• Bu konu 1 yanıt içerir, 3 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
3 yazı görüntüleniyor - 1 ile 3 arası (toplam 3)
  • Yazar
    Yazılar
  • #662677
    Anonim

      nuruahsentevhidgencuma.jpg

      Bismillahirrahmanirrahim
      Ey nefis! Bil ki, dünkü gün senin elinden çıktı; yarın ise, senin elinde senet yok ki, ona mâliksin. Öyle ise, hakiki ömrünü bulunduğun gün bil. Lâakal, günün bir saatini ihtiyat akçesi gibi, hakiki istikbâl için teşkil olunan bir sandukça-i uhreviye olan bir mescide veya bir seccâdeye at.
      Hem bil ki, her yeni gün, sana, hem herkese bir yeni âlemin kapısıdır. Eğer namaz kılmazsan, senin o günkü âlemin zulümâtlı ve perişan bir halde gider. Senin aleyhinde âlem-i misâlde şehâdet eder. Zîrâ herkesin, her günde, şu âlemden, bir mahsus âlemi var. Hem o âlemin keyfiyeti o adamın kalbine ve ameline tâbidir. Nasıl ki aynanda görünen muhteşem bir saray, aynanın rengine bakar. Siyah ise, siyah görünür; kırmızı ise, kırmızı görünür.
      Hem, onun keyfiyetine bakar; o ayna şişesi düzgün ise sarayı güzel gösterir, düzgün değil ise çirkin gösterir. En nâzik şeyleri kaba gösterdiği misillü, sen kalbinle, aklınla, amelinle, gönlünle kendi âleminin şeklini değiştirirsin; ya aleyhinde, ya lehinde şehâdet ettirebilirsin.
      Eğer namazı kılsan, o namazın ile, o âlemin Sâni-i Zülcelâline müteveccih olsan, birden sana bakan âlemin tenevvür eder. Âdetâ, namazın, bir elektrik lâmbası ve namaza niyetin, onun düğmesine dokunması gibi o âlemin zulümâtını dağıtır. Ve o herc ü merc-i dünyeviyedeki karma karışık perişâniyet içindeki tebeddülât ve harekât, hikmetli bir intizam ve mânidar bir kitâbet-i kudret olduğunu gösterir, “Allah göklerin ve yerin nurudur.” (Nur Sûresi: 35.) -1- âyet-i pürenvârından bir nuru senin kalbine serper. Senin o günkü âlemini, o nurun in’ikâsıyla ışıklandırır. Senin lehinde nurâniyetle şehâdet ettirir.
      Sakın deme, “Benim namazım nerede, şu hakikat-i namaz nerede!” Zîrâ bir hurma çekirdeği, bir hurma ağacı gibi, kendi ağacını tavsif eder. Fark yalnız icmâl ve tafsil ile olduğu gibi, senin ve benim gibi bir âmînin -velev hissetmezse- namazı, büyük bir velînin namazı gibi, şu nurdan bir hissesi var, şu hakikatten bir sırrı vardır – velev şuurun taallûk etmezse. Fakat, derecâta göre inkişaf ve tenevvürü ayrı ayrıdır. Nasıl bir hurma çekirdeğinden tâ mükemmel bir hurma ağacına kadar ne kadar merâtib bulunur; öyle de, namazın derecâtında da, daha fazla merâtib bulunabilir. Fakat bütün o merâtibde, o hakikat-i nurâniyenin esâsı bulunur. (Sözler)
      Bediüzzaman Said Nursi
      SÖZLÜK:
      AKÇA : (Akçe) Beyaz, oldukça beyaz. * Para. * Eskiden para ölçüsü olarak kullanılan küçük gümüş sikke.
      ÂLEM : Dünya, kâinat,evren.
      ÂLEM-İ MİSÂL : Görüntüler âlemi.
      ÂMÎ : Bilgisiz, câhil.
      ÂYET-İ PÜRENVÂR : Nurlar dolu âyet.
      HERC Ü MERC-İ DÜNYEVİYE : Dünyadaki karışıklıklar.
      İHTİYAT : Yedek; sakınma, tedbirlilik.
      İN’İKÂS : Yansıma, aksetme.
      İNKİŞÂF : Gelişme, açılma, keşfetme, meydana çıkma; terakkî etme.
      İNTİZAM : Tertib, düzen, nizam üzere olmak.
      İSTİKBÂL : Gelecek zaman.
      LÂAKAL : En az, hiç değilse, en azından.
      MÂLİK : Sahip olan, mülk sahibi
      MÂNİDAR : Bir mânâ ifâde eden, nükteli, ince mânâlı.
      MERÂTİB : Mertebeler, dereceler.
      MESCİD : Allah’a secde edilen yer, namaz kılınan yer, câmi.
      MİSİLLÜ : Gibi, benzeri.
      MÜTEVECCİH : Yönelmiş, dönmüş, bir yere doğru yola çıkan.
      NÛRÂNİYET : Aydınlık, parlaklık
      PERİŞÂNİYET : Perişanlık. Karışıklık, dağınıklık.
      SANDUKÇA-İ UHREVÎ : Âhiretin küçük bir sandığı; âhiret amellerini içine alan mânevî sandıkçık.
      SÂNİ-İ ZÜLCELÂL : Sonsuz büyüklük sahibi ve herşeyi sanatla yaratan Allah.
      SECCADE : Genellikle üzerinde secdeye varmakta yâni namaz kılmakta kullanılan küçük halı, kilim cinsinden sergi.
      ŞEHÂDET : Şâhitlik; Allah tarafından Peygamberimize bildirilen herşeyi kabul ve tasdik etme.
      TAALLÛK : Bağlılık, münâsebet; alâkalı oluş; âit olma.
      TAFSİL : Ayrıntılarıyla anlatmak, bildirmek, açıklamak.
      TAVSİF : Vasıflandırma, birşeyin içyüzü ve özelliklerini anlatma.
      TEBEDDÜLÂT : Yenilenmeler, değişmeler.
      TENEVVÜR : Aydınlanmak, bir şey hakkında bilgi sahibi olmak
      TEŞKİL : Meydana getirme, ortaya koyma.
      ZULÜMÂT : Karanlıklar; haksızlıklar, eziyetler.

      #771216
      Anonim

        allahrazı olsun kardeş.
        namaz kılanın her tarafı aydınlıktır:
        her yanını aydınlatır:
        rabbım bizlere namazlarımızı en güzel şekılde eda eylemeyi nasip eylesin inşallah.
        selam ve dua ile.

        #771223
        Anonim

          Allah Razı Olsun ne güzel anlatmışsın kardeşim

        3 yazı görüntüleniyor - 1 ile 3 arası (toplam 3)
        • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.