Ahmet’e bir sayfa iman hakikatlerinden ders okutulur. Anne baba:
      “Aferin oğlumuza, çok güzel okudu! Sen ileride büyük adam olacaksın. Bu memleketin geleceği sizlersiniz.” vb. söz­lerle Ahmet’i yüreklendirir.

      Hazırlanan meyveler yenirken, okunan kısmın yorumu ya­pılır. Oradan bir sohbet konusu açılır. Bazen sorulu cevaplı sohbet epey devam eder.

      Anne şefkatli, baba merhametli, çocuk mutludur…

      Gülay Atasoy-Örnek Anne Nasıl Olur?

      #760730
      Anonim

        hak razı olsun çk güzel bir paylaşım

        dua ile

      2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
      • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.