• Bu konu 2 yanıt içerir, 4 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
4 yazı görüntüleniyor - 1 ile 4 arası (toplam 4)
  • Yazar
    Yazılar
  • #665634
    Anonim

      Jandarma komutanının odasından bağırtılar geliyordu: “Ne yapacaksın Said Nursî’yi, ne görüşeceksin onunla? Onu nereden tanıyorsun?
      – Efendim, onu sadece ziyaret etmek istiyorum.
      Jandarma komutanı çileden çıkmıştı:
      – Çık dışarıya, gözüm görmesin seni! Bir daha da buraya gelme!
      Bahri gerisin geri odadan çıktı. Üzüntüsüne diyecek yoktu. Derken karşı odadan bir ses duydu:
      – Heeey! Gelsene buraya…
      Çağıran, karakol yazıcısı Jandarma Hasan’dı. Bahri’yi tanımıştı. Yakın bir arkadaşının kardeşiydi.
      Birbirlerine sarıldılar. Bahri olan biteni anlattı. Jandarma Hasan:
      – Sen dur, bir de ben konuşayım komutanla, dedi.
      – Komutanım, dedi. Bahri benim yakınım olur. Eğer müsaade ederseniz, Hoca Efendi’yi bir görsün. Zararsız biridir. Ben ona kefil olurum.
      Hasan, Jandarma Komutanının güvendiği bir askerdi.
      – İyi bakalım, git görüştür. Yalnız bütün sorumluluk sana ait. Vukuat istemiyorum, dedi ve anahtarı verdi.
      Hasan “Sağol!” çekerek komutanın odasından çıktı.
      – Haydi Bahri, dedi. Komutanı razı ettik. Bir solukta gidip gelelim.
      Bahri’nin yüzünde güller açtı.
      Koşar adımlarla Bediüzzaman’ın evine vardılar. Komutanın verdiği anahtarla kapısını açtılar. İçeriden de Bediüzzaman açtı.
      Bir süre onun kapısını dışarıdan da kendileri kilitliyorlardı. Bir yere çıkmasına izin vermiyorlardı, kimseyle görüşmesine…
      Hasan’la Bahri karşılarında nur yüzlü bir insan buldular.
      Bediüzzaman, ilk defa gördüğü Hasan’a adıyla hitap ederek:
      – Hasan oğlum, sen çok büyük bir hizmet yaptın. Allah senden razı olsun, dedi.
      Hasan şaşırdı. İsmini nereden biliyordu?
      Sonra misafire de hoş geldin dedi ve:
      – Beni görmek için niçin bu kadar zahmet ettin? Eserlerimi okumakla beni görmüş gibi olurdun. Benim şahsımda bir şey yok, dedi.
      Bahri:
      – Hocam, dedi. Ben küçükken siz Kars’a babamla görüşmeye gelmiştiniz. Sizin burada olduğunuzu öğrenince gelip elinizi öpmek istedim.
      Bediüzzaman:
      – Sağol kardeşim, sizi duama dahil ediyorum. Başka bir arzun var mı?
      – Size maddî olarak bir yardım yapmak istiyorum, diye cevap verdi.
      Bediüzzaman, kimseden bir şey almazdı. Allah’tan başka kimseye el açmazdı. Biraz düşündükten sonra:
      – Oğlum, benim dünya malına ihtiyacım yok. Ben hiçbir şey istemiyorum. Ama mutlaka niyet etmişsen… Küçük bozuk paran var mı?
      Bahri neler olacağını anlamamakla beraber, cebinden küçük bozuk paralar çıkardı.
      Bediüzzaman onların içinden bir beş kuruşluk aldı:
      – Tamam aldım, Allah kabul etsin, dedi.
      Biraz sonra tekrar parayı Bahri’nin avucuna koydu ve şöyle dedi:
      – Ve sana geri iade ediyorum.
      (Bediüzzaman’la Yaşayan Öyküler, Ömer Faruk Paksu)

      #779899
      Anonim

        Bir süre onun kapısını da dışarıdan kendileri kilitliyorlardı :(:(:(

        #779900
        Anonim

          bu hadise bile üstadımızın üstün deha ve ahlakını göstermeye kafidir.

          #779925
          Anonim

            Bediüzzaman’ın aldığı hediye 5 kuruş!
            20 Ekim 2010 / 08:46
            Bediüzzaman Bahri’nin elindeki küçük bozuk paraların içinden bir beş kuruşluk aldı ve

            Risale Haber-Haber Merkezi
            Jandarma komutanının odasından bağırtılar geliyordu: “Ne yapacaksın Said Nursî’yi, ne görüşeceksin onunla? Onu nereden tanıyorsun?
            – Efendim, onu sadece ziyaret etmek istiyorum.
            Jandarma komutanı çileden çıkmıştı:
            – Çık dışarıya, gözüm görmesin seni! Bir daha da buraya gelme!
            Bahri gerisin geri odadan çıktı. Üzüntüsüne diyecek yoktu. Derken karşı odadan bir ses duydu:
            – Heeey! Gelsene buraya…
            Çağıran, karakol yazıcısı Jandarma Hasan’dı. Bahri’yi tanımıştı. Yakın bir arkadaşının kardeşiydi.
            Birbirlerine sarıldılar. Bahri olan biteni anlattı. Jandarma Hasan:
            – Sen dur, bir de ben konuşayım komutanla, dedi.
            – Komutanım, dedi. Bahri benim yakınım olur. Eğer müsaade ederseniz, Hoca Efendi’yi bir görsün. Zararsız biridir. Ben ona kefil olurum.
            Hasan, Jandarma Komutanının güvendiği bir askerdi.
            – İyi bakalım, git görüştür. Yalnız bütün sorumluluk sana ait. Vukuat istemiyorum, dedi ve anahtarı verdi.
            Hasan “Sağol!” çekerek komutanın odasından çıktı.
            – Haydi Bahri, dedi. Komutanı razı ettik. Bir solukta gidip gelelim.
            Bahri’nin yüzünde güller açtı.
            Koşar adımlarla Bediüzzaman’ın evine vardılar. Komutanın verdiği anahtarla kapısını açtılar. İçeriden de Bediüzzaman açtı.
            Bir süre onun kapısını dışarıdan da kendileri kilitliyorlardı. Bir yere çıkmasına izin vermiyorlardı, kimseyle görüşmesine…
            Hasan’la Bahri karşılarında nur yüzlü bir insan buldular.
            Bediüzzaman, ilk defa gördüğü Hasan’a adıyla hitap ederek:
            – Hasan oğlum, sen çok büyük bir hizmet yaptın. Allah senden razı olsun, dedi.
            Hasan şaşırdı. İsmini nereden biliyordu?
            Sonra misafire de hoş geldin dedi ve:
            – Beni görmek için niçin bu kadar zahmet ettin? Eserlerimi okumakla beni görmüş gibi olurdun. Benim şahsımda bir şey yok, dedi.
            Bahri:
            – Hocam, dedi. Ben küçükken siz Kars’a babamla görüşmeye gelmiştiniz. Sizin burada olduğunuzu öğrenince gelip elinizi öpmek istedim.
            Bediüzzaman:
            – Sağol kardeşim, sizi duama dahil ediyorum. Başka bir arzun var mı?
            – Size maddî olarak bir yardım yapmak istiyorum, diye cevap verdi.
            Bediüzzaman, kimseden bir şey almazdı. Allah’tan başka kimseye el açmazdı. Biraz düşündükten sonra:
            – Oğlum, benim dünya malına ihtiyacım yok. Ben hiçbir şey istemiyorum. Ama mutlaka niyet etmişsen… Küçük bozuk paran var mı?
            Bahri neler olacağını anlamamakla beraber, cebinden küçük bozuk paralar çıkardı.
            Bediüzzaman onların içinden bir beş kuruşluk aldı:
            – Tamam aldım, Allah kabul etsin, dedi.
            Biraz sonra tekrar parayı Bahri’nin avucuna koydu ve şöyle dedi:
            – Ve sana geri iade ediyorum.
            (Bediüzzaman’la Yaşayan Öyküler, Ömer Faruk Paksu)

          4 yazı görüntüleniyor - 1 ile 4 arası (toplam 4)
          • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.