- Bu konu 1 yanıt içerir, 1 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
24 Mayıs 2011: 18:44 #671732
Anonim
12. FASIL: OSMAN B. MA’ZUN’UN EZİYETLERE GÖĞÜS GERMESİ– Osman b. Ma’zun, Velid b. Muğire’nin emanında bulunuyordu ve kimse kendisine dokunmuyordu. Fakat diğer müslümanların zorluk ve baskı altında olduklarını görünce
“Andolsun, sabah gidip akşam emin olarak evime gelmem şirk ehlinden bir kişinin korumasıyla meydana geliyor. Halbuki benim arkadaşlarım ve dinimin ehli eziyetlerle karşı karşıya bulunmaktadır. Onlara isabet eden bana etmiyor Bu benim için büyük bir eksikliktir” dedi. Bunun üzerine Osman, Velid b. Muğire’ye gidip
“Ey Eba Abdişems, senin ahdin yerine geldi. Ben sana emanını geri veriyorum” dedi. Velid
“Bunu niçin yapıyorsun, yeğenim? Benim kavmimden birisi sana eziyet mi ediyor?” diye sordu. Osman
“Hayır, fakat ben Allah’ın korumasına razıyım. Allah’tan başkasına sığınmak istemiyorum” dedi. Velid
“O halde mescide gel. Orada ben seni korumama aldığım gibi, alenen sen de benim korumamı geri ver” dedi. Osman’la Velid mescide gittiler ve Velid, Kureyş’e
“Bu, Osman’dır. Benim korumamı bana geri veriyor” dedi. Osman da
“Velid doğru söylüyor. onun ahdine vefa gösterdiğini ve korumasında olan bir kimsenin de şerefli olduğunu bildim. Fakat ben Allah’tan başkasına sığınmaktan hoşlanmıyorum. Onun için onun korumasını geri veriyorum” dedi. Osman mescidden ayrılırken Lebib b. Rebia b. Malik Kilabu’l Kaysi, Kureyş meclisinde oturmuş, şiir okuyordu. Osman da onlarla beraber oturdu. Lebib
“Dikkat edilsin, Allah’tan başka herşey batıldır” dediği zaman, Osman ona
“Doğru söyledin” dedi. Lebib
“Her nimet kesinlikle zail olup gidecektir” dediği zaman, Osman
“Bu sefer yalan söyledin. Cennet ehlinin nimeti zail olmaz” dedi. Lebib bin Rebia
“Ey Kureyş cemaati! Andolsun, sizinle birlikte oturan kişi daha önce eziyet görmüyordu. Bu, ne zamandan beri sizde peydah olmuştur?” dedi. Orada oturanlardan bir kişi, Osman’ı kastederek
“Şu sefihtir. Kendisi gibi sefih birkaç arkadaşı daha vardır. Bizim dinimizden ayrılmışlardır. Sakın onun sözünden kırılmayasın” dedi. Osman da ona cevab verdi. Aralarındaki münakaşa büyüdü. O kişi kalktı. Osman’ın gözüne şiddetli bir tokat vurdu. Velid b. Mugire de Osman’ın başına geleni görüyordu. Ona hitaben
“Yeğenim! İşte gördün. Eğer emanımı geri vermeseydin gözün kör olmazdı. Buna ne gerek vardı” dedi. Osman da
“Allah’a yemin ederim ki, diğer sağlam gözümü de Allah yolunda feda etmeye hazırım” dedi. Sonra
“Ben şimdi öyle bir kimsenin himayesi altındayım ki, O senden çok daha güçlü ve kudret sahibidir” dedi ve şu şiiri okudu:
Eğer gözüm Allah yolunda
Hidayetten yoksun bir inkârcının eliyle
Kör olmuşsa, şüphe edilmesin ki,
Merhamet sahibi olan Allah, onun yerine,
Bana büyük bir mükâfât hazırlamıştır.
Ey Kavmim, O yüce merhamet sahibi,
Kimden hoşnut olursa, en mutlu kimse odur.Siz benim hakkımda;
Satılmış, yolunu şaşırmış, akılsız da deseniz,
Ben hak peygamber olan Muhammed’in
Dini üzerindeyim ve onu terketmeyeceğim.
Benim maksadım Allah’ın rızasını kazanmaktır.
Bize zulüm ve haksızlık edenlerin hoşuna gitmese de
Bizim dinimiz haktır, gerçek dindir.[1]
– Hz. Ali, Osman’ın gözüne isabet eden darbe konusunda şunları söyler: (Şiir)Acaba emniyetli olmayan bir zamanı mı hatırladın ki mahzun olduğun halde, ağlayarak, üzülen bir kimse gibi sabahladın. Acaba ahmak kavimleri mi hatırladın ki imana çağıranı zulümle örterler, fahiş şeylerden sakınmazlar? Hile yapmak onlarda emniyetli olmayan bir yoldur. Görmez misiniz, Allah onların hayrını azaltsın, biz Osman b. Ma’zun hakkında öfkelendik. Hatırla o zamanı ki ona yumruk atarlar, hem de korkmadan gözüne atarlar, arka arkaya ve eksik olmayan bir yumruk! Gelecekte Osman onlara, eğer acelece ölmezse aynı şekilde misillemede bulunacaktır. Bu da aldanılmamış bir karşılıktır.[2]
____________________________
[1] Ebu Nuaym, Hilye, I/103; Heysemi, III/93, İbn İshak’tan senetsiz olarak rivayet etmiştir. Burada şu ek vardır: Velid ona “Yeğenim, gel yine benim himayeme gir” diye teklifte bulundu. Fakat Osman hayır diye cevap verdi. Heysemi, VI/34.
[2] Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 1/291-292. -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.