- Bu konu 0 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
27 Mart 2010: 07:17 #661705
Anonim
Risale-i Nurun Mühim Bir Maksadı
Yazar: Halil Akgünler 23.03.2010 Bediüzzaman Hazretleri Yirmi Birinci Lem’ada talebelerine mühim bir tavsiyede bulunuyor.
“Bir sene bu risaleleri ve bu dersleri anlayarak ve kabul ederek okuyan, bu zamanın mühim, hakikatli bir âlimi olabilir” diyor.
Bu mühim bir hedef, mühim bir teşviktir.
Bu söz zamanında el yazısı ile Risale-i Nuru neşreden saff-ı evvel talebeleri yazıya ve ilme teşvik etmek için söylenmiş. Ancak ifadede gösterilen hedef her talebe için geçerli. Bu ifade aynı zamanda Risale-i Nurun mühim bir maksadına da işaret ediyor. O da şu: Nurlu, hakikat mesleğini Kur’an Nurlarından ders almış, iman derecelerinde terakki etmiş alimler yetiştirmek.
Risale-i Nur mesleğine gönül vermiş, Nurlara hizmet etmeyi hayatının en mühim vazifesi olarak addeden Nur Talebeleri bu hedef ve maksada nail olmak için ciddi bir gayret ve çalışma içinde bulunmaları da üzerilerine bir borç olsa gerektir.
Öncelikle yapılması gereken şey Risaleleri düzenli bir şekilde okuyup anlamaya çalışmaktır. Düşünerek, tefekkür ederek, kendi nefsimize hitap ederek okumak anlama kolaylığı sağlar. Elbette ki, Risale-i Nurun her bir meselesi kolay anlaşılmaz. Bazı bölümler vardır ki ancak konusunda uzman bazı alimler analayabilir. Fakat bu bölümleri de anlayanlardan sorarak, onların ders ve sohbetlerine katılarak bizler de idrak edip, bir derece anlayabiliriz. Anladığımız ve tam olarak idrak ettiğimiz meseleleri hayatımıza tatbik edip, zihni hakikatlerin kökleşmesini temin ederiz. Kendi nefsimizde tatbik ettiğimiz bu hakikatleri ihtiyaç nispetinde muhtaç insanlara ulaştırmak da yine mühim vazifeler arasındadır. İlim sahibi bir insanın ilmini yayması, ilme muhtaç olanlara bu hakikatleri ulaştırması da mühim bir insani görevdir.
Her şeye rağmen Risaleleri okuyoruz, ama anlamakta zorlanıyoruz diyenler olabilir. Hatta bazı kardeşlerimiz bu noktadan bir miktar üzüntü hislerine de kapılmış olabilir. Ancak Bediüzzaman Hazretlerinin şu tavsiyesi hiç de yeise kapılmaya gerek olmadığını bizlere ikaz ediyor:
“Eğer anlamasa da, madem Risale-i Nur şakirtlerinin bir şahs-ı mânevîsi var; şüphesiz o şahs-ı mânevî bu zamanın bir âlimidir. Sizin kalemleriniz ise, o şahs-ı mânevînin parmaklarıdır.(Lem’alar, 171.)”
Evet, Nur hizmeti bir şahs-ı manevi hüviyetine sahip olduğu için, bu şahs-i manevi elbette ki Risale-i Nur nokta-i nazarından bu zamanın mühim bir alimidir. Bu nedenle ihlas, samimiyet, sadakat yolu ile bu mesleğe intisap edip bu şahs-ı maneviye dahil olan zatlar, şahs-ı manevideki alim sıfatına da sahip olmuş olurlar.
“Nasıl ki dört beş adamdan, iştirak niyetiyle biri gaz yağı, biri fitil, biri lâmba, biri şişe, biri kibrit getirip lâmbayı yaktılar. Her biri tam bir lâmbaya mâlik oluyor. O iştirak edenlerin her birinin bir duvarda büyük bir aynası varsa, her birinin noksansız, parçalanmadan, birer lâmba, oda ile beraber aynasına girer.(Lem’alar, 168.)” sırrınca ilim de manevi bir nur olduğundan, şahs-ı manevideki ilim de zihin aynasında öyle yansır. Kişilerin belki akli melekeleri tam olarak fark etmese de, ruhi, vicdani ve kalbi hisleri bu ilmi fark eder. Yeter ki “sırr-ı ihlâs ile iştirak ve sırr-ı uhuvvet ile tesanüd ve sırr-ı ittihad ile teşrikü’l-mesâi (Lem’alar, 169.)” hassalarını içinde ihtiva eden şahs-ı manevi içine dahil olsun.
Şahs- manevi bu cihette çok önemlidir. Risaleleri tek başına okumak ve bu konuda devam etmek elbette ki çok mühimdir. Ancak bu ilmin tatbikat sahası müzakere zeminlerdir. Nurlarda geçen meseleleri kardeşlere okumak ve ders yapmak, kardeşlerden dinlemek, anlaşılmayan konuları birilerine sormak, o konu üzerinde sohbet etmek muhakkak ki zihni meleklerimizin idrak kabiliyetini arttıracaktır.
İşte bu noktada aşağıdaki mühim tavsiye yine bize bir yol haritası çiziyor:
“Elbette, bize lâzım ve millete elzemdir ki: Şimdi resmen izin verilen din tedrisâtı için, hususi dershâneler açılmaya izin verilmesine binâen, Nur şâkirdleri, mümkün olduğu kadar, her yerde küçücük birer dershâne-i Nuriye açmak lâzımdır. Gerçi, herkes kendi kendine bir derece istifade eder; fakat herkes herbir meselesini tam anlamaz. İmân hakikatlerinin izahı olduğu için, hem ilim, hem Mârifetullah, hem huzur, hem ibâdettir. Eski medreselerde beş on seneye mukabil, inşaallah Nur medreseleri beş on haftada aynı neticeyi temin edecek; ve yirmi senedir ediyor.(Sözler, 141)23 Nisan 2010: 15:34 #769799Anonim
Zaten meslegimizin esasi uhuvettir
Yirmi Birinci Lem’a
İhlâs hakkında
(5)DÖRDÜNCÜ DÜSTURUNUZ
Kardeşlerinizin meziyetlerini şahıslarınızda ve faziletlerini kendinizde tasavvur edip, onların şerefleriyle şâkirâne iftihar etmektir.
Ehl-i tasavvufun mâbeyninde fenâ fi’ş-şeyh, fenâ fi’r-resul ıstılahatı var. Ben sufî değilim. Fakat onların bu düsturu, bizim meslekte fenâ fi’l-ihvân suretinde güzel bir düsturdur. Kardeşler arasında buna tefânî denilir. Yani, birbirinde fâni olmaktır. Yani, kendi hissiyat-ı nefsaniyesini unutup, kardeşlerinin meziyat ve hissiyatıyla fikren yaşamaktır.
Zaten mesleğimizin esası uhuvvettir. Peder ile evlât, şeyh ile mürid mâbeynindeki vasıta değildir. Belki hakikî kardeşlik vasıtalarıdır. Olsa olsa bir üstadlık ortaya girer. Mesleğimiz halîliye olduğu için, meşrebimiz hıllettir. Hıllet ise, en yakın dost ve en fedakâr arkadaş ve en güzel takdir edici yoldaş ve en civanmert kardeş olmak iktiza eder. Bu hılletin üssü’l-esası, samimî ihlâstır. Samimî ihlâsı kıran adam, bu hılletin gayet yüksek kulesinin başından sukut eder. Gayet derin bir çukura düşmek ihtimali var; ortada tutunacak yer bulamaz.
Evet, yol iki görünüyor. Cadde-i kübrâ-yı Kur’âniye olan şu mesleğimizden şimdi ayrılanlar, bize düşman olan dinsizlik kuvvetine bilmeyerek yardım etmek ihtimali var. İnşaallah, Risale-i Nur yoluyla Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyânın daire-i kudsiyesine girenler, daima nura, ihlâsa, imana kuvvet verecekler ve öyle çukurlara sukut etmeyeceklerdir.
Lügatler :
âyet : Kur’an’da yer alan her bir cümle
cadde-i kübrâ-yı Kur’âniye : Kur’an’ın temel prensiplerinden hareketle açılan en büyük cadde
civanmert : cesur, yiğit
daire-i kudsiye : kutsal daire
desise : hile, aldatma
düstur : kural
ehl-i hakikat : hakikate bütün ayrıntılarıyla araştırarak ulaşanlar
ehl-i tarikat : tarikata mensup olanlar
ehl-i tasavvuf : tasavvuf ehli; Allah’a ulaşmak için tasavvuf yolunu seçenler
esas : temel
fâni olma : bir meseleye kendinden geçer derece kendini verme
fâni : geçici olan, ölümlü
fazilet : değer, üstün özellik
fenâ fi’l-ihvân : kardeşlerinde fâni olma
fenâ fi’r-resul : peygamberde (a.s.m.) fâni olma ve bütün duygularında onu yaşatarak sünnetine tâbi olma
fenâ fi’ş-şeyh : şeyhte fâni olma
fikren : düşünce şeklinde
gayet : çok
hakikî : asıl, gerçek
halîliye : Allah’ın dostu (Halîlullah) ünvanına sahip olan Hz. İbrahim’in örnek alındığı yol
hıllet : çok güçlü dostluk
hissiyat : hisler, duygular
hissiyat-ı nefsaniye : kötülükleri emreden nefsin yönlendirdiği duygular
hizmet-i Kur’âniye : Kur’ân hakikatlerini yayma hizmeti
ıstılahat : her hangi bir ilme ait kelimeler, tabirler, terimler
ihlâs : ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme; samimiyet
iktiza eden : gerektiren
iman : inanç
Kur’ân-ı Hakîm : her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân
Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyân : açıklamalarıyla akılları benzerini yapmaktan âciz bırakan Kur’ân-ı Kerim
mâbeyn : iki şeyin arası
mâbeyn : ara, iki şeyin arası; bir şeyin ve topluluğun içinde olma
meşreb : hareket tarzı, metod
meziyat : meziyetler, güzel özellikler
meziyet : üstün özellik
muhafaza etmek : korumak
müessir : etkili
mülâhaza etmek : değerlendirme yapmak
mürid : bir mürşidin talebesi
nefis : insanı kötülüğe, yasak zevk ve isteklere yönelten duygu
nur : aydınlık
peder : baba
rabıta-i mevt : ölüm bağı; ölümü düşünmek ve dünyanın fani olduğunu kabul etmekle nefsin aldatmacalarından kurtulma faaliyeti
riyâ : gösteriş
samimî : içten
sukut : düşme, alçalma
suret : biçim, şekil
sülûk etmek : tasavvuf yoluyla manevî âlemlerde çeşitli derecelere yükselmek
şâkirâne : şükrederek
takdir etme : bir şeyin değerini anlama ve ilân etme
tasavvur etmek : düşünmek, var saymak
tefânî : kardeşler arasında fani olmak
tûl-i emel : hiç ölmeyecekmiş gibi uzun emel sahibi olma
uhuvvet : kardeşlik
üssü’l-esas : esasın esası, en temel şart
üstad : öğretmen, hoca
vasıta : araç
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.