- Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
14 Mart 2010: 11:04 #661460
Anonim
Asrımızdaki Alim Adayları
Zamanın birinde bir adam alim olmaya karar vermiş, köylüler de buna çok sevinmiş, büyük bir törenle köyden uğurluyarak Bağdat’a yolcu etmişler.
Bizimkisi Bağdat’a varınca, Bağdat’ın sefahatine kapılmış, sekiz sene orada burada dolaşarak cahilliğine bir de sefahati ekleyerek büyük bir zarara uğramış.
Nihayet artık köyüme döneyim diye düşünmüş, fakat nasıl dönecek? Kendi köyü dahil bütün havali onu büyük bir alim olarak beklerken o köye bu haliyle nasıl gidecek?
Bizim alim adayı kendince şöyle bir çare bulmuş. Bir eşeğe yüklemiş kitapları düşmüş yola… Giderken de, birkaç kelime Arapça – Türkçe karıştırdım mı birbirine bu iş tamamdır, köylüye alim olarak kolayca kendimi yuttururum diye de düşünüyormuş.
Tam köyünün yakınlarına gelince büyük bir yorgunluk hissetmiş, göz kapakları açılmıyor, orada bir incir ağacı var, eşeğini incir ağacına bağlamış, dinlenip dinç bir şekilde köye gideyim diye derin bir uykuya dalmış…
Birkaç saat sonra gözlerini açınca, ilk olarak eşeğe bakmış, bir de ne görsün eşek ortalıkta yok. Almış bunu bir telaş… Tek delilim de kaybolursa yandığım gündür diye kara kara düşünürken, incir ağacının yanındaki tarlada çift süren bir köylüyü görmüş…
Onun itikadın da bütün bu havali onu alim olarak bekliyor ya…Başlamış köylüye Arapça-Türkçe karışımı konuşmaya. Şöyle demiş: “Ey birader! Şu enacirin zılli kebirine kayd-u bend ettiğim, kitaplarımın hamili semender, ar u haya etmeden firar etmiştir. Görmeniz vaki mi?”
Zavallı köylü hiçbir şey anlamamış, biraz da kızgın “ yahu ne diyorsun kardeşim” demiş.
Bizimkisi tekrarlamış “Ey birader! Şu enacirin zılli kebirine kayd-u bend ettiğim, kitaplarımın hamili semender, ar u haya etmeden firar etmiştir. Görmeniz vaki mi?”
Köylü daha da hiddetlenerek “Kardeşim doğru dürüst konuş. Sen neyi soruyorsun?”
Alim adayı bakmış başka çare yok o havalinin lisanıyla konuşmaya başlamış. “Ey kardeşim! Bu incir ağacının gölgesine bağladığım kitap yüklü eşeğim kaybolmuş acaba gördünüz mü?”
Çiftçi bu defa yumuşak bir sesle: “ Kardeşim böyle konuşsana aha şu tepenin arkasında otluyor” demiş…
Böylece mesele tatlıya bağlanmış… Bizim kisi de eşeğine kavuşmuş…
Şimdi şu kısacık hikayeciği niye anlattım? Onu da anlatayım…
Toplumda konuşurken hep “enacirin zılli kebirine” diye illa da değişik konuşmaya ve değişik görünmeye meraklı bir tanıdığımın, bir vesile ile evlerine gittim.
Salonda oturmuş çay içerken, tam karşımda duran büyükçe bir dolabın içindeki kitapları gördüm. Hepsi değişik gazetelerin vermiş olduğu ansiklopedi ve çok değişik kitaplar…
Birden yukarıdaki hikayeciği hatırlayıp gülmeye başladım…Söylemeyecektim, lakin arkadaşımın “neden güldün” diye çok ısrar edince kendisine “enacirin zılli kebirini” anlattım, o da bol bol gülmeye başladı…
Samimi olduğumuz için taşı gediğine bırakayım diye, kusura bakma ve sakın üzerine alma, ama bu ansiklopedilerle yüklü kitaplıkları görünce hep o adam hatırıma geliyor, sanki birileri bize kendini alim diye yutturmaya kalkıştığı gibi bir düşünceye kapılıyorum dedim.
Demek ki bu arkadaşım insaflı ki , vallahi öyledir, bir tekini dahi açıp okumamışım, fakat kültürün bir göstergesi olarak istifade etmediğim halde, onları kitaplığa koyarak gelen gidenler görsün diye dizmişim bunları…
Sohbet uzadı, televizyonların bazı oturumlardaki “enacir” satıcılarından bahsederek epey güldükten sonra, “bir yılda” insanı bu zamanın hakiki bir alimi yapan eserlerden de konuşarak oradan ayrıldım.
Bayram gezilerimde ansiklopedi yüklü bu dolapları gördüğüm ve bazı “enacir” satıcılarını da bol bol dinlediğimden midir nedir, bayramın dördüncü günü “bayramlık” bir yazı diye kaleme aldım…
El değmemiş kitap dolu dolapları gördüğüm zaman, hem bu memlekette dönen dolapları hem de “enacirin zılli kebirini” hatırlarsanız bu yazı hedefini bulmuş demektir.
İzzet OFLAS -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.