• Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #666667
    Anonim

      Ruh mimarımızın eserlerinden bir Kur’an buketi sunuyoruz size. O yüce kitabın hayatınıza hayat olması duası olsun diye…

      •Kur’an baştanbaşa bir haz ve zevktir. ABD-sh:74

      •Kurân 14 asır evvel nâzil olmuştur ama, O, Mele-i Alâdan, her şeye hakim bir noktadan, dünü, bugünü, yarını kabza-i kudretinde tesbih taneleri gibi çeviren, sistemleri idare eden, kalbimizin atışlarını dahi bilen Allah’ın ezelî ve ebedî ilminden gelmiştir. AGT–2 s:1

      •Kitabullaha ait en küçük mesele dahi dağlar azametinde büyüktür. AGT–3-s:36

      Kur’an’ın yeryüzüne iniş gayesi, tevhidin bütün çeşitleri ile fert ve toplum planında hâkim olmasıdır. FF:1- s:43

      •Eğer ayda bir defa olsun hatmedilmiyorsa, Kur’ân metruk sayılabilir. FF:1-s:183

      Kur’ân, insanın Allah (cc) hakkındaki ma’rifetinin tercümanıdır. FF:1-s:187

      •Kur’ân okurken, Kur’ân’da anlatılan vak’aların cereyan ettiği devirle, kendi devrimiz arasında münasebetler kuramazsak, Kur’ân’ı kendi derinlikleri ölçüsünde anlayamayız. FF:1 -s:187

      Kur’ân, insanın destanıdır. Onda duaları, ümitleri, elemleri, sevinç ve yeisleri ve her çeşit mes’elesiyle insan vardır. FF:1 s:187

      •Yıllardır kendi usulümüze, Kur’ân üslubumuza yabancıyız… Dolayısıyla Kur’ân ve İslâm adına bir şeyler yapacaksak, sünnete, Kur’ân-ı Kerîm’in ruhuna, Efendimiz (sav)’in getirdiği ruha yeniden dönmeli ve dirilmeliyiz. Yoksa şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da hep başkalarının ruhu ile tenasühleşmiş gibi yaşayacağız. FF:1- s:237

      •Mevcut ilim ve mevcut kültürümüzle Kur’ân’ı takip etmemiz oldukça zor. FF:1- s:237

      •Kur’ân’ın iki yüz ya da üç yüz yıldan beri yaşadığı gurbet yılları bitmek üzeredir. FF:4-s:119

      •İnsanın hayatının hayırlı, müteyemmin ve mübârek olması, Kur’ân-ı Kerim’i hayatına düstur yaptığı nispette olur. Kur’ân’dan uzak bir hayat uğursuzdur, bereketsizdir. Kur’ân’dan uzak bir milletin hayatında dedikodu, keşmekeşlik ve uzaklığın çapına göre anarşi vardır. İG–2-s:96

      •Kur’ân ve ilimler münasebeti mevzuunda düşülen vahim hatalardan birisi de, Kur’ân’ı mevcud ilimlerin peşinden koşturmak ve onlara tâbi kılmaktır. İlimleri Kur’ân’dan, din’den ve îmandan ayrı ve müstakil görmek bir tefrit, Kur’ân’ı müsbet ilimlerin peşinden koşturmak ve onu âdeta bir fizik, kimya, tıb, matematik, astronomi kitabı saymak da bir ifrattır. İG–2-s:131

      •Kur’ân’ın hakkaniyeti için hemen ilmî mesned ve takviyeler, payanda ve koltuk değnekleri aramaya kalkışmak, O’nu küçültmek olur. İG–2 S:132

      •İlmî bir gerçekle, veya gerçek sanılan bir meseleyle bir âyet ya da hadîs arasında tam bir mutabakat görülse bile, yine de her zaman için mümkün olan değişmeleri ve kendi anlayış ve seviyemizi hesaba katarak çok dikkatli ve ihtiyatlı olmak zorundayız. İG–2 s:133

      Pozitivizmin îdam sehpasına çekildiği ve rasyonalizmin pabucunun dama atıldığı günümüzde, âyet ve hadîsleri pozitif ilimlere tatbik etmek ve onların ardı sıra koşturmak, bırakın âyet ve hadîse parlaklık kazandırmayı, tam tersine âyet ve hadîse karşı bir cinayettir. İG–2 s:138

      •Günümüzde ilimleri ön plâna alıp, Kur’ân’ı ikinci plânda düşünmek ve O’nun sanki ilimlerin tezkiye ve tebriesine muhtaçmış gibi gösterilmesi o kadar yaygın ki, görüp duydukça insan kahrolup gidiyor. İG-2- s:142

      •Kur’an çehresindeki esrar perdesini ancak ona edeplice yaklaşanlara aralar ve sırlarla köpüren ilhamlarını onların kalblerine boşaltır. VMB- s:322

      •Kur’ân-ı Kerîm’de havf u haşyetle tüllenen her emir ve direktif, bir buuduyla ürpertici ise de diğer yanıyla rahmet televvünlü ve inşirah vericidir. KZT–1-s:58

      Kur’ân baştan sona mülâhaza edilmeli ve bir bütün olarak ele alınmalıdır. O, bir âyet oradan bir âyet buradan bölük-pörçük anlaşılamaz. Kur’ân’ı anlamak için bir o kadar da sünnetin bilinmesi lazımdır. FF:2-s:170

      •Son iki asır itibariyle ise, Kur’ân kültürüne vâkıf insan sayısı yok denecek kadar azdır.FF:2-S:170

      •Sanki şimdiler, büyük istidâtların Kur’ân dünyasına dehalet mevsimi gibi. Gelecekte, bu anlayış daha bir gelişecek ve -inşaallah- hayatı bütün üniteleriyle tesir sahasına çekecektir. Kim bilir belki de o, yarınki dünya hayatının bizzat kendisi olacaktır. FF:2-S:171

      •Kur’ân-ı Kerîm’de, kıssaların anlatıldığı yerlerdeki espri ve ana temanın yakalanması çok önemlidir. Yani Kur’ân’ın o kıssa ile sunduğu evrensel mesajın kavranması, Kur’ân’ı anlamada âdeta bir nirengidir. FF:2-S:183

      •Allah, “Mü’min”dir. O’nun beyanı emniyet telkin eden bir beyandır. Kur’ân, Allah’ın emin dediği Cibril vasıtasıyla gelmiştir. Ve yine bu Kur’ân, O Emin Peygamber’e ve O’nun emniyeti ihraz etmeye namzet kudsiler topluluğu ümmetine indirilmiştir. SN-1-s:175–176

      •Kur’ân’ın ele alıp tahlile tâbi tuttuğu şeylerde, ta’kib ettiği bir yol vardır ki, o yol bilinmediği zaman, tahlilci çok defa hayâl kırıklığına uğrayabilir. AGT:1-s:8

      Sübut bulmamış nazariyeleri birer ilmî gerçek zannederek, Kur’ân’ın hakikatlarını onlara uydurmaya çalışmalar, bütün bütün Kur’ân’ı tahrif ve küçük düşürücü, mâhiyetde olmuştur. Oysa ki, Kur’ân’ın o mes’elelere dâir beyânı gayet açık ve az bir gayretle hemen herkesin anlayabileceği stildedir. AGT:1- s:10

      •Sahâbe (R.A) tâbiîn ve İbn-i Cerîr gibi ilk müfessirlerin anlayışlarının, sübut bulmuş ilmî gerçeklere çok uygun olmasına karşılık daha mütefelsif ve daha derin gibi görünen sonrakilerde, ilmin rûhuna uymayan tekelleflü tevillere rastlanılmaktadır. Bu da bize yaşadığı devrin tesirinde kalmadan, Kur’ân’ı anlatan tefsircilerin, onun rûhuna daha yakın olduğunu göstermektedir. AGT:1- s:11

      •Efendimiz (sav) ve Kur’an-ı Kerim’in kendi cemaatlerine haber verdikleri, ileriye matuf bazı şeylerde, vâki öncelikli değil, müşahede öncelikli ele alınmıştır. P:3- s:60

      •Bazı kıssalar Kur’an’da değişik yerlerde ve defaatla anlatılmaktadır. Dikkat edildiği takdirde, ilgili kıssanın anlatıldığı her yerde, başka bir yanına vurgu yapılmakta, vurgu yapılan yer ön plâna çıkartılarak, mevzûun ana temasını oluşturmaktadır ki, bu hususun gözden uzak tutulmaması gerekir. P:3-s:97

      •Kur’an’ı tebliğ ve temsille mükellef insanların, her ayetten mesajlar çıkartıp, onu hayatlarına tatbik etmeleri gerekmektedir. Bu da, her şeyden önce Kur’an’ı, kendine nâzil oluyormuşçasına okumakla mümkündür ki böyle bir okuyuş Kur’an’ı anlamada merdivenin ilk basamağı sayılır. P:3-s:98

      Kur’ân, insanoğlunun kıymet ve değeri ölçüsünde, onun kalp-ruh-akıl ve cismaniyetini nazar-ı itibara alarak, yüksekler yükseğinden nüzul ile insanlık ufkunda tulû etmiş, en mükemmel mesajlar ve ilâhî kanunlar mecmuasıdır. Ölçü-S:32

      •Geleceğin Kur’ân devri olmasını çok görmemek lâzım! Zirâ Kur’ân, geçmişi bugünle, bugünü de yarınla bir arada görüp bilen bir Zât’ın kelâmıdır. Ölçü- S:36

      •Kur’ân ayetlerinin, insanın ruh haletine, onun psikolojik cephesini nazara veren iç içe ayrı bir derinliği vardır ki, tefsir tarihi boyunca belki de en az üzerinde durulan bir konu olmuştur. KİY- s:72

      •Kur’ân’ın edebî yönü üzerinde bugüne kadar bir hayli insan durmuştur.. ve bu konuda pek çok edebî dâhi yetişmiştir. Abdülkâhir Cürcâniler, Sekkâkiler ve Zemahşeriler‘den alın da asrımızın Muhammed Sâdık Rafiiler’i, Seyyid Kutuplar‘ı, İşârâtü’l-İ’caz sahibi, medar-ı iftiharımız Üstad Bediüzzaman sadece bunlardan bir kaçı. KİY- s:161

      Kur’an ayetlerinin en önemli özelliklerinden biri, bu ayetlerin hedef olarak ele aldığı kimselerle, bilvesile hitap ettiği kimselerin ayrı olması ve her iki kesimin de ayetten alacakları derslerin farklı bulunmasıdır. KİY-s:286

      Kur’an’dan istifadenin en önemli şartı, onun evrensel olduğu nazara alınarak, her şahsın kendini Ona muhatap kabul ederek okumasıdır. Böyle yapıldığı takdirde, Kur’an kendini ifade edecek, biz de Ondan istifade edebileceğiz. KİY- s:287

      •Kur’an’ın, maksadı beyan ederken seçtiği kelimeler, fiiller ve onların kalıpları çok önemlidir. KİY- s:289

      •Bazılarının zannettiği gibi bu kıssalar katiyen sembol değillerdir. Bunlar ayniyle gerçekleşmiş olaylardır ve Kur’ân olduğu gibi bize hikaye etmektedir. KİY-:331

      •Rica ederim Allah’ı zaman ve mekan ile kayıtlayabilir misiniz? Öyleyse O, kelâm sıfatının tecellisi olan Kur’ân-ı Kerim ile, Efendimiz’e (sav) konuştuğu aynı anda sanki seninle, benimle de konuşmaktadır. Bizden sonra gelecek tüm insanlıkla da. Aslında Kur’ân’ın evrenselliği ve zaman üstü olması açısından da bu yaklaşım çok önemlidir. Aksi halde, ferd Kur’ân’da zikri geçen bu olaylara gelmiş-geçmiş kıssalar nazarıyla bakar, öyle okur ve geçerse, ondan istifade de o nispette olur. KİY-s: 332

      Muhteva ve onun ifade ettiği manaya göre Kur’ân, harfleri, kelimeleri öylesine seçmiştir ki, buna vâkıf olan insanların kendilerinden geçmeleri ve bayılmaları söz konusudur. KİY- s:393

      •Eğer insan, üstün edebi bir nazım veya bir nesir dinlemek istiyorsa Kur’ an’ı Kerim’i dinlemelidir. Bir musiki dinlemek istiyorsa Kur’ an’ı Kerim’i dinlemelidir. Kelimeleri, söz musikisine göre seçilmiş bir beyan akidesi tanımak istiyorsa yine Kur’ an’ı Kerim’i dinlemelidir. P:4-s:139

      •Eğer insan, vicdanını dinleyebiliyor, insani değerlerini unutmamış, kalbinin kapıları açıksa, Kur’an’ı çok iyi anlayacaktır. P:4-s:139

      •Kur’ân’dan zevk almayanlar ya cehalet ya da ön yargı içindedirler. P:4-s:150

      •Kur’ân-ı Kerim’de, tarihi vak’alar, karakteristik olarak öyle büyülü anlatılır ki, insan kendini çağlar ötesi âlemlerde dolaşıyor gibi hisseder. P:4-s:151

      • “Ben, şiirin peygamberiyim” diyen Mütenebbî’den Maarrî’ye bütün iddialı söz üstadları; Mustafa Sâdık er-Rafiî’den Şevki’ye, ondan da Seyyid Kutub’a kadar bütün Kur’ân hayranı devler, Kur’ân karşısında aczlerini itiraf etmiş ve âvâz âvâz Kur’ân’ın hep taze kaldığını haykırmışlardır.P:4- s:156-157

      •Ben şahsen hafızım ve hayatında iki defa hafızlık yapanlardanım. Bir, on küsur yaşlarındayken babam yaptırmıştı. Bazı sebeplerden ötürü üzerinde duramadığımdan tamamen unutmuştum. Daha sonra 1980’lerde tekrar dört ayda hafız oldum. Fakat kemâl-i samimiyetle söylemeliyim ki, onu her okuyuşta yeni yeni ufuklar, yeni yeni kıtalar keşfediyor gibi oldum. P:4- s:157

      •Bize göre, Kur’ân-ı Kerim’den tam istifade etmek, hem tekvinî emirleri çok iyi okumaya, hem de teşriî emirler karşısında çok hassas yaşamaya bağlıdır ki, zaten insan ancak bu hususa dikkat ederse hakiki muttakî olur. KT-s:141

      •Kur’anı Kerim’de asr, güneş, fecr, gece, gündüz… gibi zaman, mekan ve farklı eşyâ üzerine yemin edilmiştir. Edilen bu yeminlerle o şeylerin bazı yönleri itibarıyla önemli olduğu vurgulanmıştır. KT-s:220

      Kur’anı Kerim’le çok meşgul olmak, Kur’an’ı çok iyi bilmek, onun bütününü bir harita gibi göz önünde tutabilmek oldukça önemlidir. Fakat, daha da önemlisi, Kur’an’a itimat etmek, güvenmek ve gönlü O’na vermektir. Zannediyorum, bir insan samimâne, sâfiyâne gönlünü Cenâbı Hakk’a verir ve Kur’an’a bir çırak olarak teslim olursa, bütün tenkit mülahazalarından uzak kalır ve O’na teveccüh ederse, aklına hayaline hiç gelmedik şekilde ufuklar açılır önünde. KT-s:233

      İlahî kelamdan insanların istifadesi açısından en elverişli tecelli Kur’an’ın tecellîsidir. O, insanların dillerine, anlayışlarına, hallerine ve idraklerine uygun bir konuşma tarzı ve tecelliye sahiptir. Üslûbu, hedef aldığı kitlenin anlayış, algılayış ve idrak düzeylerini gözetir. SC-s:19

      •Kur’an’ı anlamak, Kur’an ile dirilmek onun özünde derinleşmeye bağlıdır. Kur’an’ın sadece ibare ve lafızları ile ilgilenenler sevap kazansalar bile sevaba açık bir topluluk haline gelemezler. Bir başka tabirle Kur’an’ı muhtevasına uygun şekilde anlayıp hayatlarına hayat kılamazlar. SC- s:42

      Kur’an’la münasebetimiz açısından asıl mesele kalb, şuur, irade, idrak ve hislerimizle ona yönelebilmek ve benliğimizin bütün buutlarıyla O’nu duyabilmektir. SC-s:42

      •Âcizane kanaatim, Kur’an okuma tam manâsıyla bilinmiyor. Onun için bu meselenin çok ciddi olarak ele alınması gerekir. Çünkü Kur’an’ı kaide ve kurallarına uygun şekilde okuma onu içte duyma, manâ ve muhtevasına vakıf olma, derinliklerine nüfuz edebilme kadar önemlidir. SC-s:42

      •Elfaz maâninin kalıbıdır (Lafızlar, ibareler manâ ve muhtevanın kalıbıdır). Kalıp bozuk olunca manâ sıkışıp kalıyor ve derinliklerine nüfuz edilemiyor. Mesela, kendi adıma Kur’an dinlerken yanlış okumalar karşısında ruhumda ihtilâç hasıl olduğunu, konsantrasyonumun bozulduğunu, manânın derinliklerine inmekten uzaklaştığımı rahatlıkla söyleyebilirim. SC- s:42

      •Maalesef biz doğru düzgün Kur’an-ı Kerim okumayı unutmuşuz. Hatta İmam Hatip’lerde ve İlahiyatlarda bile bu eğitim insanımıza tam tekmil verilemiyor. Kur’an Kursları ölçüsünde verilemiyor desem kimse bana alınmasın. SC-s:43-44

      •Sahabe misali, çağın gerçeklerini ve ihtiyaçlarını nazara alıp problemleri çözüme kavuşturacak bir “Saf Kur’an Kültürü” nün oluşması için zamana ihtiyacımız olduğu kanaatindeyim. Evet, Batı’nın hayatın hemen her alanındaki etkilerinden sıyrılıp kendini Kur’an’a verecek nesiller elbet bir gün arz-ı dîdar edecek ama biraz daha sabır ve gayret. SC- s:50

      •Az dikkat edildiğinde, içinde bulunduğumuz çağın, düşünce ve tasavvurlarımızın üstünde bir süratle Kur’ân’a doğru kaydığı hemen sezilecektir. ZAD-s:172

      •Kur’ân, levh-i mahfûzun en nâdide pırlantası olarak nâzil olduğu zaman, eşi-menendi olmama gibi bir mazhariyetle nâzil olmuştu… Bugün de aynı parlaklık ve kıymetini, hatta daha da arttırarak bütün ihtişâmıyla devam ettirmektedir. Gelecek yıllar ise O’nun, güneşlere tâç giydireceği yıllar olacaktır. ZAD-s:175

      Hakikat tutkusu, ilim sevdası, araştırma cehdi, sorgulama ciddiyeti, murakabe gayreti Kur’ân’ın hemen her sûresinde, mü’min gönüllerin dikkatini çekecek kadar üzerinde çokça durulan konular oldukları gibi, dikkatli ruhların her uğrayışlarında, yeni yeni cevherler buldukları birer pırlanta yatağı gibidirler. IGU-s:12-13

      •Kur’ân, yeryüzüne engin bir denge anlayışıyla inmiştir; o, ferdin, ferdle, aile ile, toplumla, sonra da bütün bir varlıkla münasebetlerini dengelemiş ve müntesiplerine umumî ahenge giden bir yolu salıklamıştır. Biz ise, onun ruhunu, kendi mantığımızın dar çerçevesine sıkıştırarak, evvelâ o çok genişi daraltmış, evrenseli mahallîleştirmiş; sonra da aşkını, âdiyatın zeminine indirerek onun gökçek yüzüne üst üste küsûflar yaşatmışızdır. IGU- s:13-14

      •Sonsuzun, kelime ve harfler dünyasında parıldayan ışığıdır Kur’ân. İns u cinnin duygu, düşünce ve his atlasında melekutun sesi-soluğudur Kur’ân. IGU- s:45

      Sağlam bilgi ve sağlam düşüncenin başı Kur’ân, doğru ifadenin, mantikî beyanın esası da yine Kur’ân’dır. IGU- s:45

      •Her yeninin eskiyip partallaştığı, her tazenin sararıp renk attığı şu fani dünyada, her zaman rengârenk ve taptaze kalabilen bir şey varsa, o da Kur’ân’dır. IGU- s:46

      •Kur’ân’ı tam duyabilmiş bir sinenin ilhamları karşısında koca deryalar damla gibi kalır ve O’nun nuruyla aydınlanmış bir dimağ yanında güneş bir mum ışığına dönüşür. IGU- s:47

      Kur’ân, kat’iyen beşeriyetin çocukluk dönemlerinde mahallî risaletler çerçevesinde kalıp zaman ve mekân hudutlarını aşmayan, aşamayan diğer beyanlar gibi değildir; O, bütün zamanları, mekânları aşan ve itikaddan en küçük âdâbına kadar, bütün insanlığın ihtiyaçlarını cevaplayan engin ve zengin bir mucizedir ve O, bu derinliğiyle bugün dahi herkese ve her şeye meydan okuyabilecek güçtedir. IGU- s:48

      Kur’ân’ın atmosferine girip O’nun rehberliğine sığınanlar, her zaman ruhlarında derin bir itminân ve sarsılmayan bir güven duyar ve sürekli emniyet soluklarlar. IGU- s:241

      Fâtiha sûre-i celilesinde, bütün itikâdî mes’elelere, ibâdetle alâkalı bütün hususlara ve bir hayat nizamına ya bir sarâhat, ya bir delâlet veya bir işâret, hiç olmazsa bir remiz bulmak her zaman mümkündür. FÜM-s:1

      •Kur’ân, ilâhî hitaba muhâtap olabilecek kabiliyette yaratılmış olan ve ahsen-i takvim sırrına mazhar kılınan insana indirilmiş bir kelâm-ı ezelîdir. FÜM-s:5

      •Burada kalbim titreyerek şu tâbiri kullanacağım: “Kur’ân beni mâzûr görsün” Kur’ân, kendisine samimi âşık olmayanlara kıskançtır, onlara bir şey vermez. Sen bütün gönlünle, hissinle Kur’ân’ın mecnûnu olur, ona yönelirsen o da sana teveccüh edecektir. Aksi halde sen Kur’ân-ı Kerîm’in ucundan ucundan tuttuğun müddetçe Kur’ân sana sırlarını açmayacaktır. Zira bu kelâm-ı İlâhî, kendisine bütün benliğiyle teveccüh eden âşık gönüllere nûr ve feyiz aksettirir. Sen onu okumaz, mânâsını tedebbür etmezsen onun feyzinden mahrum kalırsın. FÜM- s:7

      Kur’ân’ı bir kılıfa koyup evimizin en seçkin köşesine asmakla Kur’ân’a karşı saygılı olma vazifesini yapmış olamayız. FÜM- s:12

      İçten, samimi ve güzel bir edâ ile okunan Kur’ân, insanın rûh, kalp ve hissiyatına hayat bahşeder. Bilhassa Efendimiz’in (sav) fem-i güher-i mübâreklerinden dökülüyor gibi Kur’ân’ı dinlemek insanı sonsuz huzura gark eder. Bir derece üste çıkarak Cibril’e misafir olma ve bizzat Kur’ân’ı O’ndan dinleme havası, rûha, tarifi imkânsız esintiler kazandırır. Bütün bunların verâsında Kur’ân’ı bizzat kelâmın esas sahibi olan Mütekellim-i Ezelî’den dinliyor gibi ona muhatap olmak, -kalbin buna tahammülü var mı bilemem- insanı adeta semavîleştirir. FÜM- s:14

      •Kur’ân hüzünle nâzil oldu. O, mahzun ve münkesir bir kalple okunmalıdır. FÜM-s:16

      •Kâinat’ın büyük ve derin mânâsını, onun geniş sîmâsından kavrayamayan insana, Allah (cc), Kitab-ı Kâinat’ın tercümesi olan Kur’ân’ı ihsan etmiştir. FÜM- s:25

      •Allah’tan başkalarının kâinat hakkındaki hükmü yanlış olduğu gibi, insan hakkındaki hükümleri de yanlıştır. Kâinat Kâinatullah; Kur’an Kelâmullah, insan da abdullahtır. Bu üçünün birbiriyle münasebetini tesis eden de Allah’tır. FÜM- s:25

      Zât-ı Bâri hakkında en sağlam, en râsih akîdeye biz, yine, Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyân sayesinde sahip olduk. FÜM- s:46

      •Allah’ın indirdiği, sinelerin sindirdiği, en ulu kâtiplerin yazdığı ve hâfızların ezberlediği Kelâmullah, mu’cizedir. FÜM- s:51

      Kur’ân kelimesi; cem’etme, tefakkuh etme, dağınık parçaları bir araya getirip bir bütün hâsıl etme gibi mânâlara gelir. FÜM- s:54

      Kur’ân insanın Allah hakkındaki ma’rifetini ifade eder. Çünkü o cem’dir. İnsan Kur’ân’ın ifade ettiği mânâ keyfiyetiyle Allah’a yaklaştığı nispette Allah’ı tanıyacak ve O’nu tanıyabildiği ölçüde de ma’rifete erecektir. FÜM- s:55

      •Biz Allah’a kulluk yapmayı, O’nu sena etmeyi, peygamberlere karşı ta’zimat ve tekrimatı ancak Kur’ân sayesinde öğrendik. O Kur’ân gelmeseydi; biz hamd etmeyi bilemeyecek ve Allah’a kulluğun keyfiyetini anlayamayacaktık. FÜM- s:130

      •Kur’ân-ı Kerîm’de, nerede bir terhib varsa hemen bir terğib ve nerede terğib zikredilirse ardından onu bir terhib takip eder. Bu bir âdet-i İlâhi’dir. FÜM-s:151

      Kur’ân-ı Kerim’in ma’nâsını tam anlayabilmek için kelimelerin ma’nâlarını, onlara dayalı yan ma’nâları, mâsadak oldukları hususları ve delâlet ettikleri cihetleri anlamak şarttır. FÜM-s:200

      Kur’ân’ın ledünnî muhtevasını ancak, onda bütün varlığın sesini duyabilenler ve onun derinliklerinde insan ruhuna ait korku ve ümit, tasa ve sevinç, keder ve neş’e mûsikîsini birden dinleyebilenler anlar. GBS-s:43

      •Bilhassa İslâm’ın kitabı Kur’ân, insafla mütâlâa edilebilse O’nda, ilim aşkı, insan sevgisi, adalet duygusu ve nizam düşüncesinin nümâyân olduğu müşahede edilecektir. YD- s:176

      •Bugün insanlığın büyük bir kısmının, İslâm’a karşı alâkasızlığı ve Kur’ân’ı duymazlıktan gelmesi, istikbalde onun talihsizliği olarak tarihe geçecektir. Zannediyorum geleceğin nesilleri bu konuyu değerlendirirken: “Keşke azıcık basiretlice davranılsaydı.!” diyerek hep teessüf ve telehhüfte bulunacaklar; bulunacaklar ama, o gün böyle bir hasret ve inkisar neye yarar ki..!.ÖKH- s:49

      •Günümüzün nesillerinin son bir kere daha İslâm’a ve Kur’ân’ın seslendirdiği ruh ve mânâya yönelmesi onların yeniden doğuşu olacaktır. ÖKH- s:50

      •İslâm’ın kitabı Kur’ân, insanî değerler, varlık, kâinat ve hayat hakkında en orijinal fikirlerin, hiçbir zaman eskimeyen disiplinlerin ve hep ter ü tâze kalabilen esasların biricik kaynağıdır. Onun, günümüzün toplumlarına da, yeni ufuklar açacağına, onlara alternatif düşünce sistemleri sunacağına ve insanımızın ızdıraplarını dindireceğine inancımız tamdır. Elverir ki, varlık içindeki yer ve konumumuzu bir kere daha gözden geçirerek mazhariyet ve mevhibelerimizi yerli yerince iyi değerlendirebilelim. Aslında birkaç asırlık uzun bir uykudan sonra bizdeki böyle bir “ba’sü ba’de’l-mevt” dünyanın da rengini değiştirecektir. ÖKH- s:50

      •Aslında Kur’ân, taabbüdî emirlerdeki aşkınlık müstesna, hemen her meselesini akıl, mantık ve muhakemeye tescil ettirerek mesajlarında ne aklî, ne kalbî, ne ruhî ne de hissî bir boşluğa kat’iyen meydan vermez. Aksine o, değişik türden hüküm ve iddialarını, mâkul olmayana bina etmiş birbirinden farklı pek çok hasım karşısında hep, salim düşüncenin, kurallı muhakemenin, disiplinli mantığın sesi-soluğu olagelmiştir; olagelmiş ve karşı tarafın ne kadar gayrimâkul türden mugalâtası, demagojisi, diyalektiği varsa hepsini susturmuş, bütün mücadelelerini zaferle noktalamıştır ki, biz buna, aynı zamanda hem Hak elçilerinin hem de akl-ı selimin zaferleri diyoruz. KDD-s:77

      •Kur’ân, kâinat kitabıyla alâkalı referanslarının yanında, ele aldığı konuları takdimdeki sağlamlığı, muhtevasının düşündürücülüğü, mesajlarının kuşatıcılığı, ifadelerinin sihri, üslûbunun müessiriyet ve inandırıcılığı ile de çok yönlü ayrı bir mâkuliyet örneği ortaya koyar. KDD- s:82

      •Kur’ân, ister bizzat Allah Resûlü tarafından ortaya konan yorumlarıyla; isterse dilin kuralları, Arapça’nın kendine has üslûbu ve nüzul sebepleri göz önünde bulundurularak yapılan tefsir ve tevilleriyle olsun, düşünce hayatımızda öyle bir zenginlik kaynağı olagelmiştir ki, çok sathî bir nazarla bile bakanlar, bunun ne büyük bir servet olduğunu hemen anlayabilirler. KDD-s:91

      •Beşer ufkunda tecellî ettiği günden itibaren tazeliğini devam ettiren bir beyan varsa, o da, işte bu Kur’ân; ve insanlığı sahil-i selâmete çıkaracak bir sistem varsa, o da, bu mübarek kitabın muhtevasıdır. KDD-s:93

      Günümüz Müslümanı, kitabullahın dilinden anlamaz hâle gelmiştir. Kur’ân bir vadide, onlar başka bir vadidedir. Kur’ân’a bağlılık tamamen şekilciliğe dönüşmüştür. Kur’ân’ı biraz aşağıda tutan birini görünce ikaz eden ve Kur’ân’ın her zaman göbekten yukarıda tutulması gerektiğini söyleyen -ki dinin böyle bir emri yoktur, bu sadece bir edep ve saygı ifadesidir- insan görürsünüz ki, yaşantısı Kur’ân’a taban tabana zıttır. İE-s:54

      Kur’ân’ına sahip çıkmayan, onun temsil edilmesini hayatının gayesi bilmeyen bir insan, ünvanı ne olursa olsun, âhirette, Kur’ân’a karşı takındığı bu tavır ile cezalandırılacaktır. O, dünyada iken Kur’ân’ı alıp bir mahfazaya yerleştirmiş, sonra da bir duvara asmış olsa bile, kim bilir belki kendisi de, âhirette kafa ve ayaklarından asılmak suretiyle, dünyadaki günahının cezasını ödeyecektir.İE- s:54

      Ah! Bir kerecik olsun gayp perdesi aralansa da, vâiziyle, müftüsüyle, yazarıyla, düşünürüyle, okuruyla, dinleyeniyle, okuldaki muallimiyle ve cemaatiyle bu insanlar, Kur’ân’dan kopuk kalmalarının cezasını ve akıbetini tablolar hâlinde görüverseler…İE-s:54

      Kur’ân’dan uzak kalışımızın faturasını kimlere ve nasıl ödediğimiz, gün gibi aşikâr değil mi? Öyle ise, acaba daha hangi zilleti bekliyoruz ki, bizim Kur’ân’a sarılmamıza vesile olsun? İE-s:54-55

      •Kur’ân, dilinden anlaşılmayan bir kitap hâline geldiğinde bilinmelidir ki artık bela ve musibetlerin gölgesi üzerimizdedir. İE-s:78

      •Kur’ân bir nasihat, bir hatırlatma, bir zikir ve bir uyarıcıdır. Ne var ki Kur’ân’ın bu yönlerinden istifade edebilmek için, gönüllerin ona karşı açık olması şarttır. İE-s:102

      Lâubali insanın müttaki olamayacağı gibi, onun Kur’ân’dan istifadesi de düşünülemez. İE-s:102

      Astronomi ilmine az da olsa vakıf olmayan, biyolojiyi sathî de olsa okumamış olan bir insanın, Kur’ân âyetlerinin birçoğunu istenen ölçüde anlaması mümkün değildir. Çünkü nice âyetler var ki, onların anlaşılabilmesi biraz da bu ilimlerin bilinmesine bağlıdır. İE-s:121

      Kur’an Meali

      •Eğer, Arapça bilmeyenler, tefsir okuyacak kadar vakitleri yoksa benim tavsiyem, en azından Hasan Basri Çantay’ın meâli gibi açıklamalı bir meâl okumalıdırlar. Aksi halde eldeki meâllerle yetinmeleri onları aç-susuz bırakacağı gibi bir kısım şüphelere de atabilir. Hele, Kur’ân’ı okudukları meâllerden ibaret zannedenler için, böyle bir meâl okuma, Kur’ân’la hiç ilgilenmemeden daha tehlikelidir. FF:2- s:117

      •Ben, belki şimdiye kadar söylenenlerin aksine, Kur’ân meâli okumayı, Arapça bilenlere tavsiye ediyorum. Arapça bilmeyenlerin ise, Kur’ân’ı, meâllerden daha geniş bir perspektifle ele almaları gerektiğine inanıyorum. FF:2- s: 117

      Mealler, sadece bir mirsad ve ölçüdürler. Onlarla hakikat aranır ama onlar hakikatın kendisi olamazlar. Kur’ân’ı dahi mealde arayanlar ne büyük bir yanlış ve yalana takılıp kalmışlardır. SN-1-s:313

      •Kemâl-i samimiyetle arz etmeliyim ki, Kur’ân’ın Türkçesinden bu hazzı almamız mümkün değildir. Şekspir, Goethe ve Tolstoy’un Türkçe çevirilerinde orijinal metinlerdeki ruh, mânâ ve zevki duymak mümkün olmayınca, Allah’ın kitabını Türkçe çeviriden duyup anlamanız nasıl mümkün olacaktır.! P:4- s:153

      Denebilir ki tercüme meraklılarının gizli niyetlerinde, Kur’ân-ı Kerim’in o sihirli derinliklerini sığ göstermek ve bu kabil tercümelerle onu avamîleştirip milleti ondan soğutmak için bir kasıt, bir gâyenin var olduğu her zaman söylenebilir. P:4- s:153

      Kur’ân, mealle ifade edilmesi şöyle dursun, Allame Hamdi Yazır’ın tefsiri gibi en müdekkikâne eserlerde bile -hiç mübalağa yapmadan söyleyeceğim- Kur’ân’ın semâvîliğinin yarısından çoğu gitmiştir. Bana göre bu yine de iyimser bir yaklaşımdır. Onun, doğrudan doğruya Allah kelimeleri ile ifade edilişinde, tarifleri aşan ve zevk edilip ama söylenemeyen öyle füsûnlu bir buudu vardır ki, ne zaman o kendi diliyle ifade edilse insan büyülenir. P:4-s:153

      KISALTMALAR

      1- ABD: Amerika’da Bir Ay-İsmail Ünal-Işık Yay.

      2- AGT: Asrın Getirdiği Tereddütler

      3- FF: Fasıldan Fasıla

      4- İG: İnancın Gölgesinde

      5- VMB: Varlığın Metafizik Boyutu

      6- KZT: Kalbin Zümrüt Tepeleri

      7- SN: Sonsuz Nur

      8- P: Prizma

      9- Ölçü: Ölçü Veya Yoldaki Işıklar

      10-KİY: Kur’an’dan İdrake Yansıyanlar

      11- KT: Kırık Testi

      12- SC: Sohbet-i Canan

      13- ZAD: Zamanın Altın Dilimi

      14- IGU: Işığın Göründüğü Ufuk

      15- FÜM: Fatiha Üzerine Mülahazalar

      16- GBS: Günler Baharı Soluklarken

      17- YD: Yeşeren Düşünceler

      18- ÖKH: Örnekleri Kendinden Bir Hareket

      19- KDD: Kendi Dünyamıza Doğru

      20- İE: İrşad Ekseni

    1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
    • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.