• Bu konu 5 yanıt içerir, 6 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
7 yazı görüntüleniyor - 1 ile 7 arası (toplam 7)
  • Yazar
    Yazılar
  • #661747
    Anonim

      Bil ki, şu âlemin fenâsından sonra sana refakat etmeyen ve dünyanın harabıyla senden mufarakat eden birşeye kalbini bağlamak sana lâyık değildir…” Birinci Nota’yı izah eder misiniz?

      “BİRİNCİ NOTA
      “Kendi nefsime hitaben demiştim: Ey gafil Said! Bil ki, şu âlemin fenâsından sonra sana refakat etmeyen ve dünyanın harabıyla senden mufarakat eden birşeye kalbini bağlamak sana lâyık değildir. Hususan senin asrının inkırazıyla seni terk edip arka çeviren ve bahusus berzah seferinde arkadaşlık etmeyen ve hususan seni kabir kapısına kadar teşyî etmeyen, hususan bir iki sene zarfında ebedî bir firakla senden ayrılıp günahını senin boynuna takan, hususan senin rağmına olarak husulü ânında seni terk eden fâni şeylerle kalbini bağlamak kâr-ı akıl değildir.”
      “Eğer aklın varsa, uhrevî inkılâbâtında, berzahî etvârında ve dünyevî inkılâbâtının müsâdemâtı altında ezilen, bozulan ve ebedî seferde sana arkadaşlığa muktedir olmayan işleri bırak, ehemmiyet verme, onların zevâlinden kederlenme.”
      “Sen kendi mahiyetine bak ki: Senin lâtifelerin içinde öyle bir lâtife var ki, ebedden ve Ebedî Zattan başkasına razı olamaz. Ondan başkasına teveccüh edemiyor. Mâsivâsına tenezzül etmez. Bütün dünyayı ona versen, o fıtrî ihtiyacı tatmin edemez. O şey ise, senin duygularının ve lâtifelerinin sultanıdır. Fâtır-ı Hakîmin emrine mutî olan o sultanına itaat et, kurtul.”(1)

      Bu notada dünya hayatının ve dünya içindeki şeylerin insan kalbine layık olmadığı ve hepsinin gelip geçici ve fenaya mahkum şeyler olduğu izah edilerek, kalb Allah’a ve ahirete yönlendiriliyor.
      Kalp, insana Allah’ı sevmek ve muhabbet etmek için takılmıştır. Kalbin helal ve meşru muhabbeti Allah muhabbetidir. Hal böyle olması gerekirken, insanlar kalplerini haram ve meşru olmayan dünya ve onun fani şeylerine açıyorlar ve ona muhabbet besliyorlar. Halbuki insanın kalbi ancak Allah ile tatmin olabilir. Allah, haram ve meşru olamayan muhabbetlerin içine azap ve adavet yerleştirmiş ki, insanlar ona yöneldikçe azaba ve adavete maruz kalıp akılları başlarına gelsin.
      Bu azaplardan en önemlisi de firak ve ayrılık acısıdır. Şayet insan Allah’ı sevmek için verilen kalbini mecazi şeylere sarf eder kalbini onlara bağlayıp alıştırır ise, sonunda ayrılık vakti geldiği zaman sevdiği her bir mecazi sevgili ona müthiş azap ve acılar verir. Öyle ise bu azap ve acılardan kurtulmak için kalbi sadece Allah’a tahsis etmek gerekir. Dünyanın arkadaşlığı ve dostluğu ancak kabir kapısına kadardır, ondan sonra ıstırap ve çile başlıyor. Öyle ise o bizi terk etmeden biz onu terk etmeli ve Allah’a yönelmeliyiz.
      Son olarak Allah insana, ancak kendi ile meşgul olup onun ile tatmin olabilecek mahiyette bir kalp vermiştir. Bu sebeple kalbin Allah’tan başka şeyler ile meşgul olup onlara aşık olması, zaten doğru olan bir şey değildir. Kalbin fani olan mahluklara aşık olması, kalbin manevi bir hastalığıdır, hatta kalbi bir şirktir. Zira Allah kalbi insana sadece kendisini sevmemiz için tahsis etmiştir. Biz bu tahsise ihanet ederek farklı şeylere aşık olursak, elbette bu Allah katında makbul ve caiz olmaz.
      “Kalpler ancak Allah’ın zikriyle tatmin olur.” (Rad,13/ 28) ayetinde de ihtar ve ikaz edildiği gibi, insan kalbini tatmin edip doyuracak tek maşuk ve tek mahbub Allah’tır. Bu sebeple kalbimize giren bu kir ve pasları temizleyip Allah aşkına yanmamız gerekir. Yoksa insanın fani aşklar içinde boğulup imtihanı kaybetme riski çok fazla olur. Hazreti İbrahim (as) gibi “La uhubbül afilin” (Fani şeyleri sevemeye değmez) deyip mecazi aşklardan kalbimizi ve gönlümüzü arındırıp kurtarmalıyız.

      (1) bk. Mesnevi-i Nuriye, Zühre.

      #768752
      Anonim

        Faniyim fani olani istemem…
        Acizim aciz olani istemem….
        Ruhumu rahmana teslim eyledim gayr istemem…
        Isterim fakat bir yar-i baki isterim…
        Zerreyim fakat bir şems-i sermet isterim…
        Hiç ender hiçim fakat bu mevcudati birden isterim……

        Allah razi olsun memluk :gül:

        #768761
        Anonim

          ecmain …
          okuyan gözlerine sağlık…

          #768806
          Anonim

            Senin lâtifelerin içinde öyle bir lâtife var ki, ebedden ve Ebedî Zattan başkasına razı olamaz. Ondan başkasına teveccüh edemiyor. Mâsivâsına tenezzül etmez. Bütün dünyayı ona versen, o fıtrî ihtiyacı tatmin edemez. O şey ise, senin duygularının ve lâtifelerinin sultanıdır. Fâtır-ı Hakîmin emrine mutî olan o sultanına itaat et, kurtul.”
            rabbim razı ve hoşnut olsun…kalplerimizi baki sevgilere müştak eylesin inşeallah….

            #769345
            Anonim

              hrhrthrth

              #769362
              Anonim
                yergulten;189665 wrote:
                hrhrthrth

                :022::023::032:

                #780550
                Anonim

                  Fani şeylere kalbini bağlamak akıl kârı değil
                  02 Kasım 2010 / 00:01
                  Günün Risale-i Nur dersi…

                  Bismillahirrahmanirrahim
                  BİRİNCİ NOTA

                  Kendi nefsime hitaben demiştim:

                  Ey gafil Said! Bil ki, şu âlemin fenâsından sonra sana refakat etmeyen ve dünyanın harabıyla senden mufarakat eden birşeye kalbini bağlamak sana lâyık değildir.
                  Hususan senin asrının inkırazıyla seni terk edip arka çeviren ve bahusus berzah seferinde arkadaşlık etmeyen ve hususan seni kabir kapısına kadar teşyî etmeyen, hususan bir iki sene zarfında ebedî bir firakla senden ayrılıp günahını senin boynuna takan, hususan senin rağmına olarak husulü ânında seni terk eden fâni şeylerle kalbini bağlamak kâr-ı akıl değildir.

                  Eğer aklın varsa, uhrevî inkılâbâtında, berzahî etvârında ve dünyevî inkılâbâtının müsâdemâtı altında ezilen, bozulan ve ebedî seferde sana arkadaşlığa muktedir olmayan işleri bırak, ehemmiyet verme, onların zevâlinden kederlenme.

                  Sen kendi mahiyetine bak ki: Senin lâtifelerin içinde öyle bir lâtife var ki, ebedden ve Ebedî Zattan başkasına razı olamaz. Ondan başkasına teveccüh edemiyor. Mâsivâsına tenezzül etmez. Bütün dünyayı ona versen, o fıtrî ihtiyacı tatmin edemez. O şey ise, senin duygularının ve lâtifelerinin sultanıdır. Fâtır-ı Hakîmin emrine mutî olan o sultanına itaat et, kurtul.

                  İKİNCİ NOTA

                  Hakikattar bir rüyada gördüm ki, insanlara diyordum:

                  Ey insan! Kur’ân’ın desâtirindendir ki,
                  Cenâb-ı Hakkın mâsivâsından hiçbir şeyi, ona taabbüd edecek bir derecede kendinden büyük zannetme.
                  Hem, sen kendini hiçbir şeyden tekebbür edecek derecede büyük tutma.
                  Çünkü mahlûkat mâbûdiyetten uzaklık noktasında müsâvi oldukları gibi, mahlûkiyet nisbetinde de birdirler.” (Lemalar, 17. Lema)
                  Bediüzzaman Said Nursi
                  LÜGAT:
                  Âlem : Dünya
                  Asır : Yüzyıl
                  Bahusus : Hususan, Özellikle
                  Berzah : Öldükten Sonra Ruhların Kıyamete Kadar Kalacakları Mânevî Âlem
                  Berzahî : Kabir Âlemine Ait
                  Cenâb-I Hak : Hakkın Tâ Kendisi Olan Şeref Ve Yücelik Sahibi Allah
                  Desâtir : Prensipler, Kurallar
                  Dünyevî : Dünya İle İlgili
                  Ebed : Sonsuzluk
                  Ebedî Zat : Varlığının Sonu Olmayan Allah
                  Ebedî : Sonsuz
                  Ehemmiyet : Değer, Önem
                  Etvâr : Haller, Tavırlar
                  Fâtır-I Hakîm : Her Şeyi Hikmetle Ve Benzersiz Sanatıyla Yaratan Allah
                  Fenâ : Gelip Geçici Oluş
                  Fıtrî : Doğal, Yaratılıştan Gelen
                  Firak : Ayrılık
                  Gafil : Duyarsız, Sorumsuz
                  Hakikattar : Tamamen Gerçek Olan
                  Harab : Yok Olma, Yıkılma
                  Hitaben : Hitap Ederek
                  Husul : Meydana Gelme
                  Hususan : Özellikle
                  İnkılâbât : Değişimler, Dönüşümler
                  İnkıraz : Dağılıp Yok Olma, Son Bulma
                  Kâr-I Akıl : Akıl Kârı, İşi
                  Lâtife : İnce Duygu
                  Mâbûdiyet : İbadet Edilmeye Lâyık Olma
                  Mahiyet : Öz Nitelik, Özellik
                  Mahlûkat : Varlıklar
                  Mahlûkiyet : Yaratılmış Olma
                  Mâsivâ : Allah’ın Dışındaki Varlıklar
                  Mufarakat Eden : Ayrılan
                  Muktedir Olmayan : Gücü Yetmeyen
                  Mutî : Emre Uyan, İtaat Eden
                  Müsâdemât : Vuruşmalar, Çarpışmalar
                  Müsâvi : Eşit, Denk
                  Nefs : İnsanın Kendisi
                  Nisbet : Oran, Kıyas
                  Nota : Bildiri
                  Rağmına : Zıddına, Aksine
                  Refakat : Arkadaşlık
                  Taabbüd Etmek : Kulluk Etmek
                  Tekebbür Etmek : Kibirlenmek, Büyüklenmek
                  Tenezzül Etmek : Alçalmak, Kendi Değerini Düşürmek
                  Teşyî : Uğurlama; Vefat Eden Kişinin Kabre Götürülüp Defnedilmesi
                  Teveccüh Etmek : Yönelmek
                  Uhrevî : Ahirete Ait
                  Zevâl : Geçicilik, Yokluk

                7 yazı görüntüleniyor - 1 ile 7 arası (toplam 7)
                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.