• Bu konu 0 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
  • Yazar
    Yazılar
  • #658755
    Anonim

      Üçüncü Desîse-i Şeytaniye

      Tamah yüzünden çoklarını avlıyorlar.

      Kur’ân-ı Hakîmin âyât ve beyyinâtından istifaza ettiğimiz katî
      bürhanlarla çok risâlelerde ispat etmişiz ki, meşru rızık, iktidar ve
      ihtiyarın derecesine göre değil, belki acz ve iftikarın nispetinde
      geliyor. Bu hakikati gösteren hadsiz işaretler, emâreler, deliller
      vardır. Ezcümle:

      Bir nevi zîhayat ve rızka muhtaç olan eşcar yerinde durup,
      onların rızıkları onlara koşup geliyor. Hayvânat, hırsla rızıklarının
      peşinde koştuklarından, ağaçlar gibi mükemmel beslenmiyorlar.

      Hem hayvânat nevinden balıkların en aptal, iktidarsız ve kum
      içinde bulunduğu hâlde mükemmel beslenmesi ve umumiyetle semiz olarak
      görünmesi, maymun ve tilki gibi zekî ve muktedir hayvânat sû-i
      maişetinden alîz ve zayıf olması gösteriyor ki, vasıta-ı rızık iktidar
      değil, iftikardır.

      Hem, insanî olsun, hayvanî olsun, bütün yavruların hüsn-ü
      maişeti ve süt gibi hazine-i rahmetin en lâtif bir hediyesi, umulmadık
      bir tarzda onlara zaaf ve aczlerine şefkaten ihsan edilmesi; ve vahşî
      canavarların dıyk-ı maişetleri dahi gösteriyor ki, vesile-i rızk-ı
      helâl acz ve iftikardır, zekâ ve iktidar değildir.

      Hem dünyada, milletler içinde şiddet-i hırsla meşhur olan
      Yahudi milletinden daha ziyade rızık peşinde koşan olmuyor. Halbuki
      zillet ve sefalet içinde en ziyade sû-i maişete onlar maruz oluyorlar.
      Onların zenginleri dahi süflî yaşıyorlar. Zaten ribâ gibi gayr-ı meşrû
      yollarla kazandıkları mal, rızk-ı helâl değil ki meselemizi cerh etsin.

      Hem çok ediplerin ve çok ulemanın fakr-ı hâli ve çok aptalların
      servet ve gınâsı dahi gösteriyor ki, celb-i rızkın medarı zekâ ve
      iktidar değildir, belki acz ve iftikardır, tevekkülvâri bir teslimdir
      ve lisan-ı kal ve lisan-ı hâl ve lisan-ı fiil ile bir duadır.

      İşte bu hakikati ilân eden “Şüphesiz ki rızık veren, mutlak
      kudret ve kuvvet sahibi olan ancak Allah’tır.” (Zâriyat Sûresi, 51:58.)
      âyeti, bu dâvâmıza o kadar kavî ve metin bir bürhandır ki, bütün
      nebâtat ve hayvânat ve etfal lisanıyla okunuyor. Ve rızık isteyen her
      taife, şu âyeti lisan-ı hâl ile okuyor.

      Madem rızık mukadderdir ve ihsan ediliyor ve veren de Cenâb-ı
      Haktır. O hem Rahîm, hem Kerîmdir. Onun rahmetini itham etmek
      derecesinde ve keremini istihfaf eder bir sûrette, gayr-ı meşru bir
      tarzda yüz suyu dökmekle, vicdanını, belki bazı mukaddesâtını rüşvet
      verip, menhus, bereketsiz bir mal-ı haramı kabul eden düşünsün ki, ne
      kadar muzaaf bir divaneliktir!

      Evet, ehl-i dünya, hususan ehl-i dalâlet, parasını ucuz vermez,
      pek pahâlı satar. Bir senelik hayat-ı dünyeviyeye bir derece yardım
      edecek bir mala mukabil, hadsiz bir hayat-ı ebediyeyi tahrip etmeye
      bazen vesile olur. O pis hırsla, gazab-ı İlâhîyi kendine celb eder ve
      ehl-i dalâletin rızasını celbe çalışır.

      Ey kardeşlerim! Eğer ehl-i dünyanın dalkavukları ve ehl-i
      dalâletin münafıkları, sizi, insaniyetin şu zayıf damarı olan tamah
      yüzünden yakalasalar, geçen hakikati düşünüp, bu fakir kardeşinizi
      numune-i imtisal ediniz. Sizi bütün kuvvetimle temin ederim ki, kanaat
      ve iktisat, maaştan ziyade sizin hayatınızı idame ve rızkınızı temin
      eder. Bahusus size verilen o gayr-ı meşrû para, sizden, ona mukabil bin
      kat fazla fiyat isteyecek. Hem her saati size ebedî bir hazineyi
      açabilir olan hizmet-i Kur’âniyeye sed çekebilir veya fütur verir. Bu
      öyle bir zarar ve boşluktur ki, her ay binler maaş verilse, yerini
      dolduramaz.

      Mektûbât, s. 406, (yeni tanzim, s. 709

      #761237
      Anonim

        Allah razı olsun mübarek…

      2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
      • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.