• Bu konu 13 yanıt içerir, 3 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 15)
  • Yazar
    Yazılar
  • #661629
    Anonim

      Sevgili Dostlar;

      Her hafta devam eden İstanbul Cağaloğlunda ki Kaynak Kültür Merkezi sohbetlerinde Bu haftanın programı aşağıdaki gibidir. İstanbulda bulunan ve İlgilenen arkadaşlar katılabilir. Bilindiği gibi etkinlikler ücretsiz ve herkese açıktır. Randevu almadan katılabilirsiniz.Program Saatlerini http://www.kaynakkulturmerkezi.biz adresinden görebilirsiniz



      KAYNAK KÜLTÜR MERKEZİ MART AYI PROGRAMI 22 – 27 MART


      Mahmut Bal – Mektubat Sohbetleri 22-03-2010


      Prof.Dr.Cihan Okuyucu – Mesnevi Okumaları 23-03-2010


      Prof.Dr. Zekeriya Kitapçı – Hadislerde Ortadoğu İman Hakimiyeti ve Türkler


      Ahmet Turan Alkan Demokratikleşme Sürecinde Siyasi İradenin Rolü 26-03-2010


      Ali Ünal Kuran-ı Kerim Etrafında Tefsir Sohbetleri 27-03-2010

      www . kaynakkulturmerkezi .biz ( adresi tarayıcıya boşluk olmadan yeniden yazın )
      [IMG]http://www.kaynakkulturmerkezi.biz/haberimg/internetbanner.GIF[/IMG]

      #768469
      Anonim

        Yurtdisinda olmam sebebi ile katilmam mumkun degil.
        Sizden ricamiz olsa Mahmut Bal Abimizin sohbetlerini video olarak yayinlasaniz Onun da izniyle.
        Allah razi olsun.

        #768476
        Anonim

          S.A
          Mahmut BAL abinin sohbetleri tüm risale sohbetlerinde olduğu gibi çok renkli geçiyor. Yalnız kendisi zannedersem işin ehli olmadığını düşündüğü için konuşmalarınının kayıt altına alınmasını istemiyor.
          Bu tür istekler Kendisine söyleşiye gelen kişiler tarafından teklif edilmiştir. İnşallah kararını değiştirirse kayıt altına alınacaktır.

          Selamlar

          KAYNAK KÜLTÜR MERKEZİ sohbetleri cağaloğlu adresi bir FAN sitesidir. Resmi site adresi
          KAYNAK KÜLTÜR MERKEZİ dur…

          #768401
          Anonim

            KKM Haber: Haftalık devam eden kaynak kültür merkezi sohbetlerinde bu gün ( 22 Mart 2010 ) Mektubat Sohbetleri isimli söyleşisinde Mahmut Bal vardı. Söyleşisine her hafta olduğu gibi geçmiş haftaki konuşmalarını özetleyerek başlayan Mahmut Bal 4.Mektubun 2 Meselesi hakkında konuştu.

            Konuşmasından Notlar :
            Konuşmasına ACZİ MUTLAK konusunu anlatarak başlayan Mahmut Bal Şunları söyledi; İnsan Mutlak Acizlik içerisindedir. Şöyleki İnsan oğlunun ne kadar zayıf güçsüz acizlik içerisinde olduğuna örnek istersen bir bakteri düşün , gözle göremediğimiz bir mikrop, insanı öldürebiliyor. Nemrutların , Firavunların , Kabeyi yıkmaya gelenlerin helak olmasına bakarsanız bunu göreceksiniz. İnsan Aczi Mutlak içerisindedir. Bunun farkına varmayan , varmak istemeyenler farkına varmalıdır.

            FAKRI MUTLAK : İnsanın bir sürü zaruri ihtiyacı var ve bunları kendisi icad edip (haşa) yaratamıyor. Örneğin Kuran-ı Kerimde geçen bazı meseleler var. İnsanın Güneşe, Havaya , Suya ,Toprağa ihtiyacı vardır. Bunlar olmadan yaşayamaz ama bu ihtiyaçların hiç birisini kendisi var edemiyor. Dünya’nın bütün kimyacıları bir araya gelse ” Hadi bir su yapalım ” dese su yapabilirmi. İşte sonsuz fakr’ına karşılık insan sürekli FAKRI MUTLAK içerisindedir.

            Fakrı Mutlak tarif edilecek olursa kısaca şöylede denilebilir. İnsan kendi ihtiyaç duyduğu şeylerin zerresini bile (yaratamaz) yapamaz. Demekki fakrı mutlak bizi Rahman ve Rahim olan Allah ‘ tan (c.c) yardım isteme düstürunu öğretiyor. Bunlar iman ile ilgili meselelerdir. İnsan ne kadar acizliğinin farkına varırsa imanında inkişafı o derece artar.
            [IMG]http://www.kaynakkulturmerkezi.biz/haberimg/mahmutbal22mart2010.JPG[/IMG]


            PEYGAMBER EFENDİMİZ ( s.a.v ) FAKİRLİĞİMLE İFTİHAR EDERİM.


            Efendimiz fakirlikten dolayı iftihar ederim diyor. Bunu para , pul , mal , servet anlamında söylemiyor. Allah c.c muhtaç olma yönüyle söylüyor. Kainatta hiçbir şey yokturki “O” na muhtaç olmasın.

            Aciz ve fakirlikten dolayı Alemi Allah c.c insana musahhar Etmiştir. İnsan ne kadar acizliğinin farkına varırsa Kainattaki büyük denilen şeylerin hepsi insanın emrine girer. Bunu tabiki ALLAH c.c yapar.

            Çocuklara bakın ne kadar aciz durumda ise o kadar kaliteli beslenir, O kadar koruma altına alınır. Bu hayvanların yavrularında da böyledir.Çocuk Dünya’ya geleceği zaman Annesinin göğsünden süt fışkırır , yani lütfen dikkat edin süt olması yetmiyor.Fışkırması gerekiyor. Çünkü çocuk daha dünya ya yeni gelmiş kasları gelişmemiş kendisi becerip süt emecek durumda değil , Yeni Doğduğunda Allah c.c öyle bir program yapmış ve o zaman Annesinin göğsünden süt fışkırarak gelir. Ama zamanla çocuk süt emmeyi becerdiği zaman yavaş yavaş süt kesilmeye başlar.Çocuktaki Acizlik azaldıkça nimetlerde o ölçüde azalır. Çocuk belirli bir yaşa gelir eline artık Çatal , Bıçak verilir. Kendisi yemeğini yemeğe başlar , Daha büyür serpilir , Git bakkaldan Yiyeceğin ekmeğini kendin al getir denir, Dahada acizliği azalınca Artık kendi ekmeğini kendin kazan denir. Bunlar sadece basit birer örnektir. Baştaki durumu düşünün çocuk çok zayıf ve acizdi ama süt adeta fışkırıyor emmesine bile gerek kalmıyordu. Acizlik veya acizliğin farkında olmak bu yönüyle çok önemlidir.

            Burada 23.Sözün 2.Mebhasının 1.2.3 ve 4 Nüktelerinin konuya dahada açıklık ve derinlik getirdiğini söyleyen Mahmut Bal , 25.Sözün 4 Nüktesini okuyarak söyleşisini sonlandırdı.

            İnsan, şu kâinat içinde pek nazik ve nazenin bir çocuğa benzer: Zaafında büyük bir kuvvet ve aczinde büyük bir kudret vardır. Çünkü, o zaafın kuvvetiyle ve aczin kudretiyledir ki, şu mevcudat ona musahhar olmuş. Eğer insan zaafını anlayıp, kalen, halen, tavren dua etse ve aczini bilip istimdad eylese, o teshirin şükrünü eda ile beraber, matlubuna öyle muvaffak olur ve maksatları ona öyle musahhar olur ki, iktidar-ı zâtîsiyle onun aşr-i mişârına muvaffak olamaz. Yalnız, bazı vakit lisan-ı hal duasıyla hasıl olan bir matlubunu, yanlış olarak kendi iktidarına haml eder.
            Meselâ, tavuğun yavrusunun zaafındaki kuvvet, tavuğu arslana saldırtır. Yeni dünyaya gelen arslanın yavrusu, o canavar ve aç arslanı kendine musahhar edip, onu aç bırakıp kendi tok oluyor. İşte câ-yı dikkat, zaaftaki bir kuvvet ve şâyân-ı temâşâ bir cilve-i rahmet…
            Nasıl ki, nazdar bir çocuk, ağlamasıyla, ya istemesiyle, ya hazin haliyle matluplarına öyle muvaffak olur ve öyle kavîler ona musahhar olurlar ki, o matluplardan binden birisine bin defa kuvvetçiğiyle yetişemez. Demek zaaf ve acz, onun hakkında şefkat ve himayeti tahrik ettikleri için, küçücük parmağıyla kahramanları kendine musahhar eder. Şimdi, böyle bir çocuk, o şefkati inkâr etmek ve o himayeti itham etmek suretiyle, ahmakane bir gururla, “Ben kuvvetimle bunları teshir ediyorum” dese, elbette bir tokat yiyecektir.
            İşte, insan dahi, Hâlıkının rahmetini inkâr ve hikmetini itham edecek bir tarzda, küfran-ı nimet suretinde, Karun gibi yani “Ben kendi ilmimle, kendi iktidarımla kazandım” dese, elbette sille-i azâba kendini müstehak eder.

            #768578
            Anonim

              KKM Haber: Haftalık devam eden kaynak kültür merkezi sohbetlerinde bu gün ( 22 Mart 2010 ) Mektubat Sohbetleri isimli söyleşisinde Mahmut Bal vardı. Söyleşisine her hafta olduğu gibi geçmiş haftaki konuşmalarını özetleyerek başlayan Mahmut Bal 4.Mektubun 2 Meselesi hakkında konuştu.

              Konuşmasından Notlar :
              Konuşmasına ACZİ MUTLAK konusunu anlatarak başlayan Mahmut Bal Şunları söyledi; İnsan Mutlak Acizlik içerisindedir. Şöyleki İnsan oğlunun ne kadar zayıf güçsüz acizlik içerisinde olduğuna örnek istersen bir bakteri düşün , gözle göremediğimiz bir mikrop, insanı öldürebiliyor. Nemrutların , Firavunların , Kabeyi yıkmaya gelenlerin helak olmasına bakarsanız bunu göreceksiniz. İnsan Aczi Mutlak içerisindedir. Bunun farkına varmayan , varmak istemeyenler farkına varmalıdır.

              FAKRI MUTLAK : İnsanın bir sürü zaruri ihtiyacı var ve bunları kendisi icad edip (haşa) yaratamıyor. Örneğin Kuran-ı Kerimde geçen bazı meseleler var. İnsanın Güneşe, Havaya , Suya ,Toprağa ihtiyacı vardır. Bunlar olmadan yaşayamaz ama bu ihtiyaçların hiç birisini kendisi var edemiyor. Dünya’nın bütün kimyacıları bir araya gelse ” Hadi bir su yapalım ” dese su yapabilirmi. İşte sonsuz fakr’ına karşılık insan sürekli FAKRI MUTLAK içerisindedir.

              Fakrı Mutlak tarif edilecek olursa kısaca şöylede denilebilir. İnsan kendi ihtiyaç duyduğu şeylerin zerresini bile (yaratamaz) yapamaz. Demekki fakrı mutlak bizi Rahman ve Rahim olan Allah ‘ tan (c.c) yardım isteme düstürunu öğretiyor. Bunlar iman ile ilgili meselelerdir. İnsan ne kadar acizliğinin farkına varırsa imanında inkişafı o derece artar.


              PEYGAMBER EFENDİMİZ ( s.a.v ) FAKİRLİĞİMLE İFTİHAR EDERİM.


              Efendimiz fakirlikten dolayı iftihar ederim diyor. Bunu para , pul , mal , servet anlamında söylemiyor. Allah c.c muhtaç olma yönüyle söylüyor. Kainatta hiçbir şey yokturki “O” na muhtaç olmasın.

              Aciz ve fakirlikten dolayı Alemi Allah c.c insana musahhar Etmiştir. İnsan ne kadar acizliğinin farkına varırsa Kainattaki büyük denilen şeylerin hepsi insanın emrine girer. Bunu tabiki ALLAH c.c yapar.

              Çocuklara bakın ne kadar aciz durumda ise o kadar kaliteli beslenir, O kadar koruma altına alınır. Bu hayvanların yavrularında da böyledir.Çocuk Dünya’ya geleceği zaman Annesinin göğsünden süt fışkırır , yani lütfen dikkat edin süt olması yetmiyor.Fışkırması gerekiyor. Çünkü çocuk daha dünya ya yeni gelmiş kasları gelişmemiş kendisi becerip süt emecek durumda değil , Yeni Doğduğunda Allah c.c öyle bir program yapmış ve o zaman Annesinin göğsünden süt fışkırarak gelir. Ama zamanla çocuk süt emmeyi becerdiği zaman yavaş yavaş süt kesilmeye başlar.Çocuktaki Acizlik azaldıkça nimetlerde o ölçüde azalır. Çocuk belirli bir yaşa gelir eline artık Çatal , Bıçak verilir. Kendisi yemeğini yemeğe başlar , Daha büyür serpilir , Git bakkaldan Yiyeceğin ekmeğini kendin al getir denir, Dahada acizliği azalınca Artık kendi ekmeğini kendin kazan denir. Bunlar sadece basit birer örnektir. Baştaki durumu düşünün çocuk çok zayıf ve acizdi ama süt adeta fışkırıyor emmesine bile gerek kalmıyordu. Acizlik veya acizliğin farkında olmak bu yönüyle çok önemlidir.

              Burada 23.Sözün 2.Mebhasının 1.2.3 ve 4 Nüktelerinin konuya dahada açıklık ve derinlik getirdiğini söyleyen Mahmut Bal , 25.Sözün 4 Nüktesini okuyarak söyleşisini sonlandırdı.

              İnsan, şu kâinat içinde pek nazik ve nazenin bir çocuğa benzer: Zaafında büyük bir kuvvet ve aczinde büyük bir kudret vardır. Çünkü, o zaafın kuvvetiyle ve aczin kudretiyledir ki, şu mevcudat ona musahhar olmuş. Eğer insan zaafını anlayıp, kalen, halen, tavren dua etse ve aczini bilip istimdad eylese, o teshirin şükrünü eda ile beraber, matlubuna öyle muvaffak olur ve maksatları ona öyle musahhar olur ki, iktidar-ı zâtîsiyle onun aşr-i mişârına muvaffak olamaz. Yalnız, bazı vakit lisan-ı hal duasıyla hasıl olan bir matlubunu, yanlış olarak kendi iktidarına haml eder.
              Meselâ, tavuğun yavrusunun zaafındaki kuvvet, tavuğu arslana saldırtır. Yeni dünyaya gelen arslanın yavrusu, o canavar ve aç arslanı kendine musahhar edip, onu aç bırakıp kendi tok oluyor. İşte câ-yı dikkat, zaaftaki bir kuvvet ve şâyân-ı temâşâ bir cilve-i rahmet…
              Nasıl ki, nazdar bir çocuk, ağlamasıyla, ya istemesiyle, ya hazin haliyle matluplarına öyle muvaffak olur ve öyle kavîler ona musahhar olurlar ki, o matluplardan binden birisine bin defa kuvvetçiğiyle yetişemez. Demek zaaf ve acz, onun hakkında şefkat ve himayeti tahrik ettikleri için, küçücük parmağıyla kahramanları kendine musahhar eder. Şimdi, böyle bir çocuk, o şefkati inkâr etmek ve o himayeti itham etmek suretiyle, ahmakane bir gururla, “Ben kuvvetimle bunları teshir ediyorum” dese, elbette bir tokat yiyecektir.
              İşte, insan dahi, Hâlıkının rahmetini inkâr ve hikmetini itham edecek bir tarzda, küfran-ı nimet suretinde, Karun gibi yani “Ben kendi ilmimle, kendi iktidarımla kazandım” dese, elbette sille-i azâba kendini müstehak eder.

              #768711
              Anonim
                ( PROGRAM ÜCRETSİZ VE RANDEVU ALMAYA GEREK YOKTUR.İSTEDİĞİNİZ ZAMAN KATILABİLİRSİNİZ.)


                Sevgili Dostlar KAYNAK KÜLTÜR MERKEZİNDE olan kültür programlarını iletmeye devam ediyorum… Ayrıntılar için http://www.kaynakkulturmerkezi.biz



                KKM Haber : Her hafta devam eden söyleşilerde bugün Gazeteci Yazar Ahmet Turan Alkan vardı. Cağaloğlunda bulunan Kaynak Kültür Merkezinde okuyucularının yoğun ilgisi altında başlayan söyleşi yaklaşı iki saat sürdü.

                [IMG]http://www.kaynakkulturmerkezi.biz/haberimg/ahmetturan1(1).JPG[/IMG]


                SÖYLEŞİDEN BAZI NOTLAR

                TANZİMAT REFORMLARI OSMANLI ULEMASININ DESTEKLEDİĞİ REFORMLARDI. ÇÜNKÜ OSMANLI ULEMASI DEVLET MEMURUYDU VE BU BİR DEVLET PROJESİYDİ.


                Tanzimat bizim devlet felsefesi itibariyle makas değiştirdiğimiz önemli virajlardan birisidir.Biz tanzimatla birlikte Batılı bir devlet olmak için, Devletin elinden gelen herşeyi yapmaya hazır olduğunu hissettik. Tanzimata baktığımız zaman ilk okumamız gereken şey budur. Devlet batılılaşmak istiyordu ama bunun içinde bir eksiklik vardı. O da toplum yok. Bunu devlet zorla yapıyor. Osmanlı batılılaşmasının en dikkate değer tarafı bunun başından sonuna kadar bir Devlet projesi olmasıdır. O yüzdendirki gerek osmanlı ordusu gerek Silahlı Kuvvetler batılılaşma projesinin matkap ucu olarak fonksiyon görmüştür.

                Bizim geleneksel osmanlı duruşumuzun façasını bozan savaş alanlarındaki askeri mağlubiyetlerdir. Biz düşmandan dayak yemeseydik devlet felsefemizi değiştirmek istemeyecektik. Biz batılılaşmaya askeri sektörden başladık. Askerin batılılaşması lazım, Askerimizin bizim askeri döven asker gibi olması yaklaşımıyla Osmanlı reformlarını yapılmıştır. Ve Osmanlı reformları Osmanlı ulemasının fetvasıyla yapılmıştır. Osmanlı reformları ulemanın karşı çıktığı değil aksine omuz çıktığı destek verdiği , yazılı hüccet verdiği bir programdır. Kısaca bu bir devlet programıdır. Ulemamızda devlet memuru olduğuna göre , ayrıca böyle olmasıda kaçınılmazdır.

                Halbuki yakın zamana kadar şöyle bir düşünce hakimdi “Ulema gericidir” çünkü bunlar müslüman , İnkılapçı devlet adamlarımız var bunlar ilerici , bilimden anlayan çağdaş insanlar, gerici bilim adamlarının muhalefetine rağmen devletimizi devletimizi batılılaşmaya çalıştılar. Halbuki bunların dayanağı yok. Bizim ulemamız isteyerek veya istemeyerek bu batılılaşmaya destek verirken kendi içindede tartışmıştır. Şunu hatırlatmama müsaade edin, şu anki YÖK ün bilim adamları , öğretim elemanları ne kadar devlet memuru ise Osmanlı ulemasıda o kadar devlet memurudur. Osmanlı medrese geleneğinde siyasi iktidarla çatışacak seviyede istisnaları olmasına rağmen böyle hür düşünce damarı yoktur. Böyle bir gelenekten söz etmek mümkün değildir. Dolayısıyla Tanzimat reformlarıda Ulemanın desteklediği reformlardı.


                Batılı büroklatlar mutlak iktidarı dengeleyen güç tesir ediyorlardı. Tanzimat memur , mütercim yazarları, devlet adamları, gazetecileri 1876 yılında kazandıkları hakları yeterli görmeyerek bir meşruti idare için hareke geçtiler ve bizim demokratikleşme maceramız bir darbe ile başladı.
                1876 yılında Sultan Abdulaziz bir cunta tarafından tahttan indirildi ve indirilişinin zannedersem ilk haftası içerisinde bu cunta tarafından öldürüldü.

                [IMG]http://www.kaynakkulturmerkezi.biz/haberimg/ahmetturanalkan2(1).JPG[/IMG]

                #768712
                Anonim

                  BU HAFTANIN PROGRAMLARI kultur(1)(2)(1)(1).jpg 29 Mart 4 Nisan Arası söyleşi Programı

                  Eklenme tarihi: 27.03.2010 10:44:05


                  29.03.2010-Kültür-Sohbetler.jpg
                  #768725
                  Anonim

                    Sevgili Dostlar her hafta devam eden Cağaloğlu Kaynak Kültür Merkezi söyleşilerinde Gazeteci Yazar Ali Ünal vardı. Ücretsiz ve randevu almadan herkesin katılabileceği bu söyleşilere vakti müsait olan arkadaşlara tavsiye ediyorum. Bu haftanın programını http://www.kaynakkulturmerkezi.biz adresinden öğrenebilirsiniz…

                    Adresi Alayköşkü Cad. No 12 Cağaloğlu İstanbul. Resmi site adresi http://www.kaynakkulturmerkezi.com

                    KKM Haber – 27 Mart 2010 : Kaynak Kültür Merkezinde her cumartesi günü devam eden Kuran-ı Kerim etrafında konulu tefsir sohbetlerine bugün de devam edildi. Hazreti Hızır ile Musa a.s kıssasının ikinci bölümü üzerinde duran Gazeteci Yazar Ali Ünal’ın hasta olarak katıldığı sohbet yaklaşık 1,5 saat sürdü. Söyleşi sonlarında izleyicilerinden gelen sorularada cevap verildi.


                    [IMG]http://www.kaynakkulturmerkezi.biz/haberimg/aliunal27mart2010-1.JPG[/IMG]

                    HZ.MUSA İLE HIZIR a.s KISSASI

                    Tasavvufta ve velayette bir hızır makamı vardır. Bu önemlidir. Üstad hazretleri 1.Mektup ta bundan bahsediyor. Bu hızır makamına namzet zatlar genellikle derslerini Hz.Musa gibi Hz.Hızırdan alırlar. Hz.Hızır’ın dilediği zaman yiyebilen ama yemeğe içmeğe ihtiyacı olmayan berzahi bir hayat ile maddi hayat arasında ( ortasında ) bir hayatı vardır. Aynı anda değişik yerlerde bulunabilir. Darda kalmış insanlara liyakatleri varsa, farklı şekillerede girerek imdadına yetişebilme vazifesi olan bir zattır. Hz.Hızırın varlığı hayatiyet ifade eder. Bu bakımdan Tasavvufta el-iksir denilen , Hayat suyu , Hızır suyu , Ebediyet suyu, Ab-u Hayat gibi isimlerlede anılan simya ilmi Ab-u Hayat a dayanır.İslamın ilk zamanlarında Kimya yerine Simya ilmi vardı.Bu batıyada geçmiştir.Bu bizde eskiden beride meşhurdur. Bu simya ilmi Ab-u Hayat a dayanır.İşte bizde bulunan bu el-iksir batı dillerine de bizden geçmiştir. Aslı bize aittir. Bu ab-u hayat denilen iksiri bulan hangi madene tutarsa onu altın yapan bir cevherdir.Her hastalığa derman olan bir ilaç gibi iksirdir.

                    Hz.Hızırın geçtiği yerler yeşerdiği için , Dünya’da da bir ölümsüzlük kazandırdığı için , Onun makamını temsil edenler. Onunla oturup ders alan enbiyanında geçtiği yerlerin din adına yeşereceği kabul edilir.

                    Peygamber Efendimiz, kendi zamanında Hızırıyet makamınında sahibidir. Cenab-ı Hak O nu Onun risaletinden önce seyahatlere göndermiştir. Yemen , Habeşistan , İran , Irak , Suriye tarafına olan seyahati boşuna değildir.Onun geçtiği yerlere daha sonra islam çok süratli yayılmıştır. Bir manada Efendimiz daha risaletinden önce o sahalara , oralardan geçmekle adete islami bir ekime hazır hale getirmiştir.

                    CENAB-I ALLAH c.c ÜSTADI RUSYA TARAFINA GÖNDERMİŞTİR.

                    Biliyorsunuz Cenab-ı Hak Üstadı Rusya tarafına göndermiştir. Kafkaslar , İstanbul , Gürcistan , Tiflis, Şam , Suriye , Daha sonra Rusya’nın Kutba yakın yerlerine , Doğu avrupa , polonya ,Bulgaristan üzerinden de geri geliyor. Bunlar boşuna yapılmış seyahatler değildir. Burada bir sembol vardır. Daha sonra bu geçtiği yerlerde dini hizmet adına yeşermeler olur. Hz.Hızır a.s ın da böyle bir fonksiyonu vardır. Bu fonksiyonda Kıyamete kadar devam edecektir.

                    Hadis-i Şeriflerde Hz.Musayı bu yolculuğa sevk edenin. “Yarabbi yeryüzünde benim bilmediğimi,bana öğretmediğini öğrettiğin insanlar varmıdır.” Duasıyla daha fazla ilim öğrenme arzusu, kendi adına mevcut olduğu ilimden daha öte ilim öğrenme adına dua etmesi vardır. Allaha bana öğretmediğin benden daha ilim sahibi insanlar varmıdır.Dua’sı karşısında; Allah c.c. buyuruyorki falan yere git işte orada bir zatla buluşacaksın.O sana lazım olacak ve ihtiyacın olacak , öğrenmen gereken bazı bilgileri öğretecek.

                    [IMG]http://www.kaynakkulturmerkezi.biz/haberimg/aliunal27mart2010-2.JPG[/IMG]

                    Buraya sığamayacak sayfalar dolusu bilgiyi Cağaloğlunda KAYNAK KÜLTÜR MERKEZİ Sohbetlerinde bulabirsiniz.

                    #768805
                    Anonim

                      ..
                      http://www.kaynakkulturmerkezi.biz
                      Sevgili dostlar her hafta devam eden ücretsiz ve halka açık olan Kaynak Kültür Merkezi söyleşilerine müsait olanlara tavsiye ediyorum.

                      Adres: Alayköşkü Cad. No:12 Cağaloğlu – İstanbul



                      SALİH AMEL’ İ ANLATTI
                      [IMG]http://www.kaynakkulturmerkezi.biz/haberimg/mahmutbal1.JPG[/IMG] Mahmut Bal söyleşisi devam ediyor.

                      Eklenme tarihi: 30.03.2010 00:54:59

                      KKM Haber 29 Mart 2010 : Cağaloğlu Kaynak Kültür Merkezinde her hafta devam eden söyleşilerde bugün, Mektubat Sohbetleri vardı. Konuşmacı olarak katılan Mahmut Bal’ın söyleşisi yaklaşık bir saat Sürdü. Mahmut Bal 4.Mektup’tan Salih Amel ile ilgili olarak Şükrü Mutlak konusunu işledi.

                      [IMG]http://www.kaynakkulturmerkezi.biz/haberimg/1(2).JPG[/IMG]



                      SÖYLEŞİDEN NOTLAR :

                      Mahmut Bal söyleşiye her hafta olduğu gibi geçen haftanın bir değerlendirmesini yaparak başladı. Ardından Şükrü Mutlak‘ın Salih Amel ile ilgili olduğunu söyleyerek konuşmasına derinlik kazandırdı. Bediüzzaman hazretlerinin 4.Mektup bahsinde geçen “Tarik-i Nakşî hakkında denilen ” Der tarik-i aczmendî lâzım âmed çâr çiz / Fakr-ı mutlak, acz-i mutlak, şükr-ü mutlak, şevk-i mutlak ey aziz.” ( RNK.Mektubat 4.Mektup ) konusunu hatırlatarak. Aczi Mutlak ve Fakrı Mutlak’ın İmanla ilgili olduğunu “Şükrü Mutlak’ın ise Salih Amel ile ilgili olduğunu söyledi. 28.Mektub 5.Meseleyi de kaynak gösteren Mahmut Bal Üstad Hazretlerinin “Kâinat bir nimet hazinesi olup; şükür ise onun anahtarı olduğunu; ve rızık, onun neticesi ve şükrün mukaddimesi bulunduğunu gayet güzel ve kat’î bir surette isbat ediyor. Konusuna atıfta bulunarak:
                      Der tarîk-ı acz-mendî, lâzım âmed çâr çîz:
                      Acz-i mutlak, fakr-ı mutlak, şevk-i mutlak, şükr-ü mutlak ey aziz! olan düstur-u hakikattaki dördüncü rükün bulunan şükr-ü mutlakın parlak ve yüksek hakikatını izah ediyor. Bahsini mütaala etti.
                      Kuran-ı Kerim 30 dan fazla bir yerde “Şükretmezlermi” gibi ayetler gösteriyorki. Allah c.c. insanlardan şükür istiyor.”Şükredenleri elbette mükafatlandırırız” “Şükrederseniz nimetleri artırırım” “Nankörlük ederseniz azabım çok şiddetli olur” gibi ayetlerle gösteriyorki Allah c.c kullarından istediği en mühim iş şükürdür. Şükürsüzlük demekki Allahın nimetlerini yalanlama veya inkar anlamına geliyor.” “Öyle ise rabbinizin nimetlerini niçin yalanlıyorsunuz” derken hani ben inanmıyorum vs. bu şekilde değilde şükür etmemek bu manaya geliyor manasında ele almış. Kuran-ı Hakim Şükrü neticeyi hilkat gösteriyor.Yani yaratılışın neticesi olarak gösteriyor. Burada iki kitaptan bahsediliyor.Birincisi Kuran-ı Kerim , İkincisi Kitabı Kebir yani kainat. Bunların daha geniş açıklamasını 10 Mektupta Allah nasip ederse beraberce mütala edeceğiz. Kainat kitabı incelense sonucunda şükür çıkar.

                      ŞUURSUZCA BİR ŞÜKÜR BÜTÜN HAYVANLARDA VARDIR.

                      Bir insan rızkıına kanaat ediyorsa , iktisat ediyorsa , razı ise , memnuniyetini bildiriyorsa bu insan şükrediyordur demektir. Şükürsüzlüğün mizanı ise ( ölçüsü ) hırs , israf, hürmetsizliktir, helal haram bilmeden rast geleni yemektir.Hırs şükürsüzlüktür ve mahrumiyet sebebi ve zelil olmaktır.
                      [IMG]http://www.kaynakkulturmerkezi.biz/haberimg/3(1).JPG[/IMG]

                      #718723
                      Anonim

                        http://www.kaynakkulturmerkezi.biz

                        Kaynak Kültür Merkezinde yapılan etkinliklerde bu hafta programı aşağıdaki gibidir.
                        Programlar ücretsiz ve randevu almaya gerek yoktur. İstediğiniz zaman katılabilirsiniz.Haberleri takip etmek için
                        http://www.kaynakkulturmerkezi.biz adresinden takip edebilirsiniz.

                        www. Kaynakkulturmerkezi . biz ( adresi tarayıcıya yazınız )

                        Adres : Kaynak Kültür Merkezi : Alayköşkü Cad. No:12 Cağaloğlu – İstanbul
                        Gülhane parkının karşısındaki sokak veya Yer altı sarnıcına 100 metre yakınlıkta
                        Telefon : 0 212 519 39 11

                        RESİM KOYAMADIĞIM İÇİN BU ADRESTEN BAKABİLİRSİNİZ

                        cağaloğlu kaynak kültür merkezi 04-10 Nisan 2010 PROGRAMI belli oldu

                        #765162
                        Anonim

                          KKM Haber 05-04-2010: Kaynak Kültür Merkezinde her hafta pazartesi günü devam eden “Mektubat Sohbetleri”isimli söyleşi bu haftada devam etti. Yoğun katılımla gerçekleşen programda Konuşmacı Mahmut Bal Şevki Mutlak konusunu anlattı.


                          Mahmut Bal söyleşisinde bahsettiği konulardan küçük bir kısım: Şevk hiç bir zaman ümidin kesilmemesi, moralin bozulmaması her zaman heyecanlı ve dopdolu olmak aynı zamanda istikbale ümitle bakmak demektir. Buna şevki mutlak diyebiliriz. Aşk muhabbet ve şevkatten yoğrulmuş irade azimle birleşmiş ve güçlü imandan yoğrulmuş olması şevki mutlakın tarifine örnektir. Bunlar şevki mutlakı oluşturur.

                          Şevki Mutlak şakacı olmak,laubali olmak demek değildir. İnanmış bir dava adamı olarak dünyada sadece bir kişi kalsa başka kimse kalmasa ümidinin kırılmaması şevki mutlaka örnektir. İnsanın Yüz defa düzeninin bozulmasına aldırmadan 101. defa yeniden aynı işine başlaması şevki mutlaktır.

                          Bunun yanında Aşk olmadan şevk olmaz : Aşıkın sabahı gece oniki den sonra başlar diye bir söz vardır. Hz.Rabia nın herkes yattıktan sonra seccadesiyle buluşması gibidir. Mantığı bildiğimiz mantıklara terstir.Onun gecesi gündüz gibidir. Aşık maşukuna geceleri ulaşmaktan hoşlanır. Onun için aşık için geceler gündüz , gündüz de apaydınlık bir gündür. Aşk uğruna hiçbir mazeret kabul edilmez. Onun için çok güçlüdür. Aşık insanda Allah aşkı itici bir güç , Cennet aşkıda çekici bir güç olacak , ikisinin birleşmesiyle davasının gerçek aşıkı olmuş olacaktır. İnsan bu durumda yoruldum demez beklerken elindeki güller kurusa bile mutlaka ulaşacağım der ümidi kırılmaz.

                          Şevki Mutlak devamlı olur.İnsan nasıl aşk ile başlamış ise en azından o seviyeyi koruyarak devam etmek gerekiyor. İnsan şevkini artıramaz isede durumunu koruyabilmesi gerekir.

                          Herkesin müdafadan ümidi kestiği noktada hücuma geçebiliyorsan şevki mutlakı yakalamışsın demektir. Ali İmran suresi 172.Ayeti böyle yorumlayabiliriz. Bedir savaşında yara bere içinde olan sahabe Allah Resülünün çağrısı üzerine , Müşriklerin üzerine tekrar saldırmışlardır. Bunun üzerine Müşrikler ağır zaiyat verdiği Müslümanlardan korkmuş ve kaçarak gitmişlerdir.






                          Şevki Mutlakı kaybetmemek için şunları yapmalıyız.

                          • Allaha iman itici bir kuvvet, Cennete iman çekici bir güç haline gelmesi lazım

                          • Rabbani olmak gerekir: Yani Rabbi ile münasebeti güçlü olması gerekiyor.Ali İmran 146. Ayettinde geçer.İnsanların başlarına gelen sıkıntılardan dolayı asla gevşemezler.Zaafiyet içinde değildirler. Bu ağır şartlarda olanları Allah c.c. sever.

                          • Ahireti Dünya ya tercih etmek gerekir: Dünya ya Dünya kadar Ahirete ahiret kadar değer vermek gerekir. Sonuçta biz dünya yı terk etmesekde o bizi terk ediyor.

                          • Ruh kalp ve bunlara bağlı latifelerin inkişaf ettirilmesi gerekiyor. Yani ruh gücü cesede galip gelmesi gerekir. ( Haram ve günahtan azami derecede sakınmak,Ameli salih yapmak ve evradı ezkar okumak latifeleri öldürmez , ölmeye yüz tutan latifeler canlanır.)

                          • Şevki mutlakı yakalamış büyük zatların hayatını çok iyi bilmek gerekiyor. ( Başta Peygamberler olmak üzere , Sahabeler ve büyük islam alimleri )

                          • Şevki Mutlak sahibi insanlarla sıkı münasebet halinde olmak gerekiyor. ( Miskinle oturan miskinleşir. Hareketli insanla oturan insan hareketli olur.)


                          Sürüden ayrı kalmamak gerekiyor.
                          Bilgi ve marifet planında yenilenme yolları araştırılmalı bu konuda ısrarlı olmak gerekiyor.
                          Rabıta-i Mevt ( Daima ölümü düşünmek )
                          Kendimize bizi ikaz edecek arkadaş seçmeliyiz.
                          İşleyen demir pas tutmaz ( bu mevzuya dikkat edilmeli )



                          Haftaya : (12-04-2010 ) Üstad Şair midir ? yazdıkları şiir mi ? Kuran-Kerim Şiir”e nasıl bakar konusu işlenecektir. Daha fazlası için Kaynak Kültür Merkezi sohbetlerine randevu almadan ücretsiz katılabilirsiniz.İrtibat 0212 519 39 11 – Alayköşkü Cad. No:12 Cağaloğlu -İstanbul

                          http://www.kaynakkulturmerkezi.biz

                          #769039
                          Anonim

                            KKM Haber 05-04-2010: Kaynak Kültür Merkezinde her hafta pazartesi günü devam eden “Mektubat Sohbetleri”isimli söyleşi bu haftada devam etti. Yoğun katılımla gerçekleşen programda Konuşmacı Mahmut Bal Şevki Mutlak konusunu anlattı.


                            Mahmut Bal söyleşisinde bahsettiği konulardan küçük bir kısım: Şevk hiç bir zaman ümidin kesilmemesi, moralin bozulmaması her zaman heyecanlı ve dopdolu olmak aynı zamanda istikbale ümitle bakmak demektir. Buna şevki mutlak diyebiliriz. Aşk muhabbet ve şevkatten yoğrulmuş irade azimle birleşmiş ve güçlü imandan yoğrulmuş olması şevki mutlakın tarifine örnektir. Bunlar şevki mutlakı oluşturur.

                            Şevki Mutlak şakacı olmak,laubali olmak demek değildir. İnanmış bir dava adamı olarak dünyada sadece bir kişi kalsa başka kimse kalmasa ümidinin kırılmaması şevki mutlaka örnektir. İnsanın Yüz defa düzeninin bozulmasına aldırmadan 101. defa yeniden aynı işine başlaması şevki mutlaktır.

                            Bunun yanında Aşk olmadan şevk olmaz : Aşıkın sabahı gece oniki den sonra başlar diye bir söz vardır. Hz.Rabia nın herkes yattıktan sonra seccadesiyle buluşması gibidir. Mantığı bildiğimiz mantıklara terstir.Onun gecesi gündüz gibidir. Aşık maşukuna geceleri ulaşmaktan hoşlanır. Onun için aşık için geceler gündüz , gündüz de apaydınlık bir gündür. Aşk uğruna hiçbir mazeret kabul edilmez. Onun için çok güçlüdür. Aşık insanda Allah aşkı itici bir güç , Cennet aşkıda çekici bir güç olacak , ikisinin birleşmesiyle davasının gerçek aşıkı olmuş olacaktır. İnsan bu durumda yoruldum demez beklerken elindeki güller kurusa bile mutlaka ulaşacağım der ümidi kırılmaz.

                            Şevki Mutlak devamlı olur.İnsan nasıl aşk ile başlamış ise en azından o seviyeyi koruyarak devam etmek gerekiyor. İnsan şevkini artıramaz isede durumunu koruyabilmesi gerekir.

                            Herkesin müdafadan ümidi kestiği noktada hücuma geçebiliyorsan şevki mutlakı yakalamışsın demektir. Ali İmran suresi 172.Ayeti böyle yorumlayabiliriz. Bedir savaşında yara bere içinde olan sahabe Allah Resülünün çağrısı üzerine , Müşriklerin üzerine tekrar saldırmışlardır. Bunun üzerine Müşrikler ağır zaiyat verdiği Müslümanlardan korkmuş ve kaçarak gitmişlerdir.






                            Şevki Mutlakı kaybetmemek için şunları yapmalıyız.

                            • Allaha iman itici bir kuvvet, Cennete iman çekici bir güç haline gelmesi lazım

                            • Rabbani olmak gerekir: Yani Rabbi ile münasebeti güçlü olması gerekiyor.Ali İmran 146. Ayettinde geçer.İnsanların başlarına gelen sıkıntılardan dolayı asla gevşemezler.Zaafiyet içinde değildirler. Bu ağır şartlarda olanları Allah c.c. sever.

                            • Ahireti Dünya ya tercih etmek gerekir: Dünya ya Dünya kadar Ahirete ahiret kadar değer vermek gerekir. Sonuçta biz dünya yı terk etmesekde o bizi terk ediyor.

                            • Ruh kalp ve bunlara bağlı latifelerin inkişaf ettirilmesi gerekiyor. Yani ruh gücü cesede galip gelmesi gerekir. ( Haram ve günahtan azami derecede sakınmak,Ameli salih yapmak ve evradı ezkar okumak latifeleri öldürmez , ölmeye yüz tutan latifeler canlanır.)

                            • Şevki mutlakı yakalamış büyük zatların hayatını çok iyi bilmek gerekiyor. ( Başta Peygamberler olmak üzere , Sahabeler ve büyük islam alimleri )

                            • Şevki Mutlak sahibi insanlarla sıkı münasebet halinde olmak gerekiyor. ( Miskinle oturan miskinleşir. Hareketli insanla oturan insan hareketli olur.)


                            Sürüden ayrı kalmamak gerekiyor.
                            Bilgi ve marifet planında yenilenme yolları araştırılmalı bu konuda ısrarlı olmak gerekiyor.
                            Rabıta-i Mevt ( Daima ölümü düşünmek )
                            Kendimize bizi ikaz edecek arkadaş seçmeliyiz.
                            İşleyen demir pas tutmaz ( bu mevzuya dikkat edilmeli )



                            Haftaya : (12-04-2010 ) Üstad Şair midir ? yazdıkları şiir mi ? Kuran-Kerim Şiir”e nasıl bakar konusu işlenecektir. Daha fazlası için Kaynak Kültür Merkezi sohbetlerine randevu almadan ücretsiz katılabilirsiniz.İrtibat 0212 519 39 11 – Alayköşkü Cad. No:12 Cağaloğlu -İstanbul

                            http://www.kaynakkulturmerkezi.biz

                            #769160
                            Anonim

                              http://www.kaynakkulturmerkezi.biz

                              KAYNAK KÜLTÜR MERKEZİ 12 – 18 NİSAN PROGRAMI
                              ÜCRETSİZ VE REZERVASYON YAPTIRMADAN KATILABİLİRSİNİZ…


                              12.040.2010 PAZARTESİ SAAT :18:30 MAHMUT BAL – MEKTUBAT SOHBETLERİ
                              16.040.2010 CUMA SAAT :18:30 YILDIRAY OĞUR – DEMOKRATİKLEŞME SÜRECİ
                              18.040.2010 SAAT 09:00 DR.REŞİT HAYLAMAZ – SİYER OKUMALARI
                              18.040.2010 SAAT:14:00 MUŞTU ÇOCUK SAATİ NASRETTİN HOCA GÖSTERİSİ

                              #769334
                              Anonim

                                http://www.kaynakkulturmerkezi.biz

                                Ücretsiz ve randevu almadan katılabileceğiniz Kaynak Kültür Merkezi söyleşilerinde Mektubat Sohbetleri isimli söyleşi yapıldı.

                                KURAN-I KERİM “ŞAİRLERE ANCAK SAPIKLAR UYAR” BUYURUYOR.

                                KKM Haber 12 Nisan 2010 :Kaynak Kültür Merkezinde devam eden söyleşilerde bu gün Mektubat Sohbetleri isimli söyleşiye devam edildi. 4.Mektubun anlatıldığı konuda konuşan Eğitimci Mahmut Bal’ın söyleşisi yaklaşık bir saat sürdü.
                                Mahmut Bal söyleşisinde 4.Mektubun son kısmında Halbuki şiir ve nazma istidadım yokken yine başladım. cümlesiyle başlayan kısmı okuyarak açıkladı.

                                KURAN-I KERİM “ŞAİRLERE ANCAK SAPIKLAR UYAR”

                                Üstad hazretleri ben şair değilim diyor ama bir hayli de şiirleri var. Farsça , Arapça ve Türkçe şiirler yazmış. O zaman neden şair değilim , şiire ve nazma kabiliyetim yok diyor. Kur’an-ı Kerim “şairlere gelince , onların arkasına ancak sapkınlarla çapkınlar düşer*Görmezmisinki onlar, her türlü hayal vadisinde başıboş dolaşırlar*Hemde yapmadıkları ve yapmayacakları şeyleri söylerler” buyuruyor. ( Şuara 224-225-226.Ayet )

                                Demekki üstad hazretleri bu özelliklere sahip şairlerden değildir. Mehmet Akif Ersoyun genişce izahatta bulunduğu bir kitabı var ismi “Hutbelerim vaazlarım” Orada şuara sûresinin (şairler sûresi) birkaç ayetinin tefsirinide yapıyor. “şairlere sapıklar uyar” ayetini genişçe ele alıyor. Kaynak olarak bakabilirsiniz.

                                Şairler lafza kafiyeye önem vererek manadan gerekirse yontarark taviz verirler. Şairler hayaller peşinde koşarlar. Hayallerde hakikatten uzaklaşma yani yalan vardır. Bakınız böyle bir şiire örnek

                                Bu şehr-i stanbul ki, bi-müsli bahadır
                                Bir sengine yekpare acem mülkü fedadır


                                Manası:

                                Bu istanbul şehrinin eşi, benzeri yoktur
                                Tek bir taşına koskoca Acem mülkü fedadır


                                Üstad ben şair değilim demekle şunu kast ediyor. Lafız hesabına manadan yontan şairlerden, hayaller peşinde koşarak hakikatten uzaklaşan yani yalan söyleyen şairlerden değilim diyor. Ayetin tefsirini okuyunca şair olmaktan korkmayada gerek olmadığını görüyoruz. Önemli olan Kuran-ı Kerimdeki ölçülere uygun şair olmaktır. Efendimiz (s.a.v) şöyle buyuruyor. Şairler mülhemundandır. Yani ilhama mazhardırlar” İlhama mazhar olmayan insanlar şiir yazamazlar. Şairlik herkesin yapacağı bir iş değildir.

                                Gazeteci Yazar Ali Ünal bey yazdığı tefsirde bu konuya Kuran-ı Kerim’in dört istisna getirdiğini söylüyor. Bunlar yapılırsa Kur’an a muhalif hareket edilmemiş olur.

                                • Gerektiği şekilde iman eden
                                • İmanlarının gereği yerinde , sağlam ve ıslaha yönelik işler yapan
                                • Allah’ı hiç unutmayan ve O na çok ibadet eden
                                • Edebiyat kabiliyetlerini boş ve islamın hoş görmediği yerlere değil de ,hakkı desteklemekte ve gerek kendileri,gerek başka müslümanlar, başka insanlar,gerekse islam hucuma ve haksızlığa maruz kaldığında bunları müdafaa adına kullanan şairler,224 ve 226. ayetlerdeki hükmün dışındadırlar.Müslüman bir şair ve şair olsun olmasın her Müslüman “aydın” da , bu niteliklere sahip olmalıdır.


                                4.Mektup ta geçen üstadın şiir değildir dediği kısım ; incelendiğinde görülecektirki her cümle ayet ve hadislere dayanarak hakikat ifade edilmektedir.
                                Dinle de yıldızları, şu hutbe-i şirinine,
                                Nâme-i nurunu hikmet bak ne takrir eylemiş.
                                Hep beraber nutka gelmiş, hak lisanıyla derler:
                                Bir Kadîr-i Zülcelâlin haşmet-i sultanına,
                                Birer burhan-ı nurefşânız biz vücud-u Sânie,
                                Hem vahdete, hem kudrete şahitleriz biz.
                                Şu zeminin yüzünü yaldızlayan
                                Nazenin mucizâtı çün melek seyranına,
                                Bu semânın arza bakan, Cennete dikkat eden
                                Binler müdakkik gözleriz biz.
                                Tûbâ-yı hilkatten semâvat şıkkına
                                Hep kehkeşan ağsânına,
                                Bir Cemîl-i Zülcelâlin dest-i hikmetiyle takılmış
                                Pek güzel meyveleriz biz.
                                Tu semâvat ehline birer mescid-i seyyar
                                Birer hane-i devvar, birer ulvî âşiyâne,
                                Birer misbah-ı nevvar, birer gemi-i cebbar
                                Birer tayyareleriz biz.
                                Bir Kadîr-i Zülkemâlin, bir Hakîm-i Zülcelâlin
                                Birer mucize-i kudret, birer harika-i san’at-ı Hâlıkane,
                                Birer nadire-i hikmet, birer dâhiye-i hilkat
                                Birer nur âlemiyiz biz.
                                Böyle yüz bin dille yüz bin burhan gösteririz
                                İşittiririz insan olan insana.
                                Kör olası dinsiz gözü, görmez oldu yüzümüzü,
                                Hem işitmez sözümüzü. Hak söyleyen âyetleriz biz.
                                Sikkemiz bir, turramız bir, Rabbimize müsebbihiz, zikrederiz âbidâne
                                Kehkeşanın halka-i kübrâsına mensup birer meczuplarız biz.

                                #769431
                                Anonim

                                  GENÇ SİVİLLER YARIN 18:30 Kaynak Kültür Merkezinde
                                  Ücretsiz ve herkese açık olan söyleşi için adres ve kroki bilgisi
                                  http://www.kaynakkulturmerkezi.biz/Default.asp?mxz=SF&hid=8

                                15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 15)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.