- Bu konu 24 yanıt içerir, 14 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
14 Şubat 2011: 18:54 #669057
Anonim
Selamun aleykum Aziz Müslümanlar;
Bizler Yüce Allah’a(c.c.) ve Hz Resulune (sav) iman etmiş müslümanlarız;Haliyle bu iman dairesinde belli sorumluklarımız vardır..Her halimizle islam dairesinde hareket etme vefalı olmak boynumuzun borcudur vesselam;İnsan tek başına yol alamaz Şeytanı lain ona yolculuk eder daima..Ama cemaatleşmek bu noktada çok çok önemlidir..Gerek sanalda ,gerek sosyal hayatımızda hizmetimize titizlik göstermek zorundayız..
Topluluklar halinde yaşamak hem fıtrî bir eğilim hem de hayatın idamesi için bir mecburiyettir. Tek başına, herkesten uzak, tamamen yalnız bir hayat olmayacağına göre, toplum olarak yaşamanın nimetleri kadar sorumlulukları da bilinmelidir. Bilinmekle kalmayıp gereği yapılmalıdır.
Bir binanın temelleri ne kadar sağlam atılırsa, o bina o nispette sağlam ve dayanıklı olur. Toplumlar da bina gibidir. Fertler o binanın yapı taşları, birbirlerini bütünleyerek binayı oluşturan unsurlardır. Nasıl ki her bir taş binadaki yerinde bir değer taşıyorsa, birey de toplumda o toplumla bütünleştiği sürece bir değer ifade eder
. Dağınık taş yığınları hiçbir zaman bina anlamına gelmez. Bu lüzumdan dolayı içinde yaşadığımız cemiyeti, toplumu iyi tanımalı; cemaat olmanın her dem taze ve berrak ruhuna hassasiyet gösterilmelidir. Muaşeret esasları kusursuz işletilmelidir.
Cemaat olmak demek, karşılıklı davranışların ayrılıktan birliğe, bencillikten diğergâmlığa, düşmanlıktan kardeşliğe, nefretten sevgiye dönüşmesi demektir. Bu da elbette bir arada olmanın kıymet ölçülerinin benimsenmesiyle mümkündür.
Tutum ve davranışların belirlenmesinde ilâhi ve nebevî ölçüler esastır. Nefsanî kuruntulara itibar edilmez. Mücella dinimiz İslâm’ın kargaşayı, toplumda huzursuzluğu önlemeye yönelik mühim tedbirlerinden biri, insanları birlik ve beraberlik içinde olmaya teşvik etmesidir.
üstada göre insan bir aynadır..Sureti Rahmanı aksettiren bir ayna;
işte dostlar aynaların parlaması bizlerin elindedir;tem burada bir anımı anlatmak isterim;
ünüversite 4.sınıftayım..Anatomi hocamızla kalbi incelemek için kadavra dersi için morga gittik;Ve bir cenazeden kalbi ameliyatla çıkardık..kalbi elime verdi..bir et yığını ötesi varmı;diye sordu hocam;VAR HOCAM BU KALP ET YIĞINI OLABİLİR AMA İÇİNİ MANEVİ GIDAYLA DOLRURUSAK O KALP YÜREK OLUR HOCAM;VE O YÜREK İNSANI REZİLDE EDER VEZİRDE EDER HOCAM ..BU İNSANIN ELİNDE VE İRADESİNDEDİR HOCAM;
hocam boş boş baktı yüzüme ama;inşl bir zaman sonra ne demek istediğimi anlamıştır diye umud ediyorum;
Evet kıymetli müslümanlar hizmette başladığımız ilk andaki basamağımız kalplerimizdir..vicdanlarımızıdır;;
Hizmet niğmettir..bu her kul nasip olmaz..nasip olan kulda ukba hayatının kurtuluşu için sımsıkı tutnmalıdır inşl..;
Hizmette belli görev ve dağlımı esastır..herkez becerisi nisbetinde aldığı göreve tam itikatle bağlanmalıdır..bağlanmazssa bunun vebali büyüktür.
.Mukaddes Kitabımız Kur’an-ı Kerim, bu birliğin eksenini şöyle ifade buyurmuştur: “Hepiniz toptan Allah’ın ipine sarılın. Parçalanıp dağılmayın.” (Âl-i İmran, 103)
Evet; müberra dinimiz İslâm cemaat dinidir, cemaatle yaşanır. Ferdin kemalâtı, manevi olgunluğa erişmesi cemaatle meydana gelir.Fahr-i Alem s.a.v. Efendimiz, “İnsanların en hayırlısı, insanlara en faydalı olanıdır.” buyurarak, müminleri insanların arasına girerek hizmet etmeye teşvik etmiştir.
Müslümanların Allah yolunda takva için birlik olmaları farz-ı ayndır. Tevhid akidesi üzere bir cemaat disiplini içinde İslâm dinini yüceltmek, ilâhi emir ve yasakları hayata geçirmek için var gücüyle çalışmak her müslümanın yaratılış gayesidir.
Alimlerimizin bildirdiği üzere, şu dört özellik her müslümanda bulunmadan dinin hakkıyla yaşanması ve temsil edilmesi mümkün değildir. Bunlar:
1. Şeksiz şüphesiz iman,
2. Diniyle alakalı sahih, sağlam bilgi,
3. Gerçek takva,
4. Birlik anlayışı ve cemaat disiplinievet kıymetlimüslümanlar hizmette cemaatte Rahmet vardır..Vahdet bayrağı altında fedakarca vefakarca yol almak gerek;
beşeri aşklarımız ,dünyalık işlerimiz hep ikinci, planda olmalıdır..Ancak böyle başarıya kavuşuruz;
istişare meşveret cemaat çalışmasında büyük önem arz eder;
Bizler, namazlarımızın her rekâtında diğer kardeşlerimizi Kur’an diliyle yakarışlarımıza katan kişiler olarak nasıl birbirimizden uzaklaşır, aramıza duvarlar örebiliriz? Bizler aramızdaki kardeşlik hukukuna nasıl ihanet edebilir, birbirimizden kopabiliriz?
Biz birbirimizi seviyoruz. Rûz-i Mahşerde bir ve beraber olarak, bu muhabbetimizin hatırına kurtuluş beratı alacağımızı umuyor ve niyaz ediyoruz.konuyuda çok uzattım haklarınızı helal ediniz;
İSTEDİMKİ HİZMET ANLAYIŞIMIZIN İMARI İÇİN BİR KEZ DAHA BAŞIMIZI ÖNE EĞİP DÜŞÜNÜP HATALARIMIZI TELAFİ EDELİM..VE BİRBİRİMİZE YARDIM EDELİM ALLAH RIZASI İÇİN;
14 Şubat 2011: 19:26 #785958Anonim
Allah razı olsun tebliğ kardeş. Evet hizmet nimettir ve bizlere Allah tarafından ihsan edilmiştir. Kendi çabalarımızla bunu elde etmiş değiliz. O cc. bu gücü kuvveti vermeseydi, murad etmeseydi biz buna muvaffak olamazdık kendi başımıza. İşte bu noktada ben seçildim demek yerine benim ihtiyacım vardıki Rabbim bu yönde bizi istihdam etti demek lazım. Üstad hazretleri On Sekizinci Söz de şöyle ifade ediyor bu gerçeği:
“Evet, sen, benim cismimde, âlemdeki tabiata benzersin. İkiniz hayrı kabul etmek, şerre merci olmak için yaratılmışsınız. Yani, fâil ve masdar değilsiniz; belki münfail ve mahalsiniz. Yalnız bir tesiriniz var. O da, hayr-ı mutlaktan gelen hayrı güzel bir surette kabul etmemenizden, şerre sebep olmanızdır.
Hem siz birer perde yaratılmışsınız, tâ güzelliği görülmeyen zahirî çirkinlikler size isnad edilip, Zât-ı Mukaddese-i İlâhiyenin tenzihine vesile olasınız. Halbuki, bütün bütün vazife-i fıtratınıza zıt bir suret giymişsiniz. Kabiliyetsizliğinizden hayrı şerre kalb ettiğiniz halde, Hâlıkınızla güya iştirak edersiniz! Demek nefisperest, tabiatperest gayet ahmak, gayet zalimdir.
Hem deme ki, “Ben mazharım. Güzele mazhar ise güzelleşir.” Zira, temessül etmediğinden, mazhar değil, memer olursun.
Hem deme ki, “Halk içinde ben intihap edildim. Bu meyveler benimle gösteriliyor. Demek bir meziyetim var.” Hayır, hâşâ! Belki herkesten evvel sana verildi; çünkü herkesten ziyade sen müflis ve muhtaç ve müteellim olduğundan en evvel senin eline verildi.”
Bu nimetin farkına varabilmeyi Mevlam cümlemize nasib eylesin. İhtiyacımıza binaen verilen bu nimetten azami istifade etmeyi ve gevşek davranarak elimizden kaçırmamayı nasib eylesin. Şükür nimeti ziyadeleştirir. Bu hizmette bulunmakta bir nimettir. Şükrü ise maksadımız ve gayemiz yolunda mesai sarfetmekle ve çalışmakla olur ki şükrü yerine getirilsin. Şükredilmezse elden gider daha layık olanları bulur. Hizmet kimseye muhtaç değil, bizler hizmete muhtacız ki Rabbim bu ihtiyacımıza binaen bizi bu şekilde istihdam etmiş. Mevlam utandırmasın ve alnımızın akıyla bu hizmette cümlemize muvaffakityetler versin. Sanal ya da reel yolundan ayırmasın, amin.
BU VESİLE İLE KANDİLİNİZ MÜBAREK OLSUN. AMİN…14 Şubat 2011: 20:24 #785960Anonim
Mevlam razı olsun Hüseyni hocam ..
Tesbitleriniz çok doğru..ve inşl önce bu hakiaketleri bilip sonra ameli hayata tatbik etmekle muzzaffer olur müslüman;Hizmete kendini adayanlar ve
ALLAH yolunun takipçileri, bu yolda yorulmazlar. “Benden bu kadar” deyip de hizmeti başkasına havale etmezler. Şahsi meselelerin arkasına sığınıp hizmeti ihmal etmezler.Bilirler ki; hizmet alanı çok geniş ve kapsamlıdır. Hizmette herkese yetecek miktarda bir pay vardır. İslam davasına hizmet zaman ve mekân ile sınırlandırılamaz. Yüce bir davanın hizmetini yürütmek; hizmet ehli için en büyük şereftir. Bu uğurda karşılaşılacak engeller, hizmet aşkını daha da artıracaktır. Bazıların bu yolda tökezlemesi, yolda kalması, safları bırakması ve geri kalması; hakiki hizmet ehlini yıldırmayacaktır.
Şu unutulmamalı ki; mücadele, hizmet ve davet ALLAH için olmalı. Ve ALLAH ’ın rızasını kazanmaya yönelik olmalı. Maddi çıkar ve dünyevi beklentilerden uzak bir anlayışla yürütülecek hizmet, mutlaka başarılı sonuçlar getirecek, İslam’ın nurunu daha geniş alanlara yayacak ve İslam ümmetinin kurtuluşu için uygun bir zemin hazırlayacaktır.
ŞİMDİ TAM BU NOKTADA BİR SORUM OLACAK HÜSEYNİ HOCAM;
SİZCE HİZMETTE KOPLUKLUK NEDEN OLUR?..SEBEBLERİ NELERDİR?BU KONUDA BİZLERİ AYDINLATIRMISINIZ LÜTFEN..
15 Şubat 2011: 04:56 #785964Anonim
Müsait bi zamanda cevaplayalım inşallah. Diğer kardeşler de buyursunlar…
15 Şubat 2011: 12:45 #785968Anonim
@HuSeYni 237752 wrote:
Müsait bi zamanda cevaplayalım inşallah. Diğer kardeşler de buyursunlar…
Allah razı olsun tebliğ kardeş Allah razı olsun Hüseyni abi,
maşallah ne güzel izahlar bunlar harika tespitler .
Yukarda yazılanlardan anladığım ve çıkardığım ders;
hizmet insanı yaptığı hizmeti kendinden bilmeyecek yaptıktan sonrarada buraya kadar deyip gevşeklik göstermiyecek .
aslında soru abimize ama abimiz yine tevazu ile bize yol vermiş acizane cvblamaya gayret edelim inş.SİZCE HİZMETTE KOPLUKLUK NEDEN OLUR?..SEBEBLERİ NELERDİR?BU KONUDA BİZLERİ AYDINLATIRMISINIZ LÜTFEN..
Bir kere hizmet denince ne anladığımız çok önemli ,eğer tam idrakinde değilse malesef en küçük sarsıntıda bile yıkılır .
Nasıl bir misyon yüklendiğini bilmez
dengesi dağılır belki kendince bazı mazeretlerle bu işi bırakır.
Yani istikrarlı bir şekilde yürümesse bu yolda ilk önce kendi içinde kopukluk yaşar bu meclisine ve dava arkadaşalrı arasında devam eder .
Bence en büyük kopukluk davasını tam idrak etmeyen cahil cesareti olan sadakatsiz insanlar yüzünden olur .15 Şubat 2011: 13:04 #785970Anonim
son nefese dek illa islam illa islam…
ne meşaket…ne zorluk,ne işkence,ne firak yıldırmamalı bizleri….sonuna dek mücadele…son nefese dek direniş…sabır illa sabır…bitmez tükenmez aşk…şevk…heyecan…azim…kararlılık…rızayı ilahi…
hiç bir korku yok allahtan gayrı…ne ile korkutacaklar ki bizleri….korkumuz ne ölümden ne işkenceden ne de başka birşeyden…
ve cihad etmelisin ki ilminle….kolayca gidip çeçenyada,filistinde,afganistanda şeit olmak yerine…mücadelenle,azminle ilminle bulunduğun yerde şehit olacaksın…öyle cihad edeceksin ki ilminle tağutlar seni bulunduğun ortamda yok etmeyi düşüneceklerdir…kolayını seçmemelisin cihadın ve şehadetin…zor olanını ama kalıcı ve kamil olanını seçmelisin…ilimle cihadı seçmelisin…öyleki malcomlar gibi olduğun yerde hizmet ettiğin ortamda şehit edilmelisin…yok edilmek istenmelisin hüseyince….abdusselamca…muhammed ataca…tağutlar bir anlık nefesine bile tahammül edememelidir….silkinip atmalsın üzerinden karamasar bulutları…pasif duruşları…önce sen örnek olmalısın hizmet namına…sonra çevrene…sonra topluma sonra ülkene sonrada dünyaya yayılmalı hizmetin…adın nispetince…davan nispetince…islam nispetince….15 Şubat 2011: 13:48 #785972Anonim
herşeyden önce hizmet sarılmak ister
başkasının işini yapar gibi alelade değil
kendi mesleği gibi sarılmalı insan
hizmet sebat ister, fedakarlık ister,
işten, zamandan, maddi, manevi herşeyden, dünyadan, hayattan feragat gerektirirhizmet herşeyden önce ihlas ister,
Hulusi yahyagil Ağabeyin ihlas tanımını okuduğum zaman çok etkilenmiştim;
“İhlas, kişinin övüldüğünde ve yerildiğinde aynı tepkiyi gösterebilmesidir” diyor
kendimizi tartmamız lazım
biz bu tanımın neresindeyiz..birde Üstad Hz nin dediği gibi;
demekki bende kabiliyet var ki burdayım dememek lazım
ben şundan daha güzel okuyorum, daha iyi ders yapıyorum, daha çok biliyorum diye düşünmemeli
nefsi ezmek gerek
demekki en muhtaç benimki ondan elime verildi demelihizmetteki kopukluk için
duayı, tesbihatı elden bırakmamalı
tanıyıp tanımamak önemli değil dualar külli elhamdülillah
kardeşlerin duaları birbirine manevi güç verir kuvvet verir şevk verir biiznillahtefani düsturu çok önemli
nasıl tuğlalar düzgün yerleşmezse bina çabuk yıkılır
kendi nefsimizi kardeşlerimizin nefsinden önde tutarsak bina bile inşa edemyiz, etsekte çabuk yıkılır
bu nedenle ihlas risalesini, uhuvvet risalesini düzenli okumalı
cemaatle dersten geri kalmamalı
sonra ilacını almayı unutmuş hasta gibi kalıyor insanhizmete zarar mı geldi
biri dersimi bıraktı
kendinden bilmeli insan
hatayı önce kendinde aramalı
düzenli nefs muhasebesi yapmalıson olarak
meşverette çok önemli
alınan kararlara riayet edilmeliRabbim cc hizmetin bilincinde olmayı, hakkını verebilmeyi nasip etsin
ruhumuzuda bu yolda kabzeylesin inşaAllah amin15 Şubat 2011: 14:42 #785980Anonim
Hizmet çalışmak ve sabretmektir…….vazifedir görevdir….hizmet için hedef azim mücadele sebat ve istikrarlı çalışmak gerekir… Bunlar olursa başarılı bir hizmet gerçekleşir…gerçekleşebilir…
15 Şubat 2011: 14:42 #785981Anonim
aslında sorunun tebliğ kardeşin bu satırlarında cevap bulduğu kanaatindeyim..
Şu unutulmamalı ki; mücadele, hizmet ve davet ALLAH için olmalı. Ve ALLAH ’ın rızasını kazanmaya yönelik olmalı. Maddi çıkar ve dünyevi beklentilerden uzak bir anlayışla yürütülecek hizmet, mutlaka başarılı sonuçlar getirecek, İslam’ın nurunu daha geniş alanlara yayacak ve İslam ümmetinin kurtuluşu için uygun bir zemin hazırlayacaktır.zira kardeşler de çok güzel cevaplar vermiş maşallah..lakin nacizane bi kaç satır eklemek istiyorum..
ihlas en mühim esas ihlas…üstad hz.lerinin de dediği gibi amelinizde rıza-ı ilahi olmalı….
acaba bunu esas maksat yapabiliyo muyuz nefis muhasebesi yapılmalı…niçin risale okuyoruz neden sohbetler düzenliyoruz ve derslere iştirak ediyoruz?..
sorulara içimizde hakiki cevapları nasıl verdiğimiz mühim..hizmet rehberinde de geçtiği üzere durmadan dinlenmeden yılmadan hizmet..kasırgalar tufanlar saldırsa yine hizmet..acaba hizmeti bu kadar benimseyebiliyor muyuz..hakiki şakirtler sıratta sırtımın yükü olsun diyen üstada liyakat gösterebiliyor muyuz…
yanı sıra bediüzzamanın vasiyeti olan azami irtibatı devam ettirebiliyor muyuz..
velhasıl hizmette ihlas sebat sadakat ve kardeşler arası uhuvvet mevzu bahis değil ise tahkiki değil taklidi ise muhakkak ki kopukluk kaçınılmaz…
15 Şubat 2011: 15:31 #785985Anonim
Rabbim razı olsun ey EHL_İ HİZMET….İşte hizmet insanının düşünceleri ,fikirleri ve parlayan aynaların yanısıması ..teşekkürler RİSALE FORUM;
DİMAĞLARDAKİ FİKİRLERİDE PAYLAŞMAK TA BİR NEV_İ HİzMETTİR DOSTLAR….ve muaazzam fikirler sergilenmiş..teşekkürler ey müslümanlar;Gönül yaramız ,manevi aşkımız ,Düstrumuz ,şiarımız ,şevkimiz ,menzilimiz ve beraatimiz HİZMETİMİZ;RABB TEALA MUZZAFFER EYELESİN;
İnsan, fırsat düştükçe, ibadet ve hayrın, büyüğüne küçüğüne bakmayıp ihlâs üzere hepsini yapmağa gayret etmelidir. Çok büyük hizmet yapanlar, bazı küçük görülenleri ihmal ederler. Hâlbuki Allah Teâlâ’nın rızası nerededir, hangisindedir bilinmez.Hizmetin büyüğü küçüğü olmaz..
Hani islam büyükleri demişlerya ,mescidler Allah’ın (c.c) evleridir..diye ve aslında bizler önce Allah’a misafir oluyoruz manevi birlikteliklerimizde;
Öteden beri cemaat çalışmalısını bir nevi Hacc İBADETİNE BENZETMİŞİMDİR;TEŞBİHTE HATA OLMASIN İNŞL..zerre kadar hatadan Allah’a (c.c.) Sığınırım;
Evet cemaate tabii olmak için yürüdüğün yollarda sana evvela refaket eden Allahu Tealanın (C.C.) Melekleri;nurlu yürüyüş başlar evvela niyetle ;Tıpkı Hacca gider gibi;LEBBEYK ALLAHUMME LEBBEYK.. LEBBEYK LA ŞERİKE LEKE LEBBEYK İNNEL HAMDE VE Nİ’METE LEKEVEL MÜLK LA ŞERİKE LEK;
Ben geldim Rabbim huzuruna bize gönderdiğin dine hizmete sana kul ve köle olmaya ,yoluna kurban olmaya İSMAİLCE …geldim;Evet dostlar cemaat çalışmasında tevazuu çok mühimdir..Senin dünyalık etiketinin bir önemi yok hizmette evvela tevazuu.. doktor hemişre ,öğretmen ,avukat ,mühendis,ev hanımı ,çiftçi işci,vs ne olursan ol dünyalık etiketin kapının dışında kalır..Tıpkı Haccdaki gibi ..Bütün insanlar saff saff ilahi rahmetin huzurnda..ALLAHIN (C.C) BİZ KULLARINA TEK EHEMMİYT VERDİĞİ KALPLERİMİZ ,YÜREKLERİMİZDİR;;
ayeti celilede geçtiği üzere ;
üstünlük takva iledir ..buyruldu;evet arkadaşlarımızda yorumlarında bahsetmişler tevazuu konusunu ne güzel;Önemli olan hizmet evlerinde hep beraber İMAN POTASINDA eriyip hizmetin bir koluna sımsıkı sarılmaktır..;Ayeti celidede buyrulduğu gibi( Toptan Allahım ipine sarılın)
Evet HİZMET yüce ALLAH’IN (c.c) ipidir;
O İPİ EDEBLE TUTMAK GEREK ,O İPİ AŞKLA TUTMAK GEREK ,O İPİ FEDAKARCA ,VEFAKARCA TUTMAK GEREK,O İPİ DÜRÜSTÇE İHLASLA TUTMAK GEREK;
tam bu noktada bir soru daha sormak isterim EY EHLİ HİZMET EHLİ;
MADDİ HİZMETLER NEDİR MANEVİ HİZMETLER NEDİR?
15 Şubat 2011: 16:50 #785987Anonim
@tebliğ 237736 wrote:
SİZCE HİZMETTE KOPLUKLUK NEDEN OLUR?..SEBEBLERİ NELERDİR?BU KONUDA BİZLERİ AYDINLATIRMISINIZ LÜTFEN..
Kopukluğun daha çok hizmetin mahiyetini bilmemekten kaynaklandığını düşünüyorum. Yirminci Lem’a da müslümanların neden hak davalarında ihtilafa düştüğü ve düşmanlarının ise hak olmayan bi meslekte bu derece şiddetli ittifaklarının nedenleri anlatılıyor. O lem’ayı da aynen Yirmi Birinci Lem’a gibi 2 haftada bir okumuş olsak aslında çok faydalı olur. Çünkü sürekli canlı tutulması gereken bilgiler ve nasihatleri içeriyor. Yine Yirmi Birinci Lem’a nın başında diğer kardeşlerin de dediği gibi en önemli olmazsa olmazlardan olan ihlası esas tutmak gerekiyor. Bunun sebebini aynı lem’a da Üstad izahını yapmış Malum zaman ahirzaman, düşmanlarımız kavi. Eski zaman gibi silahla saldıran yok. Düşman işi öğrenmiş, bir kurşunla canını alıp dünyandan etmek yerine, iman nurumuzu elimizden alıp iki dünyamızdan birden etmeye çalışıyor ve de bunda muvaffak oluyorlar. Çünkü yaptıkları işi ihlasla yapıyorlar, dört elle sarılıyorlar. Allah cc. dalalette bile olsa ihlasın karşılığını muvaffakiyet olarak veriyor onlara. Bununla beraber dinimize bidatlar ve hurafeler karışmış, karıştırılmış. Dinimizde olanlarla amel edenler olduğu gibi bidalar ve hurafelerle amel edenlerde bir hayli çok. Dinimizden uzak kalışımız düşmanımızın ekmeğine bal sürmek nevinden onların işine geliyor. Düşmanın işi bize nisbeten çok kolay, çünkü onların işi tahrip etmek. Biz müslümanların işi ise nisbeten çok daha zor, çünkü tahrip edilen noktaları tamir etmek bize düşüyor. Bir binanın yıkılması için bir dinamit yeter, yapılması için ise aylarca 10 larca işçinin çalışması gerekir.Yani bozmak için olması gereken şartlardan bir tanesini eksiltmek yeter düşmana. Düşman bir saatini harcıyosa dünyası ve bizlerin zayıf düşmesi için bizim 10 saatimizi harcamamız gerekri en az. Belki daha da fazla…Netice itibariyle bizler düşman karşısında tamiratla iştigal ettiğimizden çok zayıfız.
Görüldüğü üzere kopuklukların ana sebeplerinden biri yaptığımız işin mahiyetini diğeri de düşmanın mahiyetini bilmemektir diyebiliriz. En azından 2 sebep olarak bunlar sayılabilir. Bir hadis hatırlıyorum “Düşmanın silahıyla silahlanınız” diye. Yanlışsa düzeltin. Evet bugün düşmanımız yukarıda da bahsettiğimiz gibi topla tüfekle uğraşmıyor bizimle. Medya, gazete, dergi, sanal alem, ilimle, fenle saldırıyorlar. Allah aynı nimeti bize de ihsan etmiş peki biz bunu nasıl kullanıyoruz ? Bunu gerçekten din düşmanlarına karşı bir silah olarak kullanmakta başarılımıyız ? Yoksa vakit öldürmek mi gayemiz ? Misal facebook var görüyoruz. Din düşmanları bunu kendi felsefelerini insanlara empoze etmek için kullanıyorlar. Zayıf müslümanların peşine düşmüşler avlama derdindeler. Ya bizim müslüman kardeşlerimiz aynı faceyi nasıl kullanıyor bir bakın. Kendilerini sergilemek, okey, tavla oynamak, farmwille, geyik muhabbeti vs. Yani müslüman müslümanken bunu yaparsa elin ecnebisi, zındığı ne yapmasın ? Gaflet heryerimizi reel hayatta olduğu gibi sanalda da sarmış. Düşmanımızı sezmiyoruz bile, çünkü onu tanıma gayreti yok. Bakın Üstad bu vahim durumu nasıl tesbit etmiş yıllar önce. Ve biz bugün bunu yaşıyoruz.
“Bana ıztırap veren,” dedi. “Yalnız İslâmın mâruz kaldığı tehlikelerdir. Eskiden tehlikeler hariçten gelirdi; onun için mukavemet kolaydı. Şimdi tehlike içeriden geliyor. Kurt, gövdenin içine girdi. Şimdi, mukavemet güçleşti. Korkarım ki, cemiyetin bünyesi buna dayanamaz. Çünkü düşmanı sezmez. Can damarını koparan, kanını içen en büyük hasmını dost zanneder. Cemiyetin basiret gözü böyle körleşirse, iman kalesi tehlikededir. İşte benim ıztırabım, yegâne ıztırabım budur. Yoksa şahsımın mâruz kaldığı zahmet ve meşakkatleri düşünmeye bile vaktim yoktur. Keşke bunun bin misli meşakkate mâruz kalsam da iman kalesinin istikbali selâmette olsa!” Tarihçe-i Hayat
Elimizde bu nimeti en iyi şekilde kullanmanın yollarını aramalıyız. Kopukluk olması için önce hizmete girmek gerek. Hizmete girmeyen bir insan için hizmetten koptu diyemeyiz. Onun için önce bunu sorgulamalıyız. Hizmetin içindemiyiz, ne kadar içindeyiz, yoksa hep dışarıdan mı seyrediyoruz ? Bunu çözememişiz ki kopukluğu engellemenin yolunu bulalım. Daha kopacak kadar birleşememişiz, bir konuda ittifak etmemişiz, aynı gayeyi hedef edinmemişiz. Tabi sözkonusu sanal alem olunca durum biraz farklı olabiliyor. Ortamın gerektirdiği kurallar ve bazı riskler var. Bunları da gözönünde bulundurmak gerek. Mesai birliği yapmak burda o kadar kolay değil. Bu sorunlarında aşılması için öncelikle bu yola kendini adapte etmiş olanlarla yola çıkmak lazım. 1-İlk olarak ihlas olmalı, 2- neyi ne için yaptığımızı bilmek, 3- kime ve kimlere karşı oldğumuz belirlemek ve bu yönde önlemler almak, kendimizi geliştirmek, 4- hedef ve gaye belirlenmeli, 5- ehil olanlarla istişare edilmeli, 6- netice ne olursa olsun pes etmemeli vs.
15 Şubat 2011: 17:19 #785989Anonim
Akna kardeşimiz kısa ve öz çok iyi açıklamış ;
tefani düsturu çok önemli
kendi nefsimizi kardeşlerimizin nefsinden önde tutarsak ancak bu hizmeti omuzlarız. ihlas risalesini, uhuvvet risalesini düzenli okumalı
cemaatle dersten geri kalmamalı
sonra ilacını almayı unutmuş hasta gibi kalıyor insanYeri geliyor telaşeden ve dünyevi işlerden namazda bile rabbimizin huzurunda bulunduğumuzun tam idrakine varamıyoruz.Bunu sadece bununla sınırlandıramayız tabi.Şeytandan gelen ve nefsimizden ortaya çıkan bir heyecan yorgunluğu ve bıkkınlık oluyor tabiki.Hizmette böyle şeylerin olması bu duruma bakarak normal geliyor ama normal olmamalı.
Cihad farzlar üstü bir farzdır..İrşad ve tebliğ adına vazifeler aksamamalıdır.Efendimizin hayatını hiç unutmamamız lazım.Ve okumalarımızı hiç aksatmamamız lazım.Cenab-ı Hakkın inayeti ile bu iş olcaktır İnşaallahu Teala…
15 Şubat 2011: 18:39 #785997Anonim
hizmetteki kopukluk için
duayı, tesbihatı elden bırakmamalı
tanıyıp tanımamak önemli değil dualar külli elhamdülillah
kardeşlerin duaları birbirine manevi güç verir kuvvet verir şevk verir biiznillah16 Şubat 2011: 12:34 #786023Anonim
@HuSeYni 237825 wrote:
Kopukluğun daha çok hizmetin mahiyetini bilmemekten kaynaklandığını düşünüyorum. Yirminci Lem’a da müslümanların neden hak davalarında ihtilafa düştüğü ve düşmanlarının ise hak olmayan bi meslekte bu derece şiddetli ittifaklarının nedenleri anlatılıyor. O lem’ayı da aynen Yirmi Birinci Lem’a gibi 2 haftada bir okumuş olsak aslında çok faydalı olur. Çünkü sürekli canlı tutulması gereken bilgiler ve nasihatleri içeriyor. Yine Yirmi Birinci Lem’a nın başında diğer kardeşlerin de dediği gibi en önemli olmazsa olmazlardan olan ihlası esas tutmak gerekiyor. Bunun sebebini aynı lem’a da Üstad izahını yapmış Malum zaman ahirzaman, düşmanlarımız kavi. Eski zaman gibi silahla saldıran yok. Düşman işi öğrenmiş, bir kurşunla canını alıp dünyandan etmek yerine, iman nurumuzu elimizden alıp iki dünyamızdan birden etmeye çalışıyor ve de bunda muvaffak oluyorlar. Çünkü yaptıkları işi ihlasla yapıyorlar, dört elle sarılıyorlar. Allah cc. dalalette bile olsa ihlasın karşılığını muvaffakiyet olarak veriyor onlara. Bununla beraber dinimize bidatlar ve hurafeler karışmış, karıştırılmış. Dinimizde olanlarla amel edenler olduğu gibi bidalar ve hurafelerle amel edenlerde bir hayli çok. Dinimizden uzak kalışımız düşmanımızın ekmeğine bal sürmek nevinden onların işine geliyor. Düşmanın işi bize nisbeten çok kolay, çünkü onların işi tahrip etmek. Biz müslümanların işi ise nisbeten çok daha zor, çünkü tahrip edilen noktaları tamir etmek bize düşüyor. Bir binanın yıkılması için bir dinamit yeter, yapılması için ise aylarca 10 larca işçinin çalışması gerekir.Yani bozmak için olması gereken şartlardan bir tanesini eksiltmek yeter düşmana. Düşman bir saatini harcıyosa dünyası ve bizlerin zayıf düşmesi için bizim 10 saatimizi harcamamız gerekri en az. Belki daha da fazla…Netice itibariyle bizler düşman karşısında tamiratla iştigal ettiğimizden çok zayıfız.
Görüldüğü üzere kopuklukların ana sebeplerinden biri yaptığımız işin mahiyetini diğeri de düşmanın mahiyetini bilmemektir diyebiliriz. En azından 2 sebep olarak bunlar sayılabilir. Bir hadis hatırlıyorum “Düşmanın silahıyla silahlanınız” diye. Yanlışsa düzeltin. Evet bugün düşmanımız yukarıda da bahsettiğimiz gibi topla tüfekle uğraşmıyor bizimle. Medya, gazete, dergi, sanal alem, ilimle, fenle saldırıyorlar. Allah aynı nimeti bize de ihsan etmiş peki biz bunu nasıl kullanıyoruz ? Bunu gerçekten din düşmanlarına karşı bir silah olarak kullanmakta başarılımıyız ? Yoksa vakit öldürmek mi gayemiz ? Misal facebook var görüyoruz. Din düşmanları bunu kendi felsefelerini insanlara empoze etmek için kullanıyorlar. Zayıf müslümanların peşine düşmüşler avlama derdindeler. Ya bizim müslüman kardeşlerimiz aynı faceyi nasıl kullanıyor bir bakın. Kendilerini sergilemek, okey, tavla oynamak, farmwille, geyik muhabbeti vs. Yani müslüman müslümanken bunu yaparsa elin ecnebisi, zındığı ne yapmasın ? Gaflet heryerimizi reel hayatta olduğu gibi sanalda da sarmış. Düşmanımızı sezmiyoruz bile, çünkü onu tanıma gayreti yok. Bakın Üstad bu vahim durumu nasıl tesbit etmiş yıllar önce. Ve biz bugün bunu yaşıyoruz.
“Bana ıztırap veren,” dedi. “Yalnız İslâmın mâruz kaldığı tehlikelerdir. Eskiden tehlikeler hariçten gelirdi; onun için mukavemet kolaydı. Şimdi tehlike içeriden geliyor. Kurt, gövdenin içine girdi. Şimdi, mukavemet güçleşti. Korkarım ki, cemiyetin bünyesi buna dayanamaz. Çünkü düşmanı sezmez. Can damarını koparan, kanını içen en büyük hasmını dost zanneder. Cemiyetin basiret gözü böyle körleşirse, iman kalesi tehlikededir. İşte benim ıztırabım, yegâne ıztırabım budur. Yoksa şahsımın mâruz kaldığı zahmet ve meşakkatleri düşünmeye bile vaktim yoktur. Keşke bunun bin misli meşakkate mâruz kalsam da iman kalesinin istikbali selâmette olsa!” Tarihçe-i Hayat
Elimizde bu nimeti en iyi şekilde kullanmanın yollarını aramalıyız. Kopukluk olması için önce hizmete girmek gerek. Hizmete girmeyen bir insan için hizmetten koptu diyemeyiz. Onun için önce bunu sorgulamalıyız. Hizmetin içindemiyiz, ne kadar içindeyiz, yoksa hep dışarıdan mı seyrediyoruz ? Bunu çözememişiz ki kopukluğu engellemenin yolunu bulalım. Daha kopacak kadar birleşememişiz, bir konuda ittifak etmemişiz, aynı gayeyi hedef edinmemişiz. Tabi sözkonusu sanal alem olunca durum biraz farklı olabiliyor. Ortamın gerektirdiği kurallar ve bazı riskler var. Bunları da gözönünde bulundurmak gerek. Mesai birliği yapmak burda o kadar kolay değil. Bu sorunlarında aşılması için öncelikle bu yola kendini adapte etmiş olanlarla yola çıkmak lazım. 1-İlk olarak ihlas olmalı, 2- neyi ne için yaptığımızı bilmek, 3- kime ve kimlere karşı oldğumuz belirlemek ve bu yönde önlemler almak, kendimizi geliştirmek, 4- hedef ve gaye belirlenmeli, 5- ehil olanlarla istişare edilmeli, 6- netice ne olursa olsun pes etmemeli vs.
Allah cc razı olsun hocam çok güzel ifade etmişsiniz
Emirdağ Lahikasında okuduğum bir yer geldi aklıma
Üstad Hz’ne gelip diyolar ki;
kökü ecnebilerin elinde fakat kendisi aramızda olan bir zındıka topluluğu var
sizin eserlerinizden birini okumuşlar ve demişler ki, bu kişi yaşadığı taktirde biz dinsizliği yayamayız
bu kişinin ortadan kalkması lazım
diyerek, Üstad Hz’ni uyarıyorlar ve dikkat etmesini söylüyorlar
Üstad Hz ise Allah’ın izni ile her zaman sabır tahammülle mukabelede bulunuyor
elhamdülillah Nur’ları ortadan kaldıramıyorlar
madem durum böyle
zındıkalar yıllardır durmadan usanmadan çalışıyorlar
madem bizim elimizin altında Nur’lar gibi cevherler mevcut
bütün ruhu canımızla sarılmamız lazım16 Şubat 2011: 13:04 #786026Anonim
Hizmet ehli olabılmek için önce farkındalık lazım .. Hizmetın neresınde olduğunun bilincine varmak i, kendı kendını sınamak önemlidir ..
İşler sarpa sarınca bi köşeye çekilip sonra ben hizmetteyım demek de olmaz .. Nefsi boş bırakmak hizmette yılgınlığa gevşekliğe sebebıyet verır, kopukluk olur .. bu yüzden Risale lelere daha ıyı sarılmak , okutulması için gayret göstermek gerek.. uhuvvette önemli tabıkı .. Kardeşlerımızı bı tarağın dişleri gıbı bırbırıne eşit görerek , aynı yolda aynı amaç uğruna çalıştığımızın farkına vararak, bu yolda faliyetler göstererek Hizmette kopukluk giderilebılır .. -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.