• Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #658543
    Anonim

      70645.jpg

      Mekke bu sene gözle görülen rahmetle gayb rahmetini aynı anda iç içe yaşadı.


      Bizim yağmur dediğimiz, Kur’ân’ın “rahmet” ve “ğays/yardım” dediği damlacıklar hac diliyle Arafat’tan bir gün önce “terviye” gününde başladı.


      Terviye gününün rahmetini bütün iliklerime kadar tattım elhamdülillah. Rahmetten kaçmadım, ama üzerimde ihramdan başka giyeceğim olmadığı için sığınacak çadır buluncaya kadar “suya” dönmüştüm.


      Yağmur kesildikten sonra Mina’daki çadırımıza bu sefer gayb aleminden yağan rahmet nurları indi. Dünyanın dört bir tarafından gelen “Nur Talebeleri” çadırımızda misafirdi. Cemaatle kılınan namazlar, tesbihatlar, tekbirler, telbiyeyler, tehlillerr, Risale derslerine dualar eşlik etti. Niyazlar, tazarrular, gözyaşlarıyla coştu, taştı ve Mina’nın yağmur sularına karıştı.


      Gecenin o tadına doyumsuz olan 3 saatlik uykusu hacıların dinlenmesine yetti. Sabah namazını kılar kılmaz Sevgili Peygamberimizin izini takip ederek Arafat’taki vakfeye yetişmek üzere otobüslere bindik.


      Aman ya Rabbi! O de ne? Kumuna, güneşine, sıcağına alıştığımız Arafat meydanı rahmetle ıslanmış, çadırların içi sırılsıklamdı. Yerlere plastik hasırlar sererek ancak oturabildik.


      Saat 9’u gösterirken Diyanet’in merkez çadırından ortak yayın başladı. 2 saati aşan bu program uzunluğu yüzünden pek prim yapmadı,. Hacılar, “Biz buraya korodan ilahi dinlemeye gelmedik, elimizi, gönlümüzü Rabbimize açmaya gelmiştik” diye serzenişte bulundular.

      hac_paksu_sungur_yegin_500.jpg

      Saatler 11:00’i gösterirken, çadırımızı iki güzel misafir teşrif etti. Üstad Bediüzzaman’ın iki güzide talebesi, Mustafa Sungur Ağabeyle, Abdullah Yeğin Ağabey aramıza katıldı. Azerbaycan’dan da Nur hizmetinde bulunan 55 “kardeş” gelmişti. Bizim çadır “Nurlarla” doldu bir anda. Duyan geldi, duyan geldi, çevremiz Nur’un sevdalıları ile doldu taştı.


      Diyanet’in müşterek yayınındaki duadan sonra biz de okunan binlerce hatmin duasını yapmaya başladık.


      Duanın tam ortasında yanıma gelen bir “kardeş” dua etmek için mikrofonu ağabeylerin istediğini söylediler. Hemen mikrofonu önce Abdullah Ağabey”e uzattım. Cevşen’den çok kapsamlı bir dua yaptı, ardından Sungur Ağabeyin yanına vardım, bu sefer mikrofonu o duasıyla doldurdu. Sesi kısıktı, ama bir de baktım ki yüzlerce insan çevreyi sarmıştı.
      “Nurani insanların” bu duaları gönülleri ferahlandırdı, kalbleri birleştirdi, Arş’tan süzülen rahmetin ruhlara bayrama çevirdi.


      Bir süre sonra Sungur Ağabey Rusya’daki Nur hizmetlerini anlattı. Rus Cumhurbaşkanının İslama ve Nurlara olan ilgisini dile getirdi. Risale-i Nur tarzındaki hizmetine Rus halkının büyük bir ihtiyaç duyduğu müjdesini verdi. Medyedev’in Eylül ayından itibaren bütün Rus okullarında dini derslerin okutulması emrini verdiğini ifade etti.


      Bundan sonra çadırımız Cevşen sesleriyle şenlendi. Hafız kardeşlerimizin sırasıyla okuğu Cevşen duası ruhları mestetti.
      Ardından kucaklaşmalar, tebrikleşmeler, kardeşlik, dostluk ve muhabbetler birbirin peşisıra devam etti.


      Güneş batınca bir süre istirahattan sonra saat 23:00 sıralarında Müzedilfe çadırlarında konakladık. Modern sistemle yapılmış çadırlar yine bizim vakfe, dua, namaz ve niyaz mekanımız olmuştu. Sabah kadar bu minval üzere devam ettik Müzdelife vakfesine…
      Sabah namazını kılar kılmaz ver elini “Cemerat”, tek hedef şeytandı. Bugün Büyük Şeytanı, Cemre-i Akabe’yi taşlayacaktık. İki saatlik yaya yürüyüşünden sonra 47 metre uzunluğunda 7 metre yüksekliğinde Müzdelife’den topladığımız 7 adet taşı şeytan-ı recime fırlattık.


      Her taş şeytanın yerine dibine geçiriyordu. Fındık büyüklüğündeki her bir fiske taşı atom bombası tesiri yapıyordu şeytana…


      Bugün bayramdı, gerçek bayramdı, bütün hacılar manevi temizlikte bebeklere dönmüştü, şeytanı da yere geçirince ver elini Kâbe. Kâbe yeni “cicilerini” giymişti. Biz Arafat’ta iken eski giysisini çıkarmış, hazırlığı bir sene kadar süren yeni kisvesini giyinmişti. Amma da yakışmıştı ha! Pırıl pırıldı, altın simlerle işlenen yazılar göz kamaştırıyordu. Biz de dayanamadık, başladık çevresinde dönmeye, haccın ikinci farzı olan ziyaret tavafı için 7 şavt döndük, ardından sa’y yapamaya geçtik. Sa’y alanı eskisine göre 2/3 kat artmış, o eski izdiham ve kalabalık tarihe karışmıştı.


      Burada “işimiz” bitti. Yarın (Salı) Resulullah’a kavuşacağız, canımız Peygamberimize, ruhumuzun yaşadığı yere, kalbimizin attığı mekana, gönlümüzü şenlendireceğimiz Nurlu Şehre, güzeller güzeli Medine’ye.


      Siz bu yazıyı okurken biz de Medine hasretini dindirmiş olacağız. Hactan sonra Resulullahın ocağında, kucağında, nurlu bucağında bulunmak Cennet anı, saadetler neşvesi…


      Fazla merak etmeyin, sizi her yerde andık, dualarımıza kattık her mekanda, her zamanda ve her anda…


      Meğer Arafat’ta sadece hacılar bağışlanmıyormuş, hacıların duasıyla bütün mü’minler, yani sizler de temizlendiniz günah paslarından…
      Hac böyle bir şey…


      Yaşayanlar, hasretini çekenler, özlem içinde kıvrananlar…
      Kendileri gidemese dahi, dualarını gönderenler, iman nurunu taşıyan her mü’min nurlara, rahmetlere, feyizlere bandı….
      Kabe dolusu, Ravza dolusu selamlar, dualar hepinize…

      moralhaber
    1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
    • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.