• Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #661782
    Anonim

      75107.jpg


      Bediüzzaman Said Nursi, vefatının 50. yılında her yerde hak ettiği ilgiyle yad ediliyor. Kur’an ve İmana hizmetin belgesi olan eserleri, Moğolistan’dan Amerika’ya, Güney Afrika’dan Filipin’lere kadar dünyanın dört bir yanında, elli dilde okunuyor. Risaleleri, dünya üniversitelerinde ders kitabı ve tez konuları yapılıyor. Bu sayede Kur’an’ın çağa mesajı, gerçeği arayan vicdanlarla buluşuyor.


      Bir asra yaklaşan ömründe, kendisi için kurulan nice idam sehpalarının altından, zafer takından geçercesine, ruhunu ve cesedini çiğnetmeden geçti. Bediüzaman’ın mücadelesi, şimdi her hakperest vicdanda saygı ve hayranlık uyandırıyor. Ne var ki, Onun iman hizmetine gösterilen ilgiden gözü kamaşan fitne odakları hiç eksik olmadı. Hem hayatına, hem hizmetine, hem de akla husumet içinde oldular.


      Bediüzzaman, iman hizmetini engellemek için her yolu deneyen bir “ifsat komitesine” daima dikkat çekti. Rus-Ermeni saldırılarına karşı milis kumandanı olarak çarpışırken ayağı kırıldığı için 1915’de esir düşmüştü. Esarette Rus’un yapmadığı zulmü, adliyeyi yanıltan fesat komitesinin kendisine yaptığından şikayete mecbur bırakılmıştır. İşgalci İngiliz’in Hindistan Müslümanlarına reva görmediği işkenceyi, Devlet içine yuvalanmış fesat komitesinin kendisine yaptığını, mahkemelerde ifade etmek zorunda kaldı.
      Bilindiği gibi bugünlerde, Bediüzzaman’ın adını ettiği fesat komitesine benzer, Devlet içindeki hukuk dışı çeteci bir yapılanmanın Ergenekon adıyla yargılama süreci yaşanıyor. İddianame ve eklerinden anlaşıldığına göre, gerektiğinde toplumda karışıklık çıkarmak için sekiz yüz civarında kışkırtıcı ajanın kullanıldığı belirtiliyor. Şimdi yargı bunların isimlerine ulaşmaya çalışıyor. Bunların ne kadarının siyasette, ne kadarının medyada ve ne kadarının nerede bulunduğu henüz bilinmiyor.Bilinen bir şey varsa, bu ajanların tahkir ve tahriklerle kaotik bir ortam oluşturup, sıkıyönetim ilanı ve oradan darbeye zemin hazırlamada kullanıldıklarıdır.

      Darbeci güçlere tetikçilik yapan, sözde yazar bazı provokatörler, herhalde son kullanma tarihlerini uzatmak için tahrik ve iftira silahını kullanıyor. Çoktan tarihin çöp kutusuna atılmış pespaye yalanlarla tam bir ajana yakışır tahrike tevessül ediyorlar. Yok Kürtçü imiş, yok isyana katılmış gibi, artık ilkokul çocuğunu bile kandırmaya yetmeyecek kirli bilgiler üretiyorlar.


      Bediüzzaman’ın iman hizmeti karşısında aciz ve çaresiz kalanlar, eskiden korkularını başka türlü açığa vururdu. Bediüzzaman emanet bir ata binip kır gezisine çıktığında, sanki isyana kalkışmış gibi, ordular harekete geçirilir, uçaklar alçaktan uçurulurdu. O günün tahrikçi ve tezgahçı basını irtica tehlikesi başlıklarıyla kampanyaya katılır, Ankara’nın sivil ve asker bürokratları işgüzarlık yaparak Afyon’a, Isparta’ya taşınırlardı. Arkasından idam öngören iddianamelerle davalar açılırdı. Bediüzzaman bunlara şöyle derdi: “Ey efendiler! Bilirim ki, hak noktasında mağlup olduğunuz zaman kuvvete müracaat edersiniz… Dünyayı başıma ateş yapsanız, hakikat-ı Kur’aniyeye feda olan bu baş size eğilmeyecektir.” Dediği gibi yaptı, yalana, iftiraya, zorbalığa prim vermedi. Muhaliflerinin dahi hayranlık duyduğu bir izzetle yaşadı. Başı dik geldiği dünyadan başı dik ayrıldı.
      Kendisinden korkanların vehimle aldığı tedbirleri hep boşa çıkardı.



      Bir yaz mevsiminde Barla’da dağda bir–iki gece geçirmek istemişti. “Bediüzzaman elli bin nefer kuvvetindedir, onun için serbest bırakamayız” diye buna müsaade edilmedi. Böyle diyenlere şunları söyledi: “Eğer korkunuz şahsımdan ise, elli bin nefer değil, belki bir nefer, elli defa benden ziyade işler görebilir. Yani odamın kapısında durup bana ”çıkmayacaksın” diyebilir. Eğer korkunuz mesleğimden ve Kur’ana ait dellallığımdan ve kuvve-i maneviye-i imaniyeden ise, elli bin nefer değil, yanlışsınız, meslek itibariyle elli milyon kuvvetindeyim, haberiniz olsun.”


      Bediüzzaman’ın seksen sene önce söylediği “elli milyon kuvvetindeyim” sözündeki keyfiyet, bugün elli dünya diline çevrilmiş eserleri sebebiyle elliyle çarpılsa yeridir.Çünkü, Onun bir asır evvel başlattığı tecdit hareketi, İslam’ın insani yönünü öne çıkarıyor. Onun şiddetten uzak, erdeme dayalı barışçı tavrı, özgün bir İslami model oluşturmakla dünyada hızla tanınıyor ve benimsenme süreci yaşıyor. Bu önlenemez gelişme, dün olduğu gibi bugün de bazı odakları rahatsız ediyor. Çareyi tahrik ve hakarette görüyorlar. Bu yöntemi benimseyenlerden birisinin akibeti ile yazımızı tamamlayalım.


      Bediüzzaman 1943 yılında Ankara’ya getirilmişti. Dönemin valisi Nevzat Tandoğan, onu odasına alarak, sarığını çıkartıp şapka giydirmeye çalıştı. Bu zorbalığa direnen Bediüzzaman, “bu sarık bu başla birlikte çıkar” diyerek kararlı bir duruş sergiledi. Vali ısrarını sürdürünce, “başından bul” diye bağırarak valiyi durdurmuştu. O vali olaydan üç sene sonra başına kurşun sıkarak intihar etti. Ve “başından buldu”. Olay, herkes için ibret niteliğindedir. Zira mazlumun ahı yerde kalmaz, arşa varır. Kimse, kendi güneşini balçıkla karartmamalı. Hele güneşe katran çekerek hem kalbi karartıp, hem de kalbi katran katılığına boğmak “insana” hiç yakışmıyor. Keza, yalan mermisiyle doldurulmuş iftira silahı hiç kullanılmamalı. Bediüzzaman’ın ifadesiyle “iftira, acizlerin silahıdır.”Kimse, kendisine “başından bul” dedirtmediği gibi, “kaleminden bul” da dedirtmemeli.

      Safa Mürsel

    1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
    • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.