• Bu konu 3 yanıt içerir, 5 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
5 yazı görüntüleniyor - 1 ile 5 arası (toplam 5)
  • Yazar
    Yazılar
  • #659465
    Anonim

      Bismillahirrahmanirrahim

      Elhamdulillahi rabbil alemin vesselatu vesselamu ala rasuluna muhammedin ve ala alihi vesahbihi ecmain

      24 mektubun ilk nüktesini birlikte anlamaya çalışalım inşallah.
      Risale-i Nurlar da oldukça ilmi ve derin hakikatlere kapılar açıldığını görüyoruz.
      24 mektupta aslında bu manada ilmi ve derin bir hakikattir.

      24. MEKTUP
      mektubat_324_2.gif
      (Allah) dilediği hükmü verir. (Maide Suresi: 1)

      mektubat_324_1.gif
      Allah dilediğini yapar. (İbrahim Suresi: 27)

      SUAL:Eâzım-ı Esmâ-i İlâhiyeden olan Rahîm ve Hakîm ve Vedûd’un iktiza ettikleri
      şefkatperver şefkatperverâne terbiye ve maslahatkârâne tedbir
      ve muhabbettârâne taltif,nasıl ve ne suretle, müthiş ve muvahhiş olan mevt ve ademle,
      zeval ve firakla, musibet ve meşakkatle tevfik edilebilir?
      Haydi, insan saadet-i ebediyeye gittiği için, mevt yolunda geçtiğini hoş görelim.
      Fakat bu nazik ve nazenin ve zîhayat olan eşcar ve nebâtat envâları ve çiçekleri
      ve vücuda lâyık ve hayata âşık ve bekaya müştak olan hayvânat taifelerin
      mütemadiyen hiçbirini bırakmayarak ifnâlarında ve gayet süratle onlara göz açtırmayarak idamlarında ve onlara nefes aldırmayarak meşakkatle çalıştırmalarında
      ve hiçbirini rahatta bırakmayarak musibetlerle tağyirlerinde
      ve hiçbirini müstesna etmeyerek öldürmelerinde ve hiçbiri durmayarak zevallerinde
      ve hiçbiri memnun olmayarak firaklarında hangi şefkat ve merhamet var,
      hangi hikmet ve maslahat bulunur, hangi lütuf ve merhamet yerleşebilir?

      Diye bir sual ediliyor.
      Ki bu sualdeki itirazı mantıkla her halukarda karşılaşıyoruz.
      En evvel dedi ki:
      Esma-i Hüsna’nın en büyüklerinden 3 isim zikretti.
      Ve onların açılımlarını ifade etti.

      Rahim ismi


      neyi gerektiriyor


      şefkatperverane terbiye
      Hakim ismi


      neyi gerektiriyor


      maslahatkarane tedbir
      Vedud ismi


      neyi gerektiriyor


      muhabbetterane taltif

      Bu isimlerle böyle muamellerde bulunan bir Rabbimiz var.
      Şefkatiyle hikmetiyle muhabbetiyle…

      Lakin sualde dedi ki bir yanda da
      Mevtler var
      Zevaller var
      Firaklar var
      Musibetler var
      Meşakatler var…..

      Bunlar birbiriyle nasıl örtüşüyor?
      Ki hatırlayalım umumi afetler husule geldiğinde
      Ayyuka çıkan seslerde böyleydi dimi?

      Mesela bir deprem hadisesinde
      Nerde adaletli İlahınız hitapları yükseldi. Hani merhamet dendi.
      Veya tsunamide veya hortum hadiselerinde veya Filistin’de…
      Veya bir başka yerde bir başka şekilde kalbimizi müteessir edecek hadiselerle…

      Hemhal olduğumuz zamanlarda böylesi bir düşünce husule gelebiliyor.
      Ve artı sualin devamına bakarsak;
      Hadi dedi insanın çektiklerini hoş görelim.
      Sonunda ebedi saadet var diyoruz.
      Peki ya çok nazik ve nazenin yaratılmış ağaçlar, bitkiler, yaprakları, çiçekleri,
      Hayvanat taifeleri….
      Onlarda da var bu mevt.

      Zeval firak meşakkat bu pencereden işte
      Hangi şefkat var hangi merhamet var
      Hangi hikmet maslahat var diye sual ediliyor.

      ELCEVAP:
      Dâi ve muktazîyi gösteren Beş Remizle ve gayeleri ve faydaları gösteren
      Beş İşaretle şu suali halleden çok geniş ve çok derin ve çok yüksek olan
      hakikat-i uzmâya uzaktan uzağa baktırmaya çalışacağız.

      Bu konudaki sebep ve gerekçeleri 5 remizle ilk makamda izah ediyor üstad.
      Gaye ve faydaları da 5 işaretle ikinci makamda izah ediyor.

      Yalnız vurguyu yaptı Üstad
      Bu mesele nasıl bir mesele..
      Çok geniş
      Çok derin
      Çok yüksek bir hakikat-i uzma…

      Evett birinci makam 5 remizdir diyor.
      Şimdi bize 5 remizle neden bu musibetler bu zevaller bu meşakkatler mevtler…
      Halbuki Allah’ın rahim hakim ve vedud isimlerine rağmen…
      Bunun gerekçeleri izah ediliyor.

      Birinci remize bakalım inşallah
      Remiz deyince oraya bir parantez düşmek istiyorum
      Remiz aslında işaret demek
      Ama arapça çok geniş manaları tazammun eden bir dil olduğu için
      Aralarında frekans farkı oluyor.
      Ve Üstad öyle muhteşem yerli yerinde ifadeler kullanıyor ki
      Burada remiz kelimesi en derin ve uzun
      herkesin anlayamayacağı işaret manasında kullanılmış.

      BİRİNCİ REMİZ
      Yirmi Altıncı Sözün hâtimelerinde denildiği gibi,
      nasıl ki mahir bir san’atkâr, kıymettar bir elbiseyi murassâ
      ve münakkaş surette yapmak için,
      bir miskin adamı, lâyık olduğu bir ücrete mukabil model yaparak,
      kendi san’at ve maharetini göstermek için,
      o elbiseyi o miskin adam üstünde biçer, keser, kısaltır, uzatır;
      o adamı da oturtur, kaldırır, muhtelif vaziyetler verir.
      Şu miskin adamın hiçbir hakkı var mıdır ki,
      o san’atkâra desin:”Beni güzelleştiren bu elbiseye neden ilişip tebdil ve tağyir ediyorsun
      ve beni kaldırıp oturtup meşakkatle benim istirahatimi bozuyorsun?”

      Öyle bir hakkı var mıdır ?
      26 sözden bu örneği hatırlıyoruz
      Bir harika sanatkar sanatını nakşedecek bir miskin adamı ücretini vererek model yapıyor.
      Sen hem ücret al hem de vazifen sadece modellik yapmak olsun.
      Birde üstüne kalk sanatkara de ki haydaa benim elbisemi kestin biçtin ne hale getirdin.
      Birde otur kalk bana zahmet verdin.
      Böyle bir hakkı yoktur malumunuz..

      Aynen öyle de, Sâni-i Zülcelâl, herbir nevi mevcudatın
      mahiyetini birer model ittihaz ederek ve nukuş-u esmâsıyla
      kemâlât-ı san’atını göstermek için, herbir şeye, hususan zîhayata,
      duygularla murassâ bir vücut libasını giydirerek,
      üstünde kalem-i kazâ ve kaderle nakışlar yapar, cilve-i esmâsını gösterir.
      Herbir mevcuda dahi, ona lâyık bir tarzda bir ücret olarak,
      bir kemal, bir lezzet, bir feyiz veriyor.

      Cenab-ı hak yarattığı her mevcudu model kabul etmiş ve napıyor?
      Esmasını nakşediyor.

      Neden?
      Kemal-i sanatını göstermek için.

      Her mevcut üzerindeki nakış işleyiş kaza ve kader kalemiyle işleyiş aslında nedir?
      Cilve-i Esma’dır ve buna mukabil ücret vermiş.

      Nasıl vermiş?
      Her mevcuda layık bir ücret vermiş.
      Herkese ayrı ona layık bir ücret
      Halada şikayetkar dilimiz var.

      Mülkün sahibi, mülkünde nasıl dilerse öyle tasarruf eder,
      sırrına mazhar olan o Sâni-i Zülcelâle karşı hiçbir şeyin hakkı var mıdır ki,
      desin”Bana zahmet veriyorsun, benim istirahatimi bozuyorsun.”
      Hâşâ! Evet, mevcudatın hiçbir cihette Vâcibü’l-Vücuda karşı hakları yoktur
      ve hak dâvâ edemezler.

      Belki hakları daima şükür ve hamd ile,
      verdiği vücut mertebelerinin hakkını edâ etmektir.

      Dikkat edelim bu kısma
      Mevcudatın hiç bir cihetle hak dava etme hakkı yok dedi.
      Çünkü mülk sahibi mülkünde istediği gibi tasarruf eder.
      O mevcut kendine malik mi ki hak dava etsin.

      Buna mukabil ne yapacağız?
      Varlığa ve verilenlere daimi hamd ve şükredenlerden olacağız inşallah.

      Neye şükür ve hamd peki?
      Verilen vücud mertebelerine…

      Bir bakalım ne o verilen vücud mertebeleri nelerr
      Şimdi en başta bizi ademde bırakmamış.
      Napmış?
      Bir vücuda getirmiş dimi… “VAR” etmiş.
      Sonra hayat nimetini vermiş.
      Ardından bize şuur vermiş.
      Öylede bırakmamış ne vermiş?
      İnsaniyeti ihsan etmiş.
      Daha sonra bakıyorsunuz
      İnsaniyet-i kübra olan islamiyeti nasib etmiş.
      Marifetullahta terakki kapıları açmış.
      Muhabettullah da deseniz öyle…
      Ve artı bunların yanında hepimize has hususi ihsanları ki saymakla bitiremeyiz.
      Hasılı bütün bunlar için bize düşen hamd ve şükürdür.

      Efendim biz kalkıyoruz..
      Yahu neden benim şu kadar, şunun kadar param yok?
      Yada başkası gibi bilmem şöyle değilim
      Kıyaslamalar….
      Ve akabinden gelen itirazlar…
      Var mı böyle hakkımız???

      Çünkü verilen bütün vücut mertebeleri vukuattır, birer illet ister.
      Fakat verilmeyen mertebeler imkânattır. İmkânat ise ademdir, hem nihayetsizdir.
      Ademler ise illet istemezler. Nihayetsize illet olamaz.

      Aslında bu bir kaide gibi.
      Şimdi vukuat dediğimiz ortaya çıkan, vuku bulan şeyler.
      Bize verilen o saydığımız vücud mertebeleri bir vukuat.

      Allah’ın bize vermiş olduğu nimetler illet ister dedi Üstad
      İlleti sebebi Allah’ın rahmeti cömertliği deriz değil mi?
      Birde verilmeyenler var.
      Bunlara Üstad imkanat dedi. Oladabilir olmayadabilir yani vuku bulmamış.
      O zaman diyoruz ki ademdir.
      Ki bunlarda nihayetsizdir.
      Bir illet arayamayız
      Yani neden verilmedi konumunda olmayız.

      Allah’ın bize vermeyi gücü yettiği halde hikmetinden vermediği nimetler
      onlar o yüzden illet istemezler.
      Şimdi daha da açacak Üstad örneklerle
      Onlara bakalım inşallah

      Meselâ madenler diyemezler:
      “Niçin nebâtî olmadık?” Şekvâ edemezler;
      belki vücud-u madenîye mazhar oldukları için, hakları Fâtırına şükrandır.

      Bir maden kalkıp beni neden bitki olarak yaratmadın nasıl der?
      Derler ki hadi yaratmasayd….
      Sana bir vücud vermiş değil mi? O neyi gerektiriyor?
      Şükrü.
      Kime? Fatırına…
      Fatır; herbirşeyi yokluk zulümatından çıkaran demek.

      Rabbimin bir esması bu kadar yerinde mi yazılır arkadaşlar subhanallah yaa
      Esmay-ı Hüsna’yı bile Üstad rastgele koymuyor.

      Nebâtat, “Niçin hayvan olmadım?” deyip şekvâ edemez
      Belki, vücut ile beraber, hayata mazhar olduğu için, hakkı şükrandır.
      Hayvan ise, “Niçin insan olmadım?” diye şikâyet edemez.
      Belki, hayat ve vücut ile beraber, kıymettar bir ruh cevheri ona verildiği için,
      onun üstündeki hakkı, şükrandır.
      Ve hâkezâ, kıyas et.

      Her birinde şükre medar bir nimet mertebesi var.
      Yek diğerine bakıp neden diyemezler ve hakeza kıyas et.
      Kendimize dönüp bakalım.
      Verilmeyenler için dediklerimize hissettiklerimize…
      Neden zengin değilim neden kuvvetli değilim neden güzel değilim neden nenden neden…
      Herkesin alemine havale edelim bu nedenleri…

      İşte bu nedenlerin karşısına Üstad koydu buyur dedi
      Sendeki vücud nimetleri vazifen şükür hamd…
      Rabbim bu vazifeyi hakkıyla yapmayı nasib etsin .

      Ey insan-ı müştekî! Ey şikayet eden insan!
      Sen mâdum kalmadın, vücut nimetini giydin hayatı tattın,
      câmid kalmadın, hayvan olmadın,
      İslâmiyet nimetini buldun, dalâlette kalmadın,
      sıhhat ve selâmet nimetini gördün, ve hâkezâ…

      İşte burada da sayıyor bizdeki nimetleri
      Başta da dedi.
      Ey müşteki, şikayet eden.
      Ne kadar az farkındayız nimetlerimizin.

      Ey nankör!
      Daha sen nerede hak kazanıyorsun ki,
      Cenâb-ı Hakkın sana verdiği mahz-ı nimet olan
      vücut mertebelerine mukabil şükretmeyerek,
      imkânat ve ademiyat nevinde ve senin eline geçmediği ve sen lâyık olmadığın
      yüksek nimetlerin sana verilmediğinden,
      bâtıl bir hırsla Cenâb-ı Haktan şekvâ ediyorsun ve küfrân-ı nimet ediyorsun?

      Hakikaten ne nankörüz…
      Onca vücud nimetini görmüyoruz.
      Ademiyatta imkanatta olan bizim elimize geçmemiş.
      Sen layık olmadığın nimete bana verilmedi diye şekva ediyorsun.
      Nasıl batıl bir hırsla ve ne yapmış oluyoruz aslında
      Küfran-ı nimet yani verileni hiçe saymış oluyoruz.

      Acaba bir adam, minare başına çıkmak gibi âli derecatlı bir mertebeye çıksın,
      büyük makam bulsun, her basamakta büyük bir nimet görsün;
      o nimetleri verene şükretmesin ve desin:
      “Niçin o minareden daha yükseğine çıkamadım?”
      diye şekvâ ederek ağlayıp sızlasın ne kadar haksızlık eder
      ve ne kadar küfrân-ı nimete düşer,
      ne kadar büyük divanelik eder; divaneler dahi anlar.

      İşte böyle bu misaldeki gibi oluyoruz
      Oysa Üstad divane bile anlar divaneliktir bu diyor.

      Bize yüksek bir makam verilmiş
      Oraya çıkana kadar çıktığımız her merdivende basamakta da hediyeler ihsan edilmiş.
      Biz halaa bu merdiven neden daha uzun değil derdindeyiz maalesef.
      Verilen onca basamaktaki onca nimeti görmeyip inkar ediyoruz.

      Ey kanaatsiz, hırslı ve iktisatsız, israflı ve haksız, şekvâlı, gafil insan!

      Üstadım son 3 paragraftır nefsimizin yüzüne şamar gibi vuruyor.
      Ey abd işte böylesin.
      MÜŞTEKİSİN
      NANKÖRSÜN
      KANAATSİZSİN
      HIRSLI VE İKTİSATSIZSIN
      İSRAFLI VE HAKSIZSIN
      ŞEKVALISIN VE GAFİLSİN.

      Katiyen bil ki,
      kanaat, ticaretli bir şükrandır;
      hırs, hasâretli bir küfrandır.
      Ve iktisat, nimete güzel ve menfaatli bir ihtiramdır.

      Bakın ihtiramdır dedi.
      Yani iktisad nimetlere güzel, menfaatli bir saygı, hürmet göstermektir dedi.
      İsraf ise, nimete çirkin ve zararlı bir istihfaftır.
      Burdada hafife almaktır dedi.

      Ve reçete geliyor diyor ki;

      Eğer aklın varsa kanaate alış ve rızaya çalış.
      Tahammül etmezsen, “Yâ Sabûr” de ve sabır iste, hakkına razı ol, teşekkî etme.
      Kimden kime şekvâ ettiğini bil, sus.
      Herhalde şekvâ etmek istersen, nefsini Cenâb-ı Hakka şekvâ et;
      çünkü kusur ondadır.

      Rabbim ben gerçekten kendine zulmedenlerden oldum
      Sen ise merhametlilerin en merhametlisin demedi mi peygamberi…
      Veya Yakup as veya Eyub as hepsi bize örnekler….
      Şekva makamında değil belki nefsimizi şikayet eder gibi…

      Halimizi arz etmekten öteye geçme hakkımız yok
      Başka söze de sanırım hacet yok…

      Rabbim inşallah bizleri hakkıyla hamd ve şükrünü yaparak yaşayan kullarından eder.

      Subhaneke al ilmelena illa maallemtena inneke entel alimul hakim ve ahiru davahum anilhamdulillahi rabiil alemin el fatiha

      21.30’da sohbet kanalında yapılan derstir.
      Muhabbet-i Bakiye
      #764989
      Anonim

        Rabbim Seni tanıyan, bilir doluyu, boşu,
        Kapına geldi işte yorgun bir aşk sarhoşu.
        Garibim, muzdaribim, ama umutsuz değil,
        Seninle dost olanlar cihanda mutsuz değil.

        Kainatta ne varsa hepsinin zikrinde Sen.
        Hamd ve Şükür Sanadır, herşey Seninle esen;
        Sen ki, Sana geleni çevirmezsin eli boş,
        Aşık boşa dememiş; “Lütfun da, kahrın da hoş”
        Bir beyaz dilekçedir sana her yalvarışım,
        Imanımla amelim, hem perdem, hem nakışım
        Çalı bile kendine sığınan kuşu itmez,
        Sen Gafur’sun, Aziz’sin, senin keremin bitmez.
        Geldim işte kapına, kul senden ırak olmaz,
        Sana adanmamışsa yürek de yürek olmaz.
        Benden önce esirge Muhammed ümmetini,
        Esen gitsin her kervan, en sona ula beni.
        Kainat bir mozaik, her şeye sahip Allah,
        Ey gizli ve aşikar her derde tabip Allah…

        #786626
        Anonim

          cok guzel tesekkur ederim.Allah razi olsun.

          #811464
          Anonim

            Eğer aklın varsa kanaate alış ve rızaya çalış. Tahammül etmezsen,”Yâ Sabûr” de ve sabır iste, hakkına razı ol, teşekkî etme. Kimden kime şekvâ ettiğini bil, sus. Herhalde şekvâ etmek istersen, nefsini Cenâb-ı Hakka şekvâ et; çünkü kusur ondadır.

            #818987
            Anonim

              Allah razı olsun .çok istifade ettim…

            5 yazı görüntüleniyor - 1 ile 5 arası (toplam 5)
            • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.