• Bu konu 2 yanıt içerir, 4 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
4 yazı görüntüleniyor - 1 ile 4 arası (toplam 4)
  • Yazar
    Yazılar
  • #660068
    Anonim

      Yağmur, Nurullah Genç in Meşhur Şiiri

      Seslendiren : Sacit Onan

      [GOOGLEVID]9034306870921628219&ei=ABNkS6u5HYzk2gLP7dS9CA&q=Sacid+Onan&view=3#[/GOOGLEVID]

      Selam ve dua ile..

      #765331
      Anonim
        Allah razi olsun mubarek Sacit Onan sesiyle ayri bir guzelik katmis:045: Bu muhtesem siiri sozlerinide ekleyelim tam olsun 🙂
        hareketliguelresimleri0u.gif

        Yağmur
        Vareden’in adıyla insanlığa inen Nur
        Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından
        Toprağı kirlerinden arındırır bir Yağmur
        Kutlu bir zaferdir bu ebabil dudağından
        Rahmet vadilerinden boşanır ab-ı hayat
        En müstesna doğuşa hamiledir kainat

        Yıllardır boz bulanık suları yudumladım
        Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları
        Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım

        Hasretin alev alev içime bir an düştü
        Değişti hayel köşküm, gözümde viran düştü
        Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde
        Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü

        İhtiyar cübbesinden kan süzülür Nebi’nin
        Gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla
        Mehtabını düşlerken o mühür sahibinin
        Sarsılır Ebu Kubeys kovulmuş feryatlarla
        Evlerin arasına dikilir yesil bayrak
        Yeryüzü avaredir, yapayalnız ve kurak

        Zaman, ayaklarımda tükendi adım adım
        Heyûla, bir ağ gibi ördü rüyalarımı
        Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydim

        Yağmur, gülsenimize sensiz, baldiran düştü
        Düşmanlik içimizde; dostluklar yaban düştü
        Yenilgi, ilmek ilmek düğümlendi tarihe
        Her sayfaya talihsiz binlerce kurban düştü

        Bir güzide mektuptur, çağlarin ötesinden
        Ulaşır intizarın yaldızlı sabahına
        Yayılır o en büyük mustu, pazartesinden
        Beyazlik dokunmuştur gecenin siyahina
        Susuzluktan dudağı çatlayan gönüllerin
        Sükutu yar, sevinci dualar kadar derin

        Çaresiz bir takvimden yalnızlığa gün saydım
        Bir cezir yaşadım ki, yaşanmamiş, mazide
        Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydim

        Sensiz, kaldırımlara nice güzel can düştü
        Yarılan göğsümüzden umutlar bican düştü
        Yağmur, kaybettik bütün hazinesini ceddin
        En son, avucumuzdan inci ve mercan düştü

        Melekler sağnak sağnak gülümser maveradan
        Gümüş ibrik taşıyan zümrüt gagalı kuşlar
        Mutluluk nağmeleri işitirler Hiradan
        Bir devrim korkusuyla halkalanır yokuşlar
        Bir bebeğin secdeye uzanırken elleri
        Paramparça, ateşler sahinin hayalleri

        Keşke bir gölge kadar yakınında dursaydım
        O mücella çehreni izleseydim ebedi
        Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım

        Sarardı yeşil yaprak; dal koptu; fidan düştü
        Baykuşa çifte yalı; bülbüle zindan düştü
        Katil sinekler deldi hicabın perdesini
        İstiklal boşluğunda arılar nadan düştü
        Dolaşan ben olsaydım Save’nin damarında
        Tablosunu yapardim yıkılan her kulenin
        Ebedi aşka giden esrarlı yollarında
        Senden bir kıvılcımın, süreyya bir şulenin
        Tarasaydım bengisu fışkıran kakülünü
        On asırlık ocağın savururdum külünü

        Bazen kendine aşık deli bir fırtınaydım
        Fırtınalar önünde bazen bir kuru yaprak
        Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım

        Sensizlik depremiyle hancı düştü; han düştü
        Mazluma sürgün evi; zalime cihan düştü
        Sana meftun ve hayran, sana ram olanlara
        Bir bela tünelinde ağır imtihan düştü

        Badiye yaylasında koklasaydım izini
        Kefenimi biçseydi Ebva’da esen rüzgar
        Seninle yıkasaydım acılar dehlizini
        Ne kaderi suçlamak kalırdı ne intihar
        Üstüne pırıl pırıl damladığın bir kaya
        Bir hurma çekirdeği tercihimdir dünyaya

        Suskunluğa dönüştü sokaklarda feryadım
        Tereddüt oymak oymak kemirdi gururumu
        Bahira’dan süzülen bir yaş da ben olsaydım

        Haritanın en beyaz noktasına kan düştü
        Kırıldı adaletin kılıcı; kalkan düştü
        Mahkumlar yargılıyor; hakimler mahkum şimdi
        Hakların temeline sanki bir volkan düştü

        Firakınla kavrulur çölde kum taneleri
        Ahuların içinde sevdan akkor gibidir
        Erdemin, bereketin doldurur haneleri
        Sensiz hayat toprağın sırtında ur gibidir
        Şemsiyesi altında yürürsün bulutların
        Sensiz, yükü zehirdir en güzel imbatların

        Devlerin esrarını aynalara sorsaydım
        Çözülürdü zihnimde buzlanmış düşünceler
        Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım

        Sensiz, tutunduğumuz dallardan yılan düştü
        İlkin karardı yollar, sonra heyelan düştü
        Güvenilen dağlara kar yağdi birer birer
        Sensizlik diyarından püsküllü yalan düştü

        Yağmur, duysam içimin göklerinden sesini
        Yağarsın; taşlar bile yemyeşil filizlenir
        Yıldırımlar parçalar çirkefin gövdesini
        Sel gider ve zulmetin çöplüğü temizlenir
        Yağmur, bir gün kurtulup çağın kundaklarından
        Alsam, ölümsüzlüğü billur dudaklarından

        Madeni arzuların ardında seyre daldım
        Küflü bir manzaranın çürüyen güllerini
        Senin için görülen bir düş de ben olsaydim

        Şehirler kabus dolu; köylere duman düştü
        Tersine döndü her şey sanki; asuman düştü
        Kırık bir kayık kaldı elimizde, hayali
        Hazindir ki; dertleri asmaya umman düştü

        Ayrılığın bağrımda büyüyen bir yaradır
        Seni hissetmeyen kalp, kapısız zindan olur
        Sensiz doğrular eğri; beyaz bile karadır
        Sesini duymayanlar girdabında boğulur
        Ana rahminde ölür sensizlikten bir cenin
        Şaşkınlığa açılır gözleri, görmeyenin

        Saatlerin ardında hep kendimi aradim
        Bir melal zincirine takıldı parmaklarım
        Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım

        Sensiz, ufuklarıma yalancı bir tan düştü
        Sensiz kıtalar boyu uzayan vatan düştü
        Bir kölelik ruhuna mahkum olunca gönül
        Yüzyıllardır dorukta bekleyen sultan düştü

        Ay gibisin; güneşler parlıyor gözlerinde
        Senin tutkunla mecnun geziyor güneş ve ay
        Her damla bir yıldızı süslüyor göklerinde
        Sümeyra’yı arıyor her damlada bir saray
        Tohumlar ve iklimler senindir; mevsim senin
        Mekanın fırçasında solmayan resim senin

        Yağmur, birgün elimi ellerinde bulsaydım
        Güzellik şahikası gülümserdi yüzüme
        Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım

        Tavanı çöktü aşkın; duvarlar üryan düştü
        Toplumun gündemine koyu bir isyan düştü
        İniltiler geliyor doğudan ve batıdan
        Sensizlikten bozulan dengeye ziyan düştü

        Islaklığı sanadır ahımın, efgahımın
        İçimde hicranınla tutuşuyor nağmeler
        Sendendir eskimeyen cevheri efkarımın
        Nazarın ok misali karanlıkları deler
        Bu değirmen seninle dönüyor; ahenk senin
        Renkleri birbirinden ayıran mihenk senin

        Bir hüzün ülkesine gömülüp kaldı adım
        Kapanıyor yüzüme aralanan kapılar
        Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım

        Yağmur, sayrılığıma seninle derman düştü
        Beynimin merkezine ölümsüz ferman düştü
        Silindi hayalimden bütün efsunu ömrün
        Bir dönüm noktasında aklıma Rahman düştü

        Nefsinle yeniden çizilecek desenler
        Çehreler yepyeni bir degişim geçirecek
        Aydınlığa nurunla kavuşacak mahzenler
        Anneler çocuklara hep seni içirecek
        Yağmur, seninle biter susuzluğu evrenin
        Sana mü’mindir sema; sana muhtaçtır zemin

        Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım
        Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
        Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım

        Kardeşler arasında heyhat, su-i zan düştü
        Zedelendi sağduyu; körleşen iz’an düştü
        Şarrkısıyla yaşadık yıllar yılı baharın
        İnsanlık bahçemize sensizlik hazan düştü

        Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım
        Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım
        Dokunduğun küçük bir nakiş da ben olsaydım
        Sana sırılsıklam bir bakiş da ben olsaydım
        Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım
        Bahira’dan süzülen bir yaş da ben olsaydım
        Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım
        Senin için görülen bir düş de ben olsaydım
        Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım
        Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım
        Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım
        Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım
        Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
        Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım

        Nurullah Genç

        #765333
        Anonim

          Çok teşekkür ederim…

          Benimde çok beğendiğim,satırlarında kaybolduğum şairlerimizden biridir Nurullah Genç…RABBİM kalemlerine kuvvet versin…

          Okuyan gözden , hisseden yürekten RAHMAN razı olsun…

          #766702
          Anonim

            hak razı olsun şiir sanki başka bi aleme götürüyor dinlerken insanın gözleri bugulanıyor emeginize yüreginize saglık

          4 yazı görüntüleniyor - 1 ile 4 arası (toplam 4)
          • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.