• Bu konu 6 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
8 yazı görüntüleniyor - 1 ile 8 arası (toplam 8)
  • Yazar
    Yazılar
  • #659479
    Anonim

      Bismillahirrahmanirrahim
      “İmanınızı Lâ ilâhe illâllah ile yenileyiniz.”ın hikmetini soruyorsunuz. Onun hikmeti çok Sözlerde zikredilmiştir. Bir sırr-ı hikmeti şudur ki:

      İnsanın hem şahsı, hem âlemi her zaman teceddüt ettikleri için, her zaman tecdid-i imana muhtaçtır. Zira insanın herbir ferdinin mânen çok efradı var. Ömrünün seneleri adedince, belki günleri adedince, belki saatleri adedince birer ferd-i âhar sayılır. Çünkü, zaman altına girdiği için, o ferd-i vahid bir model hükmüne geçer, hergün bir ferd-i âhar şeklini giyer.
      Hem insanda bu taaddüt ve teceddüt olduğu gibi, tavattun ettiği âlem dahi seyyardır. O gider, başkası yerine gelir. Daima tenevvü ediyor, hergün başka bir âlem kapısını açıyor.
      İman ise, hem o şahıstaki her ferdin nur-u hayatıdır, hem girdiği âlemin ziyasıdır. La İlahe İllallah ise, o nuru açar bir anahtardır.
      Hem insanda madem nefis, hevâ ve vehim ve şeytan hükmediyorlar; çok vakit imanını rencide etmek için, gafletinden istifade ederek, çok hileleri ederler, şüphe ve vesveselerle İmân nurunu kaparlar.
      Hem zâhir-i şeriate muhalif düşen ve hattâ bazı imamlar nazarında küfür derecesinde tesir eden kelimat ve harekât eksik olmuyor. Onun için, her vakit, her saat, hergün tecdid-i imana bir ihtiyaç vardır.(Mektubat, 26. Mektup)

      Bediüzzaman Said Nursi
      SÖZLÜK:
      ÂLEM : Dünya, kâinat,evren.
      EFRÂD : Fertler, şahıslar.
      FERD : Şahıs
      FERD-İ ÂHER : Ayrı bir ferd; farklı, yeni bir kişi.
      FERD-İ VÂHİD : Benzersiz, tek ve yalnız olan Allah.
      GAFLET : Dikkatsizlik, endişesizlik, vurdumduymazlık; nefsine uyarak Allah’ı ve emirlerini unutmak.
      HEVÂ : Gelip geçici istek, heves, nefsin arzusu.
      HİKMET : Felsefe, ilim; gayeli olma, faydalılık.
      HİLE : Oyun, tuzak.
      MUHÂLİF : Uymayan, zıt olan, karşı duran.
      NÛR-U HAYAT : Hayatın nûru, aydınlığı.
      RENCİDE : İncinmiş, kırılmış.
      SEYYAR : Bir yerde durmayıp yer değiştiren; sâbit ve devamlı olmayan.
      SIRR : Gizli hakikat. Gizli iş. Herkese söylenmeyen şey.
      SIRR-I HİKMET : Fayda ve gayenin sırrı.
      TAADDÜD : Çoğalma, birden fazla olma, tekessür etme.
      TAVATTUN : Vatan tutmak; yer edinmek, kalmak.
      TECDÎD-İ İMAN : İmânı yenileme, tazeleme.
      TECEDDÜD : Tâzelenme, yenilenme.
      TENEVVÜ’ : Çeşitlenme, çeşit çeşit olma.
      VEHİM : Belirsiz ve mânâsız korku, belirsiz düşünce.
      VESVESE : Şüphe, tereddüt, kuruntu, vehim, aslı olmayan ihtimaller.
      ZÂHİR-İ ŞERİAT : Şeriatın zâhiri, şeriatın zâhirî duygularımızla görüp anladığımız yönü.
      ZİKRETMEK : Söylemek, ifade etmek, anmak.
      ZİYÂ : Işık, aydınlık.

      #763377
      Anonim

        Ulema-i ilm-i kelâm, esbabı, nihayet-i âlemde teselsül ve devrin muhaliyetiyle kesip, sonra Vâcibü’l-Vücudun vücudunu onunla ispat ediyorlar. Uzun bir yolda gidiliyor. Amma Kur’ân-ı Hakîmin minhâc-ı hakikîsi ise, her yerde suyu buluyor, çıkarıyor. Herbir âyeti, birer asâ-yı Mûsâ gibi, nereye vursa âb-ı hayat fışkırtıyor.

        b713.gif -1-
        düsturunu herşeye okutturuyor.

        Hem İmân yalnız ilim ile değil; imanda çok letâifin hisseleri var. Nasıl ki, bir yemek mideye girse, o yemek muhtelif âsâba, muhtelif bir surette inkısam edip tevzi olunuyor. İlimle gelen mesâil-i imaniye dahi, akıl midesine girdikten sonra, derecâta göre ruh, kalb, sır, nefis, ve hâkezâ, letâif kendine göre birer hisse alır, masseder.Eğer onların hissesi olmazsa noksandır.

        Ve diğer bir kısmı, hakikî tevhidi ve tam huzuru bulmak için, b710.gif -1- diyerek kâinatı hayale sarar, ademe atar, sonra huzur-u tam bulur. Halbuki, sen, bu üç meşrepten hariç bir cadde-i kübrâyı Kur’ân’da gösteriyorsun. Ve onun şiârı olarak, b720.gif -2- diyorsun. Bu caddenin tevhide dair bir bürhanını ve bir muhtasar yolunu icmâlen göster.

        Elcevap: Bütün Sözler ve bütün Mektuplar o caddeyi gösterir. Şimdilik, istediğiniz gibi, azîm bir hüccetine ve geniş ve uzun bir bürhanına muhtasaran işaret ederiz. şöyle ki:

        Âlemde herbir şey, bütün eşyayı kendi Hâlıkına verir. Ve dünyada herbir eser, bütün âsârı kendi Müessirinin eserleri olduğunu gösterir. Ve kâinatta herbir fiil-i icadî, bütün ef’âl-i icadiyeyi kendi Fâilinin fiilleri olduğunu ispat eder. Ve mevcudatta tecellî eden herbir isim, bütün esmâyı kendi Müsemmâsının isimleri ve ünvanları olduğuna işaret eder. Demek, herbir şey, doğrudan doğruya bir bürhan-ı vahdâniyettir ve marifet-i İlâhiyenin bir penceresidir.


        Post added at 21:00


        Previous post was at 20:29


        Evet, herbir eser, hususan zîhayat olsa, kâinatın küçük bir misal-i musaggarıdır ve âlemin bir çekirdeğidir ve küre-i arzın bir meyvesidir. Öyleyse, o misal-i musaggarı, o çekirdeği, o meyveyi icad eden, herhalde bütün kâinatı icad eden yine Odur. Çünkü, meyvenin mucidi, ağacının mucidinden başkası olamaz. Öyleyse, herbir eser, bütün âsârı Müessirine verdiği gibi, herbir fiil dahi, bütün ef’âli Fâiline isnad eder.


        Post added at 21:02


        Previous post was at 21:00


        Çünkü, görüyoruz ki, herbir fiil-i icadî, ekser mevcudatı ihata edecek derecede geniş ve zerreden şümusa kadar uzun birer kanun-u hallâkıyetin ucu olarak görünüyor. Demek, o cüz’î fiil-i icadî sahibi kim ise, o mevcudatı ihata eden ve zerreden şümusa kadar uzanan kanun-u küllî ile bağlanan bütün ef’âlin Fâili olmak gerektir.

        #763378
        Anonim

          *Gönderdiğimiz paylaşımlar hep aynı sayfaya çekiliyor devamını ekledikçe otomatik olarak.ilgili kardeşlerimiz soruna el atabilir mi mümkünse ? Teşekkür ederiz.

          #763379
          Anonim

            Evet, bir sineği ihyâ eden, bütün hevâmı ve küçük hayvânâtı icad eden ve arzı ihyâ eden Zât olacaktır. Hem Mevlevî gibi zerreyi döndüren kim ise, müteselsilen mevcudatı tahrik edip, tâ şemsi seyyârâtıyla gezdiren aynı Zât olmak gerektir. Çünkü kanun bir silsiledir; ef’âl onunla bağlıdır.

            #763380
            Anonim

              Demek, nasıl herbir eser, bütün âsârı Müessirine verir; ve herbir fiil-i icadî, bütün ef’âli Fâiline mal eder. Aynen öyle de, kâinattaki tecellî eden herbir isim, bütün isimleri kendi Müsemmâsına isnad eder ve Onun ünvanları olduğunu ispat eder. Çünkü, kâinatta tecellî eden isimler, devâir-i mütedahile gibi ve ziyadaki elvân-ı seb’a gibi birbiri içine giriyor, birbirine yardım ediyor, birbirinin eserini tekmil ediyor, tezyin ediyor.

              #763381
              Anonim

                Meselâ, Muhyî ismi bir şeye tecellî ettiği vakit ve hayat verdiği dakikada, Hakîm ismi dahi tecellî ediyor, o zîhayatın yuvası olan cesedini hikmetle tanzim ediyor. Aynı halde Kerîm ismi dahi tecellî ediyor, yuvasını tezyin eder. Aynı anda Rahîm isminin dahi tecellîsi görünüyor; o cesedin şefkatle havâicini ihzar eder.

                #763390
                Anonim

                  Aynı zamanda Rezzak ismi tecellîsi görünüyor; o zîhayatın bekasına lâzım maddî ve mânevî rızkını ummadığı tarzda veriyor, ve hâkezâ… Demek, Muhyî kimin ismi ise, kâinatta nurlu ve muhit olan Hakîm ismi de Onundur ve bütün mahlûkatı şefkatle terbiye eden Rahîm ismi de Onundur ve bütün zîhayatları keremiyle iaşe eden Rezzak ismi dahi Onun ismidir, ünvanıdır, ve hâkezâ…

                  #763391
                  Anonim

                    Demek, herbir isim, herbir fiil, herbir eser öyle bir bürhan-ı vahdâniyettir ki, kâinatın sayfalarında ve asırların satırlarında yazılan ve mevcudat denilen bütün kelimâtı, Kâtibinin nakş-ı kalemi olduğuna delâlet eden birer mühr-ü vahdâniyet, birer hâtem-i ehadiyettir.

                    *
                    b721.gif*

                    *Allahım! “Benim ve benden evvelki peygamberlerin sözleri içinde en faziletlisi Lâ ilâhe illâllah’tır” buyuran zâta ve âl ve ashabına salât ve selâm et. [Muvatta’, Kur’ân: 32; Hac: 246; el-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, 1:153; el-Elbânî, Sahihu’l-Câmii’s-Sağîr, no. 1113]

                  8 yazı görüntüleniyor - 1 ile 8 arası (toplam 8)
                  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.