• Bu konu 0 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
  • Yazar
    Yazılar
  • #665956
    Anonim

      Said Nursi’nin Nutku’nu Selanik’te okuduk
      10 Kasım 2010 / 10:45
      Mesut Zeybek, Said Nursi’nin talebelerinden Ahmet Aytimur ile gittiği Rumeli seyahati gözlemlerini Risale Haber okuyucuları için yazdı

      Risale Haber-Haber Merkezi
      Araştırmacı yazar Mesut Zeybek, Bediüzzaman Said Nursi’nin talebelerinden Ahmet Aytimur ile Rumeli seyahatine gitti ve gözlemlerini Risale Haber okuyucuları için yazdı. Zeybek, Bediüzzaman’ın Selanik Hürriyet Meydanı’nda yaptığı konuşmayı bir asır sonra aynı mekanda nasıl okuduklarını, meydanın şimdiki halini anlattı. İşte ilginç gezi notlarının birinci bölümü:
      Mesut Zeybek, “Rumeli’de Nurlar”ı yazdı:
      07 Ekim Perşembe
      İkinci Rumeli seyahatina çıkıyoruz. Bediüzzaman’ın talebelerinden Ahmet Aytimur Ağabeyimiz her zamanki hassasiyeti ve dakikliğiyle sabah beni evden alıyor. Fedakar Bahadır kardeşimiz arabasıyla bizi şehir garajına bırakıyor. Biz de evvelden ayırttığımız biletleri alıp, Rumeli’ne doğru çift katlı otobüsle yola revan oluyoruz. Gayet güzel bir yolculukla Tekirdağ üzerinden İpsala sınır kapısına ulaşıyoruz. İşlemleri yaptırıp yerlerimizi alıyoruz. Dakikalar geçiyor, otobüs bir türlü hareket etmiyor, aşağıya iniyoruz ki, onlarca otobüs sırada bekliyor. Sordum “ne var niye hareket etmiyoruz.” Oradaki şoförler cevap veriyor. “Ankara’daki sistemde arıza varmış geçiş veremiyor.” Hayret ediyoruz, bu Ankara’daki sistem bunca yıldır bir türlü düzelmedi gitti.
      ALMIŞ ELİNE CEVŞEN-İ KEBİR’İ HAZİN HAZİN OKUYOR
      O sıra Ahmet Abiye bakıyorum hiçbir şey ile alakadar olmuyor. Almış eline Cevşen-i Kebir’i hazin hazin okuyor. Ne bir telaş, ne bir “ne oldu, niye gitmiyoruz?” sözü. Hiçbir şey ile alakalı değil. Rabbine münacat-ı Peygamberi ile dua ediyor. O sıra bir saati geçmiş, bekliyoruz. Kendi kendime dedim: “Ya Rabb bu senin Peygamberinin bu asırda vekilinin has talebesi. “Ya müfettihul ebvab. İftahlena ya hayrül bab.” Bunun yüzü suyu hürmetine kapıları aç. Sonra otobüse doğru yöneldim bir baktım. Önümüzdeki Bursa otobüsünün şoförü koşa koşa arabasına geliyor. Sonra baktım bütün şoförler arabalarına koşuyor. Meğer sistem sabah 9.30’dan beri çalışmıyormuş. Şimdi açılmış. Demek daha başka dualar da birleşti ki kapılar açıldı. Elhamdülillah…
      Yunanistan tarafına geçiş yapıyoruz, önce Dedeağaç’a uğruyoruz. Tabii ki bütün isimler Yunanca olmuş. Neydi adı: Dedeağaç; olmuş Akrapolis. Eh ne yapalım buna da şükür. Camilerimiz, Osmanlı yapıları herşeye rağmen “biz buradayız” diyorlar. Bir çok Osmanlı İslam yapısı eser görüyoruz. Oradan Gümülcine’ye yol alıyoruz. O sıra telefonumuz çekiyor fedakar İbrahim’e telefon ediyoruz az sonra oradayız diye. Telefon konuşması bitiyor, telefon hattı da kesiliyor. Eee ne yapalım her zaman “hayrul umuril ahmezuha” olmuyor. Bazen de teshilatlara mazhar oluyoruz.
      “AVRUPA NUR TALEBELERİ”
      rumeli1.jpgGümülcine hükümet meydanına indiğimiz zaman bir bakıyoruz ki, kahraman İbrahim ve Hafız Ali Reşad’ın talebelerinden Tarihçe-i Hayat kitabının arkasında “Avrupa Nur Talebeleri” toplu resminde bulunan Osman Selami Efendi, Üstadımızı İstanbul’da üç defa ziyaret eden ve Kur’an ve din tahsilini 1952-53 yıllarında İstanbul’da yapan, Ahmet abimizle kadim dost olan Gümülcine Ayazma Köyü’nden, müderris Hasan Efendi, arabasıyla bizi almaya gelen Mehmet Yakup Efendi ve İstanbul Zeytinburnu’ndan olup aslen Gümülcine’li nur gönüllüsü Yakup abimiz; hepsi oraya kadar gelip bizi istikbal ediyorlar.
      Dershanede kısa bir sohbet: Ahmet Abi, Hasan Efendi ve Osman Selami hoca tatlı tatlı 1950’li yıllardan, o yılların hizmetlerinden, o senelerdeki Nur kahramanı abilerimizden, tavizsiz Hocalarımızdan rahmetle bahisler ediliyor. Sohbet değil adeta Cennet iksiri, Cennetten bir esinti geliyor. O akşam dershaneye gelen arkadaşlarımız ve İskeçeden gelen kahraman Muharrem kardeşimizle de beraber yemek yiyoruz. Namazlar kılınıyor ve dersler yapılıyor. Biraz da yol yorgunluğunun da tesiriyle herkesi evine yollayıp istirahate çekiliyoruz. Allah rahatlık versin. Amin
      CAMİİ İMAMI DA NUR TALEBESİ
      08 Ekim 10 Cuma
      Gümülcine’de mutad hayat başlıyor.
      1960’ların Nur Talebelerinden Hasan Efendi isimli hoş, çoşkun bir zat ziyarete geliyor. Gümülcine Merkez Camiinde Cuma namazını kılıyoruz. Sonra ikindi vakti İbrahim kardeşin arabası ile İskeçe’ye yola çıkıyoruz. Dinklik Köyü’nde nurlara dost bir zatın yaptırdığı camiyi ziyaret ediyoruz. Hakikaten kubbeli muhteşem bir yapı.
      İskeçe dershanesinde akşam namazı ve yemeği sonrası ünlü Rodop Dağlarına tırmanıp kıvrım kıvrım yollardan ders mahalline doğru yola çıkıyoruz. Dar yollar, ormanlık arazide gidiyoruz. Bu yol aynı zamanda bölgenin Bulgaristan ile bağlantısını sağlıyor. Tabelalar Bulgaristan’a yaklaştığımızı da haber veriyor. Nihayet sınıra yakın duruyoruz. Ketenlik Köyü; yol hemen köyün içinden geçiyor. Yatsı namazı vakti olduğundan yol üzerindeki camide cemaat namazda; hemen dahil oluyoruz.
      Ketenlik Rodop Dağlarının zirvesinde dağlar arasında bir köy. Yatsı namazında cami neredeyse tam dolu. Namazdan sonra cemaatle hoşbeş ediyoruz, “biz Türkiye’den geldik” deyince hepsi bir başka hal alıyorlar. Mesruriyetlerini ve duygularını dile getiremiyorlar. Camii imamı da Nur Talebesi. Hep birlikte ders yapılan eve gidiyoruz. Ev de cami gibi dolu. Muhterem Ahmet Abimizi görmeleri onlara ayrı bir şevk veriyor. Hz. Üstadımızı ilk defa ne zaman tanıdığını soruyorlar. Emirdağı’nda 1949 sonu veya 1950 başlarında tanıdığını ifade ediyor. Ziyaret için kapısına geldiğinde evinin hem içeriden hem de dışarıdan kilitli olduğunu ifade ediyor. Ve daha bir miktar anlatıyor ve hemen kesip bir risaleden bir yer belirliyor ve okutuyor.
      Muharrem Kardeşimizin köyü olan, Ketenlik Köyü sakinleri can kulağı ile dinliyorlar. Sonra oradan çıkıp İskeçe’ye dönüyoruz. Çok güzel bir dershane olan şehrin merkezindeki dershanede kalıyor ve istirahate çekiliyoruz.
      MEYDANLARINDA HERHANGİ BİR HEYKEL YOK
      9 Ekim 10 Cumartesi
      rumeli2.jpgİskece’de biraz daha az İslam şeairi görünüyor veya camiler medreseler büyük yapıların içinde kalmış. Buraya Rumlar daha da ehemmiyet vermişler ve yatırımlar yapmışlar. Fakat “mismar” hükmünde olan dini minareler ve “ilahi maabid” biz burdayız diye “hatasız ve bînisyan” İslamı ders vermeye devam ediyorlar. Çınarlı Cami’ye öğlen namazına gidiyoruz ve dönüşte Selvili Camiyi de ziyaret ediyoruz. Minareleri ve haşmetleri ve duruşları ile “biz varız ve İslam’ı tebliğ ediyoruz” diyorlar. Sonra şehir meydanına uğruyoruz, Osmanlı sembolü haşmetli çınar ağaçlarına ve meşhur saat kulesine bakılırsa meydanda ibadethaneler de var olduğu anlaşılıyor. Fakat görünürde bişey yok. Sonra sormamız neticesinde öğreniyoruz ki, saat kulesinin arkasında şimdi lokanta olmuş yerde camii bulunmaktaymış.
      Burada dikkatimiz çeken bir şey de meydanlarında herhangi bir heykel vesair yok. Yani herhangi bir Yunan büyüğü de yok. Soruyoruz “okullarda da böyle bir şey yok” diyorlar. Olanlar da meydanın bir köşesinde ve çok basitce neredeyse görünmeyecek kadar küçük. Sonra bizim memleketimiz hatırımıza geliyor, her yer, meydanlar, okullar ve resmi daireler heykeller ile dolu. Allah bizleri ahirzamanın rejimi bid’akâranesinden kurtarsın diye dua etmekten başka çare bulamıyoruz.
      Sonra akşam dershaneye çok sayıda İskece ve civarında ikamet eden nur talebeleri katılıyor. Öğrendiğimize göre ilk defa katılanlar da hayli varmış. Sohbete katılanlara Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin yaşayan talebelerinden olan Ahmet Ağabey’in de burada olduğu söyleniyor. Bir kenara oturmuş bulunan abimizin herkesin göreceği yere oturmasını arzu ediyorlar. Fakat ihlas timsali abimiz tevazulu halini hiç bırakmıyor. Dersler ve sohbetlerden sonra istirahete çekiliyoruz.
      BEDİÜZZAMAN’IN HÜRRİYET NUTKUNU İRAD ETTİĞİ MEYDANDAYIZ
      10 Ekim 10 Pazar
      rumeli3.jpgSabah namazındandan sonra yatmıyoruz ve önceden planladığımız vecihle Selanik’e gitmek için hazırlıklara başlıyoruz. Gümülcine’den gelen İbrahim Kardeş ve Yakup Abi ve Ahmet Abi ve Selim kardeş ve İskeceden Nuri kardeş iki araba Selanik’e gitmek için İskeçe’den, yakın zaman önce yapılan otobana çıkıyoruz. Selanike doğru yol alıyoruz. Hemen biraz gidince levhalar ünlü Kavala şehrini gösteriyor. Ege Denizi kıyısında bir koyda bulunan tarihi Kavala şehrini geçip sonra meşhur Serez şehri levhaları görünmeye başlıyor. Sonra yine bizlerin çok bildiği Drama şehri levhaları sonra Bulgaristan’a giden yol kavşağı ve sonra Makedonya’ya giden yol kavaşağını geçip ünlü, tarihi hususan Osmanlı’nın tarihinde çok yeri olan izler bırakan Selanik’e giriyoruz.
      Selanik şehrinin giriş levhasını görünce, hafızalarımız bizi İkinci Meşrutiyet yıllarına, sonra güya 31 Mart olayını bastırmak için derme çatma toplananlarla birlikte İstanbul’a doğru yola çıkan Hareket Ordusu’na, sonra o ordunun içinde bulunan müthiş şahsa götürüyor.
      Hayalen hepsini hatırlamaya çalışıyoruz fakat zihnimiz bizi zorluyor. Çünkü çok kısa zamanlarda o kadar işler vukuu buluyor ki, saymakla bitiremiyoruz. Selanik’in bende gıyaben çok hatırası vardı. Merhum Hüseyin Demirel kardeşimizle ahirzamanın malum zatının icraatlarını tesbit ederken hayalen Selanik’e çok gitmiştim. Müslüman Selaniklileri ve onların ekseriya oturdukları kale mevki ve çevresini, sonra Rumların ve Yahudilerin oturduğu ve malum şahsın sık sık uğradığı deniz kenarı sahilleri ve sahillerde bulunan eğlence mahallerinin yerlerini dünya gözüyle de görüyoruz. Sonra İttihad ve Terakki Cemiyetinin genel merkezinin evvela orada kurulduğunu, II. Meşrutiyetten sonra İstanbul’a nakledildiğini, sonra merhum Abdülhamid Han’ın hilafetten indirilip buraya sürgün olarak getirildiğini ve bir Yahudi’nin köşküne konulduğunu ve sonra 1912’de bu yerlerin Selanik’ten ta Meriç’e kadar elimizden çıkışını hüzünle hatırlıyoruz.
      Fakat bize müjde veren, ümit veren ve heryerde hakikatleri bütün aleme ilan eden Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’ni hatırlıyoruz. Bütün hüzünlerimiz ve elemlerimiz bir anda gidiyor. Yerine sevinç ve ümitler geliyor. Biz de o düşünceleri atıyoruz ve Üstad’ı dinliyoruz. Bakınız Bediüzzaman Hazretleri 23 Temmuz 1908’de İkinci Meşrutiyetin ilanının birinci haftasında Selanik’e geliyor. İstanbul’da irticalen söylediği nutkunu burada evvela İttihadçıların mason olmayan kısmına ve bütün dünyaya, ebediyyen yaşayacak hakikatler manzumesi olarak şimdi Envar Neşriyat tarafından tamamı orijinal olarak neşredilen “Asar-ı Bediyye” yer alıyor.
      rumeli4.jpgİşte bu meydanda, 1908 II. Meşrutiyetin ilanının birinci haftasında, burada verilen bu nutku, yüz sene sonra burada Hürriyet Meydanı’nda okuyoruz. Gümülcineli İbrahim okuyor biz dinliyoruz. Yunanlılar bir iyilik yapmışsa meydanın adını değiştirmemişler. “Efistarias Saurez” yani Hürriyet Meydanı. Fakat meydanı adeta yolunmuş kuşa çevirmişler. Meydan meydanlıktan çıkmış, otoparka dönmüş. Oturacak bir bank yok. Yere sergi serelim diyoruz. Ahmet Abimiz “olur mu öyle şey” diyor. Bir de baktık ki İskeceli mobilyacı Nuri kardeş, arabasının arkasından iki adet tabure gibi küçük sehpa getiriyor. Neyse birine Ahmet Abi, birine ben oturuyorum. Yakup Abi kapısı açık arabaya oturuyor. Selim ve Nuri kardeşler de ayakta dinliyorlar.
      ZATEN NUTUKLAR AYAKTA OKUNUR YA
      Fakat nutku okuyan İbrahim kardeş ayakta nutku okuyor. Zaten nutuklar ayakta okunur ya. Üstadımızın hatırasını, yüzyıl sonrasında yadettikten sonra, paralı otoparka dönmüş olan meydandan otopark ücretimizi ödeyip çıkıyoruz. Sahil kordon boyundan ilerliyoruz. Kordon boyu adeta İzmir kordon boyunun aynısı. Tek tük Osmanlı yapısı bırakmışlar. Bunca yıl bu topraklarda hüküm süren Osmanlının neredeyse bütün izlerini silmişler. Kordon boyunun sonunda Osmanlıdan kalma haşmetli bir kule var onu da turistik amaçla meydanda bırakmışlar. Namaz kılacağız fakat bir tek ne mescid ne cami var. Halbuki Osmanlı bu kadar sene hükmettiği büyük bir merkezi şehre camii, mescid yapmasın mümkün değil. Her neyse…
      Evvela buralara bakıp hüzne kapılıyoruz ve sonra Türkiye’ye bakıp evvela Risale-i Nur’ların telif edimesine ve sonra Anadolu’dan başlayıp bütün dünyaya yayılmasına bakıp bakıp ümit doluyoruz.
      Kısa bir şehir turu yaptıktan sonra, “tekrar görüşeceğiz Selanik” diyerek oradan ayrılıyoruz.

      #780909
      Anonim

        icon_bck.gifAnasayfaya Dön
        Karakter boyutu : font_01.gif font_02.gif font_03.gif font_04.gif

        72921.jpg
        Galaksinin merkezinde dev bir yapı
        10 Kasım 2010 / 09:45
        Samanyolu’nda 50 bin ışık yılı genişliğinde ‘dev yapı’ keşfedildi

        Gökhan Öztürk’ün haberi:
        Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA)’nın Fermi Uzay Teleskopu, Samanyolu galaksisinin merkezinde yaklaşık 50 bin ışık yılı genişliğinde ‘dev’ bir yapı gözlemledi.
        Bilim dergisi The Astrophysical Journal’de yayınlanan araştırma sonuçlarına göre, gama ışınlarıyla tespit edilen kabarcık şeklindeki yapı, aslında galaksinin merkezindeki çok büyük bir karadelikten püsküren kalıntılar olabilir. Virgo (Başak) takımyıldızından, Grus (Turna) takımyıldızına kadar uzanan yapının milyonlarca yıl yaşında olabileceği belirtiliyor.
        Boston’daki Harvard –Smithsonian Astrofizik Merkezi’nde çalışan ve keşfi gerçekleştiren ekipte yer alan bilim adamı Doug Finkbeiner, yapının kaynağını ve doğasını tam olarak belirleyemediklerini söyledi. Devasa kabarcığın, milyonlarca yıl önce patlayan bir yıldızın ya da yıldız kümesinin yol açtığı inanılmaz boyuttaki gaz boşalmasından da kaynaklanabileceği kaydediliyor.
        Keşif, 2008’in Haziran ayında fırlatılan Fermi Uzay Teleskopu’nun şu ana kadar yapılmış en hassas ve yüksek çözünürlüklü gama ışını detektörü sayesinde gerçekleşti. Gama ışınları, ışığın en yüksek enerji formu olarak biliniyor. NASA’nın Fermi projesi, ABD, Fransa, Almanya, İtalya, Japonya ve İsveç’in ortaklığında yürütülüyor.

      2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
      • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.