• Bu konu 1 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
3 yazı görüntüleniyor - 1 ile 3 arası (toplam 3)
  • Yazar
    Yazılar
  • #665159
    Anonim

      Kardeşlerim,

      bugünlerde biri Risaletü’n-Nur talebelerine,

      diğeri bana ait iki mesele ihtar edildi.

      Ehemmiyetine binaen yazıyorum.

      BİRİNCİ MESELE:
      Birinci Şuada iki üç âyetin işârâtında,
      Risaletü’n-Nur’un sadık talebeleri imanla kabre gideceklerine ve ehl-i Cennet olacaklarına dair kudsî bir müjde ve kuvvetli bir beşaret bulunduğu gösterilmiştir.
      Fakat bu pek büyük meseleye ve çok kıymettar işarete tam kuvvet verecek bir delil ister diye beklerdim, çoktan beri muntazırdım. Lillâhilhamd,
      iki emâre birden kalbime geldi:

      Birinci emare: İman-ı tahkikî ilmelyakînden hakkalyakîne yakınlaştıkça daha selb edilmeyeceğine ehl-i keşif ve tahkik hükmetmişler ve demişler ki: “Sekerat vaktinde şeytan vesvesesiyle ancak akla şüpheler verip tereddüde düşürebilir.” Bu nevi iman-ı tahkikî ise yalnız akılda durmuyor. Belki hem kalbe, hem ruha, hem sırra, hem öyle letâife sirayet ediyor, kökleşiyor ki, şeytanın eli o yerlere yetişemiyor. Öylelerin imanı zevalden mahfuz kalıyor.”

      Bu iman-ı tahkikînin vusulüne vesile olan bir yolu, velâyet-i kâmile ile keşif ve şuhud ile hakikate yetişmektir. Bu yol ehass-ı havassa mahsustur, iman-ı şuhûdîdir.

      İkinci yol, iman-ı bilgayb cihetinde, sırr-ı vahyin feyziyle, burhanî ve Kur’ânî bir tarzda, akıl ve kalbin imtizacıyla, hakkalyakîn derecesinde bir kuvvetle zaruret ve bedâhet derecesine gelen bir ilmelyakînle hakaik-i imaniyeyi tasdik etmektir.

      Bu ikinci yol, Risaletü’n-Nur’un esası, mayası, temeli, ruhu, hakikati olduğunu has talebeleri görüyorlar. Başkalar dahi insafla baksa, Risaletü’n-Nur hakaik i imaniyeye muhalif olan yolları gayr-ı mümkin ve muhal ve mümteni derecesinde gösterdiğini görecekler.

      İkinci emare: Risaletü’n-Nur’un sadık şakirtleri, hüsn-ü âkıbetlerine ve iman-ı kâmil kazanmalarına o derece kesretli ve makbul ve samimî dualar oluyor ki, o duaların içinde hiçbiri kabul olmamasına akıl imkân veremiyor.

      Ezcümle: Risaletü’n-Nur’un bir hâdimi ve birtek şakirdi, yirmi dört saatte, Risaletü’n-Nur talebelerinin hüsn-ü âkıbetlerine ve saadet-i ebediyeye mazhar olmalarına yüz defa Risaletü’n-Nur talebelerine ettiği duaları içinde hiç olmazsa yirmi otuz defa selâmet-i imanlarına ve hususî hüsn-ü âkıbetlerine ve imanla kabre girmelerine, aynı duayı, en ziyade kabule medar olan şerait içinde ediyor.

      Hem Risaletü’n-Nur’un talebeleri bu zamanda her cihetten ziyade hücuma mâruz olan iman hususunda, birbirine selâmet-i iman hakkındaki samimî, mâsum lisanlarıyla dualarının yekûnu öyle bir kuvvettedir ki, rahmet ve hikmet onun reddine müsaade etmezler. Faraza, mecmuu itibarıyla reddedilse, tek bir tane onların içinde kabul olunsa, yine her biri selâmet-i imanla kabre gireceğine kâfi geliyor. Çünkü herbir dua umuma bakar.

      İKİNCİ MESELE: Yirmi sene evvel tab edilen Sünuhat risalesinde, hakikatli bir rüyada, âlem-i İslâmın mukadderatını meşveret eden ruhanî bir meclis tarafından bu asrın hesabına Eski Said’den sordukları suale karşı verdiği cevabın bir parçası şimdilik tezahür etmiştir.
      O zaman, o manevî meclis demiş ki: “Bu Alman mağlûbiyetiyle neticelenen bu harpte Osmanlı Devletinin mağlubiyetinin hikmeti nedir?”

      Cevaben Eski Said demiş ki:
      “Eğer galip olsaydık, medeniyet hatırı için çok mukaddesatı feda edecektik. Nasıl ki yedi sene sonra edildi. Ve medeniyet namıyla âlem-i İslâm, hususan Haremeyn-i Şerifeyn gibi mevâki-i mübarekeye, Anadolu’da tatbik edilen rejim kolaylıkla, cebren teşmil ve tatbik edilecekti.
      İnâyet-i İlâhiyeyle onların muhafazası için kader mağlûbiyetimize fetva verdi.”

      Aynen bu cevaptan yirmi sene sonra, yine gecede, “Bîtaraf kalıp, giden mülkünü geri almakla beraber, Mısır ve Hind’i de kurtararak, bizimle ittihada getirmek, siyaset-i âlemce en büyük muzafferiyet kazanmak varken, şüpheli, dağdağalı, fâidesiz bir düşmana (İngiliz) taraftarlık göstermekle muzaaf bir surette ve zararlı bir yolu tercih etmek, böyle zeki, belki dâhi insanların nazarında saklı kalmasının hikmeti nedir?” diye sual benden oldu.

      Gelen cevap, manevî cânipten geldi. Bana denildi ki: “Sen, yirmi sene evvel mânevî suale verdiğin cevap, senin bu sualine aynı cevaptır. Yani, eğer galip tarafı iltizam edilseydi, yine mimsiz medeniyet namına galibâne mümanaat görmeyecek bir tarzda, bu rejimi âlem-i İslâma, mevaki-i mübarekeye teşmil ve tatbik edilecekti. Üç yüz elli milyon İslâmın selâmeti için bu zahir yanlışı görmediler, kör gibi hareket ettiler.” (Kastamonu Lahikası, 13. Mektup)
      Bediüzzaman Said Nursi
      LÜGAT:
      Bedâhet : Açıklık, Aşikâr Olma
      Beşaret : Müjdeleme
      Burhanî : Kuvvetli Ve Sarsılmaz Delilleri Olan
      Cihet : Yön
      Ehass-I Havas : Üst Tabaka, Aydın Kesim
      Ehl-İ Cennet : Cennet Ehli, Cennetlik
      Ehl-İ Keşif Ve Tahkik : Mâneviyat Âlemlerinde İman Hakikatlerini Gözleme Yeteneğine Sahip Olanlar Ve Hakikatleri Araştırıp Delilleriyle Bilen Âlimler
      Emâre : Belirti, İşâret
      Feyz : Bereket, Nimet
      Gayr-I Mümkin : Mümkün Olmayan
      Hakaik-İ İmaniye : İmân Hakikatleri
      Hakikat : Gerçek, Doğru
      Hakkalyakîn : Bizzat Yaşayarak Elde Edilen Kesin Bilgi
      Hüsn-Ü Âkıbet : Güzel Sonuç, İyi Netice
      İlmelyakîn : İlme Ve Sağlam Delillere Dayanarak, Şüpheye Yer Bırakmayacak Şekilde Kesin Bilme
      İman-I Bilgayb : Gabya, Görünmeyen Hakikatlere İman
      İman-I Kâmil : Tam Ve Mükemmel İman
      İman-I Şuhûdî : Gözle Görürcesine İman Etme
      İman-I Tahkikî : Sağlam, Sarsılmaz Bir İman
      İmtizac : Birleşme, Kaynaşma
      İşârât : İşaretler, Belirtiler
      Kesretli : Çok
      Keşif : Kalb Gözüyle Görme, Mânevî Âlemlere Ait Bazı Olayları Ve Hakikatleri Görme
      Kıymettar : Kıymetli, Değerli
      Kudsî : Her Türlü Kusur Ve Noksandan Uzak, Kutsal
      Kur’ânî : Kur’ân’a Ait, Kur’ân’dan Alınan
      Letâif : Lâtifeler, Duygular
      Lillâhilhamd : Allah’a Hamd Olsun Ki
      Mahfuz : Muhafaza Edilmiş, Korunmuş
      Makbul : Kabul Görmüş
      Muhal : İmkânsız, Olmayacak Şey
      Muhalif : Aykırı, Zıt
      Muntazır : Bekleyen, Hazır
      Mümteni : İmkânsız
      Nevi : Tür, Çeşit
      Risaletü’n-Nur : Risale-İ Nur’un Diğer Bir Adı
      Sadık : Doğru Sözlü, Dürüst
      Sekerat : Can Çekişme Anı
      Selb Edilme : Kaldırılma
      Sırr-I Vahy : İlâhî Vahyin Sırrı, Hakikati
      Sirayet : Bulaşma, Yayılma
      Şakirt : Talebe, Öğrenci
      Şuhud : İlâhî Ve Gizli Sırları Allah’ın İzni İle Görme
      Tasdik : Doğrulama, Kabul Etme
      Tereddüt : Şüphe
      Velâyet-İ Kâmile : Kâmil Velilik, Olgunluğa Ermiş Velilik
      Vesvese : Şüphe, Kuruntu
      Vusul : Kavuşma, Erişme
      Zaruret : Zorunluluk, Gereklilik
      Zeval : Geçip Gitme, Sona Erme
      Âlem-İ İslâm : İslâm Dünyası
      Bîtaraf : Tarafsız
      Cebren : Zorla, Baskıyla
      Cihet : Yön, Taraf
      Evvel : Önce
      Ezcümle : Bu Cümleden, Meselâ
      Faraza : Varsayalım Ki
      Hâdim : Hizmetçi
      Hakikat : Gerçek, Doğru
      Haremeyn-İ Şerifeyn : Kutsal Olan İki Yer
      Harp : Savaş
      Hikmet : İlâhî Gaye Ve Fayda
      Hususan : Bilhassa, Özellikle
      Hususî : Özel
      Hüsn-Ü Âkıbet : Güzel Sonuç, İmanlı Bir Şekilde Ölme
      İnâyet-İ İlâhiye : Allah’ın İnâyeti, Yardımı
      İttihad : Birleşme
      Kader : Allah’ın Meydana Gelecek Hâdiseleri Olmadan Önce Bilmesi, Takdir Etmesi, Plânlaması
      Kaderin Fetva Vermesi : Cüz’î İradeyle Şer Ve Kötülüğün Tercih Edilmesine Karşılık Allah’ın Kullarına Şer Neticeleri Takdir Etmesi
      Kâfi : Yeterli
      Lisan : Dil
      Mazhar : Nail Olma, Erişme
      Mecmu : Toplam, Bütün
      Medar : Sebep, Vesile
      Meşveret : Bir İşin Çözümü İçin Toplanan Bir Meclisin Birbirlerine Danışıp Görüşmeleri
      Mevâki-İ Mübareke : Mübarek Mevkiler, Yerler
      Muhafaza : Koruma
      Mukadderat : Allah Tarafından Takdir Olunmuş İleride Meydana Gelecek Haller Ve Olaylar
      Mukaddesât : Mukaddes Olan Şeyler, Kutsal Değerler
      Muzafferiyet : Galibiyet, Üstünlük
      Nam : Ad
      Rahmet : İlâhî Şefkat Ve Merhamet
      Risaletü’n-Nur : Risale-İ Nur’un Diğer Bir Adı
      Ruhanî : Ruh Âlemine Ait
      Saadet-İ Ebediye : Sonu Olmayan, Sonsuz Mutluluk
      Selâmet-İ İman : İman Selâmeti, Sağlamlığı
      Siyaset-İ Âlem : Dünya Siyaseti
      Sünuhat Risalesi : Kalbe Doğan Mânâ Ve Hakikatler Anlamına Gelen Üstad Bediüzzaman’ın Bir Eseri
      Şakird : Talebe, Öğrenci
      Şerait : Şartlar
      Tab Edilen : Basılan
      Tatbik Etmek : Uygulamak
      Teşmil : İçine Alma, Kaplama
      Tezahür Etme : Belirme, Görünme, Ortaya Çıkma
      Umum : Bütün
      Yekûn : Bütün, Toplam
      Ziyade : Çok, Fazla
      Kaynak Risale Haber

      #778408
      Anonim

        çok süper paylaşım ama diyorlarki pcden risale okumanın yararı etkisi az oluyormuş gerçekten risaleyi kitaptan okuyunca daha yararlı oluyormuş…selametle….

        #778410
        Anonim

          ölümüne nurcuyuz…

        3 yazı görüntüleniyor - 1 ile 3 arası (toplam 3)
        • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.