• Bu konu 1 yanıt içerir, 3 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
3 yazı görüntüleniyor - 1 ile 3 arası (toplam 3)
  • Yazar
    Yazılar
  • #660140
    Anonim

      [FONT=&quot]Üstad Hazretleri kelimenin tam anlamıyla “asrın manevi doktoru” olmuş karşılaştığımız veya karşılacağımız hastalıkları teşhis etmekle kalmamış çözüm yollarını ve hastalıkların belirtilerini de bize bildirmiştir.Bu açıdan aşağıdaki pasajlar çok önemlidir.[/FONT]

      [FONT=&quot]“İç dışa, dış içe bir çevrilsek, Hazret-i Eyyüb’den daha ziyade yaralı ve hastalıklı görüneceğiz.”[/FONT]
      [FONT=&quot]1-Buradan anlaşılıyor ki fiziki boyutlar ve şartlar ile mahiyet farklı …Biz insanların mahiyeti ile muhatap oluyoruz aslında…Yani biri ile muhatap olmanın neticesinde gelinecek ve yaşanacaklar haller o kişinin gözlerinin rengi veya boyunun uzunluğu veya taşıdığı ünvanla değil sahip olduğu mahiyete göre şekilleniyor…Üzerimizde bırakacağı gerçek etkileşim kişinin mahiyetine göre değişiyor…[/FONT]
      [FONT=&quot]2-Sahabenin (ra) dahi korktuğu zamanda yaşayıp, üstelik geçmişte (Sodom ve Gomora, Lut Kavmi) yaşamış ve helak edilmiş çok kavimlerin helak sebepleri artık aşikare işlenip üstelik marifet gibi algılanmaya başlandığı, o kavimlerin belki bir ayda işledikleri günahın hergün İstanbul gibi yerlerde işleniyor olması gerçeğini göz önünde tutalım.Bu şehirlerde ve böyle bir dünyada hayatla iç içe olan insanın iç dünyasının manevi virüslerden uzak kaldığını düşünmek gafletin ta kendisidir.Öyleyse karşımıza 2 şık çıkmakta : a-Bilinçaltımız tamamen temiz ve etkilenmeyecek kadar güçlü bir imana sahibiz… b-İç dünyamızda olan virüslerin farkında olmadığımız gibi tedavi olmak gibi bir derdimizde yok.. Şimdi soru tam burada : “Kalp dünyamızı temizlemek ve tamir etmek için ne yapıyoruz..”[/FONT]

      [FONT=&quot]“Çünkü işlediğimiz herbir günah, kafamıza giren her bir şüphe, kalb ve ruhumuza yaralar açar.”[/FONT]
      [FONT=&quot]Her etkileşim insanda bir iz bırakır…Gerek medya gerekse çevresel faktörler yoğun bir şekilde “nefse esir olmayı” özgürlük, çağdaşlık vs. olarak empoze etmekte…Artık bireysel değil kitleler halinde “isyan” söz konusu olmuş…Böyle bir toplumda yaşadığımız bir gerçek…Hiç mümkünmü bu atmosferde bulunupda kalbi dinamiklerimizin istikametinin bozulmuyor olması…[/FONT]

      [FONT=&quot]“Bahusus, nasıl ki o hazretin yaralarından neş’et eden kurtlar kalb ve lisanına ilişmişler. Öyle de, bizleri, günahlardan gelen yaralar ve yaralardan hasıl olan vesveseler, şüpheler-neûzu billâh-mahall-i İmân olan bâtın-ı kalbe ilişip imanı zedeler ve imanın tercümanı olan lisanın zevk-i ruhanîsine ilişip zikirden nefretkârâne uzaklaştırarak susturuyorlar.”[/FONT]
      [FONT=&quot]İşte finale doğru yaklaşıyoruz…Yüce Üstad bir problem çözer gibi meseleyi getirdi ve kritik noktaya bağladı….Anlaşılıyor ki her işlenen günah manevi hayatımızın merkezi olan kalbimizin tam merkezini zedeliyor…Bunun belirtisi, yani nasılki hastalığın belirtisi ateşlenmek, baş dönmesi vs ise kalp dünyamızın dolayısıyla manevi hayatımızın sağlığını kaybediyor olmasının belirtileri…Yani imanın zedelenmiş olduğunun göstergeleri… Zikirden evet…Üstad hazretleri zikirden diyor yani Allah’a yönelik yaşam sürmekten…Zikir deyince hepsi içine giriyor : Namaz, Kuran okumak, sohbetler, cevşen, salavat, istiğfar etme isteği…Artık iman zedelendi mi zikre olan meyil azalır…hatta nefretkarane bir his vücuda gelir ki –Allah korusun- farz olan ibadetleri terk etme eşiği hemen yanı başınızdadır.[/FONT]
      [FONT=&quot]İbrahim bin Ethem Hazretlerinin çok güzel bir sözü vardır: “Allah azap edeceği kula istiğfar etme ilhamı vermez”..Yine muhterem birinin güzel bir sözü bu anlamların açılmasına katkı sağlar :”Sen zannetme ki sabah namazına kalkamadın; Allah seni huzuruna almadı!”[/FONT]
      [FONT=&quot]Yüce Peygamberimiz buyuruyor ki: “İçinizden kime dua kapıları açılmışsa ona rahmet kapıları açılmış demektir.” (Tirmizi Deavat,102) Yani kimin ZİKR’e iştiyakı varsa Allah’ın rahmet esintilerine mazhardır..Kim de ZİKR den uzaklaşıyor veya zikre meyli azalıyorsa nefsin mağlubiyeti hengamındadır…[/FONT]

      [FONT=&quot]Sonuç:[/FONT]
      [FONT=&quot]“Evet, günah kalbe işleyip, siyahlandıra siyahlandıra, tâ nur-u imanı çıkarıncaya kadar katılaştırıyor. Herbir günah içinde küfre gidecek bir yol var. O günah, istiğfarla çabuk imha edilmezse, kurt değil, belki küçük bir mânevî yılan olarak kalbi ısırıyor.”[/FONT]

      [FONT=&quot]Artık sandalımız sahile bağlı olmaktan çıkmış, çoktan açıklara varmıştır…Kalp dünyamızın tüm dinamikleri sönmek, şeytana silah teslim etmek üzeredir…İnsan artık kendine olan inancını kaybetmiş..Domuzların çamurda oynamaktan zevk aldığı gibi kebair çamuru ile iştigal etmek ile keyf alır hale gelmiştir. Nasıl ki ölmüş bir beden virüslere karşı tepki veremez..ateşlenmez, başı ağrımaz…Aynen öyle de manen ölmüş bir kalp artık günahlara olan iştiyaktan rahatsız olmaz..bunu normal karşılar hale gelir..Kişi inandığı gibi yaşamadığı için yaşadığı gibi inanmaya başlar…[/FONT]

      [FONT=&quot]Çözüm :[/FONT] [FONT=&quot] Samimi ve kuvvetli bir tövbe…Bilinmelidir ki: Cehennem ateşini tek şey söndürür ; Pişmanlık göz yaşı…[/FONT]
      Zafer KARLI

      #765630
      Anonim

        Allah razı olsun…

        #771000
        Anonim

          allah razi olsun

        3 yazı görüntüleniyor - 1 ile 3 arası (toplam 3)
        • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.