- Bu konu 9 yanıt içerir, 6 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
25 Ağustos 2010: 22:14 #664241
Anonim
Üstad Risalelerde uyku, ölümün kardeşi diye bahsediyor.
Uykuda ruhun bedenden ayrılıp ayrılmadığına dair bir açıklama var mı acaba???26 Ağustos 2010: 00:07 #775591Anonim
Selam,
uyku ölümün kardeşiyse eğer (tam emin değilim ama sanırım kur’an da da yeri vardı konunun.) O zaman kötüler için Kabir azabı denilen şeyde korkunc bir kabus olabilir. Mü’minler için belki güzel bir rüya gibidir.En doğrusunu ALLAH bilir. Allah tüm inanan iyi insanları Kabir fitnesinden korusun. (Amin)
26 Ağustos 2010: 02:36 #775596Anonim
Allah-u Teala zümer suresi 42.ayette mealen (ALLAH insanların ruhlarını ölümleri sırasında, ölmeyenlerin ruhlarını ise uykuları arasında alır. Hakkında ölüm hükmü verdigi ruhu tutar, vermedigi ruhu ise belirli bir süreye kadar salıverir buyuruyor. Sanki burada iki tür ruhtan bahsediliyor. Buna bir açıklama getirebilirmisiniz?
Cevap
Değerli Kardeşimiz;
Konuyla ilgili ayetin meali şöyledir:
“Allah, ölüm vakitleri geldiğinde insanları vefat ettirir, ölmeyenleri de uykularında (bilinç kaybına uğratır). Ölümüne hükmettiklerinin canlarım alır, diğer canları da belli bir süreye kadar bedenlerine salar. Kuşkusuz bunda iyice düşünenler için dersler vardır. (Zümer, 39/42)
Allah Teâlâ’nın insanı öldürmesi, ruhun bedenle ilişkisini kesmesidir. Âyette de işaret buyurulduğu gibi ruhun başta gelen niteliği can ve şuur kaynağı olmasıdır. Ölüm olayında Allah ruhu bedenden tamamen ayırdığından beden hem candan hem de şuurdan yoksun hale gelmekte, uyku denilen psiko-fizyolojik olayda ise can bedende kalmakla birlikte geçici bir duyum ve bilinç kaybı yaşanmaktadır. Bu kayıp bir bakıma ruhun bedeni kısmen terketmesi anlamına geldiği için âyette uyku ölüme benzetilmiştir. (Zemahşerî, Keşşaf, ilgili ayetin tefsiri) Ölüm olayında -âyetteki deyimiyle- Allah ruhu tutarken uyku olayının sonunda ruh, uyanıklıktaki fonksiyonunu yeniden kazanır (Kuran Yolu, Heyet, ilgili ayetin tefsiri)
Razi, ilgili ayeti şöyle açıklar:
Kadir, Alim ve Hakîm olan o yüce zatın, ruh cevherinin bedenle alâkasını şu üç şekilde idare etmektedir:
a) Ruhun ışık ve tesirinin, bedenin bütün parçalarında, içinde ve dışında gözükmesi… İşte bu uyanıklık halidir.
b) Ruh cevherinin ışık ve tesirinin, bazı bakımlardan, bedenin zahirinden alakasını kesip, bedenin batınındaki alakasını sürdürmesi… Bu da uyku halidir.
c) Ruh cevherinin ışık ve tesirinin bedenin tamamından kesilmesi… İste ölüm de budur. (Razi, Mefatih, ilgili ayetin tefsiri)
Nefisleri, canları ölüm esnasında vefat ettiren Allah’tır. Uyurken, uykusu esnasında henüz ölmemiş olanları da vefat ettiren O’dur. Uyku ölümün yarısıdır, yarı ölümdür. İnsan uyku esnasında Rabbimizin koyduğu bir yasa gereği neredeyse yarı ölü gibidir. Uyku esnasında insanların ruhları belli ölçüde kabzedilmektedir. İşte bu âyetin beyanıyla uyku esnasında kısmen bir ölüm hadisesi gerçekleşmektedir. Öyleyse vefat bu anlama geliyor. Yâni vefat kişinin ölümü esnasında gerçekleşen hadisedir. Bir de kişi uyku esnasında ölmemiş bir kimsenin vefat halini yaşamaktadır.
Buna göre ayetteki teveffa, yâni ölüm, ruhun bedenle ilişkisinin kesilmesi anlamına gelmektedir. Uykudaki teveffâ ile ölümdeki teveffâ arasında şu fark vardır. Ölümde ruhun bedenle hem içten hem de dıştan ilgisi kesilirken, uykuda sadece dıştan ilgisi kesilmekte ama içten ilgisi devam etmektedir.
Yâni uyku esnasında Rabbimiz kişinin akıl, his, şuur, idrak ve temyiz gücünü alıvermektedir. Öyleyse unutmayalım ki ölümle hayat iç içe bir bütündür ve hiç kimsenin, hiç birimizin uyuduktan sonra tekrar kalkacağımıza dair bir garantimiz yoktur. Tutan da, alan da, salıveren de Allah’tır. Tüm nefisler Allah’ın tasarrufu altındadır. Hiç kimsenin O’ndan saklanması, kaçıp kurtulması mümkün değildir.
İşte Rabbimiz haklarında ölümü hükmettiği kimseleri uykusu esnasında tutar. Ama Rabbimiz haklarında ölüm fermanını, ölüm hükmünü vermediği, eceli gelmemiş kimseleri de geri gönderir. Tekrar hayata gönderir. Ne zamana kadar? Adı konmuş, Allah tarafından belirlenmiş bir ecele kadar. Demek ki her gece Allah bizi öldürüyor ve ecelimizin dolacağı güne kadar da her sabah bizi bir daha kaldırıyor. Gece bizi öldürmüşken Rabbimiz sabahleyin yeni bir fırsatla, yepyeni bir imkânla bizi bir daha kaldırıyor. Sebep ne? Belki bugün aklını başına alır, belki bugün Allah’a kulluğa döner, belki bugün fırsatı değerlendirir diye. Belki de yarın kıyamet gününde Rabbimize karşı bir itiraz hakkımız kalmasın, bir mâzeretimiz olmasın diye böyle yapıyor. İşte bütün bunlarda düşünecek, tefekkür edecek, düşünüp değerlendirecek bir toplum için âyetler vardır, ibretler vardır.
Canlar üzerinde yegâne tasarruf sahibi, yegâne hüküm sahibi Allah’tır. Geceleyin herkesi uyutan, vefat ettiren, eceli dolanların ruhlarını tutup öldüren, ama vakti gelmemiş olanları tekrar diriltip uyandıran O’dur. Hayat ve ölüm üzerinde yegâne Mâlik, yegâne söz sahibi O’dur. Uyku esnasında da, ölüm esnasında da kulları üzerinde yegâne tasarrufunu, hükümranlığını yürüten O’dur. Yaşamamız gerekiyorsa hayat konumumuzu, ölmemiz gerekiyorsa ölüm konumumuzu belirleyen, takdir eden, uygulayan O’dur. Yeryüzünde en çok sevdiği, yeryüzünün en şereflisi elçisine bile bu konuda bir yetki vermemiştir. Her konuda, hayat ve ölüm konusunda, hidâyet ve dalâlet konusunda yetki sadece kendisine aittir. O’nun hidâyette dedikleri hidâyettedir, dalâlette dedikleri de dalâlettedir.
Allah, canlıların ruhlarını ölüm anında alır. Henüz ölmemiş olanların ruhlarını da uyurken alır. (uyurken) eceli gelenlerin ruhlarını bedene göndermeyip tutar. Diğerlerinin (eceli gelmeyenlerin) ruhlarını ise belli bir vakte kadar bedene iade eder. Şüphesiz ki bunda, düşünen bir kavim için deliller vardır.
Allah Teala bu âyet-i kerimede, ilahlığın sadece kendisine ait olduğunu, bunun delilinin ise öldürme ve öldürtmenin onun tarafından gerçekleştirilmesi olduğunu beyan ederek buyuruyor ki: “Canlıların eceli gelince Allah onları öldürür. Sağ olanlar da uyku uyurken ölmüş gibi olurlar. Uyku uyuyanların bir kısmının eceli gelmişse uyku anında alınan ruhlarını tekrar vücutlarına iade etmez. Böylece uykularından uyanamayip ölürler. Uyku uyuyanların henüz eceli gelmemişse Allah onların ruhlarını tekrar vücutlarına iade eder. Onlar da uyanıp hayatlarına, ecelleri gelinceye kadar devam ederler.
Süddî diyor ki: “Allah, diriler uyuduğu zaman, onlarla ölülerin ruhlarını bir araya getirir. Onlar Allahın dilediği kadar birbirleriyle tanışırlar, görüşürler ve birbirlerine sorular sorarlar dirilerin ruhları sebrest bırakılır onlar tekrar bedenlerine dönerler. Diğerlerinin ruhları da geri dönmek isterler. Allah, ölmelerini takdir ettiği kimselerin ruhlarını geri göndermez. Ölmelerini takdir etmediği kimselerin ruhlarını ecelleri gelinceye kadar vücutlarına iade eder.”
Peygamber efendimiz (s.a.v.) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmaktadırlar:
“Sizden biriniz yatağına çekildiğinde elbiselerinin ucu ile döşeğini süpürsün. “Bismillah” desin. Çünkü o yataktan kalkıp gittikten sonra onun yerine yatakta neyin yattığını bilemez. Yatağa yatmak isterken sağ tarafına yatsın ve “Ey Allahın seni tesbih ederim. Yanımı senin adınla buraya koyuyorum ve senin adınla buradan kaldıracağım. Eğer ruhumu tutup gördemyeceksen (ölecekse) sen onu affet. Şayet tekrar göndereceksen sen onu salih kullarını muhafaza ettiğin şey ile muhafaza et.”
“Uyku küçük ölüdür” diye bir atasözümüz vardır. Allah ve ahirete inanan ve inanmayan herkes uyku uyur” işlerime Allah’ı karıştırmam” diyenler yirmi dört saat Allah’ın denetimi ve yönetiminde yaşarlar. Kalbini çalıştıran, kanını coşturan Allah onu uyutuyorda.
Kişi uyuyunca kendine sahip değildir ama Allah ona sahipdir. Geçici olarak Ruhunu alıyor. Güneş yeryüzünden uzak olduğu halde, ışığıyla yakında olduğu gibi, ruhumuz da uyuyandan uzaklaşıyor ama bedenin yaşantısını ışığıyla devam ettiriyor. Uyanınca ruh geri geliyor.
Allah o ruhu geri vermezse, işte o zaman kişi ölüyor. Ruh berzah alemine alınıyor. Beden toprak oluyor, yanıp duman oluyor ama ruhla bağlantısı devam ediyor. Kıyamet gününde o ruhla beden buluşturuluyor ve ahiretteki diriliş başlıyor. Ahiretteki dirilişi inkar edenler, uyku üzerine biraz kitap okusalar faydalı olur
Yüce Allah, ecelleri geldiğinde ruhları bedenlerden alır. Bu, büyük ölümdür.Yine Allah, ölmemiş olan ruhları da, uykularında öldürür. Bu da küçük ölümdür.
İbn Cüzeyy şöyle der: Bu âyet, ibret alınmak içindir. Yani, Allah ruhları iki şekilde alır. Biri gerçek mânâda tam bir alıştır ki Buna “ölüm” denir. Diğeri ise uyku ölümüdür. Çünkü uykudaki kimse, görememek ve işitememek hususunda ölü gibidir. Yüce Allah’ın, “geceleyin sizi öldüren (öldürür gibi uyutan) o dur” mealindeki âyeti de bu mânâyadır.
Âyetin son bölümü, önceki bölüm üzerine atfedilmiştir. Takdiri şöyledir: ” Ölmemiş olan ruhları da uykusunda alır” İbn Kesir de şöyle der: Yüce Allah, kendisinin, varlık âleminde dilediği gibi tasarruf edici olduğunu, bedenlerden ruhları alan melekleri göndermek suretiyle büyük ölümle uykuda da küçük ölümle ruhları aldığını bildirdi.
Sahibini öldürüp de aldığı ruhu tutar, bedene geri göndermez. Uyuyan kimselerin ruhlarını ise, uyandığında, belli bir zamana kadar bedenlerine iade eder. O belirli zaman, gerçek ölüm zamanıdır. İbn Abbas şöyle der: Dirilerin ve ölülerin ruhları uykuda karşılaşır. Allah’ın onlar için dilediği kadar tanışıp konuşurlar. Ruhlar bedenlerine dönmek istediklerinde, Allah, ölülerin ruhlarını katında tutar. Dirilerin ruhlarını bedenlerine gönderir. Kurtubî şöyle der: Bu âyette, Yüce Allah’ın kudretinin büyüklüğüne, tek ilah olduğuna, öldüren ve diriltenin kendisi olduğuna, dilediğini yaptığına ve bunları Ondan başkasının yapamayacağına dikkat çekilmektedir. Bunun içindir ki Yüce Allah şöyle buyurmuştur: İşte bu harikulade işlerde, onları düşünüp ibret alan bir kavim için, Allah’ın ilminin ve gücünün sonsuzluğunu gösteren açık ve kesin alâmetler vardır.
Selam ve dua ile…
Sorularla İslamiyet
26 Ağustos 2010: 07:27 #775601Anonim
Süddî diyor ki: “Allah, diriler uyuduğu zaman, onlarla ölülerin ruhlarını bir araya getirir. Onlar Allahın dilediği kadar birbirleriyle tanışırlar, görüşürler ve birbirlerine sorular sorarlar dirilerin ruhları sebrest bırakılır onlar tekrar bedenlerine dönerler. Diğerlerinin ruhları da geri dönmek isterler. Allah, ölmelerini takdir ettiği kimselerin ruhlarını geri göndermez. Ölmelerini takdir etmediği kimselerin ruhlarını ecelleri gelinceye kadar vücutlarına iade eder.”
İbn Abbas şöyle der: Dirilerin ve ölülerin ruhları uykuda karşılaşır. Allah’ın onlar için dilediği kadar tanışıp konuşurlar. Ruhlar bedenlerine dönmek istediklerinde, Allah, ölülerin ruhlarını katında tutar
burada sözü edilen uyku halindeyken gördüğümüz ve rüya die adlandırdığımız şeylermi acaba… çünkü çoğu zaman hayatımızda ölmüş olan kişileride görüyoruz bu rüyalarda…
26 Ağustos 2010: 09:15 #775607Anonim
Ayeti kerimeyi hatırlattığınız ve bilgileri eklediğiniz için sizlere teşekkürler.
burada sözü edilen uyku halindeyken gördüğümüz ve rüya die adlandırdığımız şeylermi acaba… çünkü çoğu zaman hayatımızda ölmüş olan kişileride görüyoruz bu rüyalarda…
Bence öyle sayın SaYa.
Genelde İnsanlar şunu tam fark etmiyorlar. Biz ahrette ruh olarak var olmayacağız ki. Çoğu insan bunu böyle sanıyor. O yüzden de dinden uzaklaşıp dünyadan zevk almaya bakanlar bile vardır kimbilir. Halbuki yüce Allah bizleri aynen bedenimizle yeniden bir yaratılışla var edecek. Parmaklarımız bile yeniden var olacak. Her şeyi ile tam bir şekilde. İnsanlar en dinç oldukları zaman yani 33 yaşında olacaklarmış. Bizim ahret günü ve diriliş inancımız böyle. Sanırım bu konuda halkı şaşırtan hristiyan yapımı filmler oluyor.
Kur’an ın anlatımına dayanırsak ölüm uykuya benzetildiğine göre. (Hatta bakara suresindeki Hz. İbrahim ile Güvercinler ve Hz. Üzeyr ile Eşeği ve Ashabı Kefh ile kitmir’i de bu düşünceye destek olarak eklersek.) Hepsini akılla yoğurduğumuzda karşımıza mantıksal olarak şu sonuç çıkıyor;
Diriliş bedenle olacak. Ölüm hali uyku halidir. Uyku hali de ölüm halidir. Bu durumda rüya da yaşadıklarımız da o hale ait bir şeylerdir. Ölünce neler yaşanacağını doğal olarak bilmiyoruz. Fakat çıkarsama yaparak arada benzerlik kurabiliriz. (fakat ölüm halindeki rüya daha şiddetlisi olması gerek. Çünkü bedenle ilişki tamamen kopuyor. Uyku – Rüya halinde ise biri dürtse hey dese insan hemen uyanır. Yani daha korkunc bir rüya yada çok daha güzel bir rüya gibi.) Gördüğümüz rüyalarda iki türlü ya kabustur gördüğümüz yada uçarız, yüzeriz veya çiçeklerle dolu bir bahçede gezeriz.
Benim bu konu hakkında düşündüklerim bunlar. Umarım dinimiz ile bağdaşmayan yanlış bir fikre kapılmamışımdır. :S
Saygılar..
26 Ağustos 2010: 09:28 #775608Anonim
Diriliş bedenle olacak. Ölüm hali uyku halidir. Uyku hali de ölüm halidir. Bu durumda rüya da yaşadıklarımız da o hale ait bir şeylerdir. Ölünce neler yaşanacağını doğal olarak bilmiyoruz.
teşekkür ederim açıklamalarınız için… fakat yukarıda ki cümlenize takıldım azcık… çünkü ölüm sonrası hayat bize anlatılıyor…yani öldükten sonra neler yaşanacağını doğal olarak bilmiyoruz die bir şey yok… öldükten sonra kabir hayatından mahşere kadar olan zamanla alakalı pek çok bilgiler bi şekilde bizlere sunulmuştur….
ölümden sonra neler olacağı ile ilgili http://www.sorularlaislamiyet.com/index.php?s=show_qna&id=24078 bu linkden bilgi alabilirsiniz..
26 Ağustos 2010: 10:29 #775613Anonim
@Abidin 207938 wrote:
Diriliş bedenle olacak. Ölüm hali uyku halidir. Uyku hali de ölüm halidir. Bu durumda rüya da yaşadıklarımız da o hale ait bir şeylerdir. Ölünce neler yaşanacağını doğal olarak bilmiyoruz.
O zaman şu kısmı biraz açıklamalıyım.
Bunda kast ettiğim uyku ile ölüm arasındaki “Kıyas” tır. Yani Uykuyu ve Rüyayı tecrübe edip deneyebiliyoruz. Fakat ölümü deneyemiyoruz. Yani bu yüzden ne olacağını bilmiyoruz. (Yani kesin inanıyoruz ama Allah bilir diyoruz.) Kastım budur.
Dinimiz tabi ki dünya hayatı için aydınlatıcı bir rehber ve ahret için ise ip ucudur (Habercidir.) dünyadaki konulara kesin delillerle cevap (emirler ve yasaklar olarak) verse de ahret için verdiği haberler genelde mecazidir. Bu yüzden biz amenna ne olursa olsun Rabbimiz den gelen haberi alır. Kıyametin olacağına ve dirilişin olacağına dair kesin bir inanç ediniriz. Örneğin cennet altlarından akan ırmaklarla ve dolgun salkımlı muzlarla tasvir edilmiştir. Fakat en büyük nimet Allah’ın rızasını kazanıp kurtulmak değilmidir ? demek ki Ahret ile ilgili verilen haberler belirli ve kesin olmakla birlikte mecazi bir anlatım kullanılmış. Belkide dünya anlayışı ile anlayamayacağımızdandr.. Belki bunda bile Allah Tealanın bir nimeti ve merhameti bizler için anlamada bir kolaylık vardır. (Bize ne haber verdiysen amenna duyduk inandık yarabbi.) En güzeli şöyle demek “En doğrusunu Allah bilir.” zaten ondan başka dayanacak bir şeyimiz yok ki.
Bazı Kuvvetli hadis-i şerifler de bu haberleri aydınlatmaya yönelik. Örneğin arşivimdeki bir tanesini ekleyim:
“Peygamber aleyhissalatü vesselam, ile birlikte Ensar’dan bir adamın cenâzesini defnetmek için çıktık, kabre geldiğimizde kabir henüz kazılmamıştı. Rasûlullah oturunca, biz de onun meclisine saygıdan dolayı sanki başımızda kuş duruyor muşçasına hepimiz hareketsiz bir şekilde onun etrafında oturduk. Elinde bir çubuk vardı ve düşünceli bir şekilde çubuğun bir ucuyla yeri eşeliyordu. Başına kaldırdı ve -iki veya üç defa-: Kabir azabından Allah’a sığının, buyurdu. Sonra şöyle buyurdu: Mümin kul, dünyadan ayrılmak ve âhirete yönelmek üzere olduğu zaman ona gökten yüzleri sanki güneş gibi olan beyaz yüzlü melekler iner. Yanlarında cennet kefenlerinden ve kokularından vardır. Onun görebileceği yere otururlar. Sonra ölüm meleği gelir, baş tarafına oturur ve şöyle der: Ey güzel ruh, çık ve Rabbinin mağfiretine ve rızâsına gel. Bunun üzerine o ruh, tulumun ağzından damlayan bir damla gibi çıkar ve ölüm meleği onu alır. Ölüm meleği, mümin kulun ruhunu aldığında, melekler onu göz açıp kapayacak kadar ölüm meleğinin elinde bırakmazlar. Onu ölüm meleğinin elinden alırlar ve bu kefene koyarlar. O ruhtan, yeryüzünde bulunan en güzel mis kokusu gibi bir koku çıkar. Onu melekler arasından geçirirken: Bu güzel ruh nedir? derler. Dünyadaki en güzel isimlerini söyleyerek, falan oğlu falandır, derler. Dünya semâsına ulaşıncaya kadar çıkarırlar. Melekler onun için kapının açılmasını isterler. Onlara kapı açılır. Bunun üzerine yedinci semâya ulaşıncaya kadar her semâda bulunan Allah’a yakın melekler o ruha eşlik ederler. Nihâyet Allah şöyle buyurur: ‘Kulumun amel defterini, İlliyyîn’e yazın ve ruhunu yeryüzüne geri gönderin. Çünkü ben, onları ondan (topraktan) yarattım ve yine ona döndüreceğim. Bir defa daha onları (hesaba çekmek üzere) topraktan çıkaracağım.’ Bunun üzerine mümin kulun ruhu bedenine iâde edilir. Ardından iki melek yanına gelip onu oturturlar ve:
Rabbin kimdir? derler.
Mümin kul: Rabbim Allah’tır, der.
Onlar: Dinin nedir? derler.
Mümin kul: Dinim İslâm’dır, der.
Onlar: Size gönderilen adam hakkında ne dersin? derler.
Mümin kul: O Allah’ın elçisidir, der.
Onlar: Sana bunları bildiren nedir? derler.
Mümin kul: Allah’ın kitabını okudum, ona inandım ve onu tasdik ettim, der.
Bunun üzerine semâdan bir ses gelir: Kulum doğru söyledi. Cennetten bir yer döşeyin (makamını hazırlayın), onu cennet elbiselerinden giydirin ve ona cennetten bir kapı açın, der. Bunun üzerine ona cennetin esintisinden ve güzel kokusundan kokular gelir, gözünün görebileceği yere kadar kabri genişletilir. Sonra ona, güzel yüzlü, güzel elbiseli ve güzel kokular içerisinde olan birisi gelir ve seni mutlu edecek şeyle sevin. Bugün sana va’d olunan gündür, der. Bunun üzerine o: Sen kimsin? Senin o hayırlı yüzün nedir, der. O: Ben, senin sâlih amelinim der. Bunu işitince, Yâ Rabbi! Kıyâmeti çabuk kopar ki, âileme ve malıma kavuşayım, der.
Kâfir kul, dünyadan ayrılmak ve âhirete yönelmek üzere olduğu zaman, yanlarında kaba ve sert elbise olan siyah yüzlü melekler gelir ve onun görebileceği bir yerde otururlar. Sonra ölüm meleği onun yanına gelip başucunda oturur ve ona: Ey çirkin ruh, haydi çık! Allah’ın öfkesine ve gazabına gel! der. Bunun üzerine ruhu bedenine dağılır ve ıslak yüne dolaşan pıtrağın (dikenli otların) yünden çekilip çıkarıldığı gibi, ölüm meleği onun ruhunu bedeninden çekip alır (ruhu bedeninden güçlükle ayrılır). Ölüm meleği ruhunu alınca da, melekler onu göz açıp kapayacak kadar ölüm meleğinin elinde bırakmazlar. Onu ölüm meleğinin elinden alırlar ve kaba ve sert elbisenin içine koyarlar. Ondan yeryüzünde bulunan en pis leş kokusu gibi bir koku çıkar. Onu semâya yükseltirler. Her semâda bulunan meleklerin yanından geçerken onlar: “Bu pis ruh kimindir? derler. Melekler, dünyadaki en kötü ismini söyleyerek, falan oğlu falandır, derler. Dünya semâsına gelince, onun için semânın kapılarının açılmasını isterler, fakat ona kapılar açılmaz.
Sonra Rasûlullah şu ayeti okudu: “(Öldükleri zaman) onlar (ın ruhların)a gök kapıları açılmaz ve deve, iğne deliğinden geçinceye kadar onlar cennete giremezler. Suçluları işte böyle cezâlandırırız.” (A’râf, 7/40) Allah şöyle buyurur: “Onun amel defterini Siccîn’e (en aşağı tabakaya) yazın”. Sonra onun ruhu, gökten yere fırlatılıp atılır. Sonra Rasûlullah şu âyeti okudu: “Kim Allah’a ortak koşarsa, sanki o, gökten düşüp de parçalanmış da kendisini kuşlar kapmış veya rüzgâr onu uzak bir yere sürükleyip atmış kimse gibidir.” (Hac, 22/31). Ardından ruhu bedenine iâde olunur da (Münker ve Nekir adlı) iki melek ona gelip yanına oturur ve:
Rabbin kimdir? derler.
Kâfir kul: Hah…Hah… Bilmiyorum, der.
Onlar: Dinin nedir? derler.
Kâfir kul: Hah…Hah… Bilmiyorum, der.
Onlar: Size gönderilen adam hakkında ne dersin? derler.
Kâfir kul: Hah…Hah… Bilmiyorum, der.
Bunun üzerine semâdan bir ses: ‘Yalan söyledi, ona cehennem’deki yerini hazırlayın ve ona cehennemden bir kapı açın’ der. Cehennem ateşinin sıcağından ve sıcak rüzgârından gelir ve kaburgaları birbirine geçecek şekilde kabri ona daraltılır. Çirkin yüzlü, kötü elbiseli ve pis kokulu bir adam ona gelir ve şöyle der: Seni üzecek şeye sevin! Bugün, va’d olunduğun gündür. Kâfir ruh ona: Sen kimsin? Çirkin yüz kötülük getirdi, der. O da: Ben senin çirkin amelinim, der. Bunun üzerine: Rabbim! Kıyameti koparma, der.” (bk. Müsned, 4/288, 397; et-Terğîb ve’t-Terhîb, 3/369; Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dili Kur’an Dili, 2/1229)
Konu çok derin ve uzun bir konu. Daha yazacak çok şey olsa da ben daha yazamayacağım. 😀
UYKU ile İlgili Ekleme: Biz mecazi tabirle Topraktan Yani elementlerden, minerallerden meydana gelmişiz. Bizlere his veren 5 duyumuz var. Bunun dışında bilimin şuan tam olarak açıklayamadığı Rüyalarımız Materyalizmin kolaylıkla giremeyeceği çok korunaklı bir kaledir. “Bence” Çünkü 5 duyu dışında rüyada koklayabiliriz, Doyabiliriz, Uçabiliriz, duyabiliriz. Rüyalar ilginç
Neyse bu konuda bende bu kadar 😀 Sizlere hayırlı günler..Saygılar..
26 Ağustos 2010: 10:46 #775614Anonim
Allah razı olsun…
26 Ağustos 2010: 12:08 #775621Anonim
En doğrusunu ALLAH bilir. Allah tüm inanan iyi insanları Kabir fitnesinden korusun. (Amin)
26 Ağustos 2010: 12:25 #775623Anonim
26 Ağustos 2010: 19:06 #775644Anonim
Cevaplar için teşekkürler.
Bi de Üstad Bediüzzaman Risale-i Nur’da bu konuya hiç deyinmiş mi acaba??
Üstadın görüşünü bilen var mı?? -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.