• Bu konu 4 yanıt içerir, 4 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
6 yazı görüntüleniyor - 1 ile 6 arası (toplam 6)
  • Yazar
    Yazılar
  • #670779
    Anonim
      besmele.jpg

      اَلَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِblank.gif1


      İMANDA ne kadar büyük bir saadet ve nimet ve ne kadar büyük bir lezzet ve rahat bulunduğunu anlamak istersen, şu temsîlî hikâyeciğe bak, dinle:
      Bir vakit iki adam hem keyif, hem ticaret için seyahate giderler. Biri hodbin talihsiz bir tarafa, diğeri hüdâbin bahtiyar diğer tarafa sülûk eder, giderler.
      Hodbin adam hem hodgâm, hem hodendiş, hem bedbin olduğundan, bedbinlik cezası olarak nazarında pek fena bir memlekete düşer. Bakar ki, her yerde âciz bîçâreler, zorba müthiş adamların ellerinden ve tahribatlarından vâveylâ ediyorlar. Bütün gezdiği yerlerde böyle hazin, elîm bir hali görür. Bütün memleket bir matemhane-i umumî şeklini almış. Kendisi şu elîm ve muzlim haleti hissetmemek için sarhoşluktan başka çare bulamaz. Çünkü herkes ona düşman ve ecnebî görünüyor. Ve ortalıkta dahi müthiş cenazeleri ve meyusâne ağlayan yetimleri görür. Vicdanı azap içinde kalır.
      Diğeri hüdâbin, hüdâperest ve hak-endiş, güzel ahlâklı idi ki, nazarında pek güzel bir memlekete düştü. İşte bu iyi adam, girdiği memlekette bir umumî şenlik görüyor: her tarafta bir sürur, bir şehrâyin, bir cezbe ve neş’e içinde zikirhaneler… Herkes ona dost ve akraba görünür. Bütün memlekette yaşasınlar ve teşekkürler ile bir terhisât-ı umumiye şenliği görüyor. Hem tekbir ve tehlil ile mesrurâne ahz-ı asker için bir davul, bir musiki sesi işitiyor. Evvelki bedbahtın

      [NOT]Dipnot-1 “O takvâ sahipleri öyle kimselerdir ki, gayba iman ederler.” Bakara Sûresi, 2:3.[/NOT]


      [TABLE]

      [TR]
      [TD]ahz-ı asker: asker alımı[/TD]
      [TD]bahtiyar: talihli[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]bedbaht: talihsiz, kötü talihli[/TD]
      [TD]bedbin: ümitsiz, karamsar[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]bîçâre: çaresiz[/TD]
      [TD]cezbe: Allah aşkıyla kendinden geçme[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ecnebî: yabancı[/TD]
      [TD]elîm: üzücü, acı verici[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]evvelki: önceki[/TD]
      [TD]fena: kötü (bk. f-n-y)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]hak-endiş: hak taraftarı (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
      [TD]halet: hal, durum[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]hazin: hüzünlü[/TD]
      [TD]hodbin: kendini beğenmiş, bencil[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]hodendiş: yalnız kendini düşünen[/TD]
      [TD]hodgâm: keyfine düşkün[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]hüdâbin: Allah’ı tanıyan[/TD]
      [TD]hüdâperest: Allah’a ibadet eden[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]matemhane-i umumî: genel yas evi[/TD]
      [TD]mesrurâne: sevinçli olarak[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]meyusâne: ümitsizcesine[/TD]
      [TD]muzlim: karanlıklı (bk. ẓ-l-m)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]nazar: bakış (bk. n-ẓ-r)[/TD]
      [TD]saadet: mutluluk[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]sülûk etmek: yönelmek, yola girmek[/TD]
      [TD]sürur: mutluluk[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]tahribat: yıkıp bozmalar[/TD]
      [TD]tehlil: “Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur” mânâsındaki “lâ ilâhe illallah” sözünü söylemek (bk. e-l-h)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]tekbir: “Allah en büyüktür” mânâsında “Allahu Ekber” demek (bk. k-b-r)[/TD]
      [TD]temsîlî: kıyaslamalı benzetme şeklinde, analojik (bk. m-s̱-l)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]terhisât-ı umumiye: genel izin, salıverilme[/TD]
      [TD]umumî: genel[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]vâveylâ: feryat[/TD]
      [TD]zikirhane: Allah’ın anıldığı yer[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]şehrâyin: şenlik[/TD]
      [/TR]

      [/TABLE]

      #790062
      Anonim

        hem kendi, hem umum halkın elemiyle müteellim olmasına bedel, şu bahtiyar, hem kendi, hem umum halkın süruruyla mesrur ve müferrah olur. Hem güzelce bir ticaret eline geçer, Allah’a şükreder.

        Sonra döner, öteki adama rast gelir. Halini anlar. Ona der:

        “Yahu, sen divane olmuşsun. Batnındaki çirkinlikler zahirine aksetmiş olmalı ki, gülmeyi ağlamak, terhisâtı soymak ve talan etmek tevehhüm etmişsin. Aklını başına al, kalbinitemizle—ta şu musibetli perde senin nazarından kalksın, hakikati görebilesin. Zira nihayet derecede âdil, merhametkâr, raiyetperver, muktedir, intizam perver, müşfik bir melikin memleketi, hem bu derece göz önünde âsâr-ı terakkiyat ve kemâlât gösteren bir memleket, senin vehminin gösterdiği surette olamaz.”
        Sonra o bedbahtın aklı başına gelir, nedamet eder. “Evet, ben işretten divane olmuştum. Allah senden razı olsun ki cehennemî bir haletten beni kurtardın” der.

        Ey nefsim! Bil ki, evvelki adam, kâfirdir. Veya fâsık, gafildir. Şu dünya, onun nazarında bir matemhane-i umumiyedir. Bütün zîhayat, firak ve zevâl sillesiyle ağlayan yetimlerdir. Hayvan ve insan ise, ecel pençesiyle parçalanan kimsesiz başıbozuklardır. Dağlar ve denizler gibi büyük mevcudat, ruhsuz, müthiş cenazeler hükmündedirler. Daha bunun gibi çok elîm, ezici, dehşetli evham, küfründen ve dalâletinden neş’et edip onu mânen tâzip eder.

        Diğer adam ise, mü’mindir. Cenâb-ı Hâlıkı tanır, tasdik eder. Onun nazarında şu dünya bir zikirhane-i Rahmân, bir talimgâh-ı beşer ve hayvan, ve bir meydan-ı imtihan-ı ins ü cândır. Bütün vefiyât-ı hayvaniye ve insaniye ise, terhisattır. Vazife-i hayatını bitirenler, bu dâr-ı fâniden, mânen mesrurâne, dağdağasız diğer bir âleme giderler—ta yeni vazifedarlara yer açılsın, gelip çalışsınlar. Bütün

        [TABLE]

        [TR]
        [TD]Cenâb-ı Hâlık: Yüce Yaratıcı, Allah (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
        [TD]aksetmek: yansımak[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]bahtiyar: talihli[/TD]
        [TD]batn: iç[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]bedbaht: talihsiz[/TD]
        [TD]dalâlet: hak yoldan sapkınlık, inançsızlık (bk. ḍ-l-l)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]dağdağasız: sıkıntısız, ızdırapsız[/TD]
        [TD]dehşetli: korkunç[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]divane: deli[/TD]
        [TD]diğer bir âlem: âhiret, öteki dünya (bk. a-l-m)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]dâr-ı fâni: geçici yer, dünya (bk. f-n-y)[/TD]
        [TD]ecel: ölüm vakti[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]elem: acı, üzüntü[/TD]
        [TD]elîm: üzücü, acı verici[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]evham: vehimler, kuruntular[/TD]
        [TD]firak: ayrılık (bk. f-r-ḳ)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]fâsık: günahkâr[/TD]
        [TD]gafil: duyarsız, sorumsuz, âhiretten ve Allah’ın emir ve yasaklarından habersiz davranan (bk. ğ-f-l)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]hakikat: gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
        [TD]halet: hal, durum[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]intizam perver: düzeni seven (bk. n-ẓ-m)[/TD]
        [TD]işret: içkili eğlence, sefahet[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]matemhane-i umumiye: genel yas evi[/TD]
        [TD]melik: hükümdar (bk. m-l-k)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]merhametkâr: merhametli, şefkatli (bk. r-ḥ-m)[/TD]
        [TD]mesrur: mutlu[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mesrurâne: mutlu olarak[/TD]
        [TD]mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]meydan-ı imtihan-ı ins ü cân: insanların ve cinlerin imtihan yeri[/TD]
        [TD]muktedir: güçlü, iktidar sahibi (bk. ḳ-d-r)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mânen: mânevî olarak (bk. a-n-y)[/TD]
        [TD]müferrah: ferahlamış, huzurlu[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]müteellim olmak: üzülmek, acı duymak[/TD]
        [TD]müşfik: şefkatli (bk. ş-f-ḳ)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mü’min: imanlı, Allah’a inanan (bk. e-m-n)[/TD]
        [TD]nazar: bakış, dikkat (bk. n-ẓ-r)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]nedamet etmek: pişman olmak[/TD]
        [TD]nefis: kişinin kendisi (bk. n-f-s)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]neş’et etmek: kaynaklanmak[/TD]
        [TD]nihayet: son[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]raiyetperver: halkına iyi davranan[/TD]
        [TD]sille: tokat, şamar[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]suret: şekil (bk. ṣ-v-r)[/TD]
        [TD]sürur: mutluluk[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tasdik etmek: doğruluğunu kabul etmek (bk. ṣ-d-ḳ)[/TD]
        [TD]terhisat: serbest bırakılmalar, salıverilmeler[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tevehhüm etmek: kuruntuya kapılmak, zannetmek[/TD]
        [TD]tâlimgâh-ı beşer ve hayvan: hayvan ve insanların eğitim yeri (bk. a-l-m)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tâzip etmek: azap vermek[/TD]
        [TD]umum: bütün[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]vazife-i hayat: hayat görevi (bk. ḥ-y-y)[/TD]
        [TD]vazifedar: vazifeli, görevli[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]vefiyât-ı hayvaniye ve insaniye: hayvanların ve insanların ölümleri (bk. ḥ-y-y)[/TD]
        [TD]vehim: zan, kuruntu[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]zahir: dış (bk. ẓ-h-r)[/TD]
        [TD]zevâl: geçip gitme, kaybolma (bk. z-v-l)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]zikirhâne-i Rahmân: çok merhametli olan Allah’ın anıldığı mekân (bk. r-ḥ-m)[/TD]
        [TD]zîhayat: canlı (bk. ẕî; ḥ-y-y)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]âdil: adaletli (bk. a-d-l)[/TD]
        [TD]âsâr-ı terakkiyat ve kemâlât: gelişmişlik ve kalkınmışlık eserleri (bk. k-m-l)[/TD]
        [/TR]

        [/TABLE]

        #790063
        Anonim

          tevellüdât-ı hayvaniye ve insaniye ise, ahz-ı askere, silâh altına, vazife başına gelmektir. Bütün zîhayat, birer muvazzaf mesrur asker, birer müstakim memnun memurlardır. Bütün sadâlar ise, ya vazife başlamasındaki zikir ve tesbih ve paydostan gelen şükür ve tefrih veya işlemek neş’esinden neş’et eden nağamattır. Bütün mevcudat, o mü’minin nazarında, Seyyid-i Kerîminin ve Mâlik-i Rahîminin birer mûnis hizmetkârı, birer dost memuru, birer şirin kitabıdır. Daha bunun gibi pek çok lâtif, ulvî ve leziz, tatlı hakikatler, imanından tecellî eder, tezahür eder.

          Demek iman bir mânevî tûbâ-i Cennet çekirdeğini taşıyor. Küfür ise mânevî bir zakkum-u Cehennem tohumunu saklıyor.

          Demek selâmet ve emniyet yalnız İslâmiyette ve imandadır. Öyle ise biz daima “Elhamdü lillâhi alâ dini’l-İslâm ve kemâli’l-îman”blank.gif1 demeliyiz.

          endOfSection.gifendOfSection.gif



          [NOT]Dipnot-1 Bize ihsan ettiği İslâm dini ve mükemmel iman nimeti sebebiyle Allah’a hamd olsun.
          [/NOT]

          [TABLE]

          [TR]
          [TD]Mâlik-i Rahîm: sonsuz şefkat ve merhamet sahibi olan herşeyin sahibi Allah (bk. m-l-k; r-ḥ-m)[/TD]
          [TD]Seyyid-i Kerîm: ikram ve cömertlik sahibi efendi, Allah (bk. k-r-m)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ahz-ı asker: askere alma[/TD]
          [TD]hakikat: gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]küfür: inkâr, inançsızlık (bk. k-f-r)[/TD]
          [TD]leziz: lezzetli[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]lâtif: güzel, hoş (bk. l-ṭ-f)[/TD]
          [TD]mesrur: mutlu[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d)[/TD]
          [TD]muvazzaf: vazifeli, görevli[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mûnis: sevimli, dost[/TD]
          [TD]müstakim: dosdoğru olan[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mü’min: imanlı, Allah’a inanan (bk. e-m-n)[/TD]
          [TD]nazar: bakış, dikkat (bk. n-ẓ-r)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]nağamat: nağmeler, hoş sesler[/TD]
          [TD]neş’et etmek: doğmak, kaynaklanmak[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]sadâ: ses[/TD]
          [TD]selâmet: güven, esenlik (bk. s-l-m)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tecellî: yansıma (bk. c-l-y)[/TD]
          [TD]tefrih: ferahlama[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tesbih: Allah’ı kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anma (bk. s-b-ḥ)[/TD]
          [TD]tevellüdât-ı hayvaniye ve insaniye: hayvan ve insanların doğumu[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tezahür etmek: görünmek (bk. ẓ-h-r)[/TD]
          [TD]tûbâ-i Cennet: Cennetteki tûbâ ağacı[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ulvî: yüce[/TD]
          [TD]zakkum-u Cehennem: Cehennemdeki zakkum ağacı[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]zikir: Allah’ı anma[/TD]
          [TD]zîhayat: canlı (bk. ẕî; ḥ-y-y)[/TD]
          [/TR]

          [/TABLE]

          #790082
          Anonim

            Halık- Rahman razı olsun Hocam ;Kendimi haftalık derste hissettim biran;Güzel bir sunum ..Birde alt tarafta ki açıklayıcı rehber dahada güzel olmuş..Yeni başlayan kardeşlerimizin anlaması açısından verimli ..;

            Evet İman esas Tuba-ı Cennettir ..Ve şu fani dünyada İman Libasını giymek bir kul için en büyük Lütuftur Rahman!dan..İkinci sözlerin tamamını okuyup etüt eden bu iMAN hakikatini daha iyi kavrar zannımca…

            #818263
            Anonim

              Hocam bende sozler risalesini okuyorum manalarini tam olarak anlamadigimdan dolayi nette arastirma yaparken bu siteyi buldum birinci sozun aciklamasi cok guzeldi ve gayet guzel anladim hemen uye oldum fakat gerisinin aciklamasini bulamadim bu sitede varda benmi bulamiyorum acaba ?

              #818264
              Anonim

                @meryemklc 505737 wrote:

                Hocam bende sozler risalesini okuyorum manalarini tam olarak anlamadigimdan dolayi nette arastirma yaparken bu siteyi buldum birinci sozun aciklamasi cok guzeldi ve gayet guzel anladim hemen uye oldum fakat gerisinin aciklamasini bulamadim bu sitede varda benmi bulamiyorum acaba ?

                Risale-i Nur

                veya

                Sorularla Risale | Risale-i Nur Külliyatı

                sitelerinden Risale-i Nurların tamamını okuyabilmeniz mümkündür..

              6 yazı görüntüleniyor - 1 ile 6 arası (toplam 6)
              • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.