• Bu konu 1 yanıt içerir, 3 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
3 yazı görüntüleniyor - 1 ile 3 arası (toplam 3)
  • Yazar
    Yazılar
  • #661739
    Anonim

      Selamun aleykum.

      Edep bir nevi tesetturdur diye algilarsak kardesler, utanilan hallerde, gayblari ve gizlilikleri bilen Cenabi Hakka karsi edep nasil olur?

      #751562
      Anonim

        @Eclairs 187669 wrote:

        Selamun aleykum.

        Edep bir nevi tesetturdur diye algilarsak kardesler, utanilan hallerde, gayblari ve gizlilikleri bilen Cenabi Hakka karsi edep nasil olur?

        Allah’ın her bir ismi farklı halleri iktiza eder. Mesela Allah’ın Rezzak isminin tecelli edebilmesi için rızıklanmaya muhtaç varlıkların olması lazım gelir. O ismin tecelli ettiği yerde Allah’ın diğer isimleri bir nevi o ismine tabi dir. Asıl icraatını orada gösteren en başta Rezzak ismidir. Yine bir çiçekte, Allah’ın isimlerinden bize görünen, en zahir tecellisi Cemil ismine aittir. O çiçekteki Alim, Musavvir, Hakim gibi isimler Cemil ismine tabi olur. Yirmi Dördüncü Söz – Birinci Dal’da, bu mesele izah edilmiş.

        Kendisinden hiç birşey, hiç bir hal gizli kalmayan ALLAH’a karşı edeb nasıl olur sorusu ise Risale-i Nur – On Birinci Lem’a – Yedinci Nükte’de cevaplanmış. İktibas ediyoruz.

        “Sual: Herşeyi bilen ve gören ve hiçbir şey Ondan gizlenemeyen Allâmü’l-Guyûba karşı edep nasıl olur? Sebeb-i hacâlet olan hâletler Ondan gizlenemez. Edebin bir nev’i tesettürdür, mucib-i istikrah hâlâtı setretmektir. Allâmü’l-Guyûba karşı tesettür olamaz.

        Elcevap: Evvelâ, Sâni-i Zülcelâl nasıl ki kemâl-i ehemmiyetle san’atını güzel göstermek istiyor ve müstekreh şeyleri perdeler altına alıyor ve nimetlerine, o nimetleri süslendirmek cihetiyle nazar-ı dikkati celb ediyor. Öyle de, mahlûkatını ve ibâdını sair zîşuurlara güzel göstermek istiyor. Çirkin vaziyetlerde görünmeleri, Cemîl ve Müzeyyin ve Lâtîf ve Hakîm gibi isimlerine karşı bir nevi isyan ve hilâf-ı edep oluyor. İşte, Sünnet-i Seniyyedeki edep, o Sâni-i Zülcelâlin esmâlarının hudutları içinde bir mahz-ı edep vaziyetini takınmaktır.

        Saniyen: Nasıl ki bir tabip, doktorluk noktasında, bir nâmahremin en nâmahrem uzvuna bakar ve zaruret olduğu vakit ona gösterilir, hilâf-ı edep denilmez. Belki, edeb-i tıp öyle iktiza eder denilir. Fakat o tabip, recüliyet ünvanıyla yahut vâiz ismiyle yahut hoca sıfatıyla o nâmahremlere bakamaz, ona gösterilmesini edep fetvâ veremez. Ve o cihette ona göstermek hayâsızlıktır. Öyle de, Sâni-i Zülcelâlin çok esmâsı var; herbir ismin ayrı bir cilvesi var. Meselâ, Gaffâr ismi günahların vücudunu ve Settâr ismi kusûrâtın bulunmasını iktiza ettikleri gibi, Cemîl ismi de çirkinliği görmek istemez. Lâtîf, Kerîm, Hakîm, Rahîm gibi esmâ-i cemâliye ve kemâliye, mevcudatın güzel bir surette ve mümkün vaziyetlerin en iyisinde bulunmalarını iktiza ederler. Ve o esmâ-i cemâliye ve kemâliye ise, melâike ve ruhanî ve cin ve insin nazarında güzelliklerini, mevcudatın güzel vaziyetleriyle ve hüsn-ü edepleriyle göstermek isterler. İşte, Sünnet-i Seniyyedeki âdâb, bu ulvî âdâbın işaretidir ve düsturlarıdır ve nümuneleridir.”

        #708710
        Anonim

          rabbim razi olsun bizleri aydinlattiginiz icin

        3 yazı görüntüleniyor - 1 ile 3 arası (toplam 3)
        • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.