• Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #662042
    Anonim

      Bismillahirrahmanirrahim
      Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etmiş: “Fesâd-ı ümmetim zamanında kim benim sünnetime temessük etse, yüz şehidin ecrini, sevabını kazanabilir.”
      Evet, Sünnet-i Seniyyeye ittibâ, mutlaka gayet kıymettardır.
      Hususan bid’aların istilâsı zamanında Sünnet-i Seniyyeye ittibâ etmek daha ziyade kıymettardır.
      Hususan fesâd-ı ümmet zamanında Sünnet-i Seniyyenin küçük bir âdâbına mürâât etmek, ehemmiyetli bir takvâyı ve kuvvetli bir imanı ihsas ediyor.
      Doğrudan doğruya Sünnete ittibâ etmek, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmı hatıra getiriyor.
      O ihtardan, o hâtıra, bir huzur-u İlâhi hâtırasına inkılap eder. Hattâ en küçük bir muamelede, hattâ yemek, içmek ve yatmak âdâbında Sünnet-i Seniyyeyi mürâât ettiği dakikada, o âdi muamele ve o fıtrî amel, sevaplı bir ibadet ve şer’î bir hareket oluyor.
      Çünkü o âdi hareketiyle Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâma ittibâını düşünüyor ve şeriatın bir edebi olduğunu tasavvur eder. Ve şeriat sahibi o olduğu hatırına gelir.
      Ve ondan, Şâri-i Hakikî olan Cenâb-ı Hakka kalbi müteveccih olur. Bir nevi huzur ve ibadet kazanır.

      İşte, bu sırra binaen, Sünnet-i Seniyyeye ittibâı kendine âdet eden, âdâtını ibadete çevirir, bütün ömrünü semeredar ve sevabdar yapabilir.(Lem’alar, 11. Lem’a)
      Bediüzzaman Said Nursi
      SÖZLÜK:
      ÂDÂB : Usûl, görgü kuralları, davranış kaideleri.
      ÂDİ : Basit,sıradan.
      BİD’A : Dinin aslına uymayan âdet ve uygulamalar.
      ECR : Bir iş, bir hizmet karşılığında verilen şey, mükâfat, ücret, karşılık, sevap.
      FESÂD : Bozukluk ve fenâlık, karışıklık, haddi aşıp zulmetmek.
      FESÂD-I ÜMMET : Ümmetin fesada gitmesi, bozulması, karışıklıkların başlaması.
      FITRÎ : Doğuştan, yaratılıştan, fıtrata âit ve yaratılışla ilgili.
      HATIRA : Hatıra gelen. Hatırda kalan şey. * Bir kimseyi veya bir hâdiseyi hatırlatması için yazılan veya saklanan veya birisine verilen şey.
      HUSUSAN : Bilhassa, özellikle.
      HUZUR-U İLÂHÎ : Allah’ın her an yanında olduğunu ve herşeyi bildiğini hissetme ve yaşama hâli. Gönül ferahlığı.
      İHSÂS : Açık anlatmadan kapalıca bahsetme, hissettirme.
      İHTAR : Hatırlatma, îkaz, uyarma, dikkat çekme.
      İNKILÂB : Başka tarza değişme. Bir hâlden diğer hâle geçme. Başka türlü olma. * Altüst olma.
      İTTİBÂ : Uyma, tâbî olma, arkasından gitme.
      MUÂMELE : Davranış, işlem, birbiri ile iş görme, amel etme, alış veriş.
      MÜRÂÂT : Uymak, tatbik etmek, uyum.
      MÜTEVECCİH : Yönelmiş, dönmüş, bir yere doğru yola çıkan.
      SEMEREDÂR : Meyveli. Faydalı neticeler vermiş.
      SEVAB : Hayır. İlâhî mükâfatı kazandıran işler
      SEVABDÂR : Sevaplı.
      SÜNNET : Peygamberimizin söylediği söz, yaptığı hareket ve başkalarının yapıp da hoş karşıladığı davranışlar.
      ŞEHİD : Allah yolunda canını fedâ eden Müslüman.
      ŞER’Î : Şeriata âit, dîne uygun, İslâmî.
      ŞERİAT : Doğru yol, hak din yolu; İslâm dini, İslâm’ın bütün hükümleri.
      TAKVÂ : Bütün günahlardan kendini korumak; dinin yasak ettiği şeylerden kaçınmak.
      TASAVVUR : Birşeyi zihinde şekillendirme; düşünce, tasarı; tasarlama.
      TEMESSÜK : Yapışma, sarılma, sıkıca tutma.

    1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
    • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.