• Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
  • Yazar
    Yazılar
  • #667319
    Anonim

      Mısır, Fas gibi yerlerdeki dahilî karışıklıkların bu vatanda görülmemesi
      18.01.2011

      2011-01-17_160722.jpg

      Mısır, Fas, İran gibi yerlerden daha ziyade bu mübarek memlekette

      çalışıldığı halde emniyet ve âsâyişi bozamadıklarının en büyük sebebi, 600 bin Nur nüshaları…

      İkincisi:
      Şimdi umum beşerde sulh-u umumî için, yani beşerin ifsad edilmemesi için
      çareler aranıyor, paktlar kuruluyor. Ve madem bu hükümet-i İslâmiye
      musalâhat-ı umumiye ve hükûmetin selâmeti için, Yugoslavya’ya, tâ
      İspanya’ya kadar onları okşayarak dostluk kurmaya çalışıyor.
      İşte
      bunların çare-i yegânesinin bir delili olarak gösteriyoruz ki, tesis
      edilecek Şark Darülfünununun ilk müteşebbisinin bir ders kitabı olan ve
      ulûm-u müsbete ve fenniye ile ulûm-u imaniyeyi barıştıran ve bu otuz
      seneden beri bütün filozoflara meydan okuyan ve resmî ulemaya dokunduğu
      ve eski hükûmetle resmen mübareze ettiği halde bütün bunlar tarafından
      takdir ve tahsine mazhar olan ve mahkemelerde beraat kazanan Risâle-i
      Nur’un bu vatan ve millete temin ettiği âsâyiş ve emniyettir ki, İslâm
      memleketlerinde, hususan Fas’ta, Mısır ve Suriye ve İran gibi yerlerde
      vuku bulan dahilî karışıklıkların bu vatanda görülmemesidir.
      Üstadımızın hastalığı münasebetiyle
      hizmetinde bulunan Nur talebeleri
      Emirdağ Lâhikası, “Doğu Üniversitesi hakkında tahrifçi bir gazeteye cevaptır”dan bir bölüm, s. 404
      ***
      Üstadımız diyor ki:
      Yirmi
      sekiz sene zarfında hükûmetin resmî adamlarından bana rast gelenler,
      hep sıkıntı verdikleri halde, zabıtanın bana hiç sıkıntı vermediği gibi,
      bazı himayetkârâne vaziyeti göstermelerinin hikmetini şimdi izhar
      ediyorum ki: “Nur talebeleri ve Risâleleri, mânevî bir zabıta hükmünde
      âsâyiş ve emniyeti muhafazaya—hem kudsî bir şekilde—çalıştıkları ve
      herkesin kalbinde nasihatleriyle İmân cihetinde bir yasakçı bıraktıkları
      tahakkuk etmiş.” Zabıta bunu mânen hissetmiş ki, bize her vakit dost
      göründü. Bunun sırrı budur ki:
      Kur’ân’ın bir kanun-u esasîsiyle,
      yüzde doksan mâsuma zarar gelmemek için on câni yüzünden âsâyişi bozmaya
      çalışanları men ediyorlar. Birisinin günahıyla başkası mesul olamaz. Bu
      sırra binaen, şimdi âsâyişi bozmaya çalışan mânevî, dehşetli kuvvetler
      mevcut olduğu halde; Fransa, Mısır, Fas, İran gibi yerlerden daha ziyade
      bu mübarek memlekette çalışıldığı halde emniyet ve âsâyişi
      bozamadıklarının en büyük sebebi, 600 bin Nur nüshaları ve 500 bin Nur
      talebeleri zabıtaya bir mânevî kuvvet olarak o mânevî tahribata karşı
      dayandıklarını zabıta mânen hissetmişler ki, yirmi sekiz seneden beri
      resmî memurlara muhalif olarak Nurlara insafkârâne ve merhametkârâne
      vaziyet gösteriyorlar.
      Hizmetindeki Nur Talebeleri
      Emirdağ Lâhikası, s. 315
      ***
      Birincisi:
      İslâmiyetin pek çok kanun-u esasîsinden birisi, “Velâ teziru vaziratun
      vizra uhra” (En’âm Sûresi: 6: 164) âyet-i kerîmesinin hakikatıdır ki,
      “Birisinin cinayetiyle başkaları, akraba ve dostları mesul olamaz.”
      Halbuki, şimdiki siyaset-i hâzırada particilik taraftarlığıyla, bir
      câninin yüzünden pek çok mâsumların zararına rıza gösteriliyor. Bir
      câninin cinayeti yüzünden taraftarları veyahut akrabaları dahi şenî
      gıybetler ve tezyifler edilip, birtek cinayet yüz cinayete
      çevrildiğinden, gayet dehşetli bir kin ve adaveti damarlara dokundurup
      kin ve garaza ve mukabele-i bilmisile mecbur ediliyor. Bu ise, hayat-ı
      içtimaiyeyi tamamen zîr ü zeber eden bir zehirdir. Ve hariçteki
      düşmanların parmak karıştırmalarına tam bir zemin hazırlamaktır. İran ve
      Mısır’daki hissedilen hadise ve buhranlar bu esastan ileri geldiği
      anlaşılıyor. Fakat onlar burası gibi değil; bize nisbeten pek hafif,
      yüzde bir nisbetindedir. Allah etmesin, bu hâl bizde olsa pek dehşetli
      olur.
      Bu tehlikeye karşı çare-i yegâne: Uhuvvet-i İslâmiyeyi ve esas
      İslâmiyet milliyetini o kuvvetin temel taşı yapıp, mâsumları himaye
      için, cânilerin cinayetlerini kendilerine münhasır bırakmak lâzımdır.
      Emirdağ Lâhikası, s. 393

    1 yazı görüntüleniyor (toplam 1)
    • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.