“Dînin özü, günâh ihtimâli olan şeylerden sakınmaktır.”
(Ebû Nu’aym)
TAKVA
Korkmak, sakınmak. Allah korkusuyla günahlardan korunmak. Şüphelilerden uzak durmak.
Takva denilince öncelikle haramları terk etmek anlaşılır. Bunu, mekruhlardan sakınma takip eder. Mekruh; çirkin bulunan, hoş karşılanmayan fiil, söz ve hâllere denir.
Daha sonra şüpheliler karşımıza çıkar. Hakkında kesin bir hüküm olmayan işlerde, takvaya uygun olanı, haram olma ihtimalini ön plana alıp o fiilleri terk etmektir.
Sonra mübah ve helâl olanlar gelir. Bunlardan kâfi miktar istifade edip israftan sakınmak da takvadandır.
“Yiyiniz içiniz, fakat israf etmeyiniz” (A’raf, 31) âyet-i kerimesine konu olan yiyecek ve içecekler, elbette ki, helâl olanlardır. Haramlar zaten yasaklanmışlardır.
Helâlde israf edenler, ona müptela olurlar. İsrafa alışan bir insan ise, alıştığı kadarını bulamadığı ortamlarda şüpheliye meyletmeye başlar. İsraf etmeyen için böyle bir tehlike söz konusu değildir.
Takva üçe ayrılır:
1- Şirkten takva: İman ederek şirkten korunmak.
2- Masiyetten takva: Büyük günahları işlemekten, küçüklerde de ısrardan sakınmak (Takvanın en yaygın mânâsı budur.).
3- Masivadan takva: Kalbini Hak’tan alıkoyan her şeyden uzak durmak.
Allah (c.c) Kurân-ı Kerîm’de şöyle buyurmaktadır:
“Günahın açığını da gizlisini de bırakın! Çünkü günah işleyenler, yaptıklarının cezasını mutlaka çekeceklerdir” (Enam/120)
“Eğer yasaklandığınız büyük günahlardan kaçınırsanız, sizin küçük günahlarınızı örteriz ve sizi şerefli bir yere koyarız” (Nisa/