- Bu konu 7 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
8 Kasım 2010: 14:21 #665937
Anonim
Allah’ın emri var onun için okuyorum
07 Kasım 2010 / 12:05
80 yaşındaki Menşüre Koçak, ilerlemiş yaşına rağmen okuma yazmayı öğrenmek kursa gidiyorMenşüre Koçak, okumanın yaşının olmadığını, beşikten mezara kadar okumak gerektiğini söyledi.
Geçmişten bu yana tek arzusunun okumak olduğunu belirten Koçak, her gün düzenli olarak mahallesinde açılan okuma yazma kursuna gittiğini ifade etti.
Koçak, şöyle konuştu:
’80 yaşındayım. 5 çocuğum ve 13 torunum var. Okuma yazma öğrenmek içimden geldi ve başarabilirsem okuyacağım. Okuma yazmamın olmamasının zorluklarını yaşıyorum. Yalnız yaşıyorum ve kimseye bir telefon dahi açamıyorum. Onun için bu kursa katılıp, okuma yazma öğrenmeyi çok istiyorum. Bir kitap veya gazete okumak ve zamanımı güzel şekilde değerlendirmek istiyorum. Bu nedenle azmettim ve İnşallah okumayı da yazmayı da öğreneceğim.’
‘OKUMAK ULU BİR EMİR’
Okumanın aynı zamanda ulu bir emir olduğunu ifade eden Koçak, bu yönüyle de bir emri yerine getirmek istediğini kaydetti.
Toplumda hala kız çocuğunu okutmayan insanlar olduğunu ve özellikle bu kişilerin davranışları karşısında hayrete düştüğünü belirten Koçak, şunları dile getirdi:
‘Allah’ın emri var. Beşikten mezara kadar okumak lazım. İlim öğrenmek lazım. Okuma yazma da bir ilimdir. Bunun için herkesin duyarlı olması ve çocuğunu zamanında okutması lazım. Benim her zaman okuma isteğim vardı. Kur’an-ı Kerim’i okuduğum zaman da böyle heyecanlanmıştım. Gece gündüz ‘Allah’ım bana nasip et’ diye yalvardım ve bana Kur’an-ı Kerim’i okumayı nasip etti. Tam 40 yaşında Kur’an okumayı öğrendim. Şimdi de okumayı ve yazmayı öğrenmek istiyorum. Allah’ım hocama da sabırlar versin. Bu yaşta öğrenmek oldukça güç. Zaten en fazla zahmeti de hocamız çekiyor. O olmazsa biz öğrenemeyiz.’
Kurs öğretmenlerinden Sümeyye Elif Aydoğan, 80 yaşındaki Menşüre Koçak ile aynı mahallede oturduğunu ve Koçak’ın, okumak istediğini her zaman kendisine anlattığını ifade etti.
Aydoğan, şöyle konuştu:
‘Menşüre teyze birkaç gün önce kursa başladı. Aynı mahallede ikamet ettiğimiz için kendisini önceden de tanıyorum. Önceleri de okuma yazma öğrenmek istediğinden sık sık söz ederdi. Kendisi ilerlemiş yaşına rağmen çok azimli ve çok gayretli. Ev ödevlerini aksatmadan yapıyor. İnanılmaz derecede okuma isteği var. Kurs toplam dört hafta devam edecek ve dört hafta sonunda okuma yazma öğrenenler belge alacak. Okul saatleri ile uyumlu bir şekilde ders işliyoruz. Kursta temel okuma yazma becerisi, genel matematik ve yaşam becerisi dersleri veriliyor.’
Ahlat Halk Eğitim Merkezi Müdürü Özer Şahin de merkez olarak okuma yazma kurslarına büyük önem verdiklerini, nerede ve hangi yaşta olursa olsun okuma ve yazma bilmeyenlere ulaşmaya çalıştıklarını söyledi. Şahin, amaçlarının her vatandaşı okuryazar hale getirmek olduğunu sözlerine ekledi.
Yeni ŞafakBediüzzaman filmi ile izleyici sayısı artar
07 Kasım 2010 / 13:05
Yerli yapımlar son yıllarda kazandıkları ivmeyle artık seyirciden ilgi görmeye başladıGişede uzun yıllar Amerikan filmlerinin gerisinde kalan yerli yapımlar son yıllarda kazandıkları ivmeyle artık seyirciden ilgi görmeye başladı. 2010 yılı içinde vizyona giren yerli yapım filmlerin izleyici sayısı 15 milyonu bulurken bu rakamın vizyona yeni giren New York’ta Beş Minare ve yakında vizyona girecek başka üç önemli filmle birlikte daha büyük rakamlara ulaşması bekleniyor.
Önceki gün vizyona giren New York’ta Beş Minare filmi izleyiciden tam not alırken önümüzdeki günlerde vizyona girmesi beklenen ve Sultan Abdülhamit’in sandığının peşine düşen iki ABD’li ajanın İstanbul’da Türk istihbaratıyla yaptığı mücadeleyi konu edinen Sultanın Sırrı filmi de merakla bekleniyor.
Merakla beklenen bir başka film ise Bediüzzaman Said-i Nursi’nin hayatını işleyen Hür Adam filmi. Yapım ve yönetmenliğinin yanı sıra senaryosunu da Mehmet Tanrısever’in yazdığı filmin 7 Ocak’ta vizyona girmesi bekleniyor. Figüranlarla birlikte yaklaşık 1000 kişinin rol aldığı filmde Said-i Nursi’yi, Mürşit Ağa Bağ canlandırıyor.
CİHAN8 Kasım 2010: 14:22 #780821Anonim
Minare yasağı İslam’ı öğrenmeyi hızlandırdı
07 Kasım 2010 / 10:45
Polis, öğretmen, doktor gibi kamu çalışanlarına İslam hakkında bilgi veriliyorKasım 2009’da minare yasağını kabul eden İsviçre, bundan tam bir yıl sonra yine dünyada yankı bulacak bir referanduma gidiyor. Yine aşırı sağcı İsviçre Halk Partisi’nin (SVP) girişimiyle yapılacak referandumda suç işleyen yabancıların aileleriyle birlikte ülkelerine geri gönderilmesi oylanacak. Sandıktan evet çıkması durumunda minare olayı ile dünyadaki imajı sarsılan özgürlükler ülkesi İsviçre, ‘faşist’ damgası yiyebilir. Böyle bir sonuç nüfusun yüzde 22’sinin göçmenlerden oluştuğu ülkede son dönemde artan entegrasyon çabalarına da darbe vurabilir.
Minare olayının ardından dinlerarası diyalog girişimlerinin ne kadar önemli olduğunu gören İsviçre yönetimi bu çerçevedeki faaliyetlere hız vermiş. Çeşitli dinlerden temsilcilerin katıldığı toplantılar organize edilerek önyargıların kırılması hedefleniyor. Bir taraftan Müslümanlara, entegrasyonun birinci şartı olan dil öğretilirken, diğer taraftan da polis, öğretmen, doktor gibi kamu çalışanlarına İslam hakkında bilgi veriliyor. Basel’in minare yasağına hayır demesinde de bu çabaların etkili olduğu söylenebilir.
Minare referandumunun ortaya çıkardığı bir diğer gerçek ise Müslümanların seslerini duyurma konusundaki noksanlık olmuş. Yasak, bu zamana kadar geçim derdiyle uğraşıp siyasetle, halkla ilişkilerle pek alakadar olmayan Müslüman göçmenlerin gözünü açmış. Şimdiye dek entegrasyonla ilgili toplantılara ilgi göstermeyen İslam toplumu bu tür organizasyonlara artık düzenli olarak temsilci gönderiyor. Dağınık haldeki Müslüman toplumunda, referandumda yenen ‘tokadın’ ardından kenetlenme temayülü var. Basel İslam Komisyonu Başkanı Cem Lütfi Karatekin, “Artık ırkımıza göre değil de inanıcımıza göre hareket ediyoruz. Bu vesileyle de ayrım kalkmış oluyor.” diyor. Karatekin’in, bazı mezheplerin minare yasağı konusunda işbirliğine yanaşmadığı yönündeki açıklaması ise Müslümanlar arasında tam dayanışmanın kolay sağlanamayacağının göstergesi. Gerek kanton meclislerine gerekse de federal yönetime Müslüman göçmenlerin oylarıyla giren bazı kişilerin, seçmenlerinin taleplerine cevap verme konusunda ideolojik davranması da rahatsızlığa sebep olmuş. Özellikle 1980 darbesinin ardından Türkiye’den İsviçre’ye iltica eden ve şimdi hükümetle dirsek teması halindeki Türkiye kökenli kişilerin Müslümanları sisteme sadakatsizlikle suçlamaları bu rahatsızlığın haklı olduğunu ortaya koyuyor.
Zaman8 Kasım 2010: 14:31 #780827Anonim
Devletin Nurcularla kavgasında başka şey var
08 Kasım 2010 / 12:45
Birikim Dergisi Yayın Yönetmeni Laçiner, devletin Nurcularla kavgasında başka şeyler olduğunu söylediRisale Haber-Haber Merkezi
Birikim Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Ömer Laçiner, devletin Nurcularla ilgili kavgasında modernleşmeden başka şeyler olduğunu söyledi.
Devletin Said Nursi’yi mürteci olarak takdim ettiğini, bilimle ve farklı alandaki görüşlerinin topluma gösterilmediğini ifade eden Laçiner, Yeni Asya’dan Hasan Hüseyin Kemal’in ilgili sorularını şöyle cevapladı:
Nurcular sizin için ne anlam ifade ediyor?
Nurcular modernleşmeyi reddetmeyen, İslâmın modern zamanların isteklerine uygun yorumu çıkabileceğini söyleyen insanlar. Neden bu insanlarla birlikte bir modernleşme hareketine gidilmedi de bu insanların üstüne gidildi? 1930’dan 70’lere kadar birilerinin nezdinde irticacı kabul edilen ve devlet tarafından en fazla üstüne gidilen insanlar Nurculardı. Said Nursî mücessem bir mürteci olarak takdim ediliyordu. Hergün haberlerden Nurcu tutuklamalarını dinliyorduk. Ama neden hiç Said Nursî’nin bilimle ve farklı alandaki görüşleri topluma gösterilmedi, öğretilmedi? Bence devletin Nurcularla ilgili kavgasında modernleşmeden başka şeyler var.
İletişim Yayınları Said Nursî kitabını çıkardı. Bu dünya görüşünüze ters değil mi?
Biz toplumla ilgili bir şey söylemek istersek bunu en yakın gerçek üzerinden söylemek isteriz. İletişim Yayınları ‘bu gerçekleri alın bir de böyle okuyun’ demiştir. Yoksa bizim bazılarının söylediği gibi kimseye yaranmaya ihtiyacımız yoktur. Bu ülkenin insanları birbirini tanımalı ve yeri geldiğinde birbirlerinin dillerini konuşabilmelidir. Çünkü bu ülkenin insanlarının problemleri ortaktır.
Dinler ve evrensel ideolojiler içinde insanın temel vasıfları ortaktır, ancak farklılıklarımız vardır. Bu farklılıkları senteze ulaştırmak ya da çatışmalarından hakikati çıkarmak için oturup konuşuruz. Birbirimizi imha ederek bir yere varamayız.8 Kasım 2010: 14:33 #780828Anonim
Bediüzzaman ve on Mübarek Gece (Leyali-i Aşere)
07 Kasım 2010 Pazar 06:39
Bediüzzaman ve on Mübarek Gece (Leyali-i Aşere)Fecr Sûresi’nin ilk ayetlerinde Cenab-ı Hak, “Fecre ve on geceye” yemin ediyor. Yani şafak vaktine ve Zilhicce’nin ilk on gününe dikkat çekiyor.
Recep ayını Miraç gecesi, Şa’ban ayını Berat gecesi, Ramazan ayını Kur’an’ın inişi, farz orucun o aya tahsisi ve Kadir gecesinin o ayda olması bu üç ayları bereketlendirdiği ve taçlandırdığı gibi, Zilhicce’nin ilk on gününü de, İslâm’ın beş esasından biri olan Hacc farizesi ve kurban kesme vecibesi bereketlendirmiş ve taçlandırmıştır.
Kim bilir bu vakitlerde bizim bilmediğimiz daha ne hikmetler ve ne hazineler saklı ki Allah bu günlere yemin ediyor. Bize düşen, bu yeminden ders alıp bu mübarek zaman dilimlerini gafletle geçirmemektir.
Bu on gecenin Muharrem ayının ilk on gecesi, ya da Ramazan ayının son on gecesi olduğunu söyleyenler varsa da, çoğunluk, Kurban Bayramı’ndan önceki on gece yani Zilhicce’nin ilk on gecesi olduğu görüşündedir. Bu senenin on gecesi, 7 Kasım’dan 16 Kasım’a kadar olan gecelerdir. Bunlar on altın gecelerdir.
Üzerine yemin edilen bu mübarek on geceyi, gündüzleriyle birlikte ihya etmek Müslüman’a az zamanda çok sevap ve mükâfat kazandırır. Bu on geceyi hacca gidenler zaten ibadetle geçiriyorlar. Hacca gitme imkânı bulamayanlar da bu on gecenin ve gündüzlerinin bereketinden istifade etmeye çalışmalıdırlar.
BEDİÜZZAMAN VE ON MÜBAREK GECE
Üstad Bediüzzaman, “Leyali-i aşere” denilen mübarek on gecenin faziletini bir paragrafla ortaya koymuş ve şöyle demiştir:
“Bu on gece, Kur’an-ı Azimüşşan’ın “Ve’l- fecri veleyâlin aşrin“(1) kasemi ile, onlara verdiği ehemmiyete binaen o geceler Leyle-i Kadir ve Beraat ve Mi’rac nev’inde büyük kıymetleri var. Çünkü: Hac sırrıyla bütün Âlem-i İslam namına her taraftan gelen binler hacıların bütün kâinatla alakadarane bir tarzdaki makbul hasenatlarına ve ümmet-i Muhammed’e (s.a.v) hakkında ettikleri dualarına, o gecelerde amâl-i sâliha ile meşgul olan mü’minler hissedâr oluyorlar. İnşaallah Nur şâkirdleri o büyük kazanca mazhardırlar. Hatta diyebiliriz ki; uykuları da ibadet sayılır.”
Bu paragraftan biz şu önemli hususları çıkarmaktayız:
1-Allah’ın, sabah vaktine ve on gece üzerine yemin etmesinden anlaşılıyor ki zilhiccenin ilk on gecesi Allah katında çok önemlidir.
2-Madem Cenab-ı Hak bu gecelere yemin etmiş ve önem vermiştir, öyleyse bu gecelerin Mirac, Berat ve Kadir gecelerinden geri kalır tarafı yoktur. Öyleyse zilhiccenin ilk on gecesi, bu meşhur geceler gibi değerli görülmeli ve ihya edilmelidir.
3-Zilhiccenin ilk on gecesini şahlandıran, şenlendiren ve şereflendiren en önemli olaylardan ve İslam’ın beş esasından biri olan Hac farizasının bu gün ve gecelerde cereyan etmiş olmasıdır.
4-Hac deyip geçilmemelidir. Orada kâinatın kalbi atmaktadır. Bu atış hiç durmamalıdır. Çünkü bu atış durursa kıyamet kopacaktır. Kalp durunca nasıl insan ölüyor. Kâbe ve çevresindeki o cûş u huruş, o aşk u şevk, o cezbe ve cazibe, o lebbeyk sesleri, o tekbir ve tesbih iniltileri ve o göz yaşları durunca insan-ı ekber olan kâinat ölür. Kalbimizin çalışması nasıl vücudumuzun çalışmasını sağlıyorsa, Oradaki hummalı faaliyet de kâinatın ayakta durmasını ve yaşamasını sağlamaktadır.
5-Her taraftan Kâbe’ye gelen yüz binler ve milyonlarca hacı, İslam âlemi adına İslam âlemine dua etmektedirler. Onların, kâinatı alakadar eden makbul hasenat ve dualarına, hacca gidemedikleri halde, o gecelerde salih amelle meşgul olan müminler, ortak olacaklardır. Hatta Salih amelle meşgul olan müminlerin uykuları da inşaallah ibadet sayılacaktır.
Hadis kaynaklarında bu mübarek geceler şu şekilde yerini almıştır:
“Allah’a ibadet edilecek günler içinde Zilhicce`nin ilk on gününden daha sevimli günler yoktur. O günlerde tutulan her günün orucu bir senelik oruca, her gecesinde kılınan namazlar da Kadir Gecesine denktir.”(1)“Allah indinde Zilhiccenin ilk on gününde yapılan amellerden daha kıymetlisi yoktur. Bugünlerde tesbihi, tahmidi, tehlili ve tekbiri çok söyleyin!”(2)
Tesbih, sübhanallah; tahmid, elhamdülillah; tehlil, lâilâheillâllah; tekbir ise Allahu ekber demektir. Bunlar aynı zamanda namazın çekirdekleridir. Her bir çekirdekte nasıl bir ağaç ve meyveleri saklıysa, bunların her birinde de bir namaz saklıdır.
“Günlerden hiçbiri yoktur ki onlarda yapılan bir iş Zilhicce’nin ilk on gününde yapılan işten daha faziletli ve yüce, Allah’a daha sevimli olsun.”(3) Allah yolunda şehit olmak hariç bu on gecede yapılan ibadetler kadar değerli amele rastlanmaz.(4)
Bir Arefe gününde tuttuğu oruçtan dolayı Aişe validemiz, bayılacak hale gelmişti. Bozmasını tavsiye edenlere validemiz şu cevabı verdi: “Allah Resûlü’nün, Arefe günü oruç tutmak, kendisinden önceki senenin günahlarına kefaret olur, dediğini işittiğim halde orucumu nasıl bozarım?”(5)
“Arefe günü gelince Yüce Allah rahmetini saçar. Hiç bir gün, o günde olduğu kadar insan, cehennemden âzâd olunmaz. Kim Arefe gününde gerek dünya ve gerekse ahiretle ilgili olarak Allah’tan bir şey isterse, Allah ona istediğini verir.”
Zilhicce’nin ilk on gününden maksat, mümkünse oruçla geçirmemiz gereken ilk dokuz günü anlamamız gerekmektedir. Çünkü Zilhicce’nin onuncu günü, Kurban Bayramının birinci günüdür. Bu gün, ibadet günüdür ama, oruç günü değildir. Çünkü bayramda oruç tutmak haramdır.
BU MÜBAREK ON GÜNDE NE YAPILMALI?
Müslümanlar bu on geceyi Miraç, Berat ve Kadir geceleri gibi önemli görmeli ve o şuurla değerlendirmelidirler. Ve yine bilmelidirler ki, bu on gün ve gecelerinde yaptıkları salih amellerle, milyonlarca hacının kâinatı ilgilendiren ibadetlerine ve bütün Müslümanlara yapmış oldukları dualara ortak olmaktadırlar.
Beş vakit namazın ötesinde Kuşluk, Evvabîn ve Teheccüd namazı gibi namazlarla manevî hayatımıza can katmalı, namazları vaktin evvelinde ve cemaatle kılmalıyız. Çünkü namazı vaktin evvelinde kılmak Allah’ın rızası, ortasında kılmak rahmeti, sonun da kılmakta affı demektir.
Bu günlerde bol bol sadakalar vererek, hayır ve hasenat yaparak Rabbimizin rızasını kazanmaya ve Ona yaklaşmaya çalışmalıyız. Üstad Bediüzzaman, Arefe ve bayramın birinci gününde beş yüzer defa olmak üzere 1000 defa ihlas suresini, okur ve okumayı tavsiye edermiş. Tek başına okuyamayacağına kanaat getirenlere de, bir araya gelip 1000 ihlası kendi aralarında bölüştürmeyi ve bu şekilde manevi şirketten pay alma yolunu göstermiştir.
AREFE GÜNÜ
Kurban bayramından bir önceki güne verilen ad. Rabbimizin üzerine yemin ettiği on mübarek gecelerden en önemlisinin gündüzü.
Arefe, hacc’ın en önemli farzı olan Vakfe’nin yapıldığı yerin yanı Arafat’ın diğer adıdır. Vakfe, Kurban bayramının bir gün öncesi olan Zilhicce ayının dokuzuncu günü burada yapıldığından bu güne yevmu arefe (arefe günü) veya Türkçe’de kısaca Arefe denilmiştir.
Vakfe, arefe günü zeval vaktinden Kurban Bayramı’nın birinci günü fecrin doğuşuna kadar olan süre içinde yapılır. O gün vakfenin dışında yapılması gereken başka önemli hususlarda vardır. Hacıların, terviye günü (8 Zilhicce) Mekke’den Mina’ya gidip orada geceledikten sonra, arefe günü sabah namazını Mina’da kılarak güneşin doğuşunu takiben Arafat’a çıkmaları, zeval vaktinden sonra orada gusletmeleri, öğle ve ikindi namazlarının öğle vaktinde birlikte kılmaları, zamanlarını tekbir, tehlil, telbiye, salâtü selam ve dua ile geçirmeleri ve akşam güneşin batmasıyla birlikte Müzdelife’ye doğru yola çıkmaları sünnettir.
Hz. Peygamber’den Arefe günü oruç tutmanın faziletine dair hadis rivayet edildiği gibi, Arafat’ta oruç tutmanın menedildiğine ve kendisinin orada oruç tutmadığına dair hadisler vardır. Buna göre, hacıların zayıf düşerek asıl görevlerini aksatmalarına yol açacağı için arefe günü oruç tutmaları mekruh, hacca gitmeyenlerin aynı gün oruç tutması ise müstehap kabul edilmiştir.
Ayrıca Kurban Bayramı’nın dördüncü günü ikindi namazına kadar her farz namazın ardından okunan teşrik tekbirlerine de Arefe Günü sabah namazından sonra başlanır. Diğer taraftan, Hanefîler’e göre arefe ve daha sonraki dört gün içinde umre yapmak, diğer hac vazifelerini aksatabileceği için tahrîmen mekruh sayılmıştır. Bugün uygulamada görülen izdiham, Hanefî mezhebine ait hükmün isabetli olduğunu ortaya koymaktadır. Diğer üç mezhebe göre ise kerahet söz konusu değildir.
Arefe günü, Arafat’taki hacıları taklit maksadıyla halkın Mescid-i Nebi’de veya başka herhangi bir mescit veya yerde toplanması, bid’at olup manasız bir davranıştır.(6)
DİPNOTLAR:
1-Tirmizi, Savm, 52; İbn Mace, Sıyam, 39
2-Abd b. Humeyd, Müsned, 1/257
3-Tirmizi, Savm: 52; Darimî, Savm: 52
4-Bkz. İbni Mâce, Sıyam, 39; İbni Hacer, 5 / 119
5-Tergîb ve Terhîb Trc, 2. 458
6-Daha geniş bilgi için bkz. Karakaş, Vehbi, Üçaylar Mübarek Gün ve Gecelerle Toplum Eğitimi.8 Kasım 2010: 14:39 #780832Anonim
Bediüzzaman yüksek yerde ibadet yapardı
08 Kasım 2010 / 06:00
Üstad Bediüzzaman, çok ibadet ederdi. İbadetini yüksek yerlerde yapmayı tercih ederdiRisale Haber-Haber Merkezi
Son Şahitler’den İsmail Perihanoğlu anlatıyor:
(1910 yılında Van’da doğdu. Bediüzzaman’ın eski talebelerindendir. 1935’de Eskişehir dâvasında gayr-i mevkuf muhakeme olundu.)
Üstad Bediüzzaman, çok ibadet ederdi. İbadetini yüksek yerlerde yapmayı tercih ederdi. Onun unutmadığım bir ibadet haline, Nurşin Camiinde rastlamıştım. Camiin damına çıkmış, seccadenin üzerinde tefekkür ve tesbihe dalmıştı.
Yine bir başka gün, Üstad ve diğer talebeleriyle birlikte Van Kalesine gitmiştik.Yine kendisi en yüksek bir tepeye çıkarak seccadesini oraya serdi.
(Son Şahitler, Necmeddin Şahiner)8 Kasım 2010: 14:40 #780833Anonim
Parmakla gösterilmek kötülük olarak yeter
08 Kasım 2010 / 05:30
Günün Hadis-i Şerif’i…Bismillahirrahmanirrahim
Resulullah (sav) buyurdular ki:
Kişinin parmakla gösterilir olması, kötülük olarak ona yeter.
Taberani8 Kasım 2010: 14:40 #780834Anonim
Güçlük içindeki borçluya süre tanıyın
08 Kasım 2010 / 05:00
Günün Ayet-i Kerime meali…Bismillahirrahmanirrahim
Cenab-ı Hak, Bakara Sûresinin 280. Ayetinde mealen şöyle buyuruyor:
Eğer borçlu güçlük içinde ise, rahatlayıncaya kadar ona süre tanıyın.
Onun borcunu bütünüyle bağışlamak ise, bir bilseniz, sizin için daha da hayırlıdır.8 Kasım 2010: 14:41 #780835Anonim
İstibdat, baskı, despotluk nedir?
08 Kasım 2010 / 00:01
Günün Risale-i Nur dersiBismillahirrahmanirrahim
Sual: İstibdat nedir; meşrutiyet nedir?
Cevap:
İstibdat tahakkümdür,
muâmele-i keyfiyedir,
kuvvete istinad ile cebirdir,
rey-i vâhiddir,
sû-i istimâlâta gâyet müsâit bir zemindir,
zulmün temelidir,
insâniyetin mâhisidir.
Sefâlet derelerinin esfel-i sâfilînine insanı tekerlendiren
ve âlem-i İslâmiyeti zillet
ve sefâlete düşürttüren
ve ağrâz
ve husumeti uyandıran
ve İslâmiyeti zehirlendiren,
hatta herşeye sirâyet ile zehrini atan,
o derece ihtilâfâtı beyne’l-İslâm îkâ edip, Mûtezile, Cebriye, Mürcie gibi dalâlet fırkalarını tevlid eden, istibdattır.
Evet,
taklidin pederi
ve istibdad-ı siyasînin veledi olan istibdad-ı ilmîdir ki, Cebriye, Râfıziye, Mûtezile gibi İslâmiyeti müşevveş eden fırkaları tevlid etmiştir.
Bediüzzaman Said Nursi
SÖZLÜK:
adem-i ülfet : ülfetsizlik, alışılmamış olma
ağrâz : garazlar, kinler, kötü niyetler
âlem-i İslâmiyet : İslâm dünyası
âyet-i kerîme : şerefli âyet, Kur’ân’ın her bir cümlesi
bedel : karşılık
beyân : açıklama
beyne’l-İslâm : Müslümanlar arasında
cebir : zorlama
dalâlet : doğru yoldan ayrılma, sapkınlık
ef’al : fiiller, hareketler
esâsiyle : köküne kadar, ta temelinden
esfel-i sâfilîn : aşağıların en aşağısı
fehmetmek : anlamak
fırka : grup
hâl-i hazır : şimdiki zaman
hedef-i maksad : asıl gaye, kastedilen hedef
husumet : düşmanlık
ihtilâfât : ihtilâflar, ayrılıklar
îkâ : salma, meydana getirme
istibdâd-ı ilmî : ilmî baskı, ilmî zorbalık
istibdâd-ı siyasî : siyasî baskı
istibdat : baskı, despotluk
istinad : dayanma
lehü’l-hamd : Allah’a hamd olsun!
lisân : dil
mâhi : mahveden, yakıp yıkan, yok edici
mârifet : tanıma, bilme
meşrutiyet-i meşrûâ : dine uygun meşrutiyet
meşveret-i şer’iye : dine, şeriata uygun olarak yapılan meşveret
muâmele-i keyfiye : keyfî hareket, keyfî işlem
muhabbet : sevgi
müsâit : uygun
müşevveş etme : dağınık ve düzensiz hâle getirme, karıştırma
müşevveşiyet : karışıklık, düzensizlik
neş’et etme : doğma, meydana çıkma
peder : baba
rey-i vâhid : tek bir görüş
sefalet : perişanlık, yoksulluk
semm-i katil : öldürücü zehir
sirâyet : birinden diğerine geçme, bulaşma, yayılma
sû-i istimâlât : kötüye kullanmalar
tahakküm : baskı ve zorbalık
tecellî : görünüm, yansıma
tefsir : açıklama, yorum
tevlid : doğurma
tiryâk-ı meşrutiyet : meşrutiyet ilâcı
veled : çocuk
vücud-u nurânî : nurlu varlık
zillet : alçaklık, aşağılık -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.