• Bu konu 0 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
  • Yazar
    Yazılar
  • #663432
    Anonim

      Sözler, Sayfa 107

      Çürümüş kemikleri kim diriltecek?

      Zeylin Dördüncü Parçası

      b566.gif-1-
      Yani, insan der: “Çürümüş kemikleri kim diriltecek?” Sen, de: “Kim onları bidâyeten inşâ edip hayat vermiş ise, o diriltecek.’”
      Onuncu Sözün Dokuzuncu Hakikatinin üçüncü temsilinde tasvir edildiği gibi: Bir zât, göz önünde bir günde yeniden büyük bir orduyu teşkil ettiği halde, biri dese, “Şu zât, efrâdı istirahat için dağılmış olan bir taburu bir boru ile toplar; tabur nizâmı altına getirebilir.” Sen, ey insan, desen: “İnanmam”; ne kadar divânece bir inkâr olduğunu bilirsin. Aynen onun gibi, hiçlikten, yeniden ordu-misâl bütün hayvanât ve sâir zîhayatın tabur-misâl cesedlerini kemâl-i intizamla ve mîzan-ı hikmetle o bedenlerin zerrâtını ve letâifini emr-i b567.gif-2- ile kaydedip yerleştiren ve her karnda, hattâ her baharda rûy-i zeminde yüz binler ordu-misâl zevi’l-hayatın envâlarını ve tâifelerini icad eden bir Zât-ı Kadîr-i Alîm, tabur-misâl bir cesedin nizâmı altına girmekle birbiriyle tanışan zerrât-ı esâsiye ve eczâ-i asliyeyi bir sayha ile Sûr-u İsrâfilin borusuyla nasıl toplayabilir, istib’âd sûretinde, denilir mi? Denilse, eblehcesine bir divâneliktir.
      Hem Kur’ân, kâh oluyor ki, Cenâb-ı Hakkın âhirette hârika ef’âllerini kalbe kabul ettirmek için ihzâriye hükmünde ve zihni tasdike müheyyâ etmek için bir i’dâdiye sûretinde, dünyadaki acâib ef’âlini zikreder. Veyahut, istikbâlî ve uhrevî olan ef’âl-i acîbe-i İlâhiyeyi öyle bir sûrette zikreder ki, meşhudumuz olan çok nazîreleriyle onlara kanaatimiz gelir.
      Meselâ: b568.gif-3- tâ, sûrenin âhirine kadar. İşte şu bahiste, haşir meselesinde, Kur’ân-ı Hakîm haşri ispat için, yedi sekiz sûrette, muhtelif bir tarzda ispat ediyor.
      Evvelâ, neş’e-yi ûlâyı nazara verir, der ki: “Nutfeden alâkaya, alâkadan mudgaya, mudgadan tâ hilkat-i insaniyeye kadar olan neş’etinizi görüyorsunuz. Nasıl

      1 Yâsin Sûresi: 78-79.

      2 “Ol!” der, oluverir. (Yâsin Sûresi: 82.)

      3 Görmedi mi o insan? Biz onu bir damla sudan yarattık da, sonra o Bize apaçık bir düşman kesiliverir. (Yâsin Sûresi: 77.)

      oluyor ki, neş’e-yi uhrâyı inkâr ediyorsunuz? O, onun misli, belki daha ehvenidir.”
      Hem, Cenâb-ı Hak, insana karşı ettiği ihsanât-ı azîmeyi b569.gif-1- kelimesiyle işaret edip, der: “Size böyle nimet eden bir Zât, sizi başıboş bırakmaz ki, kabre girip kalkmamak üzere yatasınız.”
      Hem, remzen der: “Ölmüş ağaçların dirilip yeşillenmesini görüyorsunuz. Odun gibi kemiklerin hayat bulmasını kıyas edemeyip, istib’âd ediyorsunuz. Hem, semâvât ve arzı halk eden, semâvât ve arzın meyvesi olan insanın hayat ve memâtından âciz kalır mı? Koca ağacı idare eden, o ağacın meyvesine ehemmiyet vermeyip başkasına mal eder mi? Bütün ağacın neticesini terk etmekle, bütün eczâsıyla hikmetle yoğrulmuş hilkat şeceresini abes ve beyhûde yapar mı, zannedersiniz?”
      Der: “Haşirde sizi ihyâ edecek Zât, öyle bir Zâttır ki, bütün kâinat Ona emirber nefer hükmündedir, emr-i b570.gif’e karşı kemâl-i inkıyad ile serfürû eder. Bir baharı halk etmek bir çiçek kadar Ona ehven gelir, bütün hayvanâtı icad etmek bir sinek icadı kadar kudretine kolay gelir bir Zâttır. Öyle bir Zâta karşı b571.gif-2- deyip, kudretine karşı tâciz ile meydan okunmaz.” Sonra, b572.gif-3- tâbiriyle, “her şeyin dizgini elinde, her şeyin anahtarı yanında, gece ve gündüzü, kış ve yazı bir kitap sayfaları gibi kolayca çevirir, dünya ve âhireti iki menzil gibi; bunu kapar, onu açar bir Kadîr-i Zülcelâldir. Mâdem böyledir, bütün delâilin neticesi olarak b573.gif-4-, yani kabirden sizi ihyâ edip, haşre getirip, huzur-u kibriyâsında hesâbınızı görecektir.”
      İşte şu âyetler haşrin kabulüne zihni müheyyâ etti, kalbi de hâzır etti. Çünkü, nezâirini dünyevî ef’âl ile de gösterdi. Hem, kâh oluyor ki, ef’âl-i uhreviyesini öyle bir tarzda zikreder ki, dünyevî nezâirlerini ihsâs etsin; tâ, istib’âd ve inkâra meydan kalmasın. Meselâ, b574.gif-5-… (ilâ âhir) ve b575.gif-6-… (ilâ âhir) ve b576.gif-7-
      1 Odur ki, yemyeşil ağaçtan size ateş çıkarır. (Yâsin Sûresi: 80.)
      2 Çürümüş kemikleri kim diriltecek? (Yâsin Sûresi: 78.)
      3 Şânı yücedir Onun ki, herşeyin hüküm ve tasarrufu elindedir. (Yâsin Sûresi: 83.)
      4 Siz de Ona döndürüleceksiniz. (Yâsin Sûresi: 83.)
      5 Güneş dürülüp toplandığında. (Tekvir Sûresi: 1.)

      6 Gök yarıldığı zaman. (İnfitar Sûresi: 1.)

      7 Gök yarıldığında. (İnşikak Sûresi: 1.)

      İşte şu sûrelerde, Kıyâmet ve haşirdeki inkılâbât-ı azîmeyi ve tasarrufât-ı Rubûbiyeti öyle bir tarzda zikreder ki, insan onların nazîrelerini dünyada, meselâ güzde, baharda gördüğü için, kalbe dehşet verip akla sığmayan o inkılâbâtı kolayca kabul eder. Şu üç sûrenin meâl-i icmâlîsine işaret dahi pek uzun olur. Onun için birtek kelimeyi numune olarak göstereceğiz.
      Meselâ, b577.gif * kelimesiyle ifade eder ki, haşirde herkesin bütün a’mâli bir sayfa içinde yazılı olarak neşrediliyor. Şu mesele kendi kendine çok acîb olduğundan akıl ona yol bulamaz. Fakat, sûrenin işaret ettiği gibi, haşr-i baharîde başka noktaların nazîresi olduğu gibi, şu neşr-i suhuf nazîresi pek zâhirdir. Çünkü her meyvedar ağaç ve çiçekli bir otun da amelleri var, fiilleri var, vazifeleri var. Esmâ-i İlâhiyeyi ne şekilde göstererek tesbihât etmiş ise ubûdiyetleri var. İşte onun bütün bu amelleri, tarih-i hayatlarıyla beraber umum çekirdeklerinde, tohumcuklarında yazılıp başka bir baharda, başka bir zeminde çıkar. Gösterdiği şekil ve sûret lisâniyle gayet fasîh bir sûrette analarının ve asıllarının a’mâlini zikrettiği gibi dal, budak, yaprak, çiçek ve meyveleriyle sahife-i a’mâlini neşreder. İşte gözümüzün önünde bu hakîmâne, hafîzâne, müdebbirâne, mürebbiyâne, latîfâne şu işi yapan Odur ki, der: b578.gif
      Başka noktaları buna kıyas eyle. Kuvvetin varsa istinbât et. Sana yardım için bunu da söyleyeceğiz. İşte b579.gif
      Şu kelâm, “tekvir” lâfzıyla, yani sarmak ve toplamak mânâsıyla parlak bir temsile işaret ettiği gibi, nazîrini dahi îmâ eder.
      • Birinci: Evet, Cenâb-ı Hak tarafından adem ve esîr ve semâ perdelerini açıp, Güneş gibi dünyayı ışıklandıran pırlanta-misâl bir lâmbayı, hazîne-i rahmetinden çıkarıp dünyaya gösterdi. Dünya kapandıktan sonra o pırlantayı perdelerine sarıp kaldıracak.

      • İkinci: Veya ziyâ metâını neşretmek ve zeminin kafasına ziyâyı zulmetle münâvebeten sarmakla muvazzaf bir memur olduğunu; ve her akşam o memura metâını dahi toplattırıp, gizlendiği gibi; kâh olur bir bulut perdesiyle alışverişini az yapar, kâh olur ay onun yüzüne karşı perde olur, muâmelesini bir derece çeker. Metâını ve muâmelât defterlerini topladığı gibi, elbette o memur, bir vakit o memuriyetten infisâl edecektir. Hattâ hiçbir sebeb-i azl bulunmazsa, şimdilik küçük, fakat büyümeye yüz tutmuş yüzündeki iki leke büyümekle, güneş, yerin başına izn-i İlâhî ile sardığı ziyâyı emr-i Rabbânî ile geriye alıp; güneşin başına sarıp, “Haydi yerde işin kalmadı,” der. “Cehenneme git, sana ibâdet edip, senin gibi bir memur-u musahharı sadâkatsizlikle tahkir edenleri yak” der, b580.gif fermanını lekeli siyah yüzüyle, yüzünde okur.

      * Amel defterleri açıldığında. (Tekvir Sûresi: 10.)

      Zeylin Beşinci Parçası
      Evet, nass-ı hadîs ile nev-i beşerin en mümtaz şahsiyetleri olan yüz yirmi dört bin enbiyânın icmâ ve tevâtürle, kısmen şuhuda ve kısmen hakkalyakîne istinâden, müttefikan âhiretin vücudundan ve insanların oraya sevk edileceğinden ve bu kâinat Hàlıkının katî vaad ettiği âhireti getireceğinden haber verdikleri gibi; ve onların verdikleri haberi keşif ve şuhud ile ilmelyakîn sûretinde tasdik eden yüz yirmi dört milyon evliyânın o âhiretin vücuduna şehâdetleriyle; ve bu kâinatın Sâni-i Hakîminin bütün esmâsı, bu dünyada gösterdikleri cilveleriyle bir âlem-i bekàyı bilbedâhe iktizâ ettiklerinden, yine âhiretin vücuduna delâletiyle; ve her sene baharda rûy-i zeminde ayakta duran had ve hesâba gelmez ölmüş ağaçların cenazelerini emr-i b581.gif-1- ile ihyâ edip b582.gif-2-’e mazhar eden ve haşir ve neşrin yüz binler numunesi olarak nebâtât tâifelerinden ve hayvanât milletlerinden üç yüz bin nevileri haşir ve neşreden hadsiz bir kudret-i ezeliye ve hesabsız ve israfsız bir hikmet-i ebediye ve rızka muhtaç bütün zîruhları kemâl-i şefkatle gayet hârika bir tarzda iâşe ettiren ve her baharda az bir zamanda had ve hesaba gelmez envâ-ı zînet ve mehâsini gösteren bir rahmet-i bâkiye ve bir inâyet-i dâime, bilbedâhe âhiretin vücudunu istilzam ile; ve şu kâinatın en mükemmel meyvesi ve Hàlık-ı Kâinatın en sevdiği masnuu ve kâinatın mevcudâtıyla en ziyâde alâkadar olan insandaki şedid, sarsılmaz, dâimî olan aşk-ı bekà ve şevk-i ebediyet ve âmâl-i sermediyet, bilbedâhe işareti ve delâletiyle, bu âlem-i fânîden sonra bir âlem-i bâkî ve bir dâr-ı âhiret ve bir dâr-ı saadet bulunduğunu o derece katî bir sûrette ispat ederler ki, dünyanın vücudu kadar, bilbedâhe âhiretin vücudunu kabul etmeyi istilzam ederler. Hâşiye
      Mâdem Kur’ân-ı Hakîmin bize verdiği en mühim bir ders, imân-ı bilâhirettir ve o imân da bu derece kuvvetlidir ve o imânda öyle bir ricâ ve bir teselli var ki, yüz bin ihtiyarlık, birtek şahsa gelse, bu imândan gelen teselli mukabil gelebilir. Biz ihtiyarlar b583.gif-3- deyip, ihtiyarlığımıza sevinmeliyiz.

      Hâşiye
      Evet, sübûtî bir emri ihbar etmenin kolaylığı ve inkâr ve nefyetmenin gayet müşkül olduğu bu temsilden görünür. Şöyle ki:
      Biri dese, “Süt konserveleri olan gayet hârika bir bahçe küre-i arz üzerinde vardır”; diğeri dese, “Yoktur.” İspat eden, yalnız onun yerini veyâhut bâzı meyvelerini göstermekle kolayca dâvâsını ispat eder. İnkâr eden adam, nefyini ispat etmek için küre-i arzı bütün görmek ve göstermekle dâvâsını ispat edebilir.
      Aynen öyle de, Cenneti ihbar edenler, yüz binler tereşşuhâtını, meyvelerini, âsârını gösterdiklerinden kat-ı nazar, iki şâhid sâdıkın sübûtuna şehâdetleri kâfi gelirken; onu inkâr eden, hadsiz bir kâinatı ve hadsiz ebedî zamanı temâşâ etmek ve görmek ve eledikten sonra inkârını ispat edebilir, ademini gösterebilir. İşte, ey ihtiyar kardeşler, imân-ı âhiretin ne kadar kuvvetli olduğunu anlayınız.
      Said Nursî
      1 “Ol!” der, oluverir. (Yâsin Sûresi: 82.)
      2 Öldükten sonra diriliş.

      3 Kâmil imândan dolayı Allah’a hamd olsun. (Duâ)
      #772831
      Anonim

        Rabbim razı olsun..

      2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
      • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.