• Bu konu 1 yanıt içerir, 3 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
3 yazı görüntüleniyor - 1 ile 3 arası (toplam 3)
  • Yazar
    Yazılar
  • #665484
    Anonim

      Bir bakkalın yeşil renkli, güzel sesli, söz söylemesini bilen
      bir papağını vardı.
      Bu papağan dükkânın bekçisi gibiydi. Alışverişe gelenlere,
      nükteli sözler söyleyerek şakalar yapardı. İnsanlar bir şey
      sorduğunda insan gibi cevap verir ve onlarla güzel güzel
      konuşurdu. Papağanlara has ötüşü de çok tatlıydı.
      Efendi bir gün evine gitmiş, papağan ise bakkalda bekçilik
      yapıyordu. Bir kedi, kovaladığı fareyle birlikte dükkânın
      içine daldı. Can korkusuyla ne yapacağını şaşıran zavallı
      papağan, bir o yana, bir bu yana kaçmaya çalıştı. Dükkânın bir
      köşesine sıçrayınca orada bulunan gül yağı şişelerini devirdi.
      Şişeler kırıldı, yağlar döküldü. Ortalık iyice karıştı.
      Hiçbir şeyden haberi olmayan dükkân sahibi işine döndü.
      Etrafına bakıp durumu anlayınca çok kızdı. Papağanın üstüne
      dökülen yağlardan, bu işi onun yaptığını düşündü. O öfkeyle
      papağanın başına vurdu. Vurmasıyla da olan oldu. Papağanın
      başındaki tüyleri döküldü. Kel oldu, dili tutuldu, konuşamaz
      oldu.
      Bakkal yaptığına pişman olup ah vah etmeye başladı ama ne
      çare. Saçını, sakalını yolarak, ”Keşke elim kırılsaydı da o
      tatlı dilli papağanıma vurmasaydım” diye yakınması boşunaydı.
      Papağan kel başıyla, sessiz sedasız sinmiş bir vaziyette
      oturuyordu.
      Bakkal, papağanın eski neşeli haline dönmesi için, etrafa
      sadakalar ve hediyeler dağıttı. Aradan günler geçmesine
      rağmen, kuş hiç konuşmadı. Bakkal, papağanın bir daha hiç
      konuşmayacağı düşüncesiyle şaşkın ve ağlamaklı bir haldeydi.
      Kunuşturmak için türlü türlü acayip ve garip sesler çıkararak
      onu neşelendirmeye çalıştıysa da bir fayda sağlayamadı.
      Dükkân sahibi uğraşını sürdürürken, bir ara dükkânın önünden
      kel başlı bir derviş geçti. Papağan onu görünce dile geldi.
      ”Hey arkadaş” diye, dervişe seslenerek,
      ”Sen nasıl böyle kel oldun? Yoksa sen de gül yağı şişelerini
      mi kırdın?” dedi.
      Papağanın bu sözünü duyanlar gülmeye başladı. Çünkü papağan,
      kel başlı dervişin de kendisi gibi gül yağı şişelerini
      devirdiği için, sahibi tarafından başına vurularak saçlarının
      döküldüğünü zannediyordu.
      ***
      Papağanın, kendisini dervişle kıyas etmesi kendi bilgi ve
      tecrübesiyle sınırlıdır. Derviş, bağlı olduğu tarikat ve
      meşrep gereği o halde gezmekteydi. Bunu bilmeyen papağanın
      yaptığı değerlendirme, insanların kendisine gülmesine sebep
      olmaktadır.
      İnsanların, Allah dostları hakkında yanılgıya düşmeleri de
      aynı sebepledir. İnsanlar velîleri kendi nefisleriyle kıyas
      ederler.
      Acı suyla tatlı suyun berraklığı aynıdır. İkisini ayırt
      edebilmek tatmakla mümkündür. Allah’ın dostlarını
      değerlendirebilmek için, o makam ve hali yaşamak ve tatmak
      gerekir.
      Bilgi sahibi olmadan yaptığımız kıyaslamalar, papağan misali
      gülünç durumlara düşmemize sebep olur.

      #779649
      Anonim

        Tek kelimeyle super:):)

        #779652
        Anonim

          nede olsa mesneviden alıntı o kadar güzel olsun artık 🙂

        3 yazı görüntüleniyor - 1 ile 3 arası (toplam 3)
        • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.