• Bu konu 0 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
  • Yazar
    Yazılar
  • #662869
    Anonim

      Bismillâhirrahmânirrahîm,

      Elhamdülillâhi rabbil âlemîn velâkıbetülil müttekîn vessalêtü vessalêmü alê seyyidine Muhammedivve alê êlihi vesahbihi ecmain, alê rasulüne salevât


      13. LEM’A
      13. İŞARET

      Üç Noktadır.

      BİRİNCİ NOKTA:
      Şeytanın en büyük bir desisesi,
      hakaik-i imaniyenin azameti cihetinde
      dar kalbli ve kısa akıllı ve kàsır fikirli insanları aldatır, der ki:
      “Birtek zat, umum zerrat ve seyyarat ve nücumu ve sair mevcudatı
      bütün ahvâliyle tedbir-i rububiyetinde çeviriyor, idare ediyor deniliyor.
      Böyle hadsiz acip, büyük meseleye nasıl inanılabilir?
      Nasıl kalbe yerleşir? Nasıl fikir kabul edebilir?” der
      Acz-i insanî noktasında bir hiss-i inkârî uyandırıyor.


      Sadece gözümüzü şöyle bir döndürüp etrafıma baksak
      sonra bir daha döndürsek yine baksak,
      görürüz ki çevrede acib bir sürü olaylar oluyor.
      Günler değişiyor, mevsimler değişiyor, hayvanlar bitkiler değişiyor.
      Sayıca çok olmalarının yanında,
      her birisi üzerinde kendine has bir sürü ayrıntılar var.
      Bunca hengame, bunca iş
      hepsi tek bir zat-ı zülkemal tarafından idare ettiriliyor,
      Bunu biliyoruz ve iman ediyoruz.

      Ama şeytan bunu zaman zaman bize karşı kullanabiliyor.
      Nasıl böyle bir şey olabilir, bu kadar ayrıntı,
      bu kadar çok iş nasıl bir tek zat tarafından yaptırılabilir, yapılabilir?
      gibi sorularla, kuşkuya düşürmeye çalışabiliyor.

      Elcevap:
      Şeytanın bu desisesini susturan sır
      Allahu ekber’dir
      Ve cevab-ı hakikîsi de
      Allahu ekber’dir.
      Evet, Allahu ekber’in ziyade kesretle
      şeâir-i İslâmiyede tekrarı, bu desiseyi mahvetmek içindir.


      Evet, Allah Ekber’dir, Cenab-ı Hak büyüktür, en büyüktür.
      Kimden ya da neyden büyüktür gibi
      bir kıyasa sokulamayacak kadar büyüktür hem de.
      Ve büyüklüğü, her bir ismini kapsar, her bir isminde mevcuttur.
      Rahmet noktasında en büyüktür.
      İrade noktasında en büyüktür.
      İlim noktasında en büyüktür.
      Rububiyet noktasında, uluhiyet noktasında en büyüktür
      Ve sair tüm isimlerinde her bir isim cihetinde,
      Haşa O’ndan cc. Büyük yoktur.

      İnsan kıyaslar yaparak doğruyu veya yanlışı bulabilecek şekilde
      bir program ile bu dünyaya gönderilmiş.
      Bu kıyasları ilk önce kendisini baz alarak yapıyor.
      Ben bu evi yapıyorum, benim gücüm, iradem, ilmim bu kadar diye başlıyor.
      Ve eğer aklı ve kalbi, sınırlarını zorlamadıysa, dar kıskaçlarda kaldıysa
      Kendi çerçevesinden dışarı çıkamadıysa
      herkesin ilmi, iradesi, gücü de bu kadardır deyip kenara çıkabiliyor.
      Her şeyi kendi çerçevesi içinde değerlendirebiliyor.

      İşte bu halden yararlanıyor şeytan,
      madem güç kuvvet sınırı bu kadar
      bu kainatı nasıl bir tek zat yönetsin gibi vesveseler verebiliyor.
      Ama biraz çerçeveyi genişletsek, aklı doğru şekilde kullansak
      çevremizde gördüklerimiz arasındaki ince ilişkileri görebilsek,
      cansız, bilgisiz bir tohumun yeşerip elma olması için,
      yine cansız bilgisiz güneşin, toprağın, suyun,
      havanın sanki birbirlerini tanıyor gibi
      birbirleri için çalıştığını görebilsek
      ve buradaki durumun, onların birbirlerini tanıması değil,
      her birisini bilen ve her birisine hükmeden
      Tek bir ilim irade sahibi tarafından yapılması gerektiğini fark etsek
      ve birden fazla irade sahibi olsa, ortalık nasıl bir karmaşaya dönüşürdü,
      Ama her şey nizam intizam içinde devam ediyor.

      Elma ağacında karpuz yetişmiyor.
      gibi bağlantıları düşünsek
      anlayacağız ki, gerçekten tek bir zat vardır
      ve bu zat Ekber’dir
      Allah, ve bu isim içine dahil olmuş bütün isimler,
      Bütün sıfatlar kendi alanlarında Ekber’dir.
      Mutlak büyüktür.
      İşte bu sır, şeytanın bu desisesine verilecek cevaptır.

      Şeair-i islamda “Allahu Ekber” sıklıkla tekrarlanan bir zikir
      Namazda, hacda, sair ibadetlerde sürekli dilimizde ve
      kalbimizde tekrarı bu tarz vesveselerden
      kendimizi uzaklaştırmak hikmetini de taşımaktadır.

      Çünkü, insanın âciz kuvveti ve zayıf kudreti ve dar fikri,
      böyle hadsiz büyük hakikatleri Allahu ekber nuruyla görüp tasdik ediyor
      ve Allahu ekber kuvvetiyle o hakikatleri taşıyor
      ve Allahu ekber dairesinde yerleştiriyor ve vesveseye düşen kalbine diyor ki:
      Bu kâinatın gayet muntazamca tedbir ve tedvîri bilmüşahede görünüyor.

      Bunda iki yol var:

      Birinci yol:
      Mümkündür. Fakat gayet azîmdir ve harikadır.
      Zaten böyle harika bir eser, bir harika san’atla, çok acip bir yolla olur.
      O yol ise, mevcudat, belki zerrat adedince vücudunun şahitleri bulunan
      bir Zât-ı Ehad ve Samedin rububiyetiyle ve irade ve kudretiyle olmasıdır.

      Evet, böyle güzel bir eser, ancak bu eseri ortaya koyabilecek
      bir kabiliyete sahib bir sanat sahibi tarafından ortaya konabilir.
      Madem öyledir, her bir işi yapan, yaptıran,
      idare eden bu tek Zat-ı Zülcemal tektir, kimseye muhtaç değildir,
      Kudreti ve iradesi, hakimiyeti nihayet derece büyüktür.

      İkinci yol:
      Hiçbir cihet-i imkânı olmayan ve imtinâ derecesinde müşkilâtlı
      ve hiçbir cihette mâkul olmayan şirk ve küfür yoludur.
      Çünkü, Yirminci Mektup ve Yirmi İkinci Söz gibi
      çok risalelerde gayet kat’î ispat edildiği üzere,
      o vakit kâinatın herbir mevcudunda ve hattâ herbir zerresinde
      bir ulûhiyet-i mutlaka ve bir ilm-i muhit ve hadsiz bir kudret bulunmak lâzım geliyor.
      Tâ ki, mevcudatta bilmüşahede görünen nihayet derecede
      nizam ve intizam ve gayet hassas mizan ve imtiyaz ile
      mükemmel ve müzeyyen olan nukuş-u san’at vücut bulabilsin.


      Evet, bu işleri hakimiyeti, kudreti, azameti
      sonsuz bir tek zata vermesek
      her bir zerreye, bu muazzam ilmi iradeyi vermek
      zerreler adedince irade, ilim, hayat, sanat ..
      Sahibini kabul etmek gerekir ki;
      Bundan daha saçma bir şey olmadığı aşikardır.

      Yol kenarında üst üste üç tane taşı gören insan
      Onları “birisi”nin üst üste koyduğunu düşünür ve bilir.
      O kişiye, o taşların kendi ilim irade sanatlarıyla
      üst üste bindiğine asla ikna edemezsiniz.
      Çünkü taşta bu özellikler yoktur.
      Sadece taşta değil,
      kainatta hiçbir yaratılmışta bu özellikler yoktur.

      Madem bu “parçalar” kendi başlarına bir iş yapabilecek halde değil.
      Bunu kabul etmek muhal ötesi muhal..
      O zaman her birisini idaresi altında tutan
      Ve ilmi sanatı rahmeti .. sair özellikleri ile yöneten
      Tek ve Ekber bir Zat olmalı.

      Elhasıl:
      Eğer tam lâyık ve tam yerinde olan azametli ve
      kibriyâlı rububiyet olmazsa, o vakit her cihetçe gayr-ı mâkul ve mümteni
      bir yol takip etmek lâzım gelecek.
      Lâyık ve lâzım olan azametten kaçmakla,
      muhal ve imtinâa girmeyi şeytan dahi teklif edemez.


      Cenab-ı Erhamurrahim cümlemizi şeytanın şerrinden vesveselerinden
      ve desiselerinden muhafaza eylesin. İlmimizi artırsın inşallah

      Subhâneke lâ ılmelene illema allemtene inneke entel alîmul hakîm ve ahiru de’vehüm enilhamdülillahi rabbil âlemin, el fatiha

      22.00’da sohbet kanalında yapılan derstir.
      Muhabbet-i Bakiye
      #791411
      Anonim

        Güncelleme…

      2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
      • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.