• Bu konu 0 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
  • Yazar
    Yazılar
  • #666742
    Anonim

      Mekke…
      Kutsal şehir. Gül şehir.
      Nezih, pak, güzel insanların şehri. Kutlu sahabiler şehri.
      Sen Müslüman olmadan önce de tertemizdin. Putlara hiç ibadet etmedin, kendi putunu hiç oluşturmadın. Temiz bir fıtrat, iffetli bir hayat ve Hz. Ebu Bekir’in sıcak bakışlarıda eriyiş…
      Abdurrahman bin Avf… Servi kamet, gül çehre ve sıcak tebessüm. Yakışıklı Abdurrahman Bin Avf. Güzel, cesur ve cömert Abdurrahman Bin Avf. Uhut kahramanı. Peygamber?i (sas) hiç yalnız bırakmadın gazvede. Tam yirmi yerinden yara aldın Uhut’ta. İlk hicret edenlerin arasındaydın. Hiç üşenmedin, yorulmadın, hep koştun. Zira emir O’ndandı…
      Varını-yoğunu bıraktın, vardın Habeşistan’a. Durmadın, durdurulamadın. Sonra Medine’ye koştun. Biz birini bulamazken, sen hicretin sevabını ikiye katladın. Medine’de Sa’d bin Rebi karşıladı seni. Kucak açtı, sahip çıktı. Varını-yoğunu koydu önüne. Her şeyini paylaşmak istedi seninle.
      Sen Abdurrahman bin Avf, sen güzel insan. Akıllara durgunluk verecek bir cevap verdin. Melekleri ağlatan bir cevap, insanlığı yücelten bir cevap. ‘Allah senin malına, mülküne ve ailene bereket eylesin. Sen bana çarşının yolunu göster.’ dedin. Aldın eline bir parça hamal ipi ve kısa zamanda Medine’nin en zenginlerinden oldun.
      İmam Abdurrahman bin Avf. Sen daha Rasulullah hayattayken fetva makamına erdin. Salih kul Abdurrahman Bin Avf. Tebük seferi sırasında Efendimiz (sas) de senin imametinde namaza durdu. Hz. Ebubekir’le Peygamber’in bulunduğu bir cemaate imamlık yapma şerefine nail oldun. Daha sonra seni övdü: ‘Hiçbir Peygamber yoktur ki, ümmetinden salih birinin arkasında namaz kılmış olmasın.’
      Sen daha Efendimiz hayattayken yirmi bin dinar malı, beş yüz atı Allah yolunda infak ettin. Efendimiz’den sonra da verdin, hep verdin.
      Sen Abdurrahman?dın. Hem dik duran Abdurrahman. Bir seferde bütün kervanı, develeri ve yükleriyle bağışlayan, cömertlik timsali Abdurrahman. Verdiklerinin, senin gibi biri için az olduğu hissettirilince hemen koştun. Yandın, tutuştun ve neyin var neyin yok verdin. Hep korkardın helak olmaktan. Ümmü Seleme validemize de bir gün şöyle seslenmiştin. ‘Malımın çokluğu helakıma sebebiyet verir, bundan endişe ediyorum.’
      Sen koştun, hep koştun. Nerede, ne zaman verilmesi gerekiyorsa verdin. Hep cömerttin. Kutlular Kutlusu (sas), Hz. Halit’le girdiğin münakaşada sana ‘Arkadaşım’ diye seslendi. Sen sema ve arz ehlinin eminisin ey Abdurrahman bin Avf! Rasulullah kabre indirilirken, kabir Rasulullah’ın gelişiyle şereflenirken, yeryüzü ağlarken, toprak O’na dokunmanın şerefini yaşarken, sen O’nu kabre indirenler arasındaydın. Oruçlu olduğun bir gün iftar için önüne getirilen sofra karşısında oturmuş, uzun süre hıçkıra hıçkıra ağlamıştın. ‘Neden?’ diye sorulduğunda, şöyle demiştin: ‘Mus’ab b. Umeyr ki, o benden daha hayırlıydı, başını örttüğümüzde ayakları, ayaklarını örttüğümüzde de başı açıkta kalan küçük bir bezle kefenlenmişti. Hz. Hamza ki o da benden daha hayırlıydı, kefen olarak bir parça bez bulunmuş ve onunla kefenlenmişti. Bize gelince dünya bize güldü. Onlara verilmeyen şeyler bize verildi. Korkuyorum işlediğimiz hasenatın mükâfatı bu suretle bize verilmiş olsun.’
      Sen kutlu sahabi!
      Sen Aşere-i Mübeşşere’den oldun.
      Daha hayattayken cennetle müjdelendin.
      Yirmi üç yıl Nebiler Sultanı ile beraber oldun.
      Sen kutlu sahabi!
      Cennetü’l-Baki’de yatıyor, bâki cennetlerde geziyorsun.

      #783924
      Anonim

        Allah bizleri bu nimetler karşısında şükredenlerden etsin inşaallah..Yoksa vay halimize…

      2 yazı görüntüleniyor - 1 ile 2 arası (toplam 2)
      • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.