- Bu konu 1 yanıt içerir, 3 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
4 Ocak 2011: 06:45 #667040
Anonim
M. Kemal beni iki defa davet etti 04.01.2011
Mustafa Kemal iki defa şifre ile Van vilâyetinin eski valisi ve benim dostum Tahsin Beyin vasıtasıyla beni, neşredilen Hutuvât-ı Sitte’ye mükâfaten taltif için Ankara’ya celb etti, gittim.
Üçüncü esas: Sabık mahkememizde bir müddeiumumînin yanlış bir mânâ ile Beşinci Şuâ’ya dair suallerinde kanun hesabına değil, belki bir ölmüş şahsın dostluğu taassubu hesabına mânâsız ve lüzumsuz itirazları sebebiyle bu gelecek uzunca tafsilâtı vermeye mecbur oldum.
Evvelâ: Bu Beşinci Şuâ’yı hükümetin eline geçmeden evvel biz mahrem tutuyorduk. Hem bütün taharrilerde bende bulunmadı. Hem maksadı yalnız avâmın imanlarını şüphelerden ve müteşabih hadisleri inkârdan kurtarmaktır. Dünya cihetine üçüncü, dördüncü derecede, dolayısıyla bakar. Hem verdiği haberler doğrudur. Hem ehl-i siyaset ve dünya ile mübareze etmiyor, yalnız ihbar eder. Hem şahısları tayin etmiyor. Küllî bir surette, bir hakikat-i hadîsiyeyi beyan eder. Fakat, o küllî hakikati bu asırdaki dehşetli bir şahsa tam tatbik etmişler. Onun için bu senelerde yeni telif edilmiş zannıyla itiraz ettiler. Hem o risalenin aslı, Dârü’l-Hikmetten daha eskidir. Yalnız bir zaman sonra tanzim edildi, Risâle-i Nur’a girdi. Şöyle ki:
Bundan kırk sene evvel ve Hürriyetten bir sene evvel İstanbul’a geldim. O zaman Japonya’nın Başkumandanı, İslâm ulemasından dinî bazı sualler sormuştu. Onları İstanbul hocaları benden sordular. Hem çok şeyleri o münasebetle sual ettiler.
Ezcümle, bir hadiste, “Âhir zamanda dehşetli bir şahıs sabah kalkar, alnında ‘Hâzâ kâfirün’ yazılmış bulunur” diye hadis var deyip benden sordular. Dedim: “Bir acîp şahıs bu milletin başına geçer ve sabah kalkar, başına şapka giyer ve giydirir.”
Bu cevaptan sonra bunu sordular: “Acaba o zaman onu giyen kâfir olmaz mı?” Dedim: ‘Şapka başa gelecek, secdeye gitme diyecek. Fakat, baştaki imân o şapkayı da secdeye getirecek, inşaallah Müslüman edecek.’
Sonra dediler: ‘Aynı şahıs bir su içecek, onun eli delinecek ve bu hadise ile ‘Süfyan’ olduğu bilinecek.’ Ben de cevaben dedim: “Bir darb-ı mesel var. Çok israflı adama eli deliktir denilir. Yani elinde mal durmuyor, akıyor, zâyi oluyor deniliyor. İşte o dehşetli adam bir su olan rakıya müptelâ olup, onunla hasta olacak ve kendisi hadsiz israfata girecek, başkalarını da alıştıracak.”
Sonra birisi sordu ki: ‘O öldüğü zaman İstanbul’da dikili taşta şeytan dünyaya bağıracak ki, filân öldü.” O vakit ben dedim: ‘Telgrafla haber verilecek.’ Fakat bir zaman sonra, radyo çıkmış işittim. Eski cevabım tam değilmiş bildim. Sekiz sene sonra Dârü’l-Hikmet’te iken dedim: “Şeytan gibi radyoyla dünyaya işittirecek.”
Sonra sedd-i Zülkarneyn ve Ye’cüc ve Me’cüc ve dâbbetü’l-arz ve Deccal ve nüzûl-ü İsa (as) hakkında suâller sormuşlardı. Ben de cevap vermiştim. Hattâ eski risalelerimde onlar kısmen yazılmışlar.
Bir zaman sonra Mustafa Kemal iki defa şifre ile Van vilâyetinin eski valisi ve benim dostum Tahsin Beyin vasıtasıyla beni, neşredilen Hutuvât-ı Sitte’ye mükâfaten taltif için Ankara’ya celb etti, gittim. Şeyh Sinusî Kürtçe lisanı bilmediğinden, beni onun yerinde üç yüz lira maaşla vilâyât-ı şarkıye vâiz-i umumîsi, hem meb’us, hem Diyanet Riyaseti dairesinde, Dârü’l-Hikmet âzâlarıyla beraber, eski vazifemle memnun etmek ve benim Van’da temelini attığım Medresetü’z-Zehrâ ve şark dârülfünunuma Sultan Reşad’ın verdiği on dokuz bin altın lira, iki yüz mebus içinde yüz altmış üç mebusun imzasıyla yüz elli bin banknota iblâğ edilerek kabul edildiği halde, ben Beşinci Şua aslının verdiği haberin bir kısmını, orada bir adamda gördüm. Mecburiyetle o çok ehemmiyetli vazifeleri bıraktım. Ve “Bu adamla başa çıkılmaz, mukabele edilmez” diye, dünyayı ve siyaseti ve hayat-ı içtimaiyeyi terk edip yalnız imanı kurtarmak yolunda vaktimi sarf ettim. Fakat bazı zâlim ve insafsız memurlar, bana dünyaya bakacak iki üç risaleyi yazdırdılar.
Sonra bazı zâtlar, âhirzaman hâdisatını haber veren müteşabih hadîsleri suâl etmek münasebetiyle, o eski risâlenin aslını tanzim ettim. Risâle-i Nur’un Beşinci Şuâsı nâmını aldı…
[Devamı için bakınız: Şuâlar, On Dördüncü Şuâ, s. 562]
M. Kemal beni iki defa davet etti
4 Ocak 2011: 07:29 #783787Anonim
M. KEMAL’İN TALEBİNİ SAİD NURSî’YE BABAM İLETTİ 04.01.2011
Birinci Mecliste Mardin meb’usu olan Abdülgani Ensari’nin oğlu Nezih Ensari, Said Nursî ile M. Kemal arasındaki görüşmenin, babasının aracılığı ile gerçekleştiğini söyledi. Ensari, “Atatürk, babamdan kendisini Said Nursî ile buluşturmasını istiyor. Atatürk’ün bu isteğini Said Nursî’ye iletiyor babam. Said Nursî sekiz saat görüşmek şartıyla kabul ediyor” dedi.
O GÖRÜŞMEDE BABAM DA HAZIR BULUNMUŞTU Nezih Ensari, Mardin Life dergisinde yayınlanan röportajında, babasının da hazır bulunduğu görüşmede Said Nursî’nin M. Kemal’e ‘Namaz kıl, inançlarına sahip çık. Avrupa’nın yaşam tarzını, giyimini ve ahlâksızlığını getirme. Teknolojisini getir. İlmini getir. Sanatını getir’ şeklinde ‘nasihat’larda bulunduğunu aktardı.O GÖRÜŞMEYİ M. KEMAL İSTEDİ
Türkİye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) kurucularından Mardin Mebusu Abdülgani Ensari’nin oğlu Nezihi Ensari, Said Nursî ile Mustafa Kemal arasındaki görüşmenin, babasının aracılığı ile gerçekleştiğini söyledi. Ensari, “Atatürk, babamdan kendisini Said Nursî ile buluşturmasını ister. Atatürk’ün bu isteğini Said Nursi’ye iletiyor babam. Said Nursî 8 saat görüşmek şartıyla kabul ediyor” diye konuştu.
TBMM’nin kurucularından Abdülgani Ensari’nin oğlu Nezihi Ensari, Mardin Life dergisinin Mart-Nisan 2008 sayısında yer alan röportajında, babasından bahsederken şunları söyledi: “Babam Abdulgani Ensari ilk TBMM’nin kurucularından ve mebuslarındandır. 1920 yılında Siverek’te garnizon komutanı iken Mardin’de izinde olduğu bir sırada gıyabında oradaki halk ve devlet erkânı tarafından mebus seçildi. Babam ilköğreniminden sonra kaydolduğu Harp Okulunda Ali Fuat Cebesoy ve Kazım Karabekir ile sınıf arkadaşıydı. Harp okulu bitiminde Sultan Abdulhamid, babamı yanına alarak kendine yaver yaptı. İngilizlerin Sultan Abdulhamid’e düzenledikleri suikast sırasında da babam onun yanındaydı. Abdulhamid görevden alınınca babam Bağdat’a gitti. Görevli subay olarak 1. Dünya Savaşı sonunda gazi unvanı alan babam Siverek’te garnizon komutanlığına verildi. Mebus seçildikten sonra Atatürk babama özel mesaj gönderiyor ve ‘Hemen Ankara’ya gel’ diyor. Babam mazbatasını alıp yola düşüyor. O zaman yaylı arabayla 36 gün süren bir yolculuktan sonra Ankara’ya varabiliyor. Babam Meclisin ikinci döneminde de Atatürk’ün isteğiyle Mardin mebusu oluyor.’
Nezihi Ensari, babasının Said Nursî ile Mustafa. Kemal’i buluşturmasını ise şöyle anlattı: “Atatürk, babamdan kendisini Said Nursî ile buluşturmasını ister. Atatürk’ün bu isteğini Said Nursi’ye iletiyor babam. Said Nursî 8 saat görüşmek şartıyla kabul ediyor. Ve Atatürk, Said Nursî ve babam bir araya geliyorlar. Ülke meselelerinin konuşulduğu bu görüşmelerde Said Nursî, Atatürk’e şöyle nasihat eder: “Namaz kıl, inançlarına sahip çık. Avrupa’nın yaşam tarzını, giyimini ve ahlâksızlığını getirme. Teknolojisini getir. İlmini getir. Sanatını getir.” Görüşmeler gayet samimi bir şekilde geçermiş. Atatürk’ün elinden bir çok hediye almış olan babam, 1974 yılında vefat etti. Babam vasiyetinde kesinlikle tören istemediğini, sadece tekbirlerle ve salâlarla uğurlanmak istediğini belirtmiştir.”
M. KEMAL’İN TALEBİNİ SAİD NURSî’YE BABAM İLETTİ4 Ocak 2011: 09:34 #783794Anonim
kardeşim beni atatürk karşıtı olarak görmeyin ama bunu yayınlamanızın sebebini anlayamadım…
değerli üstadımız başlı başına destandır onu böyle atatürkle bağdaştırıp işte yok üstadımızı ziyaret etmiş üstadımız davet etmiş atatürke karşı değildir rejime karşı değildir gibi şeyler bence abes kaçıyor….
iseteyn istediğini desin kim ne derse desin üstadımızın çizgisi bellidir,sırf atatürkçü kişileri etkilemek için bu konuya değinmek çizgimize gölge düşürür,zaten sevmek istemeyen ,eleştiren kişiler istediğiniz kadar delil sunun istedikleri gibi düşünürler…. -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.