• Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #667254
    Anonim
      Dr. Yusuf Bahadır DEREN
      irfanmektebi



      Elbette ki “Tevekkül, esbâbı bütün bütün reddetmek değildir.” Tabii ki sebepler değerlendirilecek ve uygun bir davranış belirlenecek. Hatta sebeplere riâyet edip hareket etmek “bir nevî duâ-i fiilî” hükmüne geçecek.

      Bizlerin en büyük eksikliği ise bu aşamadan sonra başlamaktadır. “Müsebbebâtı yalnız Cenâb-ı Hakk’tan istemek ve neticeleri O’ndan bilmek ve O’na minnettar olmak” yerine sürekli sebepleri zorlayarak, tevekkül ve teslimiyetin getireceği sabır ve metanetten uzaklaşırız.

      Tevekkül meselesi dînimizin en temel meselelerinden birisi olup, insaniyetin ve İslamiyet’in ciddiyetle tahsil edildiği zamanlarda daha iyi anlaşılmış ve îfâ edilmiştir. Bütün dinlerde de emsalsiz misalleri bulunan bu tevekkül ibâdetine mukâbele olarak rahmet-i İlâhiye, hazinesinden akmış, erbâbını kuşatmış ve kurtarmıştır.

      Zamanla, insanların İslâm esaslarını tahsil noktasındaki eksiklikleri ve hâdisenin aslına uygun olarak anlaşılamaması sonucunda tevekkül noktasında eksik İslâmî toplumlar oluşmuş, bu da manevî sıkıntıların artmasına ve güven problemlerine neden olmuştur.

      Peygamber-i Zîşan Efendimiz (asm) bu konuda ümmetinin içerisine düşeceği tevekkül eksikliğine bir hadîsi şeriflerinde Hz. Ömer (ra) den rivâyetle, “Siz Allah’a hakkıyla tevekkül edebilseydiniz, sizleri de, kuşları rızıklandırdığı gibi rızıklandırırdı: Sabahleyin aç çıkar, akşama tok dönerdiniz.” ifadesiyle işaret etmektedir.

      İnsanlık âlemi ona benzer bir başka peygamber tanımamıştır ki; yaşadığı dünyada kendisi gibi Rabbine kulluk eden diğer mahlûkatı bu derece iyi bilsin, dillerinden ve fıtratlarından anlasın ve onlardan eşsiz misaller getirsin. Aynen bu hadîs-i şerifte olduğu gibi Resûl-ü Zîşan Efendimiz’in,

      “Siz Allah’a hakkıyla tevekkül edebilseydiniz” ifadesi mânâ-i işârîsiyle bu konuda ümmetinde eksiklikler olabileceğine işaret ettiği gibi tamamen sermayesiz olan kuşlar sınıfından misal getirilmesi de oldukça mânidardır. Kuşlar ki, sermayesiz gezen, rûhen olgun, bir karın tokluğuna yaşayan ve sıkıntı nedir bilmeyen varlıklardır. Hatta aç gezen ve zayıf olanları da çok azdır. Dünyadaki evleri üç-dört çalıdan ibarettir. Sanki bizlerin ne pahasına olursa olsun peşinden koştuğumuz dünyaya “İşte senin kıymetin bu, o zaman sana bu kadar dünyalık” der gibi davranırlar.

      Kuşlar gibi tevekkül edebilmek?
      Bunun sırlarına vakıf olabilmek?
      Onlar gibi Rahmân’a teslim olabilmek?

      İşte şu yaşadığımız kâinat, peygamberler ve İslâm tarihi bu tevekkül ve teslimiyet misalleri ile doludur. Öyle ki her bir misal bize çaresizlik içinde, sebeplerin tükendiği andaki teslîmiyeti ve tevekkülü haber verir. Sanki hepsi “Ve Allah’a tevekkül et, îtimad et. Vekîl olarak Allah yeter. O’ndan başka dayanacak, işler kendisine havale edilecek yoktur. Zira O’nun koruduğuna başkası zarar veremez, O’nun vereceği zarardan da başkası koruyamaz” (Ahzab, 3) âyetini okutur gibidir.

      ………….

    1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
    • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.