• Bu konu 2 yanıt içerir, 4 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
4 yazı görüntüleniyor - 1 ile 4 arası (toplam 4)
  • Yazar
    Yazılar
  • #666181
    Anonim

      Önce Tipi Tip, sonra Bakugan, hani bizim kahramanlar?

      Meryem Aybike SİNAN

      Mesela Hacı Murat, Yüzbaşı Volkan, Şeyh Şamil gibi kahramanlar da vardı bizim dünyamızda. Batılı kahramanlarla kıyaslardık ve zaten hep bizim kahramanlarımız idolümüz, olurdu.

      Hatırlıyorsunuz değil mi Tipi Tip sakızlarını?

      Kenger ve damla sakızından sonra tanıştığımız şekerli ve çizgi kahramanları olan bu sakızı belki de içene sardıkları çizgi kahraman “Tipi Tip’in” maceraları için alır çiğnerdik. Bizim kuşağın çocukları için Teksas, Tommiks, Zagor gibi çizgi roman kahramanları önemli kişiliklerdi. Ancak bizim evde yasaktı bu tip kitapları okumak.

      Babacığımın bütün yasaklarına rağmen ağabeylerim gizlice eve sokar ders çalışır gibi yaparak mutlaka okurlardı bu kitapları. Tabii bendeniz de bu hararetle okudukları kitapları merak eder, ağabeylerimden izinsiz, gizlice bir hafiye gibi takip edip sakladıkları yerden bulur mutlaka okurdum. Kanyakçı, Köfteci ikilisinin maceralarını hiç unutmadım açıkçası.

      Ancak biz bunları okurken bizim medeniyetimizin kahramanlarını da okurduk. Mesela Hacı Murat, Yüzbaşı Volkan, Şeyh Şamil gibi kahramanlar da vardı bizim dünyamızda. Batılı kahramanlarla kıyaslardık ve zaten hep bizim kahramanlarımız idolümüz, olurdu.

      Şimdi bunların yerini Bakugan gibi, Barbie, Ninja Kaplumbağalar, Bakugan gibi bir takım yabancı figürler gümbür gümbür bizim çocuklarımızın önünde silah sallıyorlar, bütün vicdani ve ahlaki yasaları sonuna kadar çiğneyerek, gücün en önemli meziyet olduğu tezi işleniyor. Asıl olanın nasıl ve ne şekilde olursa olsun başarı olduğu tezini çocuklarımızın tertemiz beyinlerine nakşediyorlar adeta. Üstelik bu kahramanlarda hak, adalet, vicdan, sevgi, merhamet, inanç gibi insani ve ilahi moral değerler hiçe sayılarak, bu değerleri yok sayarak sadece karşısındakini nasıl yok ederiz, nasıl öldürürüz, nasıl üstesinden geliriz ve nasıl karşı tarafı hezimete uğratırız düşüncesi öne çıkartılmakta ve insan yüreği es geçilmektedir.

      Neredeyse bütün İnternet oyunları ve televizyonlarda gösterilen çizgi film figürleri bu anlayışla yavaş yavaş çocuklarımızın iç dünyasında telafisi mümkün olmayan derin çatışmalara ve hissizliğe yol açmaktadır.

      Peki, biz neden hala bu alanda büyük bir hiçliğin içindeyiz ve bu tür çalışmalara karşı yerli ve bizden olan eserleri ortaya koyma noktasında büyük bir gaflet içindeyiz?

      Çocuk edebiyatı alanında eserler ortaya koyan onca yazarımız neden bu alanı es geçiyor?

      Çağa uygun yerli figürleri ve kahramanları neden ortaya koyamıyoruz?

      Çünkü bu alanı önemsemiyoruz. Çocuk edebiyatını kaale almıyor ve yetişkinler olarak sadece yetişkin edebiyatını ciddiye alıyoruz. Hala bizden veya yerli kahraman dendiğinde “Keloğlan” “Nasrettin Hoca” gibi kahramanlar aklımıza geliyorsa burada ciddi bir sorun var demektir.

      Bizlerin çocukluğundaki kahramanlar Teksas, Tommiks, Zagor gibi çizgi kahramanlar o kültürde çoktan yerini daha yeni ve güncel kahramanlara bıraktı. Çağa teknik olarak adapte olmuş, bilgisayar kullanan ve bu bilgisayarlarda savaşlar kazanıp kaybeden, bilimsel anlamda en üst seviyede birikime sahip kahramanları piyasaya sürdüler ve şimdi milenyum çocukları onlarla hayal dünyalarını besliyor.

      En azından bizim çocukluğumuzun çizgi kahramanları daha insani özelliklere sahiptiler. Espri yapan, dini motifleri kullanan, acıma hissi uyandıran, haksızlık karşısında bir duyarlılık uyandıran metinler söz konusuydu.

      Şimdilere geldiğimizde bunların yerine sadece güç kimdeyse doğru ve asıl olan, hayran olası kahraman odur ne yazık ki! İşte bu yüzdendir ki çocuklarımız edebi metinleri sıkıcı bile bulmaktadırlar. Edebi metinlerden çabuk sıkılmakta, özellikle bir parça tasvir, edebi sözcük varsa tahammül edememekte gözleri ve ruhları aksiyon ve buna bağlı olarak çarpıcı vakalar aramaktadır!

      Kan ve ölüm aramaktadırlar mesela!

      Hatta yaşanılan mekânlar yok edilip başka dünyalara seyr-i sefere çıkılmalıdır. Sürekli yok eden, sürekli zayıf tarafı tüketen, zaman zaman cinsellik çağrıştıran, kızların çok güzel, erkeklerin çok güçlü ve yakışıklı olduğu fikri öne çıkartılmakta ve çocuklarımızın algılarına o kahramanların fiziksel özellikleri yerleştirilmektedir. Özellikle kızlarımızın neredeyse her anlamda birbirlerine benzemeye çalışmaları, aynı tiplerin örnek alınmaları sebebsiz değildir. Her genç kız kendini Barbie bebek gibi güzel! görme eğilimindedir.

      Bir genç kızın güzel kabul edilebilmesi için mutlaka altın sarısı ve upuzun saçları olmalı, oldukça uzun bir boyu, kıl gibi ince bir beli olmalı ve renkli gözleri olmalıdır. Bir göz doktoru arkadaşım, son yıllarda renkli gözlü görünmek için bir problemi olmadığı halde gidip renkli lens takmak istediğini söyleyen genç kızlar arasında bir patlama yaşandığını söyledi.

      Zaten çevremize dikkatlice baktığımızda gözleri cam gibi parlayan kızlarımızı görüyoruz artık. Artık o masum halleriyle, saf ve temiz duru halleriyle tanıdığımız genç kızlarımız yok. Yok, artık ak kuğulara benzeyen kızlarımız. Sokaklarda küçük kadınlar görüyoruz neredeyse. Kollarında tuhaf tuhaf çantalar, burunlarında hızmalar, takma kirpikler, takma gözler, boyanmış saçlar ve daha bir sürü şey… Hepsi kendini birer “Barbii bebek” sanarak yürüyorlar soğuk ve acımasız caddelerde.

      Aklımı zorluyorum, hatırlamaya çalışıyorum. Bizim liseli olduğumuz yıllarda biz nasıldık diye? Saçları iki örüklü, diz altında formalar, boyunda kurdeleler ve zarif kunduralar dışında hiç bir şey gelmiyor aklıma. Kızlarımız ne kadar sade ve duruydu o yallarda.

      Şair Yavuz Bülent Bakiler “komşularım” adlı şiirinde bu hususa parmak ister gibidir;

      Önceleri yurdumun ak tenli kızlarının
      Türküler gibi içten, sıcak halleri vardı
      Kızlar ki ince, uzun ve mahzun kuğulardı
      Kuğularım nerdesiniz?

      O zarif ve mahzun kuğuları kendi ellerimizle ta çocukluklarından itibaren yabanın ortaya attığı çeşitli çizgi kahramanlarla, görüntülerle kendi ellerimizle yok ettik.

      Erkek çocuklarımızda da durum farklı değil. Giyim kuşamlarından tutunuz da davranış biçimlerine kadar hepsi yabancı ve sorunlu!

      O halde ne yapmak lazım?

      Acilen, çocuk edebiyatı alanında eser veren yazarlarımız başta olmak üzere, televizyonlarda çocuk programları yapan yapımcılar, radyocular, bu alanda dergicilik yapan yayıncıların bu alandaki boşluğu doldurmaları gerekmektedir. Kısacası anne- baba ve herkesin bu anlamda sorumlulukları vardır.

      Zira asrın âlimi Bediüzzaman diyor ki
      “Bâtıl şeyleri tasvir etmek, safi zihinleri idlâl eder.

      Sanırım bu söz bütün yazıyı kapsıyor!

      Öyle değil mi?

      Muhabbetle…

      #781748
      Anonim

        Allah razı olsun GazeL kardeş çok güzel bir paylaşım. Toplumun gerek farkında olanlarının, gerekse bu konuda fakındalıklarını kaybetmiş olanların içerisinde oldukları bir sorundan, tehditten, tehlikeden (olumsuz daha bi dolu kelime kullanılabilir) bahsedilmiş. Ve insanlar, çocuklar kısacası; aileler bu sorundan, tehditten, tehlikeden nasıl korunulabilir yahut kurtarabilir gayet güzel açıklanmış. Günümüzün anneleri (çocuğun genel eğitimini anne verdiği için anne diyorum.)değil bu gibi yayınları çocuğa izletmemek, çocuk ayak bağı olmasın diye tv’yi açıp otur sen bunu izle diye teşvik ediyor. Ve sonuç tv’nin yetiştirdiği hırçın, söz dinlemez, ruh yapısı bozuk bir çocuk, işlerini rahatsız edilmeden tamamlamış fakat eğitimini tam veremediği çocuğunun niye böyle olduğunu sorgulayan ve suçun hep çocukta olduğuna inanan bir anne ve bu ikisinin eliyle bozulan bir toplum. C.H. anne- babalara çocuklarına sevdirmeleri gerekenleri, örnek almaları gerekenleri sevdirecek şuura sahib olabilmeyi, bu şuura sahib olmayarak çocuk yetiştirenlerin de hatalarını bir an önce anlayıp telafi etmelerini nasib etsin. amin…

        #781749
        Anonim

          Evet gerçekten çocuk eğitimi en başta ailede başlıyor ve bunu göz ardı eden o kadar cok aile var ki, hadi sen televizyon seyret de yada dışarıya çık, yada bilgisayarla uğraş bende iş yapayım derken çocuk bugün yarın bir bakıyorsun ki ergenlik çağına gelmiş ve nasıl yetiştiği içinde neler yaşadığı ve aldığı terbiye hakkında en küçük bir bilgi yok sonra bu çocuk niye böyle hırçın niye bu kadar sorumsuz vs vs. Çocuk eğitimi o kadar önemli bir konu ki tepeden tırnağa çocugun her hareketiyle ilgilenmek gerekiyor, ve televizyon daha bundan birkaç yıl önce pikachu diye kendini apartman katından atan cocukların haberleri gösteriliyordu tv lerde, ve kurtlar vadisi seyredip arkadaşını evdeki ekmek bıcagıyla yaralayan cocuklar vardı? Ne kadar cabuk unutuyoruz ve ne kadar az önemsiyoruz cocuklarımızı? Daha biraz önce 13 yaşında bir kız kameralara hollywood a gitmenin en büyük arzusu oldugunu dile getiriyordu?
          Hem tv programlarından, magazin haberlerinden ve dahi şiddet ve ahlak dışı dizilerden dem vurup, çocugu bu tür tehlikelerle başbaşa bırakmak mantık aczi değilde nedir?

          Ne güzel ve ne haklı bir dizedir bu:
          Batıl şeyleri tasvir etmek, safi zihinleri idlal eder.
          Rabbimiz sonumuzu hayreylesin. . .

          #781756
          Anonim

            Amin…

          4 yazı görüntüleniyor - 1 ile 4 arası (toplam 4)
          • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.