• Bu konu 2 yanıt içerir, 4 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
4 yazı görüntüleniyor - 1 ile 4 arası (toplam 4)
  • Yazar
    Yazılar
  • #662840
    Anonim

      Görüyorum ki, şu dünya hayatında en bahtiyar odur ki,
      dünyayı bir misafirhane-i askerî telâkki etsin ve öyle de iz’an etsin
      ve ona göre hareket etsin. Ve o telâkki ile,
      en büyük mertebe olan mertebe-i rızâyı çabuk elde edebilir.
      Kırılacak şişe pahasına daimî bir elmasın fiyatını vermez;
      istikamet ve lezzetle hayatını geçirir.

      Evet, dünyaya ait işler, kırılmaya mahkûm şişeler hükmündedir.
      Bâki umur-u uhreviye ise, gayet sağlam elmaslar kıymetindedir.
      İnsanın fıtratındaki şiddetli merak ve hararetli muhabbet
      ve dehşetli hırs ve inatlı talep ve hâkezâ şedit hissiyatlar,
      umur-u uhreviyeyi kazanmak için verilmiştir.
      O hissiyatı şiddetli bir surette fâni umur-u dünyeviyeye tevcih etmek,
      fâni ve kırılacak şişelere bâki elmas fiyatlarını vermek demektir.
      Şu münasebetle bir nokta hatıra gelmiş; söyleyeceğim.

      Şöyle ki:
      Aşk, şiddetli bir muhabbettir.
      Fâni mahbuplara müteveccih olduğu vakit,
      ya o aşk kendi sahibini daimî bir azap ve elemde bırakır.
      Veyahut o mecazî mahbup, o şiddetli muhabbetin fiyatına değmediği için,
      bâki bir mahbubu arattırır;
      aşk-ı mecazî, aşk-ı hakikîye inkılâp eder.

      İşte, insanda binlerle hissiyat var.
      Herbirisinin, aşk gibi, iki mertebesi var: biri mecazî, biri hakikî.
      Meselâ, endişe-i istikbal hissi herkeste var.
      Şiddetli bir surette endişe ettiği vakit bakar ki,
      o endişe ettiği istikbale yetişmek için elinde senet yok.
      Hem rızık cihetinde bir taahhüt altında ve kısa olan bir istikbal,
      o şiddetli endişeye değmiyor. Ondan yüzünü çevirip,
      kabirden sonra hakikî ve uzun ve gafiller hakkında
      taahhüt altına alınmamış bir istikbale teveccüh eder.

      Hem mala ve câha karşı şiddetli bir hırs gösterir.
      Bakar ki, muvakkaten onun nezaretine verilmiş o fâni mal ve âfetli şöhret
      ve tehlikeli ve riyaya medar olan câh, o şiddetli hırsa değmiyor.
      Ondan, hakikî câh olan merâtib-i mâneviyeye ve derecât-ı kurbiyeye
      ve zâd-ı âhirete ve hakikî mal olan a’mâl-i salihaya teveccüh eder.
      Fena haslet olan hırs-ı mecazî ise,
      âli bir haslet olan hırs-ı hakikîye inkılâp eder.

      Hem meselâ, şiddetli bir inatla,
      ehemmiyetsiz, zâil, fâni umurlara karşı hissiyatını sarf eder.
      Bakar ki, bir dakika inada değmeyen bir şeye bir sene inat ediyor.
      Hem zararlı, zehirli bir şeye inat namına sebat eder.
      Bakar ki, bu kuvvetli his böyle şeyler için verilmemiş;
      onu onlara sarf etmek, hikmet ve hakikate münâfidir.
      O şiddetli inadı, o lüzumsuz umur-u zâileye vermeyip,
      âli ve bâki olan hakaik-i imaniyeye ve esâsât-ı İslâmiyeye
      ve hidemât-ı uhreviyeye sarf eder.
      O haslet-i rezile olan inad-ı mecazî, güzel ve âli bir haslet olan
      hakikî inada, yani hakta şiddetli sebata inkılâp eder.

      İşte, şu üç misal gibi, insanlar,
      insana verilen cihazat-ı mâneviyeyi,
      eğer nefsin ve dünyanın hesabıyla istimal etse
      ve dünyada ebedî kalacak gibi gafilâne davransa,
      ahlâk-ı rezileye ve israfat ve abesiyete medar olur.
      Eğer hafiflerini dünya umuruna ve şiddetlilerini vezâif-i uhreviyeye
      ve mâneviyeye sarf etse, ahlâk-ı hamîdeye menşe,
      hikmet ve hakikate muvafık olarak saadet-i dâreyne medar olur.

      İşte, tahmin ederim ki, nâsihlerin nasihatleri
      şu zamanda tesirsiz kaldığının bir sebebi şudur ki:
      Ahlâksız insanlara derler,
      “Haset etme, hırs gösterme, adâvet etme, inat etme, dünyayı sevme.”
      Yani, “Fıtratını değiştir” gibi,
      zâhiren onlarca mâlâyutak bir teklifte bulunurlar.
      Eğer deseler ki, “Bunların yüzlerini hayırlı şeylere çeviriniz,
      mecrâlarını değiştiriniz”; hem nasihat tesir eder,
      hem daire-i ihtiyarlarında bir emr-i teklif olur.

      İnsanın fıtratını değiştirmesi ve söküp atması imkan dahilinde değil
      peki o zaman mümkün olan nedir ,
      Bediüzzaman hazretleri burada neden bahsediyor ?

      hissiyatların yönünü değiştirmek mümkündür…
      Nasihat edenlerin ekserisi; imkan dahilinde olmayan
      fıtratını değiştir, düşmanlık etme, haset etme gibi nasihatler verir.
      fakat bu nasihatler genellikle tesir edemez
      Halbuki Risale-i Nur hissiyatlarının yönünü çevir,
      mecrasını hakka yönelt gibi nasihatlerde bulunuyor
      hem imkan dahilinde bir teklif oluyor hem tesir buluyor…

      Mesela; insan kin ve nefret duygusunu
      başta nefsi olmak üzere, kafir ve zalimlere yönlendirerek,
      bu duygunun ateşini söndürüp teskin edebilir.
      Şayet mümin ve masum bir insana kin ve nefret duyacak olsa,
      hemen onun masum ve muhabbete layık yönlerini hatırlaması gerekir…

      Nefret ve kin, insanın fıtratında olan
      ve sökülüp atılması mümkün olmayan iki hissiyattır.
      Madem bunları söküp atmak mümkün değil,
      öyle ise onların yüzünü ve mecrasını değiştirmek gerekir.
      Zira bu gibi hissiyatların yönünü değiştirmek;
      mümkün ve irade dahilindedir.

      Bediüzzaman hazretleri diyor;
      “İnsanın fıtratındaki şiddetli merak ve hararetli muhabbet
      ve dehşetli hırs ve inatlı talep ve hâkezâ şedit hissiyatlar,
      umur-u uhreviyeyi kazanmak için verilmiştir. “

      yani bu şiddetli hissiyatların tamamı
      ahiret hayatını kazanmak için verilmiştir aslında
      insandaki şiddetli merak malayani işlere sarf edilmese
      hırsını bu dünyaya değil ahireti kazanmak namına
      hiç bitmeyen bir azme çevirse ve o azimle yoluna devam etse
      ve talepkar olan fıtratının bu özelliğini
      cenneti talep ve arzu etmek için harcasa
      o zaman bütün bu şiddetli hissiyatlar olması gereken şekle bürünecek
      ve çok vakit insanın şikayet ettiği bir çok özelliği
      aslında umur u uhreviye için
      bir manada kazanma ve ulaşma sebebi olacaktır…

      yani kötü zannedip yok etmeye çalışmak yerine yönünü çevirdiğimizde;
      “dünyayı bir misafirhane-i askerî telâkki etsin ve öyle de iz’an etsin
      ve ona göre hareket etsin. Ve o telâkki ile,
      en büyük mertebe olan mertebe-i rızâyı çabuk elde edebilir. “

      bahsi geçen kırılmaya mahkum şişeler
      fani olan dünyevi işlerimiz ve bu işler için harcadığımız hissiyatımızdır
      baki umur-u uhreviye ve cevher ise ahiret hayatı ve ahiretle alakalı işlerimizdir
      işte bu şiddetli hissiyatlar gayet çabuk kırılan
      ve sadece bir misafir olduğumuz geçici dünya hayatı için değil
      gayet sağlam ve pek kıymetli elmaslar hükmünde ki
      ahiret alemi için verilmiştir bizlere…

      işte bütün bu şiddetli duygular bir sebebten verilmiş
      baki ve ebedi olan hayatımız için bir sermaye hükmünde
      kin ve nefret merak ve talep hatta dehşetli hırsımız bile
      hepsi ama hepsi yönünü çevirdiğimizde
      aslında müspet manada ilerlememizi sağlayan hissiyatlar….
      kin ve nefret dahi olması gereken mecrayı bulduğunda
      terakki etmemizi sağlıyor…
      zaten tüm bu menfi görünen hissiyatlar olmasaydı
      o vakit meleklerden farkımız kalmaz ve hesapla vermekle mükellef olmazdık…

      birde aşk mevzusu var…üstad demiş;
      “Aşk, şiddetli bir muhabbettir.
      Fâni mahbuplara müteveccih olduğu vakit,
      ya o aşk kendi sahibini daimî bir azap ve elemde bırakır.
      Veyahut o mecazî mahbup, o şiddetli muhabbetin fiyatına değmediği için,
      bâki bir mahbubu arattırır;
      aşk-ı mecazî, aşk-ı hakikîye inkılâp eder.”

      aşk çok şiddetli bir sevgi ilgi alakadır
      fakat ölümlü ve geçici olan sevgililere yöneldiği vakit
      asıl değerini ve kıymetini bulamayacaktır
      mecazi mahbub der orada yani hakiki olmayan bir sevgili
      neden hakiki değildir fani olan sevgili
      çünkü bugün sever yarın sizden yüz çevirir
      bugün verdiği bir şeyi yarın geri almak ister
      bugün size verdiğinin yarın elbet karşılığını bekler
      böylesi bir sevgili hakiki olabilir mi ??


      burada ki sevgiliden kasıt tüm sevgileredir aslında
      fani olan tüm sevgilere,
      bir anneden çok bir insanı kimse sevemez değil mi
      karşılıksız ve ücretsiz bir sevgi deriz
      oysa gün gelecek annemiz bizden alacaklı biz ondan alacaklı duruma geleceğiz
      bir hesap gününde bu sevginin dahi bedelini ödeyeceğiz
      yani o sevginin bile bir karşılığı ve hesabı olacak
      Kuranı Azimuşşanda açıkça geçer
      “anne evladından evlad annesinden kaçacak” diye
      demek ki bizim hakiki sevgili diye bildiklerimiz dahi fani


      şimdi bir daha bakalım ve düşünelim
      mecazi mahbub yani tüm fani sevgililer
      ancak insana sürekli bir ızdırab ve elem verir…
      çünkü bu kadar şiddetle duyulan sevginin karşılığını verecek gücü yoktur
      böylesi alakanın ve ilginin asıl mecrası yönü ancak hakiki bir mahbuba olur
      fani olana duyulan aşk belki ancak bir basamaktır

      teşbihte hata olmasın inşaAllah
      mecnunun leylayı bulduğunda tanımaması gibi
      önce o faniden yola çıkan aşk , muhabbet
      sonrasında faniden geçip baki olanı bulmuş
      ve baki olana ulaşınca fani olanı tanımamıştır
      çünkü o pek kıymetli elmasları gören
      çabucak kırılıveren şişelere dönüp bakmaz…
      elbet umur-u uhreviyi bulan umur-u dünyeviye için sermayesini harcamaz….

      Allah bulanlardan ve olanlardan , anlayanlardan eylesin inşaAllah…

      Subhaneke la ilmelena illa ma allemtena inneke entel alimul hakim.
      Subhaneke la fehmelena illa ma fehemtelena inneke entel cevazul kerim …

      El Fatiha Meas Salavat….

      #788699
      Anonim

        Şöyle ki:
        Aşk, şiddetli bir muhabbettir.
        Fâni mahbuplara müteveccih olduğu vakit,
        ya o aşk kendi sahibini daimî bir azap ve elemde bırakır.
        Veyahut o mecazî mahbup, o şiddetli muhabbetin fiyatına değmediği için,
        bâki bir mahbubu arattırır;
        aşk-ı mecazî, aşk-ı hakikîye inkılâp eder



        Allah ebeden razi olsun…

        #789690
        Anonim

          Amin, cümlemizden inşaAllah Lemalar kardeşim..

          #793246
          Anonim

            ALLAH(C.C.) Razı Olsun.

          4 yazı görüntüleniyor - 1 ile 4 arası (toplam 4)
          • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.