- Bu konu 12 yanıt içerir, 8 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
16 Mayıs 2011: 07:53 #671469
Anonim
Cenab-ı Hakk’ın cc selamı, rahmeti, bereketi ve mağfireti üzerinize olsun değerli kardeşler
Sıradaki dersimiz Şeytanın Desiseleri ile ilgili bölümden, beşere verilen korku hissi üzerine bir konu inşaallah
Rabbim cc istifade ve istifazamızı ziyade kılsın
aminBİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
İnsanda en mühim ve esaslı bir his, hiss-i havftır. Dessas zalimler, bu korku damarından çok istifade etmektedirler; onunla korkakları gemlendiriyorlar. Ehl‑i dünyanın hafiyeleri ve ehl-i dalâletin propagandacıları, avâmın ve bilhassa ulemanın bu damarından çok istifade ediyorlar, korkutuyorlar, evhamlarını tahrik ediyorlar.
Meselâ, nasıl ki damda bir adamı tehlikeye atmak için, bir dessas adam, o evhamlının nazarında zararlı görünen birşeyi gösterip, vehmini tahrik edip, kova kova, tâ damın kenarına gelir, baş aşağı düşürür, boynu kırılır. Aynen onun gibi, çok ehemmiyetsiz evhamla çok ehemmiyetli şeyleri feda ettiriyorlar. Hattâ, bir sinek beni ısırmasın diyerek, yılanın ağzına girer.
Bir zaman—Allah rahmet etsin—mühim bir zat kayığa binmekten korkuyordu. Onunla beraber bir akşam vakti İstanbul’dan Köprüye geldik. Kayığa binmek lâzım geldi. Araba yok. Sultan Eyüb’e gitmeye mecburuz. Israr ettim.
Dedi: “Korkuyorum; belki batacağız.”
Ona dedim: “Bu Haliç’te tahminen kaç kayık var?”
Dedi: “Belki bin var.”
Dedim: “Senede kaç kayık gark olur?”
Dedi: “Bir iki tane. Bazı sene de hiç batmaz.”
Dedim: “Sene kaç gündür?”
Dedi: “Üç yüz altmış gündür.”
Dedim: “Senin vehmine ilişen ve korkuna dokunan batmak ihtimali, üç yüz altmış bin ihtimalden birtek ihtimaldir. Böyle bir ihtimalden korkan, insan değil, hayvan da olamaz.”
Hem ona dedim: “Acaba kaç sene yaşamayı tahmin ediyorsun?”
Dedi: “Ben ihtiyarım. Belki on sene daha yaşamam ihtimali vardır.”
Dedim: “Ecel gizli olduğundan, herbir günde ölmek ihtimali var. Öyle ise, üç bin altı yüz günde hergün vefatın muhtemel. İşte, kayık gibi üç yüz binden bir ihtimal değil, belki üç binden bir ihtimalle bugün ölümün muhtemeldir. Titre ve ağla, vasiyet et” dedim.
Aklı başına geldi, titreyerek kayığa bindirdim. Kayık içinde ona dedim:
“Cenâb-ı Hak havf damarını hıfz-ı hayat için vermiş, hayatı tahrip için değil. Ve hayatı ağır ve müşkül ve elîm ve azap yapmak için vermemiştir. Havf iki, üç, dört ihtimalden bir olsa, hattâ beş altı ihtimalden bir olsa, ihtiyatkârâne bir havf meşru olabilir. Fakat yirmi, otuz, kırk ihtimalden bir ihtimalle havf etmek evhamdır, hayatı azâba çevirir.” 29. Mektub 6.Risale olan 6. Kısım-SORULAR-
1/ Korku duygusu insana ne için verilmiştir?
2/ Bu his nasıl hayatı tahrip eder, zorlaştırır, azaplı bir hale sokar?
3/ Korku duygusunu dengede tutmak, şeytanın desiselerinden korunmak için nasıl bir yol izlemek gerekir?
4/ Avamın ve bilhassa ulemanın, şeytanın korku yönünde gelen desiselerine kapılmalarındaki sebep ne olabilir?
5/ İnsan neden yaşayacağı kesin olmadığı halde gelecek günlere ehemmiyet verip korkuyor da, bir gün muhakkak karşılaşacağı ölüme hiç ehemmiyet vermeyip, endişe ve korku hissini bu yönde kullanmıyor?Anladıklarımızı paylaşmaya devam
soru cevap serbest
kopyala yapıştır yok 🙂16 Mayıs 2011: 12:31 #791690Anonim
1/ Korku duygusu insana ne için verilmiştir?
Korku hissi insana hayatını muhafaza etmek için verilmiştir.
Korku hissi insanda olmazsa ;eline bıçağı vurabilir.5 katlı apartmanda atlayabilir.gerisini siz düşününüz.korku hissi olmayınca neler olur,neler.
değil mi?2/ Bu his nasıl hayatı tahrip eder, zorlaştırır, azaplı bir hale sokar?
Yerinde kullanmayınca hayatı tahrip eder.Herşeyden korkunca hayat yaşanmaz olur.çok küçük ihtimallerden korkunca beal olur,azap olur.her an deprem olacak diye korkmak,her an başına bela gelecek diye beklemek.her an aç kalacaksın,diye düşünmek.tevekkülsüz yaşamak hayatı azaba çevirir.
Korkulacak şeylerden kendimizi muhafaza etmek için çekineceğiz.
gemide iken kendimizi suya atmayız.çünkü boğuluruz.böyle muhafaza edilecek.yoksa ben korkmam suya atarsa kendini,kefeni giyer.
ben korkmam diye aslanların olduğu eyre giderse…
birde hamam böceğinden korkmak,aman yatağıma gelir diye düşünerek,sabaha kadar yatmaz.işte korku böyle hayatı azaba çevirir.
ya ders yapmam.çünkü hükümetin adamları beni görür,işten atarlar demek,düşünmek.de insana zarar verir.
3/ Korku duygusunu dengede tutmak, şeytanın desiselerinden korunmak için nasıl bir yol izlemek gerekir?
Tedbirleri alarak,tevvekkül etmek.4/ Avamın ve bilhassa ulemanın, şeytanın korku yönünde gelen desiselerine kapılmalarındaki sebep ne olabilir?
işten atılacağını ve hapse atılacağını düşünmekle kapılırlar.16 Mayıs 2011: 23:17 #791778Anonim
1/ Korku duygusu insana ne için verilmiştir?
ALLAH c.c insani dünyaya bir numune olarak yaratmis ve cesitli hislerle donatmistir.
bize verilen hisler hayatimizi sekillendirmek acisindan önemli rol oynar ,
zaten insan aleme imtihan icin gönderilmis ve hem bu dünya icin hemde ahireti icin calisacak, madem böyle eger korku hissi verilmese idi insana imtihaninda bir anlami kalirmiydi , irademizle gerceklestirdigimiz bütün fiillerin bir suali olacak sa korku hissninde mutlak olmasi gerekir .Korku hissi olmasa düsünelim yoldan gelen bir arabanin önüne gecebiliz ,elektirik kablolarini tutabiliz , vahsi hayvanlarin yanina gidebilirz , gelecekten bir endise duymayabiliriz , ve neticede dengeler altüst olur . Rabbimz herseye okadar güzel bir ölcü denge koymuski bir hissimiz diger bir hissimize tekabül ediyor , daha iyi anlasiliyor .Yüce kitabimizdada buyuruluyor ; Eger inanmis iseniz benden korkunuz (Ali imran suresi )
Inanmis olan insanin ALLAHtan hakki ile korkmasi lazim hayatta iken gerceklestirdigi fiillerin bir hesabi olup sorguya cekilecegini bilmesi yapmis oldugu davranislarinda bir sekillendirme meydana getirir, süpheli olan , haram olan seylerden sakinir, onun azabindan korkar , hayatini alalede yasamaktan ve manasiz ve faydasiz seylerde ömrünü tüketmekten alikoyar .18 Mayıs 2011: 08:19 #791872Anonim
Diğer bütün hasselerde olduğu gibi, korku hissinin de Allah cc rızası doğrultusunda kullanılması icab ediyor
yani Allahtan korkup kulluk vazifesine dikkat edilmesi gerekirken,
maalesef şu zamanda insanlardan, hor bakışlardan, dünyevi kayıplardan korkulup İslamın getirdikleri arka plana atılıyor
“namaz kılsam işten atılırmıyım?”
“derse gitsem hapse atılırmıyım?”
“bana ne gözle bakarlar? aşağılarlarmı?”
gibi vehimlerle hareket ediliyor yazık ki.
halbuki “ben kulum ve beni yaratanın gösterdiği istikamette gitmeliyim”
diyerek hareket eder ve
Rabbimizin rızasını kaybetmekten korkarsak, hiçbirşey bize ağır gelmezyani Allah’tan cc korkmayanı herşey korkutur
ama Allah’tan hakkıyla korkan, herkese meydan okuyabilir, herşeye göğüs gerebilirnitekim birçok ayet ve hadiste Allah cc korkusu takvanın en üst mertebesi olarak gösterilmekte ve ehemmiyeti vurgulanmaktadır
İnkar edenlere dünya hayatı süslü gösterildi. Onlar iman edenlerle alay etmektedirler. Allah’a karşı gelmekten sakınanlar ise, kıyamet günü bunların üstündedir. Allah dilediğine hesapsız rızık verir. (Bakara Suresi: 212)
“İnsanın havf ve muhabbeti halka teveccüh ettiği takdirde, havf bir bela, bir elem olur. Muhabbet bir musibet gibi olur. Zira o korktuğun adam, ya sana merhamet etmez veya senin istirhamlarını işitmez. Muhabbet ettiğin şahıs da ya seni tanımaz veya muhabbetine tenezzül etmez. Binaenaleyh, havfın ile muhabbetini dünya ve dünya insanlarından çevir. Fatır-ı Hakime tevcih et ki, havfın Onun merhamet kucağına-çocuğun anne kucağına kaçtığı gibi-leziz bir tezellül olsun. Muhabbetin de saadet-i ebediyeye vesile olsun. “ Mesnevi-i Nuriye18 Mayıs 2011: 10:39 #791879Anonim
Allah Razı olsun Hocam,
Rabbim cümlemizin yar yar yardımcısı olur inşALLAH
18 Mayıs 2011: 16:02 #791905Anonim
Allah insana verdiği her aza ve hassalara birçok hikmetler yüklemiş, onlarda birçok faydalar gözetmiştir. Bizim bildiğimiz ve bilmediğimiz o kadar çok hikmetler varki, hem emanetçisi olduğumuz azalarda hem de hislerimiz de. Kendi varlığımız dahi bütünüyle sonsuz hikmetlere binaen var edilmiş. Kainattaki herşeyle alakadar olduğumuz cihetle yaratılan mevcudat kadar varlığımızın hikmetleri vardır desek yeridir. Korku hissi de hislermiziden sadece bir histir. Hikmetlerinden en belirgini hıfzı hayat yani hayatı muhafaza etmektir. Dünya hayatında bu hissi canımızı koruma amaçlı kullaıyoruz genelde. Korkuyoruz yüksekten düşmemek için tedbir alıyoruz, arabayla kaza yaparsak diye emniyet kemeri takıyoruz, boğulmamak için yüzme öğreniyoruz ya da can simidi alıyoruz yanımıza. Kırmızı ışıkta geçmiyoruz. Bunlar ve benzerleri korku hissini müsbet manada kullandığımız haller. Bir de menfi olanı varki bu korkunun dünyadaki canımızı koruduğumuzu zannederken ebedi hayatımızı tehlikelere atabiliyoruz. Korku hissi hayatın muhafazası içn verilmiş lakin biz o hayatı sadece bu hayat olarak algılar isek o hissi yanlış kullanıyoruz demektir. Çünkü asıl hayat ahiret hayatımızdır. Ahiret hayatımızı tehlikeye atan şeylerden canımız pahasına dahi olsa korku duymamamız gerekir. Üstad hazretleri tarihimizde bunun en yakın misallerindendir. Ahiretini tehlikeye atacağını bildiği şeylerde hayatın muhafazası için verilmiş olan korkuyu zerre kadar hissetmemiş. “Ecel birdir, bana bir pasaport lazım ebedi hayata gitmek için” gibi sözlerle dik bir duruş sergilemiş. Eğer korkup böyle yapmamış olsa idi, dünyadaki hayatını muhafaza ederken ebedi hayatını muhafaza etmemiş olacaktı.
Dünyanın her yerinde dinimize düşman olanlar var. Okulllarımızda, evlerimizde, işyerlerimizde. Kimileri makamla, kimileri ailesiyle, kimileri hayatı ile tehdit edilip korkutuluyor. Dikkat edilmesi gereken, korkup vazgeçtiğimiz şeyler, geçici dünyamızı değil de ahiret hayatımızı tehlikeye sokuyor mu ona bakmamız gerekir. Dünyada ölüp ahirette dirileceğiz nihayetinde. Sonsuz bir azapla ebedi hayatı mahvetmekten daha beter birşey olabilir mi ?
19 Mayıs 2011: 07:21 #791943Anonim
İnsan neden yaşayacağı kesin olmadığı halde gelecek günlere ehemmiyet verip korkuyor da, bir gün muhakkak karşılaşacağı ölüme hiç ehemmiyet vermeyip, endişe ve korku hissini bu yönde kullanmıyor?
Bu sorunun cevabı aslında kişiye göre değişir
ölümü kendimize çok uzak görüyoruz
aslında risalelerde sürekli okuyoruz veya hergün kaç kişinin ölüm haberini duyabiliyoruz
ama yinede sanki sıra bize gelmeyecekmiş gibi düşünüyoruz
ya da daha çooo..k zaman varmış gibi geliyor
yani aslında ölümden de korkuyoruzdur ama
önümüzdeki sene olabilecek bir olay bizi daha çok korkutuyordur
çünkü nedense garantimiz varmış gibi düşünüp, hesaplar yapıp, endişe duyuyoruz biçok şeyden
ya evladımız üniversiteyi kazanamazsa
iş bulamazsa
ya kanser olursam … vs
yani bunların hepsi bize daha yakın geliyor demek kizaten insanın ölümden değil de, akıbetinden endişe etmesi lazım bence
yani ölüm sadece bir aracı
ve ölümün hakikatini, ne büyük nimetleri olduğunu bilen zaten korkmaz
yani bizi bu yönde korkutması gereken günahlarımız olmalıRabbim cc bizler için ölümü, kendisine ulaştıracak hayırlı bir kapı eylesin inşaallah
19 Mayıs 2011: 07:32 #791944Anonim
evham ve korku aynı şeymidir?
aralarındaki fark nedir?19 Mayıs 2011: 19:52 #791972Anonim
@akna 250816 wrote:
evham ve korku aynı şeymidir?
aralarındaki fark nedir?bence aynı şey değildir;Evham vehimdir..endişenin artmış şekli Bir nevi, vesvesenin beyinde yoğunlaştığı andır evham.manevi olarakta fiziksel olarak sağlılıklı bir durum değildir…bir hayaldir evham..evhamın bir İleri dereceside vesvesedirki buda şeytanı lainden kaynaklıdır..Allah (.c.c) muhafaza …
korkuda insanın iradesi dışında gelişen olgudur..akıl ilede bazen kontrol altına alınmaz..Hatta tıbbi boyutuylada bakarsak korkuya;korkan kişini rengi benzi artar taşikardi dediğimiz kalp atışlarında yükselme olur vs..Korku evhama göre daha ciddi bir meseledir..
Peki korku veya korkularımız hep kötü bir şey midir;Bence hayır; neden ve niçin korktuğumuza göre korkunun rengi SİYAH YADA BEYAZ olabilir;Yine isimlendirmek gerekirse manevi korkularımızın rengi elbetteki beyazdır ki buda faydalı ve gerekli bir husustur vesselam..
22 Mayıs 2011: 13:21 #792166Anonim
“..Yirmi Dokuzuncu Mektubun Altıncı Kısmını pederim, Fethi Bey, Hoca Abdurrahman ve diğer bir zat hazır iken, geçen Cuma okudum. Ben birkaç defa sırf kendi hesabıma mütalâa ettim. Okuyacak ve okunması icap edecek mahdut zevâtın da inşaallah istifadesine çalışacağım. Bu nurlu eserler hem okşamak, hem korkutmak gibi iki zıt tesiri hâizdir. İnsanlara bu iki vasıtadan birinin müessir olacağı da şüphesizdir. İşte bu hakikati göz önünde bulunduran şerâit-i imandaki esaslara müşabih bir tarzda, Kur’ân-ı Hakîmin tilmizlerini ve hâdimlerini hakikaten ikaz ediyor ve aldanmamaları için altı esası kendilerine bihakkın ders veriyorsunuz:
1 Hubb-u câh yerine, Allah’a imanın bir mânâsı olan rızâ-i İlâhî’yi;
2. Havf ve vehim yerine kadere imanı;
3. Hırs ve tamah yerine “Şüphesiz ki rızık veren, mutlak kudret ve kuvvet sahibi olan Allah’tır.” (Zâriyât Sûresi: 51:58.) âyet-i celilesi delâletiyle Kur’ân’a, kütüb-ü İlâhiyeye imanı;
4. Menfî milliyetçilik hissi yerine, bütün cin ve inse mürsel Nebiyy-i Efham (Sallâllahu Teâlâ Aleyhi ve Sellem) Efendimiz Hazretlerinin mesleğini, “Mü’minler kardeştirler.” (Hucurât Sûresi: 49:10.) ve “Allah’ın dinine ve Kur’ân’a hep birlikte sım sıkı sarılın; ayrılığa düşüp dağılmayın.” (Âl-i İmran Sûresi: 3:103.) gibi âyât-ı mübarekeyi derhatır ettirmek suretiyle Peygamberlere imanı;
5. Enâniyet yerine acze, noksanımızı itiraf ve Kur’ân’ın tereşşuhatının neşr ve muhafazası bâbında hissemize düşen hizmeti yapmak ve hizmetle mükellef olduğumuzu bilerek neticeyi hesaplamamak, yani bir nevi beşeriyetten çıkmak, kütüp ve suhuf-u enbiyayı inzâle vasıta olan melâikeye benzemek suretiyle meleklere imanı;
6. Tembellik ve tenperverlik yerine vazifedarlık, kudsî ve her saati birgün ibadet hükmüne geçecek kıymette olduğuna şüphe edilmemek lâzım gelen Kur’ânî hizmete vakit bırakmayacak hallere karşı, bu hizmetin ulviyetini dahi düşünerek, elden çıkmazdan evvel gözü dört açmayı, yani ölmezden evvel hayatın kadrini bilmek gibi, kat’î bir lisanla âhirete imanı delâleten, remzen, işâreten, sarahaten ders veriyorsunuz ve ikaz lütfunda bulunuyorsunuz… “ Barla Lahikası 83 (Hulûsi Beyin bir fıkrasından)
22 Mayıs 2011: 15:25 #792176Anonim
@akna 251281 wrote:
2. Havf ve vehim yerine kadere imanı;
“Kadere iman eden, kederden emin olur.” Risale-i Nur
Allah razı olsun.
22 Mayıs 2011: 19:54 #792186Anonim
Birinci sözde bedevi arap çöllereinde seyahat eden adamın bir kabile reisin ismini almadığı için Daima titrer, daima dilencilik ederdi. Hem zelil, hem rezil oldu. Şeklinde tarif edilir. Şu sahranın Mâlik-i Ebedî’si ve Hâkim-i Ezelî’sinin ismini al. Tâ, bütün kâinatın dilenciliğinden ve her hâdisatın karşısında titremeden kurtulasın. buyurulur. Buradaki dilencilik ve titreme tabirleri Allahtan korkmadığı için her şeyden korkan bir insanın ruh halini resmediyor. Ancak dikkat edersek kainatın dilencisi diyor üstad yani insandaki korku duygusunu bütün kainatı içine alacak şekilde genişletiyor. Sadece hastalıktan korkar sadece namaz kılıyor diye işinden atılmaktan korkar veya yarın aç kalıp geçimini temin edememekten korkar demiyor. Çünkü insan kainatla alakadar bir varlık. İnsanı dünyanın öbür ucunda masum bir insana yapılan bir zulüm müteessir ettiği gibi ülkesindeki terör olayları da mütessir ediyor. Mahallesindeki komşusunun vefatı onu etkilediği gibi ailesindeki bir hastalıkta insanı üzüyor. Vücudumuzdaki yetmiş trilyon hücrenin sağlıklı çalışması bizi alakadar ettiği gibi dünyanın yörüngesinden çıkıp başka bir gezegene çarpıp çarpmamasıda bizi ilgilendiriyor. Geleceği düşünüp istikbal ve derdi maişet endişesiyle alakadar oluyoruz. Geçmişi düşünüp keşke şunu yapmasaydım düşünceleriyle oturup kalkıyoruz. Dolayısıyla zerrelerden kürelere ve yaşadığımız hadiselere kadar bunların hepsinin dizginlerinin Allahın elinde değilde haşa kendi kendine olduğunu düşündüğümüzde acaba 70 trilyon hücremden biri arızalanırda hastalanırmıyım veya ölürmüyüm, ya da acaba şu gezegenler dünyamıza çarparmı veya namaz kıldığım için çevrem tarafından kınanırmıyım memuriyetimden atılırmıyım gibi kainatla alakadarlıklarımız kadar korkular ruhumuzu sarar ve bizi huzursuz eder. Ancak inançlı bir insan bilir ki zerrekerden kürelere kadar her şeyin dizgini Allahın elinde ve o(cc) izin vermeden bütün dünya toplansa bana zarar veremez veya Allah bize bir zarar diledimi bütün dünya bir araya gelse bunu engelleyemez.
münevver-ül kalb bir âbidi, küre-i arz bomba olup patlasa, ihtimaldir ki, onu korkutmaz. Belki hârika bir kudret-i Samedaniyeyi, lezzetli bir hayret ile seyredecek. Fakat meşhur bir münevver-ül akıl denilen kalbsiz bir fâsık feylesof ise; gökte bir kuyruklu yıldızı görse, yerde titrer. “Acaba bu serseri yıldız Arzımıza çarpmasın mı?” der; evhama düşer. (Bir vakit böyle bir yıldızdan Amerika titredi. Çokları gece vakti hanelerini terkettiler.)22 Mayıs 2011: 20:06 #792188Anonim
Köpeklerde bir özellik vardır. Biri köpeğe yaklaştımı korkutmak için havlar ve hırlar eğer insan bu hırlamadan korkarsa bir koku salgılar ve köpekte bu kokuyu keskin koku alma özelliğiyle duyar ve anlar ki karşısındaki korkuyor bu sefer daha fazla hırlamaya ve dayılanmaya başlar. Ancak karşısındaki korkmadığında o kokuyu salgılamadığından köpek bu sefer çekinir ve hırlamasını keserek geri adım atar.
Zalime karşı gösterilen korkaklık, dik durmama onu dahada cesaretlendirir ve daha çok müslümana baskı ve eziyet yapmasına sebep olur diğer tabirle canavara merhamet etmek dişinin kirasını istemesine sebep olur.
Enaniyetliye karşı gösterilen tevazuda onun daha çok enaniyete girmesine sebep olup tevazu göstereninde zillet içine düşmesiyle neticelenir.
Ancak burada ifrata ve tefrit etmemek gerekir. Kurtlar vadisi filmindeki bir sahnede olduğu gibi sonunu düşünen kahraman olamaz diye düşünürek ben korkak değil cesaretliyim deyip bir meselenin sonunu düşünmeden önünü arkasını hesaplamadan hareket etmekte sakıncalıdır. Kainatın efendisi (s.a.v) çağrı filminden de hatırlanacağı üzere Müslümanlığın ilk yıllarında sahabileriyle bir araya gelmelerini gece gizli gizli yaparken belli bir güce ulaştıktan sonra açıktan tebliğe başlamışlardır. Diğer tabirle güç dengesinin olmadığı zaman teknik ve temkinli hareket etmişlerdir.
22 Mayıs 2011: 22:25 #792194Anonim
3/ Korku duygusunu dengede tutmak, şeytanın desiselerinden korunmak için nasıl bir yol izlemek gerekir?
hayatimizda ve ibadetlerimizi yerine getirirken icinde bulundugumuz ruh hali cok önemlidir. Yasantimizda Yüce Rabbimize olan imanimiz mi , onun azabindan duydugumuz korkularimiz mi yoksa onun engin merhametinden ümit etmek mi daha agir basiyor bir bakmali fiilerimizi ona göre sekilendirmeliyiz.Halk arasindada genelde yaygindir onu yapma o günah , sunu yapma o günah gibi
Ama sunu bilmek lazimki eger günah islememis bir topluluk olsaydi onu helak eder tekrar günah isleyen bir topluluk yaratirdim buyuran Rabbimizin ne kadar sefkatli , merhametli oldugunu bilmek ibadetlerimizi ve hareketlerimizi korku ve ümit hali icerisinde dengede tutmak gerekir.Misalen bedenimizin saglikli oldugu zaman diliminde günaha daha cok meyletmek bakimindan korku hissinin daha baskin olmasi gerekirken , hasta oldugumuz bir zamanda ise ümit duygusu daha agir basar .
Her bir duygu birbirinin tamamlayicisi gibidir. Korku hisine tekabül eden histe ümit etmektir . Cogu zaman da derizya ALLAHIM bizi korktuklarimizdan emin umduklarimiza nail eyle (amin ) .
Seytanin desiselerine kapilmamak icin ise seytanin insana en cok hangi yollardan yaklastigini bilmemiz gerekir .Yine insanda bulunan hisler vasitasi ile seytan hem akla hem kalbe girecek yollari kollar .
Mesela öfke ,hased, hirs, sehvet, gurur gibi hislerimizden seytan daha cok faydalanir . Bu gibi hislerimizi kontrol altina almaliyiz ki onun kalbimize ve aklimiza atmak istedigi vesvese tohumlarinin yesermesine sebebiyet vermeyelim onu sevindirmeyelim .
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.