- Bu konu 3 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
29 Nisan 2011: 21:48 #670793
Anonim
ŞU KÂİNATIN tılsım-ı muğlâkını açan “Âmentü billâhi ve bi’l-yevmi’l-âhir”
1 ruh-u beşer için saadet kapısını fetheden ne kadar kıymettar iki tılsım-ı müşkülküşâ olduğunu; ve sabır ile Hâlıkına tevekkül ve iltica ve şükür ile Rezzâkından sual ve dua ne kadar nâfi ve tiryak gibi iki ilâç olduğunu; ve Kur’ân’ı dinlemek, hükmüne inkıyad etmek, namazı kılmak, kebâiri terk etmek ebedü’l-âbâd yolculuğunda ne kadar mühim, değerli, revnaktar bir bilet, bir zâd-ı âhiret, bir nur-u kabir olduğunu anlamak istersen, şu temsîlî hikâyeciğe bak, dinle:Bir zaman, bir asker, meydan-ı harp ve imtihanda, kâr ve zarar deveranında pek müthiş bir vaziyete düşer. Şöyle ki:
Sağ ve sol iki tarafından dehşetli, derin iki yara ile yaralı; ve arkasında cesîm bir arslan, ona saldırmak için bekliyor gibi duruyor. Ve gözü önünde bir darağacı dikilmiş, bütün sevdiklerini asıp mahvediyor, onu da bekliyor. Hem bu hali ile beraber uzun bir yolculuğu var; nefyediliyor.
O biçare, şu dehşet içinde meyusane düşünürken, sağ cihetinde Hızır gibi bir hayırhah, nuranî bir zât peyda olur, ona der:“Meyus olma. Sana iki tılsım verip öğreteceğim. Güzelce istimal etsen, o arslan, sana musahhar bir at olur. Hem o darağacı, sana keyif ve tenezzüh için hoş bir salıncağa döner. Hem sana iki ilâç vereceğim. Güzelce istimal etsen, o iki müteaffin yaraların, iki güzel kokulu gül-ü Muhammedî (a.s.m.) denilen latîf çiçeğe inkılâb ederler. Hem sana bir bilet vereceğim. Onunla, uçar gibi, bir senelik
[NOT]
Dipnot-1 Allah’ın varlığına ve birliğine ve âhiret gününe îmân ettim.
[/NOT][TABLE]
[TR]
[TD]Hâlık: herşeyi yaratan Allah (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
[TD]Hızır: (bk. bilgiler)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Rezzak: bütün canlıların rızıklarını veren Allah (bk. r-z-ḳ)[/TD]
[TD]bîçare: çaresiz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cesîm: çok büyük[/TD]
[TD]cihet: yön, taraf[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]darağacı: idam sehpası[/TD]
[TD]deveran: ortam[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dua: yalvarma, yakarma (bk. d-a-v)[/TD]
[TD]ebedü’l-âbâd: sonsuzların sonsu-zu, âhiret (bk. e-b-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fetheden: açan[/TD]
[TD]gül-ü Muhammedî: Muhammed gülü denilen kırmızı renkli bir gül çeşidi (bk. ḥ-m-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayırhah: başkasının iyiliğini isteyen (bk. ḫ-y-r)[/TD]
[TD]iltica: sığınma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]inkılâb etmek: dönüşmek[/TD]
[TD]inkıyad etmek: boyun eğmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istimal etmek: kullanmak[/TD]
[TD]kebâir: büyük günahlar (bk. k-b-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
[TD]kıymettar: kıymetli, değerli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]latîf: güzel, hoş (bk. l-ṭ-f)[/TD]
[TD]mahvetmek: yok etmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]meydan-ı harp ve imtihan: savaş ve imtihan meydanı[/TD]
[TD]meyus: ümitsiz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]meyusane: ümitsizce[/TD]
[TD]musahhar: boyun eğen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müteaaffin: kokuşmuş, çürümüş[/TD]
[TD]nefy: sürgün, gönderilme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nur-u kabir: kabri mânevî olarak aydınlatan ışık (bk. n-v-r)[/TD]
[TD]nuranî: nurlu (bk. n-v-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nâfi: faydalı[/TD]
[TD]peyda olmak: belirmek, meydana çıkmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]revnaktar: göz alıcı güzellikte[/TD]
[TD]ruh-u beşer: insan ruhu (bk. r-v-ḥ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]saadet: mutluluk[/TD]
[TD]sual: isteme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tenezzüh: gezinti, seyir (bk. n-z-h)[/TD]
[TD]tevekkül: Allah’a dayanma ve güvenme (bk. v-k-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tiryak: hemen şifa bulmaya vesile olan ilaç, panzehir[/TD]
[TD]tılsım: sır, gizem[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tılsım-ı muğlâk: çözülmesi zor sır[/TD]
[TD]tılsım-ı müşkülküşa: açılması ve anlaşılması zor şeyleri çözüme kavuşturan sır[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zâd-ı âhiret: âhiret azığı (bk. e-ḫ-r)[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
29 Nisan 2011: 21:51 #790111Anonim
bir yolu bir günde kesersin. İşte, eğer inanmıyorsan, bir parça tecrübe et; ta doğru olduğunu anlayasın.”
Hakikaten bir parça tecrübe etti, doğru olduğunu tasdik etti.
Evet, ben, yani şu biçare Said dahi bunu tasdik ederim. Çünkü biraz tecrübe ettim, pek doğru gördüm.
Bundan sonra birden gördü ki, sol cihetinden şeytan gibi dessas, ayyaş, aldatıcı bir adam, çok ziynetler, süslü suretler, fantaziyeler, müskirler beraber olduğu halde geldi, karşısında durdu. Ona dedi: “Hey, arkadaş! Gel, gel, beraber işret edip keyfedelim. Şu güzel kız suretlerine bakalım. Şu hoş şarkıları dinleyelim. Şu tatlı yemekleri yiyelim.”
Sual: “Ha, ha, nedir ağzında gizli okuyorsun?”
Cevap: “Bir tılsım.”“Bırak şu anlaşılmaz işi. Hazır keyfimizi bozmayalım.”
S: “Ha, şu ellerindeki nedir?”
C: “Bir ilâç.”“At şunu. Sağlamsın. Neyin var? Alkış zamanıdır.”
S: “Ha, şu beş nişanlı kâğıt nedir?”
C: “Bir bilet. Bir tayınat senedi.”“Yırt bunları. Şu güzel bahar mevsiminde yolculuk bizim nemize lâzım?” der. Herbir desise ile onu iknaa çalışır. Hattâ o biçare, ona biraz meyleder.
Evet, insan aldanır. Ben de öyle bir dessasa aldandım.
Birden, sağ cihetinden ra’d gibi bir ses gelir. Der: “Sakın aldanma. Ve o dessasa de ki: Eğer arkamdaki arslanı öldürüp, önümdeki darağacını kaldırıp, sağ ve solumdaki yaraları def edip, peşimdeki yolculuğu men edecek bir çare sende varsa, bulursan, haydi yap, göster, görelim. Sonra de, ‘Gel, keyfedelim.’ Yoksa sus, hey sersem! Ta Hızır gibi bu zât-ı semâvî dediğini desin.”
İşte, ey gençliğinde gülmüş, şimdi güldüğüne ağlayan nefsim! Bil: O bîçâre asker ise, sensin ve insandır. Ve o arslan ise eceldir. Ve o darağacı ise ölüm ve zevâl ve firaktır ki, gece-gündüzün dönmesinde her dost veda eder, kaybolur. Ve o iki yara ise, birisi müz’iç ve hadsiz bir acz-i beşerî, diğeri elîm, nihayetsiz
[TABLE]
[TR]
[TD]Hızır: (bk. bilgiler)[/TD]
[TD]acz-i beşerî: insanın güçsüzlüğü (bk. a-c-z)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ayyaş: sarhoş[/TD]
[TD]biçare: çaresiz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cihet: yön, taraf[/TD]
[TD]darağacı: idam sehpası[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]def etmek: gidermek, uzaklaştırmak[/TD]
[TD]desise: hile, aldatma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dessas: hilebaz, aldatıcı[/TD]
[TD]ecel: ölüm vakti[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]elîm: üzücü, acı verici[/TD]
[TD]fantaziye: aşırı süs ve lüks[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]firak: ayrılık (bk. f-r-ḳ)[/TD]
[TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikaten: gerçekten (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[TD]işret: içkili eğlence, sefahet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]meyletmek: yönelmek[/TD]
[TD]müskir: sarhoş edici içki[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müz’iç: rahatsız eden[/TD]
[TD]nefis: kişinin kendisi (bk. n-f-s)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nihayetsiz: sonsuz[/TD]
[TD]nişan: mühür[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ra’d: gök gürültüsü[/TD]
[TD]suret: resim, görüntü (bk. ṣ-v-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tasdik etmek: kabul etmek, onaylamak (bk. ṣ-d-ḳ)[/TD]
[TD]tayınat senedi: görevlendirme belgesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tecrübe etmek: denemek[/TD]
[TD]tılsım: sır, gizem[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zat-ı semâvî: gökten gelen zat (bk. s-m-v)[/TD]
[TD]zevâl: geçip gitme, kaybolma (bk. z-v-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ziynet: süs (bk. z-y-n)[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
29 Nisan 2011: 21:53 #790112Anonim
bir fakr-ı insanîdir. Ve o nefy ve yolculuk ise, âlem-i ervahtan, rahm-ı mâderden, sabâvetten, ihtiyarlıktan, dünyadan, kabirden, berzahtan, haşirden, sırattan geçer bir uzun sefer-i imtihandır. Ve o iki tılsım ise, Cenâb-ı Hakka iman ve âhirete imandır.
Evet, şu kudsî tılsım ile ölüm, insan-ı mü’mini zindan-ı dünyadan bostan-ı cinâna, huzur-u Rahmân’a götüren bir musahhar at ve burâk suretini alır. Onun içindir ki, ölümün hakikatini gören kâmil insanlar, ölümü sevmişler, daha ölüm gelmeden ölmek istemişler.
1 Hem zevâl ve firak, memat ve vefat ve darağacı olan mürur-u zaman, o iman tılsımı ile, Sâni-i Zülcelâlin taze taze, renk renk, çeşit çeşit mucizât-ı nakşını, havârık-ı kudretini, tecelliyât-ı rahmetini kemâl-i lezzetle seyir ve temâşâya vasıta suretini alır.Evet, güneşin nurundaki renkleri gösteren âyinelerin tebeddül edip tazelenmesi ve sinema perdelerinin değişmesi, daha hoş, daha güzel manzaralar teşkil eder.
Ve o iki ilâç ise, biri sabır ile tevekküldür; Hâlıkının kudretine istinad, hikmetine itimaddır. Öyle mi? Evet, emr-i
2 كُنْفَيَكُونُ’a mâlik bir Sultan-ı Cihana acz tezkeresiyle istinad eden bir adamın ne pervası olabilir? Zira en müthiş bir musibet karşısında
3 اِنَّا ِللهِ وَاِنَّاۤ اِلَيْهِ رَاجِعُونَdeyip itminân-ı kalble Rabb-i Rahîmine itimad eder. Evet, ârif-i billâh aczden, mehâfetullahtan telezzüz eder. Evet, havfta lezzet
[NOT]Dipnot-1 bk. Yûsuf Sûresi, 12:101.
Dipnot-2 “(Allah birşeyin olmasını murad ettiği zaman, O sadece) ‘Ol’ der, o da oluverir.” Bakara Sûresi, 2:117; Yâsin Sûresi, 36:82.
Dipnot-3 “(Sabırlılar o kimselerdir ki başlarına musibet geldiğinde,) ‘Biz Allah’ın kullarıyız; yine Ona döneceğiz’ (derler).” Bakara Sûresi, 2:156.[/NOT]
[TR]
[TABLE]
[TD]Hâlık: herşeyi yoktan yaratan Allah (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
[TD]Rabb-i Rahîm: sonsuz merhamet ve şefkat sahibi ve herşeyi terbiye ve idare eden Allah (bk. r-b-b; r-ḥ-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Sultan-ı Cihan: dünyanın sultanı Allah (bk. s-l-ṭ)[/TD]
[TD]Sâni-i Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi sanatkâr, Allah (bk. ṣ-n-a; ẕü; c-l-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]acz: âcizlik, güçsüzlük (bk. a-c-z)[/TD]
[TD]berzah: kabir âlemi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bostan-ı cinân: Cennet bahçesi[/TD]
[TD]burak: Cennete mahsus bir binek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]darağacı: idam sehpası[/TD]
[TD]fakr-ı insanî: insanın fakirliği (bk. f-ḳ-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]firak: ayrılık (bk. f-r-ḳ)[/TD]
[TD]hakikat: gerçek mahiyet, esas, içyüz (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]havf: korku[/TD]
[TD]havârık-ı kudret: kudret harikaları (bk. ḳ-d-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haşir: öldükten sonra âhirette tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanma (bk. ḥ-ş-r)[/TD]
[TD]hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]huzur-u Rahmân: Allah’ın huzuru (bk. ḥ-ḍ-r; r-h-m)[/TD]
[TD]insan-ı mü’min: Allah’a inanan insan (bk. e-m-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istinad: dayanma (bk. s-n-d)[/TD]
[TD]itimad: güvenme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]itminan-ı kalb: kalben tam kanaatle inanma (bk. e-m-n)[/TD]
[TD]kemâl-i lezzet: tam lezzet alarak (bk. k-m-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kudret: güç, iktidar (bk. ḳ-d-r)[/TD]
[TD]kudsî: kutsal, mukaddes (bk. ḳ-d-s)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kâmil: olgun, kemâl ve fazilet sahibi (bk. k-m-l)[/TD]
[TD]mehâfetullah: Allah’tan korkma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]memat: ölümler (bk. m-v-t)[/TD]
[TD]musahhar: boyun eğmiş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mu’cizât-ı nakş: sanatla işlenmiş nakış mu’cizeleri (bk. a-c-z; n-ḳ-ş)[/TD]
[TD]mâlik: sahip (bk. m-l-k)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mürur-u zaman: zamanın geçmesi[/TD]
[TD]nefy: gönderilme, sürgün[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nur: ışık (bk. n-v-r)[/TD]
[TD]perva: korku[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rahm-i mâder: anne karnı (bk. r-ḥ-m)[/TD]
[TD]sabâvet: çocukluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sefer-i imtihan: imtihan yolculuğu[/TD]
[TD]suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sırat: Cennete gidebilmek için herkesin üzerinden geçmesi gereken, Cehennem üzerinde kurulmuş köprü[/TD]
[TD]tebeddül etmek: değişmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tecelliyât-ı rahmet: rahmet yansımaları (bk. c-l-y; r-ḥ-m)[/TD]
[TD]telezzüz: lezzet alma, lezzetlenme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]temâşa: hoşlanarak bakma[/TD]
[TD]tevekkül: Allah’a dayanma ve güvenme (bk. v-k-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tezkere: belge[/TD]
[TD]teşkil etmek: meydana getirmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tılsım: sır, gizem[/TD]
[TD]zevâl: geçip gitme, kaybolma (bk. z-v-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zindan-ı dünya: dünya hapsi[/TD]
[TD]âhiret: öteki dünya (bk. e-ḫ-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlem-i ervah: ruhlar âlemi (bk. a-l-m; r-v-ḥ)[/TD]
[TD]ârif-i billâh: Allah’ı tanıyan (bk. a-r-f)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âyine: ayna[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
29 Nisan 2011: 21:55 #790113Anonim
vardır. Eğer bir yaşındaki bir çocuğun aklı bulunsa ve ondan sual edilse, “En leziz ve en tatlı haletin nedir?” Belki diyecek: “Aczimi, zaafımı anlayıp validemin tatlı tokatından korkarak yine validemin şefkatli sinesine sığındığım halettir.” Halbuki, bütün validelerin şefkatleri, ancak bir lem’a-i tecellî-i rahmettir.
1 Onun içindir ki, kâmil insanlar, aczde ve havfullahta öyle bir lezzet bulmuşlar ki, kendi havl ve kuvvetlerinden şiddetle teberrî edip Allah’a acz ile sığınmışlar; aczi ve havfı kendilerine şefaatçi yapmışlar.Diğer ilâç ise, şükür ve kanaat ile talep ve dua ve Rezzâk-ı Rahîmin rahmetine itimaddır. Öyle mi? Evet, bütün yeryüzünü bir sofra-i nimet eden ve bahar mevsimini bir çiçek destesi yapan ve o sofranın yanına koyan ve üstüne serpen bir Cevâd-ı Kerîmin misafirine fakr ve ihtiyaç nasıl elîm ve ağır olabilir? Belki, fakr ve ihtiyacı, hoş bir iştiha suretini alır; iştiha gibi, fakrın tezyidine çalışır. Onun içindir ki, kâmil insanlar, fakr ile fahretmişler. Sakın yanlış anlama, Allah’a karşı fakrını hissedip yalvarmak demektir. Yoksa fakrını halka gösterip dilencilik vaziyetini almak demek değildir.
Ve o bilet, senet ise, başta namaz olarak, edâ-i ferâiz ve terk-i kebâirdir. Öyle mi? Evet, bütün ehl-i ihtisas ve müşahedenin ve bütün ehl-i zevk ve keşfin ittifakıyla, o uzun ve karanlıklı ebedü’l-âbâd yolunda zad ve zahîre, ışık ve burâk, ancak Kur’ân’ın evâmirini imtisal ve nevâhîsinden içtinab ile elde edilebilir. Yoksa, fen ve felsefe, san’at ve hikmet, o yolda beş para etmez. Onların ışıkları kabrin kapısına kadardır.
2İşte, ey tembel nefsim! Beş vakit namazı kılmak, yedi kebâiri terk etmek, ne kadar az ve rahat ve hafiftir. Neticesi, meyvesi, faidesi ne kadar çok mühim ve büyük olduğunu, aklın varsa, bozulmamışsa anlarsın. Ve fısk ve sefahete seni teşvik eden şeytana ve o adama dersin: Eğer ölümü öldürüp zevâli dünyadan
[NOT]Dipnot-1 bk. Buhârî, Edeb 19; Müslim, Tevbe, 17, 20, 21; Tirmizî, Deavât 99; İbni Mâce, Zühd 35; Dârîmî, Rikak 69; Müsned 2:334, 434, 484, 526, 3:55, 4:312, 5:439.
Dipnot-2 bk. Buhârî, Rikak 42; Müslim, Zühd 5; Tirmizî, Zühd 46; Nesâî, Cenâiz 52; Müsned 3:110.
[/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]Cevâd-ı Kerîm: çok cömert, ihsanı ve ikramı bol olan Allah (bk. c-v-d; k-r-m)[/TD]
[TD]Rezzâk-ı Rahîm: herşeyin rızkını veren, sonsuz şefkat ve merhamet sahibi Allah (bk. r-z-ḳ, r-ḥ-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]acz: âcizlik, güçsüzlük (bk. a-c-z)[/TD]
[TD]burak: Cennete mahsus bir binek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dua: Allah’a yalvarma, yakarma (bk. d-a-v)[/TD]
[TD]ebedü’l-âbad: sonsuzların sonsuzu, âhiret (bk. e-b-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]edâ-i ferâiz: farzları yapmak[/TD]
[TD]ehl-i ihtisas ve müşahede: görünmeyen âlemlere ait hakikatleri bizzat gözleyen ve bu konuda uzmanlaşan kimseler (bk. ş-h-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehl-i zevk ve keşif: iman hakikatleri kendilerine açılan ve bu hakikatlerin zevkine erişen kimseler (bk. k-ş-f)[/TD]
[TD]elîm: üzücü, acı verici[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]evâmir: emirler[/TD]
[TD]fahretmek: övünmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fakr: fakirlik, ihtiyaç hali (bk. f-ḳ-r)[/TD]
[TD]fısk: günah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]halet: hal, durum[/TD]
[TD]havfullah: Allah korkusu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]havl: güç[/TD]
[TD]hikmet: sadece dünyayı ilgilendiren bilgi, felsefe (bk. ḥ-k-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]imtisal: uyma[/TD]
[TD]itimad: güvenme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ittifak: birleşme, söz birliği[/TD]
[TD]içtinab: kaçınma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iştiha: iştah, fazla istek ve arzu[/TD]
[TD]kanaat: Allah’ın nasip ettiği rızka razı olma, yetinme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kebâir: büyük günahlar (bk. k-b-r)[/TD]
[TD]kâmil: olgun, kemâl ve fazilet sahibi (bk. k-m-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]lem’a-i tecellî-i rahmet: Allah’ın şefkat ve merhametinin parıltısı (bk. c-l-y; r-h-m)[/TD]
[TD]leziz: lezzetli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nefis: kişinin kendisi (bk. n-f-s)[/TD]
[TD]nevâhî: yasaklar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rahmet: şefkat, merhamet (bk. r-ḥ-m)[/TD]
[TD]sefahet: yasak zevk ve eğlenceye düşkünlük; beyinsizlik, budalalık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sofra-i nimet: nimet sofrası (bk. n-a-m)[/TD]
[TD]suret: şekil (bk. ṣ-v-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sîne: göğüs[/TD]
[TD]talep: isteme (bk. ṭ-l-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]teberrî etmek: uzaklaşmak[/TD]
[TD]terk-i kebâir: büyük günahları terketmek (bk. k-b-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tezyid: artırma, çoğaltma[/TD]
[TD]valide: anne[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zaaf: zayıflık[/TD]
[TD]zad ve zahîre: azık, yolda yenilecek ve içilecek şeyler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zevâl: geçip gitme, kaybolma (bk. z-v-l)[/TD]
[TD]şefaatçi: af için aracılık eden (bk. ş-f-a)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şükür: Allah’a karşı minnet duyma, teşekkür etme (bk. ş-k-r)[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
29 Nisan 2011: 21:57 #790115Anonim
izale etmek ve aczi ve fakrı beşerden kaldırıp kabir kapısını kapamak çaresi varsa, söyle, dinleyelim. Yoksa, sus! Kâinat mescid-i kebirinde Kur’ân kâinatı okuyor, onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidayetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zeban edelim. Evet, söz odur ve ona derler. Hak olup Haktan gelip hak diyen ve hakikati gösteren ve nuranî hikmeti neşreden odur.
اَللّٰهُمَّ نَوِّرْ قُلُوبَناَ بِنُورِ اْلاِيمَانِ وَالْقُرْاٰنِ اَللّٰهُمَّ اَغْنِناَ بِاْلاِفْتِقَارِ اِلَيْكَ وَلاٰتَفْقُرْناَ بِاْلاِسْتِغْنَاۤءِ عَنْكَ تَبَرَّاْنَا اِلَيْكَ مِنْ حَوْلِناَ وَقُوَّتِناَ وَالْتَجَئْنَاۤ اِلٰى حَوْلِكَ وَقُوَّتِكَ فَاجْعَلْناَ مِنَ الْمُتَوَكِّلِينَ عَلَيْكَ وَلاَ تَكِلْنَاۤ اِلٰى اَنْفُسِناَ وَاحْفَظْناَ بِحِفْظِكَ وَارْحَمْناَ وَارْحَمِ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ وَصَلِّ وَسَلِّمْ عَلٰى سَيِّدِناَ مُحَمَّدٍ عَبْدِكَ وَنَبِيِّكَ وَصَفِيِّكَ وَخَلِيلِكَ وَجَمَالِ مُلْكِكَ وَمَلِيكِ صُنْعِكَ وَعَيْنِ عِنَايَتِكَ وَشَمْسِ هِدَايَتِكَ وَلِسَانِ حُجَّتِكَ وَمِثَالِ رَحْمَتِكَ وَنُورِ خَلْقِكَ وَشَرَفِ مَوْجُودَاتِكَ وَسِرَاجِ وَحْدَتِكَ فِى كَثْرَةِ مَخْلُوقَاتِكَ وَكَاشِفِ طِلْسِمِ كَاۤئِنَاتِكَ وَدَلاَّلِ سَلْطَنَةِ رُبوُبِيَّتِكَ وَمُبَلِّغِ مَرْضِيَّاتِكَ وَمُعَرِّفِ كُنُوزِ اَسْمَاۤئِكَ وَمُعَلِّمِ عِبَادِكَ وَتَرْجُمَانِ اٰيَاتِكَ وَمِرْاٰةِ جَمَالِ رُبوُبِيَّتِكَ وَمَدَارِ شُهُودِكَ وَاِشْهَادِكَ وَحَبِيبِكَ وَرَسُولِكَ الَّذِۤى اَرْسَلْتَهُ رَحْمَةً لِلْعَالَمِينَ وَعَلٰۤى اٰلِهِ وَصَحْبِهِۤ اَجْمَعِينَ وَعَلٰۤى اِخْوَانِهِ مِنَ النَّبِيِّينَ وَالْمُرْسَلِينَ وَعَلٰى مَلٰۤئِكَتِكَ الْمُقَرَّبِينَ وَعَلٰى عِبَادِكَ الصَّالِحِينَ اٰمِينَ
1 
[NOT]Dipnot-1 Allahım, kalbimizi iman ve Kur’ân nuruyla nurlandır. Allahım, kendimizi daima Sana muhtaç olduğumuzu hissetmekle bizi zengin eyle; Senin rahmetine ihtiyaç duymamakla bizi fakir düşürme. Biz kendi güç ve kuvvetimizden vazgeçip Senin güç ve ve kuvvetine sığındık. Sen de bizi, Sana tevekkül edenlerden eyle. Bizi nefsimize terk etme. Bizi hıfzınla koru. Bize, erkek ve kadın bütün mü’minlere rahmet et. Kulun, peygamberin, yüce katından seçtiğin, dostun, mülkünün güzelliği, sanatının sultanı, inâyetinin pınarı, hidâyetinin güneşi, hüccetinin lisanı, rahmetinin timsali, yaratıklarının nuru, mevcudatının şerefi, pek çok olan mahlukatının içinde birliğinin kandili, kâinatının tılsımının keşfedicisi, rubûbiyet saltanatının ilâncısı, râzı olduğun şeylerin tebliğcisi, isimlerinin definelerinin tanıtıcısı, kullarının öğreticisi, kâinatının delillerinin tercümanı, rububiyetine ait güzelliklerin aynası, Senin görünüp gösterilmene vesile olan habibin ve âlemlere rahmet olarak gönderdiğin resulün olan Efendimiz Muhammed’e, bütün âl ve ashâbına, kardeşleri olan nebî ve resullere, mukarreb meleklerine ve sâlih kullarına salât ve selâm eyle. Âmin.[/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]Hak: doğru, gerçek, hakikat; Allah (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[TD]acz: âcizlik, güçsüzlük (bk. a-c-z)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]amel etmek: davranmak[/TD]
[TD]beşer: insan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fakr: fakirlik, ihtiyaç hali (bk. f-ḳ-r)[/TD]
[TD]hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hidayet: doğru ve hak yol, İslâmiyet (bk. h-d-y)[/TD]
[TD]hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]izale etmek: ortadan kaldırmak, gidermek[/TD]
[TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mescid-i kebir: büyük mescit (bk. k-b-r)[/TD]
[TD]neşreden: yayan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nuranî: nurlu, aydınlık (bk. n-v-r)[/TD]
[TD]vird-i zeban: sürekli tekrarlanan zikir[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.