- Bu konu 4 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
22 Şubat 2010: 12:44 #661027
Anonim
بسم الله الرحمن الرحيم
ALLAHÜ TEALÂ’NIN SEVDİĞİ VE SEVMEDİĞİ KULLAR VE AMELLERHazırlayan: Mehmed Zahid AkınAllahütealâ’nın rıza ve sevgisine nâil olmak bütün Müslümanların en büyük arzusu olmalıdır. Bir Müslüman’ın her ameli bu gayeye hizmet etmeli; gece ve gündüz, zihni “acaba ne yaparsam Allah benden hoşnut olur ve beni sever” sualiyle meşgul olmalıdır.
Peki, Allahütealâ bir kulunu sevince ne olur?
Sahih-i Buhari’de geçen bir kutsî hadiste Allahütealâ şöyle buyuruyor:
مَنْ عَادَى لِي وَلِيًّا فَقَدْ آذَنْتُهُ بِالْحَرْبِ وَمَا تَقَرَّبَ إِلَيَّ عَبْدِي بِشَيْءٍ أَحَبَّ إِلَيَّ مِمَّا افْتَرَضْتُ عَلَيْهِ وَمَا يَزَالُ عَبْدِي يَتَقَرَّبُ إِلَيَّ بِالنَّوَافِلِ حَتَّى أُحِبَّهُ فَإِذَا أَحْبَبْتُهُ كُنْتُ سَمْعَهُ الَّذِي يَسْمَعُ بِهِ وَبَصَرَهُ الَّذِي يُبْصِرُ بِهِ وَيَدَهُ الَّتِي يَبْطِشُ بِهَا وَرِجْلَهُ الَّتِي يَمْشِي بِهَا وَإِنْ سَأَلَنِي لَأُعْطِيَنَّهُ وَلَئِنْ اسْتَعَاذَنِي لَأُعِيذَنَّهُ وَمَا تَرَدَّدْتُ عَنْ شَيْءٍ أَنَا فَاعِلُهُ تَرَدُّدِي عَنْ نَفْسِ الْمُؤْمِنِ يَكْرَهُ الْمَوْتَ وَأَنَا أَكْرَهُ مسَاءَتَه
“Kim benim veli kuluma düşmanlık ederse ben de ona harp ilan ederim. Kulumu bana yaklaştıracak olan amellerden en çok hoşuma gideni (kulumun) ona farz kıldığım şeyleri eda etmesidir. Kulum nafilelerle bana yaklaşmaya[1] devam eder ve sonunda sevgime erişir. Onu bir sevdim mi onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı olurum. Benden bir şey istedi mi onu muhakkak veririm. Benden sığınma talep ederse onu mutlaka korurum. Ben yaptığım hiçbir şeyde mü’min kulumun ruhunu kabzedecekken ettiğim kadar tereddüt etmedim. (Zira) o ölümü sevmez ben de onun sevmediğini sevmem.”[2]
Bir mü’min için bundan büyük saadet olabilir mi?
Buradan hareketle hepimize düşen vazife; Allah’ın sevgisine, iltifatına nail olabilmek için Kur’ân-ı Kerimi ve Sünneti iyi tahlil ederek bu kaynaklarda gösterilen yolu hakkıyla ta’kib ve tatbik etmektir.
Mesela kul, “Allah, muttakileri sever” ayetini okuyunca muttaki olmak için çalışacak, takvayı, Allahütealâ’nın emirlerine uygun yaşamayı; “Allah, muhsinleri sever” ayetini okuyunca ihsanı, Allah’ı görüyormuşçasına ibadet etmeyi ve işini hakkıyla yapmayı kendisine şiar edinecektir. Kul bir yandan Allahütealâ’nın sevgisine nâil olmanın yollarını ararken bir yandan da Allahüteala’nın sevmediği, kerih gördüğü şeyleri bilecek ve onlardan kaçınacaktır.
Bu çalışma sadece Allah şunları sever, şunları sevmez şeklindeki ayetleri ihtiva etmekle konunun bir mukaddimesi niteliğini taşımaktadır. Bu mukaddimeyi tamamlamak ise Kuran’ı Kerim ve Hadis-i Şerifleri okumak suretiyle fert fert bütün Müslümanlara düşmektedir.
Çalışmamızda ilgili ayetlerdeki konu bütünlüğünü göz önünde bulundurarak ayetin tamamını, gerektiği yerde de ayetin öncesi ve sonrasını da zikretmeye çalıştık.
Ayet-i kerimelerin meallerini açıklama ve dipnotlarıyla beraber muhterem Hasan Tahsin Feyizli Hoca’nın hazırladığı Feyzü’l-Furkan isimli açıklamalı Kur’an mealinden aldık.
Ey Allah’ım senden sevgini, seni sevenleri sevmeyi ve senin muhabbetine yaklaştıran amelleri sevmeyi dilerim. Allah tarafından sevilen bahtiyarlardan olma ümidiyle.(âmin).
[1] Nafilelerle yaklaşanlar, öncelikle farzları yerine getirenlerdir, farzları ihlal edenler değil.
[2] Buhari – Rikak 38 / 6502 (Fethu’l-Bâri Şerhu Sahihi’l-Buhari c:11 shf:414 Daru’s-Selam- Riyad 2000)
22 Şubat 2010: 12:49 #766976Anonim
ALLAH TEÂLÂ’NIN SEVDİĞİ KİŞİLER VE FİİLLER
وَأَنفِقُوا فِي سَبِيلِ اللّهِ وَلاَ تُلْقُوا بِأَيْدِيكُمْ إِلَى التَّهْلُكَةِ وَأَحْسِنُوَا إِنَّ اللّهَ يُحِبُّ الْمُحْسِنِينَ
Allah yolunda (mallarınızı) harcayın, kendi ellerinizle (kendinizi) tehlikeye atmayın;[1] iyilik edin. Şüphesiz ki Allah, iyilik edenleri sever. [2]
وَيَسْأَلُونَكَ عَنِ الْمَحِيضِ قُلْ هُوَ أَذًى فَاعْتَزِلُوا النِّسَاء فِي الْمَحِيضِ وَلاَ تَقْرَبُوهُنَّ حَتَّىَ يَطْهُرْنَ فَإِذَا تَطَهَّرْنَ فَأْتُوهُنَّ مِنْ حَيْثُ أَمَرَكُمُ اللّهُ إِنَّ اللّهَ يُحِبُّ التَّوَّابِينَ وَيُحِبُّ الْمُتَطَهِّرِينَ
(Resûlüm!) Sana, bir de kadınların âdet hali hakkında sorarlar. De ki: “o bir rahatsızlıktır. Bu yüzden aybaşı halinde kadınlardan uzak durun. Temizleninceye kadar onlara (cinsel ilişki için) yaklaşmayın. Temizlendikleri zaman Allah’ın size emrettiği yerden onlara varın (birleşin). Şüphesiz Allah, çokça tevbe edenleri de sever, çok temizlenenleri de sever.[3]
قُلْ إِن كُنتُمْ تُحِبُّونَ اللّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ
(Ey Resûlüm!) De ki: “Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah, çok bağışlayan ve merhamet edendir.”[4]
(Âyet-i kerimede Allah’ı tanımak ve bilmekten değil, O’nu sevmekten söz edilmektedir. Çünkü samimi sevgide, münâfıklık olmayıp yakın ilgi, alâka ve bağlılık vardır. Bundan dolayı bir şeye ne kadar ilgi ve alâka gösteriliyorsa, ona olan sevgide o ölçüde demektir. Allah’ı sevmenin ölçüsü de O’nun emirlerini içtenlikle sevmek, yakın ilgiyle onları yerine getirmek, Resûlüne / onun sünnetine uymak ve onun prensiplerini örnek almaktır. İşte buna karşılık da yüce Allah, bizi seveceğini ve mağfiret edeceğini vaadetmektedir.)
بَلَى مَنْ أَوْفَى بِعَهْدِهِ وَاتَّقَى فَإِنَّ اللّهَ يُحِبُّ الْمُتَّقِين
Hayır (gerçek onların söyledikleri gibi değil), kim ahdini yerine getirir ve Allah’ın emrine uyup günahlardan sakınırsa (bilsin ki), şüphesiz O, müttakî olan (yasaklarından kaçınan ve emrine uygun yaşayan)ları sever.[5]
Bir önceki ayet:
Ehl-i Kitab’dan öylesi vardır ki, ona bir kıntar (bin altın)[6] emanet etsen, onu sana (eksiksiz) öder. Onlardan öyle kimse de vardır ki, ona bir dinar- (altın para) emanet etsen, devamlı üzerinde dikilip durmadıkça (veya dâvâya kalkışmadıkça) onu ödemez. Bunun sebebi de onların: “Ümmîlere (Ehl-i Kitab’dan olmayanlara karşı ne yapsak mübahtır.) Bizim aleyhimize bir yol (bize bir sorumluluk) yoktur” demeleridir. Onlar, bilip durdukları halde Allah’a karşı yalan söylemektedirler. (Âl-i İmrân 75)
الَّذِينَ يُنفِقُونَ فِي السَّرَّاءِ وَالضَّرَّاءِ وَالْكَاظِمِينَ الْغَيْظَ وَالْعَافِينَ عَنِ النَّاسِ وَاللّهُ يُحِبُّ الْمُحْسِنِينَ
O (takvâ sahibi) olanlar, bollukta ve darlıkta (Allah rızası için) sarfederler, öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah iyilik yapan (ve güzel davranan)ları sever.[7]
(Takva sahipleri yani Allah’ın emirlerine uygun yaşayanlar, dünya malına karşı olan tutumlarında çocukluk safhasını geçmiş fazilet safhasına ulaşmıştır. Çünkü çocukluk safhasındaki insanlar ihtiyacı olsun olmasın, azıcık fayda umduğu şeyi elde etmek için çırpınırlar ve onu elde etmeyince rahat edemezler; aç gözlü ve bencildirler, elindekini kimseye vermemeye ve göstermemeye çalışırlar. İkinci safhadakiler gözünü dünyaya dikmeyip, kanaate ulaşanlardır. Üçüncü safhadakiler ise takvâ sahipleri olup, maddeye bağımlılıktan kurtulup, İslami ölçüde kendisine yetecek olandan fazlasını Allah rızası için bollukta ve darlıkta sarfederler. İşte bunlar muhsindirler.[8])
وَكَأَيِّن مِن نَّبِيٍّ قَاتَلَ مَعَهُ رِبِّيُّونَ كَثِيرٌ فَمَا وَهَنُواْ لِمَا أَصَابَهُمْ فِي سَبِيلِ اللّهِ وَمَا ضَعُفُوا وَمَا اسْتَكَانُوا وَاللّهُ يُحِبُّ الصَّابِرِينَ
Nice peygamberler vardır ki onlarla birlikte (Allah erleri) birçok cemaat[9] savaştı da, Allah yolunda kendilerine gelen (meşakkat)lerden (dolayı) gevşeyip yılmadılar, zayıflık gösterip boyun eğmediler. Allah sabır (ve sebat) edenleri sever.[10]
Devamındaki ayetin meâli şöyledir:
Onların (bu anlardaki) sözleri: “Ey Rabbimiz! Bizim günahlarımızı ve işlerimizdeki taşkınlıklarımızı bağışla. (Savaşta) ayaklarımızı sabit kıl (bize dayanıklılık ver) ve kâfirler güruhuna karşı bize yardım et/zafer ihsan eyle.” Demekten başka bir şey değildi.( Âl-i İmrân: 147)
Âl-i İmrân: 148 ise şöyledir:
فَآتَاهُمُ اللّهُ ثَوَابَ الدُّنْيَا وَحُسْنَ ثَوَابِ الآخِرَةِ وَاللّهُ يُحِبُّ الْمُحْسِنِينَİşte (bu yüzden) Allah, onlara hem dünya nimetini/mükâfatını, hem de âhiret sevâbının güzelliğini (cennetini ve nimetlerini) verdi. Allah, güzel hareket edenleri sever.[11]
فَبِمَا رَحْمَةٍ مِّنَ اللّهِ لِنتَ لَهُمْ وَلَوْ كُنتَ فَظّاً غَلِيظَ الْقَلْبِ لاَنفَضُّوا مِنْ حَوْلِكَ فَاعْفُ عَنْهُمْ وَاسْتَغْفِرْ لَهُمْ وَشَاوِرْهُمْ فِي الأَمْرِ فَإِذَا عَزَمْتَ فَتَوَكَّلْ عَلَى اللّهِ إِنَّ اللّهَ يُحِبُّ الْمُتَوَكِّلِينَ
(Ey Resûlüm! Genelde ve özellikle Uhud gazvesinde sen) Allah’dan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, elbette onlar etrafından dağılıverirlerdi. O halde onları affet, onlar için mağfiret dile ve (umûma ait) iş hakkında onlara danış, artık karar verdiğin zaman da, Allah’a güvenip dayan (onu yap). Şüphesiz Allah kendisine güvenip dayananları sever.[12]
فَبِمَا نَقْضِهِم مِّيثَاقَهُمْ لَعنَّاهُمْ وَجَعَلْنَا قُلُوبَهُمْ قَاسِيَةً يُحَرِّفُونَ الْكَلِمَ عَن مَّوَاضِعِهِ وَنَسُوا حَظّاً مِّمَّا ذُكِّرُواْ بِهِ وَلاَ تَزَالُ تَطَّلِعُ عَلَىَ خَآئِنَةٍ مِّنْهُمْ إِلاَّ قَلِيلاً مِّنْهُمُ فَاعْفُ عَنْهُمْ وَاصْفَحْ إِنَّ اللّهَ يُحِبُّ الْمُحْسِنِينَ
(Verdikleri) kat’i sözlerini bozmaları sebebiyle onları[13] lanetledik ve kalplerini kaskatı yaptık. Onlar (Tevrat’ta gerek Resûl-i Ekrem’e, gerek diğer ahkâma ait) kelimeleri, yerlerinden kaldırıp değiştirirler. Onlar uyarıldıkları şeylerden nasiplenmeyi de unuttular (terk ettiler, hevalarına tâbi oldular.) (Resûlüm!) içlerinden pek azı hariç, onlardan yana daima bir hainliğin farkına varıp durursun. Yine de onları affet ve aldırma! Şüphesiz Allah iyilik edenleri sever.[14]
(Buhtunnasr olayında (M.Ö.586) Benî İsrâil âlimleri öldürülmüş, Mescid-i Aksâ tahrip edilmiş, tek nüsha olan Tevrat yakılmış ve kimse onu ezberlememişti. Yıllar sonra bu esaretten kurtulduktan sonra, Tevrat’ın hatırlarında kalanlarını toplayıp hevalarına uygun bir Tevrat ortaya çıkardılar. Bundan dolayıdır ki içerisinde: “Allah altı günde dünyayı yarattı ,yedinci günü (yorulup) istirahat etti.” (Tekvin, Bab 2/1-3) ifadesi bile vardı.)
سَمَّاعُونَ لِلْكَذِبِ أَكَّالُونَ لِلسُّحْتِ فَإِن جَآؤُوكَ فَاحْكُم بَيْنَهُم أَوْ أَعْرِضْ عَنْهُمْ وَإِن تُعْرِضْ عَنْهُمْ فَلَن يَضُرُّوكَ شَيْئاً وَإِنْ حَكَمْتَ فَاحْكُم بَيْنَهُمْ بِالْقِسْطِ إِنَّ اللّهَ يُحِبُّ الْمُقْسِطِينَ
Onlar[15] yalan dinlemeye çok meraklı ve haram (rüşvet) yemeye pek düşkündürler. Eğer sana gelirlerse, ister aralarında hükmet, istersen onlardan yüz çevir.[16] Eğer yüz çevirirsen sana hiçbir şekilde zarar veremezler. Eğer hükmedersen aralarında âdil şekilde hükmet. Hiç şüphesiz ki Allah adaletli olanları sever.[17][1] Bu âyette, malı israf etmenin, Allah yolunda (din uğrunda) harcamamanın helake ve azaba sebep olacağı bildirildiği gibi bunun dışında bazı şeylerin de helake sebep olduğu hakkında sahabe fetvaları vardır. Buna dayanılarak kendi canına kıyma, bile bile kendine zarar verecek bir hareket ve eylemde bulunma veya sağlığa zarar veren maddelerin kullanılması keyif verse de, bu âyetteki yasak hükmüne dahil edilmiştir.(ibn Kesir (çetiner) 3,768-769 , Mehmed Vehbi, 1,334-337
[2] Bakara: 195
[3] Bakara: 222
[4] Âl-i İmrân: 31
[5] Âl-i İmrân: 76
[6] Enes (r.a) Hz. Peygamber’den “Kıntar”ın bin dinar olduğunu rivayet etmiştir. İbn Abbas (r.a) da böyle olduğunu söylemiştir. (bk. Razi 6, 193) Bir dinar ise çeyrek lira kıymetinde eski altın bir paradır.
[7] Âl-i İmrân: 134
[8] Mevlânâ bu durumu şöyle ifade eder: süt emen çocuk dadıdan vazgeçti mi yemek yemeye başlar, artık onu bırakır gider. Sen topraktan biten taneler gibi, yerin sütüne (maddesine) bağlanmış, ona alışmışsın. Kalplerin gıdasına alış da bu sütten kesilmeye bak. (Yoksa) ot gibi ayağın yere bağlı… Hakikate erişemez de bir yelle başını sallar durursun. (takvâya ve ihsâna ulaşamaz çürüyüp gidersin.) [Mesnevi,3,1280.beyt]
[9] Âyet-i kerimedeki “ribbiyyun” kelimesine başta İbn Abbas (r.a.) ve Mücahid (r.a.) olmak üzere dokuz sahabe bu manayı vermişlerdir. Süfyân-ı Sevrî; “Rabbe kul olanlar (Allah erleri)” , Abdurrezzâk da Hasan’dan rivâyetle; “muttaki âlimler” diye tefsir etmişlerdir.
[10] Âl-i İmrân: 146
[11] Âl-i İmrân: 148
[12] Âl-i İmrân: 159
[13] İsrâiloğulları’nı (mza)
[14] Mâide: 13
[15] Yahudiler (mza)
[16] Peygamberimiz (s.a.v.), bu âyete göre, yahudilere ait meselelerde hüküm verip vermemekte serbest idi; fakat bu serbestlik, 5/48-49. Ayetler gelince kalktı. Resûlullah (s.a.v.) artık buna göre hakemlik yapmış ve hüküm vermiştir.
[17] Mâide: 42
22 Şubat 2010: 12:53 #766977Anonim
يُجَاهِدُونَ فِي سَبِيلِ اللّهِ وَلاَ يَخَافُونَ لَوْمَةَ لآئِمٍ ذَلِكَ فَضْلُ اللّهِ يُؤْتِيهِ مَن يَشَاءُ وَاللّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ
Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, o zaman Allah, (sizin yerinize) kendisinin onları, onların da kendisini sevdiği, mü’minlere karşı gayet alçak gönüllü/yumuşak, kâfirlere karşı da oldukça onurlu ve sert bir toplum getirir ki, onlar Allah yolunda savaşırlar, hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar.[1] Bu Allah’ın lütfudur ki, onu dilediğine verir. Allah, lütfu geniş olandır, (her şeyi) bilendir.[2]
(İslam’ı küçümseyip hükümlerini beğenmeyenler ve onlara göre yaşamaktan utananlar, dinden çıkmış veya sapmış kimselerdir. Buna karşılık Allah, İslam milletleri arasında İslam’ı hâkim kılmada liderlik ve hâkimiyeti, İslam’a gönül veren, ona sahip çıkan ve ona hizmet eden milletin eline geçirir ve bu şekilde Allah’ın sünneti devam eder.)
لَيْسَ عَلَى الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جُنَاحٌ فِيمَا طَعِمُوا إِذَا مَا اتَّقَوا وَّآمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ ثُمَّ اتَّقَوا وَّآمَنُوا ثُمَّ اتَّقَوا وَّأَحْسَنُوا وَاللّهُ يُحِبُّ الْمُحْسِنِينَ
İman edip sâlih amellerde bulunanlara, takvâlı oldukları (Allah’ın emrine uygun yaşadıkları/günahlardan sakındıkları) ve hakkıyla iman edip sâlih amellere devam ettikleri, yine takvâlı olup kesin inandıkları, nihayet takva ile beraber güzel ve hayırlı harekette bulundukları sürece, (haram olunmadan önce) yiyip içtikleri (haram) şeylerden dolayı bir günah yoktur. Allah iyilikte ve güzel harekette bulunanları sever.[3]
إِلاَّ الَّذِينَ عَاهَدتُّم مِّنَ الْمُشْرِكِينَ ثُمَّ لَمْ يَنقُصُوكُمْ شَيْئاً وَلَمْ يُظَاهِرُوا عَلَيْكُمْ أَحَداً فَأَتِمُّوا إِلَيْهِمْ عَهْدَهُمْ إِلَى مُدَّتِهِمْ إِنَّ اللّهَ يُحِبُّ الْمُتَّقِينَ
[4]Ancak antlaşma yaptığınız müşriklerden, size karşı (bu sözleşmeden) hiçbir şeyi eksik yapmayan ve aleyhinize hiç kimseye arka çıkmayanlar (bu hükümden) hariçtir, onlara müddetleri (bitinceye) kadar antlaşmalarını tamamlayın (iptal etmeyin). Çünkü Allah, (ahdi bozmaktan) sakınanları sever.[5]
كَيْفَ يَكُونُ لِلْمُشْرِكِينَ عَهْدٌ عِندَ اللّهِ وَعِندَ رَسُولِهِ إِلاَّ الَّذِينَ عَاهَدتُّمْ عِندَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ فَمَا اسْتَقَامُوا لَكُمْ فَاسْتَقِيمُوا لَهُمْ إِنَّ اللّهَ يُحِبُّ الْمُتَّقِينَ
O (sözünden dönen) müşriklerin, Allah katında ve Resûlü yanında nasıl (geçerli) bir antlaşmaları olabilir?! Ancak, Mescid-i Haram yanında kendileriyle antlaşma yaptıklarınız hariçtir. Onlar size (karşı ahitlerinde) dürüst davrandıkça, siz de onlara dürüst davranın. Allah, müttekîleri (emirlerine uyan ve hainlikten sakınanları) sever.[6]
لاَ تَقُمْ فِيهِ أَبَداً لَّمَسْجِدٌ أُسِّسَ عَلَى التَّقْوَى مِنْ أَوَّلِ يَوْمٍ أَحَقُّ أَن تَقُومَ فِيهِ فِيهِ رِجَالٌ يُحِبُّونَ أَن يَتَطَهَّرُوا وَاللّهُ يُحِبُّ الْمُطَّهِّرِينَ
(Resûlüm) onun içinde[7] hiç namaz kılma! Daha ilk günden takvâ üzerine (Allah’ın emrine ve rızasına uygun) kurulan mescidin (Kuba mescidi) içinde namaz kılman daha uygundur. (O mescidin) içinde tertemiz olmayı arzu eden adamlar vardır. Allah da tertemiz olanları sever.[8]
إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ سَيَجْعَلُ لَهُمُ الرَّحْمَنُ وُدّاً
İman edip sâlih amel işleyenler için Rahmân, (yer ve göktekiler nezdinde, gönüllerde) bir sevgi yaratacaktır.[9]
وَإِن طَائِفَتَانِ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ اقْتَتَلُوا فَأَصْلِحُوا بَيْنَهُمَا فَإِن بَغَتْ إِحْدَاهُمَا عَلَى الْأُخْرَى فَقَاتِلُوا الَّتِي تَبْغِي حَتَّى تَفِيءَ إِلَى أَمْرِ اللَّهِ فَإِن فَاءتْ فَأَصْلِحُوا بَيْنَهُمَا بِالْعَدْلِ وَأَقْسِطُوا إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْمُقْسِطِينَ
Eğer mü’minlerden iki topluluk birbirleriyle vuruşurlarsa, hemen aralarını düzeltin. Eğer onlardan biri, hâlâ (Allah’ın hükmüne boyun eğmeyip) diğerine saldırırsa, Allah’ın emrine dönünceye kadar saldırana karşı savaşın. Eğer (Allah’ın emrine) dönerse, artık aralarını adaletle düzeltin ve (her işinizde) âdil davranın. Çünkü Allah, âdil davrananları sever.[10]
لَا يَنْهَاكُمُ اللَّهُ عَنِ الَّذِينَ لَمْ يُقَاتِلُوكُمْ فِي الدِّينِ وَلَمْ يُخْرِجُوكُم مِّن دِيَارِكُمْ أَن تَبَرُّوهُمْ وَتُقْسِطُوا إِلَيْهِمْ إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْمُقْسِطِينَ
Allah, sizinle dininizden ötürü savaşmayanlara, (dininizi yaşadığınız için sizlere saygı gösterenlere) sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselere iyilik etmekten ve onlara adaletli davranmaktan menetmez. Çünkü Allah, âdil olanları sever.[11]
إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الَّذِينَ يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِهِ صَفّاً كَأَنَّهُم بُنيَانٌ مَّرْصُوصٌ
Allah, kendi yolunda (birbirine) kurşunla kenetlenip kaynaşmış bir yapı gibi saf halinde (kendi yolunda) savaşanları sever.[12] [13][1] Bu ayette Allah Teala, sevdiği insanın vasıflarını zikretmiştir. mza
[2] Mâide: 54
[3] Mâide: 93
[4] Tevbe suresinin başından buraya kadar olan ayetlerde Allah Teala’nın ve Peygamber’inin tüm müşriklerle ilişkilerini kestiklerini belirtiyor. Bu ayette ise müslümanlarla yaptıkları antlaşmaların tüm maddelerine uyan ve onların düşmanları ile işbirliği yapmamış olan müşrikler istisna edilmektedir. İlgili ayetleri mealimizden okuyunuz. mza
[5] Tevbe: 4
[6] Tevbe: 7
[7] Mescid-i dırar’da mza
[8] Tevbe: 108
[9] Meryem: 96
[10] Hucurât: 9
[11] Mümtehine: 8
[12] Saff: 4
[13] Rivâyete göre mü’minler: “Amellerin Allah’a en sevimli gelenin hangisi olduğunu bilseydik, o uğurda mallarımızı ve canlarımızı feda ederdik.” demişlerdi. Bunun üzerine Allah Teala’nın: “ Şüphesiz ki Allah, kendi uğrunda çarpışanları sever.” âyeti nâzil oldu. (Beydâvi, Celâleyn)
22 Şubat 2010: 12:57 #766978Anonim
ALLAH TEÂLÂ’NIN SEVMEDİĞİ KİŞİLER VE FİİLLER
وَقَاتِلُوا فِي سَبِيلِ اللّهِ الَّذِينَ يُقَاتِلُونَكُمْ وَلاَ تَعْتَدُوا إِنَّ اللّهَ لاَ يُحِبِّ الْمُعْتَدِينَSize savaş açanlarla siz de Allah yolunda savaşın. (Fakat savaşmayan ihtiyar, kadın ve çocukları öldürerek) aşırı gitmeyin. Şüphesiz ki Allah aşırı gidenleri sevmez.[1]
وَإِذَا تَوَلَّى سَعَى فِي الأَرْضِ لِيُفْسِدَ فِيِهَا وَيُهْلِكَ الْحَرْثَ وَالنَّسْلَ وَاللّهُ لاَ يُحِبُّ الفَسَادَO (dönüp gidince veya) iş başına geçince, (Allah’ın emrine karşı gelmek ve hevasına uymakla) ülkede fesat çıkarmaya, harsi(ekonomiyi, kültürü) ve nesli mahvetmeye çalışır. Allah ise fesadı/bozgunculuğu sevmez. [2]
Bir önceki âyet şöyledir:
İnsanlardan öyleleri vardır ki (onun) dünya hayatına dair (aldatan yaldızlı) sözü, senin hoşuna gider ve (hatta bunlar) sözlerinin özlerine uyduğu konusunda da Allah’ı şahit tutar. Halbuki gerçekte o (İslam’ın ve müslümanların) en azılı düşmanıdır. (Bakara 204)
يَمْحَقُ اللّهُ الْرِّبَا وَيُرْبِي الصَّدَقَاتِ وَاللّهُ لاَ يُحِبُّ كُلَّ كَفَّارٍ أَثِيمٍAllah faiz (ile gelen)i mahveder, sadaka(sı verilen mal)ları da artırır. Allah, (haramı helal sayan ve onda ısrar eden) nankör ve günahkârların hiçbirisini sevmez. [3]
قُلْ أَطِيعُوا اللّهَ وَالرَّسُولَ فإِن تَوَلَّوْا فَإِنَّ اللّهَ لاَ يُحِبُّ الْكَافِرِينَ
De ki: “Allah’a ve Peygamber’e itaat edin.” Eğer yüz çevirirlerse (kafir olurlar), şüphesiz ki Allah kafirleri sevmez. [4]
وَأَمَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَيُوَفِّيهِمْ أُجُورَهُمْ وَاللّهُ لاَ يُحِبُّ الظَّالِمِينَİman edip salih ameller işleyenlere gelince, (Allah) onların mükâfatlarını tastamam verecektir. Allah zalimleri sevmez. [5]
إِن يَمْسَسْكُمْ قَرْحٌ فَقَدْ مَسَّ الْقَوْمَ قَرْحٌ مِّثْلُهُ وَتِلْكَ الأيَّامُ نُدَاوِلُهَا بَيْنَ النَّاسِ وَلِيَعْلَمَ اللّهُ الَّذِينَ آمَنُواْ وَيَتَّخِذَ مِنكُمْ شُهَدَاء وَاللّهُ لاَ يُحِبُّ الظَّالِمِينَEğer siz (Uhud’da) yara aldı iseniz, (Bedir gazvesinde düşmanınız olan) o kavim de benzeri bir yara almıştı. İşte biz, o günleri (bazen galibiyet ve bazen mağlubiyet şeklinde) insanlar arasında döndürür dururuz. Bu da Allah’ın gerçekten iman edenleri ortaya çıkarması ve sizden şâhitler edinmesi içindir. Allah zalimleri sevmez.[6]
وَاعْبُدُوا اللّهَ وَلاَ تُشْرِكُوا بِهِ شَيْئاً وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَاناً وَبِذِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينِ وَالْجَارِ ذِي الْقُرْبَى وَالْجَارِ الْجُنُبِ وَالصَّاحِبِ بِالجَنبِ وَابْنِ السَّبِيلِ وَمَا مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ إِنَّ اللّهَ لاَ يُحِبُّ مَن كَانَ مُخْتَالاً فَخُوراًAllah’a kulluk edin, hiçbir şeyi (yücelterek ilahlaştırıp veya tapınak haline getirip) O’na ortak koşmayın. (Sonra sırasınca) ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arkadaşa, yolda/sokakta kalmışa ve elleriniz altında bulunan (hizmetkâr)lara iyilik edin. Allah kendini beğenenleri ve böbürlenenleri sevmez.[7]
(Allah’a kul olmanın gereği hem ibadet hem de böyle bir ahlâka sahip olmaktır.)وَلاَ تُجَادِلْ عَنِ الَّذِينَ يَخْتَانُونَ أَنفُسَهُمْ إِنَّ اللّهَ لاَ يُحِبُّ مَن كَانَ خَوَّاناً أَثِيماً(Günah işleyerek) kendilerine hainlik edenlerden yana uğraşma/bir çaba harcama! Çünkü Allah, hainlikte ısrar eden günahkârları sevmez.
(Bu böyle olduğu gibi, Allah’a ve Peygamber’e muhalefet edenler sevilmez, günahkâr ve nankörlere de itaat edilmez.)[8]لاَّ يُحِبُّ اللّهُ الْجَهْرَ بِالسُّوءِ مِنَ الْقَوْلِ إِلاَّ مَن ظُلِمَ وَكَانَ اللّهُ سَمِيعاً عَلِيماًAllah, (insanı incitecek) kötü sözün açıkça söylenmesini sevmez. Ancak zulmedilenler hariç. Allah her şeyi işiten ve bilendir.[9]
(Zulmedilenler, feryat, beddua veya şikâyet edebilirler.)وَقَالَتِ الْيَهُودُ يَدُ اللّهِ مَغْلُولَةٌ غُلَّتْ أَيْدِيهِمْ وَلُعِنُواْ بِمَا قَالُوا بَلْ يَدَاهُ مَبْسُوطَتَانِ يُنفِقُ كَيْفَ يَشَاءُ وَلَيَزِيدَنَّ كَثِيراً مِّنْهُم مَّا أُنزِلَ إِلَيْكَ مِن رَّبِّكَ طُغْيَاناً وَكُفْراً وَأَلْقَيْنَا بَيْنَهُمُ الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَاءَ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ كُلَّمَا أَوْقَدُوا نَاراً لِّلْحَرْبِ أَطْفَأَهَا اللّهُ وَيَسْعَوْنَ فِي الأَرْضِ فَسَاداً وَاللّهُ لاَ يُحِبُّ الْمُفْسِدِينَYahudiler: “Allah’ın (rızık vermede) eli bağlı (cimri)dir” dediler.[10] Dedikleri yüzünden hay elleri bağlanası ve lanete uğrayasıcalar! İddialarını aksine, O’nun elleri açıktır, nasıl dilerse öyle sarf eder. (Resûlüm!) Rabbinden sana indirilen (âyet)ler, andolsun ki, onlardan çoğunun azgınlığını ve inkârını artıracaktır. Onların arasına kıyâmet gününe kadar (sürecek) düşmanlık ve kin bıraktık. Onlar ne zaman savaş için bir ateş yaktılarsa, Allah onu söndürdü (yenilgiye uğrattı). Yeryüzünde (onlar, zaten Allah’ın emri dışına çıkarak hep) bozgunculuğa koşarlar. Allah ise bozguncuları sevmez.[11]
(Kâfir gruplar, asırlar boyu hem kendi aralarında savaşmışlar, hem de birleşerek Müslümanlara saldırmışlardır. Ayrıca Müslümanların yaşantılarını ve aralarını bozmak için yüzlerce plan hazırlamışlardır. Fakat Yüce Allah’ın da bir planı vardır. Onların Allah’ın nurunu söndürmeye asla güçleri yetmeyecektir.)
[1] Bakara: 190
[2] Bakara: 205
[3] Bakara: 276
[4] Âli İmrân: 32
[5] Âli İmrân: 57
[6] Âli İmrân: 140
[7] Nisâ: 36
[8] Nisa: 107
[9] Nisâ: 148
[10] Resûlullah’ın (s.a.v) hicretinden sonra Medine’deki yahudilerin mallarındaki bereket kalktı ve darlığa düşmeye başladılar. Onun için böyle dediler ve lanetlendiler.
[11] Mâide: 64
22 Şubat 2010: 13:00 #766981Anonim
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لاَ تُحَرِّمُوا طَيِّبَاتِ مَا أَحَلَّ اللّهُ لَكُمْ وَلاَ تَعْتَدُوا إِنَّ اللّهَ لاَ يُحِبُّ الْمُعْتَدِينَ
Ey iman edenler! Allah’ın size helal kıldığı temiz (yiyecek ve giyecek) şeyleri (kendinize) haram edip yasaklamayın ve sınırı da aşmayın. Çünkü Allah, sınırı aşanları sevmez.[1]وَهُوَ الَّذِي أَنشَأَ جَنَّاتٍ مَّعْرُوشَاتٍ وَغَيْرَ مَعْرُوشَاتٍ وَالنَّخْلَ وَالزَّرْعَ مُخْتَلِفاً أُكُلُهُ وَالزَّيْتُونَ وَالرُّمَّانَ مُتَشَابِهاً وَغَيْرَ مُتَشَابِهٍ كُلُوا مِن ثَمَرِهِ إِذَا أَثْمَرَ وَآتُوا حَقَّهُ يَوْمَ حَصَادِهِ وَلاَ تُسْرِفُوا إِنَّهُ لاَ يُحِبُّ الْمُسْرِفِينَO çardaklı ve çardaksız bahçeleri/ bağları, tatları çeşit çeşit hurmaları, ekinleri, (yaprakları ve meyveleri) birbirine benzeyen ve birbirinden farklı zeytin ve narları yaratıp yetiştiren O’dur. (Onlar) meyve verince meyvesinden yiyin. Toplandığı ve biçildiği günde de, hakkını (öşrünü, zekât ve sadakasını) verin; fakat israf etmeyin. Çünkü Allah israf edenleri sevmez.[2]
يَا بَنِي آدَمَ خُذُوا زِينَتَكُمْ عِندَ كُلِّ مَسْجِدٍ وكُلُوا وَاشْرَبُوا وَلاَ تُسْرِفُوا إِنَّهُ لاَ يُحِبُّ الْمُسْرِفِينَEy Âdemoğulları! Her mescid(de yani secde edeceğiniz zaman ve mekân)da ziynet (olan temiz ve güzel elbise)nizi alın (giyinin).[3] Yiyin, için, fakat israf etmeyin. Çünkü Allah israf edenleri sevmez.[4]
ادْعُوا رَبَّكُمْ تَضَرُّعا ًوَخُفْيَةً إِنَّهُ لاَ يُحِبُّ الْمُعْتَدِينَRabbinize (gönülden) yalvararak gizlice dua edin. Çünkü O haddi aşanları sevmez.[5]
وَإِمَّا تَخَافَنَّ مِن قَوْمٍ خِيَانَةً فَانبِذْ إِلَيْهِمْ عَلَى سَوَاء إِنَّ اللّهَ لاَ يُحِبُّ الخَائِنِينَEğer (antlaşma yaptığın bir topluluğun) hainlik yapmasından (şüphelenip) korkarsan sen de doğrudan (ve açıkça) antlaşmayı bozup kendilerine atıver. Çünkü Allah hainleri sevmez.[6]
لاَ جَرَمَ أَنَّ اللّهَ يَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَ إِنَّهُ لاَ يُحِبُّ الْمُسْتَكْبِرِينَŞüphe yok ki Allah, (onların) gizlediklerini de açığa vurduklarını da bilir (ve görür). O büyüklük taslayanları (asla) sevmez.[7]
Bir önceki âyet şöyledir:
İlâhınız tek bir İlâhtır. Fakat âhirete inanmayanların kalpleri bu gerçeği inkâr eder. Onlar büyüklük taslayanlardır. (Nahl: 22)
(Âyet-i Kerimede küfür ve inkârın kaynağının büyüklenmek olduğu belirtilmektedir.)إِنَّ اللَّهَ يُدَافِعُ عَنِ الَّذِينَ آمَنُوا إِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ كُلَّ خَوَّانٍ كَفُورٍŞüphesiz ki Allah, iman edenleri (inkârcılara karşı) savunur. Çünkü Allah, hiçbir haini ve hiçbir nankörü sevmez.[8]
إِنَّ قَارُونَ كَانَ مِن قَوْمِ مُوسَى فَبَغَى عَلَيْهِمْ وَآتَيْنَاهُ مِنَ الْكُنُوزِ مَا إِنَّ مَفَاتِحَهُ لَتَنُوءُ بِالْعُصْبَةِ أُولِي الْقُوَّةِ إِذْ قَالَ لَهُ قَوْمُهُ لَا تَفْرَحْ إِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ الْفَرِحِينَKârun, Musa’nın kavminden (amcasının oğlu) idi. Ama onlara karşı azgınlık etti. Biz ona öyle hazineler verdik ki anahtarları(nı bile taşımak) güçlü bir topluluğa ağır geliyordu. Kavmi ona demişti ki: “Şımarma, çünkü Allah, (böbürlenip) şımaranları sevmez.”[9]
وَابْتَغِ فِيمَا آتَاكَ اللَّهُ الدَّارَ الْآخِرَةَ وَلَا تَنسَ نَصِيبَكَ مِنَ الدُّنْيَا وَأَحْسِن كَمَا أَحْسَنَ اللَّهُ إِلَيْكَ وَلَا تَبْغِ الْفَسَادَ فِي الْأَرْضِ إِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ الْمُفْسِدِينَ“Allah’ın sana verdiği (her türlü) şeyde[10] âhiret yurdunu da ara. Dünyadan (helalinden olarak) nasibini de unutma! Allah’ın sana iyilik ettiği gibi sen de iyilik et. (Emirlerine muhalefet ederek) yeryüzünde bozgunculuk (yapmayı) isteme! Çünkü Allah, bozguncuları sevmez.”[11]
(Yüce Allah bu âyet-i kerimede dünya ve âhiret nasibini aramada bir denge tavsiye etmektedir. Sonraki âyetlerde, aşırı hırsın ve tamamen dünyaya dalmanın, dünyaperestliğin ve onunla böbürlenmenin felaketini bildirmektedir. İslam’ın bildirdiği ölçüler dâhilinde dünya ve âhiret dengesini temin için çalışmak, İslam’ın öngördüğü yaşama biçimidir. Çünkü dînimiz, Allah’ın emirlerine uygun yaşamın yanında çalışıp helalinden kazanmayı ve helale harcamayı övmüş ve emretmiştir. Aksine haramı helali, günahı sevabı ve âhireti düşünmeden Allah’a kulluktan uzaklaşıp yalnız dünya için çalışmak; insanı, aç gözlü, maddeperest, çıkarcı ve maksadı için her türlü acımasızlığı ve hainliği yapar hâle getirir. Âhiret nimetlerinden de nasibi olmaz. Hadîs-i şerife göre ‘büyük bir fitne çıkmadıkça’ yalnız âhirete çalışmak için, toplumdan ayrılıp, dünya işlerini bırakmak/el etek çekmekle, sosyal bir varlık olan insan, kendi yaratılışına, Allah ve Rasûlu’nün emirlerine aykırı hareket etmiş olur.)
[1]Mâide: 87
[2] En’âm: 141
[3] Cahiliye döneminde Araplar “içinde günah işlediğimiz elbiselerimizle tavaf etmeyiz” diyerek Ka’be’yi çıplak tavaf ederlerdi. Bu ayet bu hâdise üzerine nâzil oldu. (Beydavi)
[4]A’raf: 31
[5] A’raf: 55
[6] Enfâl: 58
[7] Nahl: 23
[8] Hac: 38
[9] Kasas: 76
[10] Allah (c.c) güç, kuvvet, mal, evlat, ilim vs. ne vermişse her birinde.
[11] Kasas: 77
22 Şubat 2010: 13:03 #766982Anonim
لِيَجْزِيَ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ مِن فَضْلِهِ إِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْكَافِرِينَÇünkü (Allah), iman edip sâlih ameller işleyenleri, lütf u keremi ile mükâfatlandırır. Elbette O, inkâr edenleri sevmez.[1]
Bir önceki âyet şöyledir:
Kim küfre saparsa, küfrü/inkârı kendi aleyhinedir. Kim de sâlih amel işlerse, kendileri için (cennetteki yerlerine) hazırlanmış olurlar. (Rum:44)
وَلَا تُصَعِّرْ خَدَّكَ لِلنَّاسِ وَلَا تَمْشِ فِي الْأَرْضِ مَرَحاً إِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ كُلَّ مُخْتَالٍ فَخُورٍ
“İnsanları (küçümseyip) yanağını bükme/yüz çevirme ve yeryüzünde şımarık yürüme! Çünkü Allah, böbürlenen ve kendisini beğenip övünen hiç kimseyi sevmez.”[2]
وَجَزَاء سَيِّئَةٍ سَيِّئَةٌ مِّثْلُهَا فَمَنْ عَفَا وَأَصْلَحَ فَأَجْرُهُ عَلَى اللَّهِ إِنَّهُ لَا يُحِبُّ الظَّالِمِينَ
Kötülüğün karşılığı, onun dengi bir kötülüktür. Kim de affeder, barışı sağlarsa, onun mükâfatı Allah’a aittir. Doğrusu O, zulmedenleri sevmez.[3]
لِكَيْلَا تَأْسَوْا عَلَى مَا فَاتَكُمْ وَلَا تَفْرَحُوا بِمَا آتَاكُمْ وَاللَّهُ لَا يُحِبُّ كُلَّ مُخْتَالٍ فَخُورٍ
(Her şeyin önceden yazılmış olması)[4]elinizden çıkıp gidene üzülmemeniz (Allah’ın takdiri diye boyun eğmeniz) ve O’nun size verdiğiyle de sevinip şımarmamanız içindir. Allah kendini beğenip övünen hiç kimseyi sevmez.[5]
[1]Rum: 45
[2 Lokman:18
[3]Şurâ: 40
[4]Beydavi
[5]Hadid: 23
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.